Zahirî ve Bâtınî Amellerin Faziletleri

Zahiri ve bâtınî ameller bizzat kendileri, taalluk ettikleri şeyler, verdikleri semereler ve onlara vesile ve teşvik edici olan şeylerle şeref kazanır.

Amellerimizin en üstünü Zât’ı ve sıfatlarını bilmektir. Çünkü bu amelin taalluk ettiği şeyler en şerefli konular, semereleri de en üstün semerelerdir. Yine Allah’a taalluk eden bütün taatler de böyledir. Çünkü O’na icabet etmek icabetlerin en üstünü, O’na itaat etmek itaatlerin en üstünü, O’na ibadet etmek ibadetlerin en üstünü, O’ndan korkmak korkuların en büyüğü, O’nu gözetmek gözetmelerin en güzeli, O’nu sevmek sevgilerin en mükemmeli, O’na saygı duymak saygıların en yücesi, O’na yönelmek yönelişlerin en hayırlısı, O’nu zikretmek zikirlerin en şereflisi, O’na şükretmek şükürlerin en şereflisi, verdiği hükme sabretmek sabırların en üstünü, O’nun sıfatlarını düşünmek düşüncelerin en üstünü, O’nu dilemek dileklerin en güzeli, O’na dua etmek duaların en üstünü, O’nun için ağlamak ağlamaların en üstünü, O’ndan utanmak utanmaların en üstünü, O’nda fanî olmak fanî olmaların en üstünü, O’nun uğruna cömertlik yapmak cömertliklerin en üstünü, O’na sığınmak sığınmaların en üstünü, O’na duyulan saygıdan dolayı yalvarmak yalvarmaların en üstünü, O’nun ululuğundan dolayı tevazu göstermek tevazuların en üstünü, O’nun için süslenmek süslenmelerin en üstünü, O’nun izzeti önünde boyun eğmek boyun eğmelerin en üstünü, O’nun marifetiyle güzelleşmek güzelleşmelerin en üstünü, O’nun hatırına zayıf görünmek zayıf görünmelerin en üstünü, O’nun hatırına yumuşak davranmak yumuşak davranışların en üstünü, O’nun zâtını, sıfatlarını ve hükümlerini tanımaya çalışmak tanımaların en üstünü, O’na adanmak adanmışlıkların en üstünü, O’nu dinlemek dinlemelerin en üstünü, O’nun emrine sevinmek sevinçlerin en üstünü, O’na itaat etmekten dolayı duyulan mutluluk mutlulukların en üstünü, O’nun âdâbı âdâbın en üstünü, O’nun taraftarları taraftarların en hayırlısıdır. Müjdeler olsun onlara, onların dönüp varacağı yer ne güzel yerdir!

Fasıl

Hâller sebepleriyle ve taalluk ettikleri şeylerle şeref kazanır. Saygı, sevgiden daha üstündür. Çünkü saygı celâli bilmekten kaynaklanır, zâta ve sıfatlara taalluk eder. Saygının hemen akabinde, verilen nimetleri ve lütufları bilmekten kaynaklanan sevgi gelir. Sonra da tevekkül gelir, çünkü tevekkülün kaynağı fiillerin tek başına O’na ait olduğunu görmektir. Daha sonra ise havf (korku) ve recâ (ümit) gelir, çünkü bu iki duygu hayır ve şerri görmekten kaynaklanır ve onlara taalluk eder. Ancak bu iki duygu, Allah’ın hayır ve şer üzerindeki kudretini bilme yönüyle şeref kazanmıştır. Çünkü hayırdan aciz olandan bir şey ümit edilmeyeceği gibi, zarar vermeye gücü olmayandan da korkulmaz.

Vesilelerin ve Sebeplerin Rütbeleri

Her ne kadar bütün maksatları faziletlere dair olsa da vesileler maksatların hükmünü alırlar. Güzele yönelten .vesileler güzel, çirkine yöneltenler çirkindir. Vesilelerin en üstünü, marifete ve imana ulaştıran nazar gibi, en üstün maksada ulaştıran vesiledir.

Bazen bir fiil bir yönden güzel, bir başka yönden çirkin olabilir. Bir flil taalluk ettiği şeye ve yol açtığı sonuca göre çirkin veya güzel olur. Uygulamak üzere hayrı öğrenmek ve yapmamak üzere şerri öğrenmek güzeldir. Yapmamak üzere hayrı öğrenmek ve uygulamak üzere şerri öğrenmek çirkindir. Kâfirlere reddiye vermek üzere onların mezheplerini öğrenmek güzeldir. Çünkü bu hareket onların mezheplerini geçersiz kılmaya yöneliktir.

Uygulamak üzere sihir yapmayı öğrenmek çirkindir. Fakat sihirle mucizeyi birbirinden ayırmak için sihir öğrenmek caizdir. Çünkü böyle yapmak mucizeleri ispat etmeye sebep olur. Müstehcen ve edepsizce konuşmayı öğrenmek çirkindir, çünkü bunu yapmakta bir fayda olmadığı gibi çirkin şeylerin akla gelmesine sebep olur.

İbadet etmeyi istemek ve ibadetleri sevmek güzeldir, çünkü böyle olmak ibadet etmeye vesiledir. Yasakları yapmayı istemek ve onları sevmek ise çirkindir, çünkü bu da yasakları işlemeye vesiledir.

Günahlardan hoşlanmamak güzeldir, çünkü onlardan uzak kalmaya sebep olur. İbadetlerden hoşlanmamak ise çirkindir, çünkü ibadetleri terk etmeye sebep olur. İbadetlerin şerefini ve sevabını mülahaza etmek güzeldir; çünkü bu, ibadetleri yapmaya sebep olur. Günahların vereceği zevkleri mülahaza etmek ise çirkindir; çünkü bu, günah işlemeye teşvik eder. İbadetlerin zorluklarını mülahaza etmek çirkindir; çünkü bu, kişiyi ibadetleri terk etmeye yöneltir. Günah işlemenin çirkinliğini ve cezasını mülahaza etmek ise güzeldir, çünkü böyle düşünmek günahları terk etmeye sebep olur.

İyi insanlara sevgi beslemek güzeldir, çünkü onlarla dostluk etmeye ve onlara yardımcı olmaya sebep olur. Günahkârları sevmek ise çirkindir, çünkü onlarla samimi olmaya ve onlara destek vermeye neden olur.

Kâfirlere düşmanlık beslemek güzeldir, çünkü onlardan uzak durmaya sebeptir. Hayırlı insanlara düşmanlık beslemek ise çirkindir, çünkü onlardan ayrı düşmeye sebeptir.

Allah için kızmak güzeldir, çünkü takvaya sebep olur. Nefis için kızmak ise çirkindir, çünkü hevâya tâbî olmaya sebep olur.

İbadetlere istekli olmak güzeldir, çünkü onları yapmaya sebep olur. Günahlara istekli olmak ise çirkindir, çünkü günah işlemeye devam etmeye sebep olur. İbadetlerden geri durmak çirkindir, çünkü onları terk etmeye sebep olur. Günahlardan geri durmak ise güzeldir, çünkü onları bırakmaya sebep olur. İyiliklere ve kötülüklere meyilli olmak da onlara istekli olmak gibidir.

Dünyanın süsüne bakmak çirkindir, çünkü ona meyletmeye sebep olur. Ahiretin güzelliğine bakmak ise güzeldir, çünkü âhirete yönelmeye sebep olur. Bâtılın çirkinliğini garipsemek güzeldir, çünkü kişiyi bâtıla dalmaktan men eder. Hakkın güzelliğini beğenmek ise güzeldir, çünkü onu daha fazla yerine getirmeye sebep olur.

Hakkı ve ehlini küçümsemek çirkindir, çünkü onları terk etmeye sebep olur. Bâtılı ve ehlini küçük görmek ise güzeldir, çünkü onları terk etmeye sebep olur. İbadetleri yapmaktan geri kalmak çirkindir, çünkü az ibadet etmeye sebep olur. İbadetle meşgul olmak güzeldir, çünkü çok ibadet etmeye vesiledir.

Verilen nimetleri az bulmak çirkindir, çünkü nimete nankörlük etmeye sebep olur. Verilen nimetleri çok bulmak ise güzeldir, çünkü onlara şükretmeye vesile olur.

Gafletlerin en çirkini yeryüzünün ve göklerin Rabb’i olan Allah’tan, sonra ibadetlerden gaf‘il olmaktır. Gafletlerin en güzeli ise günahlardan ve suç işlemekten gafil olmaktır.

Marifetlerin Semereleri ve Faydaları

İnsanın en üstün vasfı irfandır. İrfanın en üstünü de Deyyân olan Allah’ı tanımaktır. Çünkü O, bütün iyi olan şeyleri emretmiş ve her çeşit düşmanlığı yasaklamıştır.

Bundan sonra Kur’an hükümlerini, Kur’an’ın itaat edenlere ve müminlere, kâfırlere ve isyankârlara vaad ettiği şeyleri bilmektir.

Rahmân’ı bilip tanımanın semeresi; yüce hâllere, değerli sözlere, hoşnut olunmuş fiillere ve uhrevî derecelere sahip olmaktır.

Allah’ın hükümlerini bilmenin semeresi; çizgiyi aşıp azgınlık etmekten kaçınmak ve Allah’ın rızasına uymaktır.

Verilecek sevap ve cezayı bilmenin semeresi; isyankârların elde edeceği şeyden ibret almak, itaate ve iyilik yapmaya yönelmektir.

Dünyanın değersizliğini ve fâniliğini bilmenin semeresi; dünyayı küçük görmek ve ona iltifat etmemektir.

Ahiretin değerini ve bakiliğini bilmenin semeresi; âhirete yönelmek ve ona kavuşmaya acele etmektir.

Kalbin Deyyân olan Allah irfanıyla dopdolu olmasının semeresi; dünyayı bir tarafa atmak, ihvânı terk etmek, vatanlardan göçmek, tarikatlara girmek, ilgileri kesmek, hakikatlere yapışmak ve halkı razı etmekten önce Hakk’ı razı etmektir. Şüphesiz ki Allah kullarını amaçların en üstününü seçecek ve tercih edecek, en mükemmelini isteyecek ve iki zarardan en az zararlı olanını seçecek şekilde yaratmıştır. Ahmak ve faziletlerin rütbelerini bilmeyenden başkası veya şakî ve menzillerin en yücesinden gafil olanlardan başkası değerliyi bırakıp daha değersizi istemez.

Ahiret yurdunun şerefıni bilmeyenlerden başkası bu dünya ile meşgul olmaz. Cebbâr olan Melik’in azametini bilmeyenlerden başkası da âhiret yurduyla meşgul olmaz. 0 hâlde neyin faziletli ve neyin kusurlu olduğunu bilmemek dünyayı âhiretin ve daha az üstün olanı üstün olanın önüne geçirmenin, kusurlu şeylerle ilgilenmenin ve faziletli şeylerden uzak durmanın sebebidir.

Cehâletlerin Zararı

Cehâletlerin en çirkini, insanın Deyyân olan Melik’i, Kur’an’ın hükümlerini, Allah’ın itaat ehli ve müminler için cennette ve cehâlet ehli ve isyankârlar için cehennemde hazırlamış olduğu şeyleri bilmemesidir.

Allah’ı bilmemek irfan meyvelerinin zıtlarını semere olarak verir, cehennemde ebedî kalmaya ve Rahmân’ın gazabına sebep olur.

Bazı sıfatları bilmemek onları bilmenin dünya ve âhirete ilişkin verecek olduğu semerelerin zıddını verir.

Hükümleri bilmemek günah işlemeye, haram yemeye, halka zulmetmeye, namaz ve orucu zâyi etmeye sebep olur.

Bu dünyanın değersizliğini bilmemek dünyaya meyletmeye sebep olur.

Allah’ın günlerini bilmemek gaflete düşmeye ve aldanmaya, Cebbâr olan Allah’a isyana cüret etmeye sebep olur.

Kulların Birbirlerine Karşı Üstünlük Sağladıkları Şeyler

Allah Teâlâ’nın en sevdiği ve çok değer verdiği kulları; Mevlâ’larının müstahak olduğu celâl sıfatlarını, kemâl sıfatlarını, kullarına bahşettiği nimetleri ve üstünlükleri, Allah hakkında imkânsız olan kusur, eksiklik, değişme ve son bulma gibi nitelikleri, yapması caiz olan emir verme, yasaklama, nasihat etme, men etme, müjdeleme, peygamber gönderme, kıyamet günü haşir ve neşir etme, cezalandırma, mükâfatlandırma, rezil etme ve onurlandırma gibi fiilleri bilen kimselerdir. Onlar Allah’tan başkasına tapmazlar ve O’ndan başkasının rızasını istemezler. Allah onları huzurunda bulundurur. Onlar O’ndan başkasına hâllerini arz etmezler. Sadece O’na dayanıp güvenirler. Onlar Allah’ı bilme bahçelerinde bulunurlar ve O’nun mükemmel sıfatlarına bakarlar. Allah’ın celâline baktıldarında O’ndan korkup fanî olurlar.

Allah’ın cemâline baktıklarında O’nu sevip rahata ererler. Allah’ın gazabının şiddetine baktıklarında O’ndan korkup boyun eğerler. Allah’ın rahmetinin enginliğine baktıklarında O’ndan niyaz edip O’na tevbe ederler. Allah’ın tek başına bütün fiilleri yarattığına baktıklarında O’ndan başkasına dayanmazlar. Allah’ın kendilerini gördüğüne baktıklarında O’na muhâlif davranmaktan utanırlar. Allah’ın çağrısını işittiklerinde hemen icabet ederler. O’nun müjdesini duyduklarında neşelenirler. Kalpleri O’nun azametiyle dolduğunda görünmez olurlar. Arifler bu rütbelerde farklı farklı ve bu vasıflarda birbirlerinden üstündürler. Bu dünyada onların en üstünü, yarın âhiret yurdunda en yüksekte olanı, Aziz ve Gaffâr olana en yakın olanıdır.

Üstünlüklerin Sebepleri

Üstünlüklerin kesbî ve kesbî olmayan olmak üzere sebepleri vardır. Kesbî olmayan, yani sonradan kazanılmayan üstünlük sebepleri altıdır:

1-Akıllar. Akıllara izafet edilen sevap akılların eserlerine bağlıdır. Akıllar marifetlere, yakınlık elde etmeye ve yüce derecelere davet ederler.

2-Kıskançlık, yumuşaklık, şefkat, cömertlik, cesaret ve utanma duygusu gibi doğuştan gelen seçkin ve değerli sıfatlar. Sevap bunların eserlerine bağlıdır.

Kıskançlığın eseri; çirkin eylem ve sözleri ve bunlara sebep olabilecek şeyleri kadınlardan defetmektir.

Yumuşaklığın eseri; mazlumun kini soğuyuncaya kadar kötülük edeni cezalandırmayı ertelemektir ki böylece yapılan kötülüğü affetmesi kolaylaşmış olur.

Şefkatin eseri; en mükemmel iyiliği yapmak ve en kapsamlı lütuflarda bulunmaktır.

Cömertliğin eseri; Allah’a yakınlaştıran bütün fiillerde mal ve hizmet sarfetmektir.

Cesaretin eseri; canları, malları, kadınları ve çocukları düşmanların saldırısından korumaktır.

Utanma duygusunun eseri; bütün çirkin şeylerden uzak durmaktır.

3-İlhamla gelen bilgiler. Bunların sevabı, ortaya koymuş oldukları hâllere ve amellere hastır.

4-Bilinmeyen şeyleri ortaya çıkarmak ve harikulade şeyler yapmak gibi kerametler. Bu kerametler tarikat yoluna girenler için birer fitnedir. Kim bunlarla meşgul olursa Mevlâ’sından ayrı düşer. Kerametlere bakmayıp Allah’a yönelen, Mevlâ’sıyla meşgul olduğu için yükselir.

5-Nübüvvet. Bu en üstün mertebe ve en yüce amaç olup çalışıp çabalamakla elde edilmez.

6-Risalet. Bazen risalet vasıtasız olarak mücadele etmek olur, Allah’ın şu kavli gibi: “Firavun’a git! Çünkü o çok azdı.” (Nâziât, 79/17) Bazen de melek vasıtasıyla olur, Allah’ın şu kavli gibi: “Ey bürünüp sarınan! Kalk ve (insanları) uyar!” (Müddessir, 74/1, 2)

Yukarıda sözü edilen altı sebebin sevabı, her ne kadar özleri itibariyle şerefli olsalar da eserlerine bağlıdır. Hatta bazıları, sevapların çoğundan daha üstündür; nübüvvet, risâlet ve ilhamla gelen bilgiler gibi.

Geri kalan diğer sebepler ise kesbî olup emir, hamd, dünyadaki ve âhiretteki sevap bunlara taalluk eder. Bunlari şöyle sıralayabiliriz:

1-Allah Teâlâ’yı, O’nun en güzel isimlerini ve en yüce sıfatlarını bilmek. Bu şeref, semere ve eser itibariyle amellerin en üstünüdür. Bundan sonra ise O’nun âdâbını ve hükümlerini bilmek gelir.

2-Saygı duymak, sevmek, tevekkül etmek, korkmak, ummak ve fanî olmak gibi, sıfatları bilmekten kaynaklanan hâller. Rabb’in katındaki faziletlerine ve mertebelerine göre bunların çok fazla sevabi vardır.

3-Allah’a yakınlaşmaya sebep olan bütün sözler. Bunların da faydalarına ve faziletlerine göre Allah katında ecri vardır.

4-Beş duyu ve bütün organlarla Allah’a itaat etmek. Bunun sevabı da faydaları ve faziletleri nispetindedir.

5-Açık ve gizli bütün yasaklanmış olan şeylerden el çekmek. Bunlardan sakınıp uzak durmanın sevabı, onları terk etmede nefisle yapılan mücâhede nispetindedir. Haramlardan kaçınmak mekruhlardan kaçınmaktan daha üstündür, tıpkı farzları yapmanın mendupları yapmaktan daha üstün olduğu gibi. .

6-Şüpheli ve mekruh şeylerden el çekmek.

7-Göklerin Rabb’inden uzaklaşmaya sebep olan fazladan mubahları terk etmek.

Bu fiillerin dünyadaki sevabı Allah ile ünsiyet kesbetmek, O’nun hükmüne razı olmak, O’na yakın olmaktan dolayı sevinmek, O’nu tanımaktan lezzet almak, O’na itaatle şeref bulmak, rızıkların bollaşması, kendi kendine yeterli olmak, doğru yolu bulmak ve Allah’ın daha bu dünyadayken sevabını vermiş olduğu bunlara benzer şeylerdir.

Sevabı âhirette verilecek olanlara gelince, onları da şöyle sıralayabiliriz:

1-Huriler, saraylar ve çocuk hizmetkârlar gibi fiziksel nimetler.

2-Allah’ın civarında ve yakınında olmaktan, O’nun kelâmını işitmekten, selâmını almaktan, rahmet ve hoşnutluğunu müjdelemesinden dolayı övünmek gibi ruhsal nimetler.

3-Rahmân’ın rızasına kavuşmak ve Deyyân olan Allah’ı görmek. Bu ikisi cennet nimetlerinin en üstünüdür. Çünkü bu iki nimet hiçbir cennete sığmadığı gibi, dille de asla tarif edilemez.

Üstün Kılmanın Keyfıyeti

Bu sayılan sebeplerden her birinde bütün yaratılmışlardan üstün olan kimse tabiatıyla bütün yaratılmışların en üstünü ve yaratıcının en sevdiği kimse olur. Yukarıda sayılan sebeplerden her birinin mertebeleri vardır ve bir kısmı diğer kısmından daha üstündür.

Nebîlerin rütbeleri farklı farklıdır. Resüller, ârifler, zâhidler, âbidler, asil nesiller ve güzel huy sahiplerinin mertebeleri de böyledir. Nübüvvet ve risâlet sebeplerin en üstünüdür. Resuller nebilerden, nebiler âriflerden, ârifler âmillerden üstün olup âmiller kendi aralarında amellerine ve hâllerine göre farklı mertebelere sahiptirler. Aynı şekilde ilhamların, kerametlerin, derecelerin ve âhirete ilişkin mükâfatların rütbeleri de farklı farklıdır.

Kulların bu’sebepler ve sıfatlardaki rütbeleri ne kadar farklı olursa olsun aynı cins sıfatlarda en fazla paya sahip olan kimse daha azına sahip olandan daha üstündür. İki kişiden korkma, tevekkül etme, saygı duyma veya sevme yönünden en nitelikli vasfa sahip olanı diğerinden daha şereflidir. Farklı cinsten sıfatlarda ise üstünlük mertebe bakımından en şerefli ve fayda bakımından en yücesiyle olur. Saygı duyan sevenden, seven tevekkül edenden, tevekkül eden korkandan, namaz kılan abdest alandan, gazaya çıkan haccedenden, farzları yerine getiren nafıle ibadet yapanlardan daha üstündür.

Faide:

Marifet, insanı bütün ibadetleri yapmaya teşvik ederken yaradılıştan gelen vasıflar bazı ibadetleri yapmaya teşvik eder. Bu iki teşvik edici unsur bir fiil üzerinde birleştiği zaman o fiil pekişir ve devamlı olur.

Cömert ârifın yaptığı ihsanı, kıskanç ârifın kıskançlığı ve şefkatli ârifın şefkati başkalarının ihsanından, kıskançlığından ve şefkatinden daha sağlam ve mükemmeldir. Çünkü ârifın tabiatı onu böyle yapmaya teşvik eder ve çağırır. Aynı şekilde, hayâ sahibi ârifın ‘utanç verici şeylerden kaçınması da böyledir. Çünkü onun marifeti ve hayâsı kendisini bütün utanç verici şeylerden alıkoyar ve ona engel olur.

İşte bu yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İnsanlar gümüş ve altın madenleri gibi birer madendirler. Cahiliye devrinde en iyi olan insanlar, eğer bilgi sahibi olurlarsa İslam’da da en iyi olanlardır.” [Müslim, 2638; hadisin bir kısmı Buharî, 3353; Müslim, 2387, 2526] Hiç kuşkusuz o insanların mizaçları, bilgileri ve imanları yüce ahlâka teşvik edici unsurlardır.

Bilgilerin Hâlleri Doğurması ve Buna Bağlı Olarak Ortaya Çıkan Sonuçlar

Bil ki, Zât’ı ve sıfatlarını bilmek bütün dünya ve âhiret hayırlarını doğurur. Sıfatlardan her birinin bilinmesi yüce bir hâli, asil sözleri, hoşnut olunan fiilleri, dünyevî mertebeleri ve uhrevî dereceleri doğurur.

Zât’ı ve sıfatları bilmek, kökü -ki Zât’ı bilmektir hüccet ve burhânla sabit ve dalları -ki sıfatları bilmektirasaletle ve şerefle gökte olan ve her an hâller, sözler ve fiillerden oluşan meyvelerin’ yaratıcısı olan Rabb’inin izniyle veren hoş bir ağaca benzer. Çünkü bu ağacın meyveleri ancak Allah’ın izni ve tevükiyle elde edilir. Söz konusu hoş ağacın bittiği yer kalptir ki, o marifet ve hâller sayesinde salâha kavuşursa bütün beden salâha kavuşur.

Bu durum ya dünyadayken sözler ve fıiller veya âhirette cennet nimetleri ve celâl sahibi olan Hakk’ın hoşnutluğu ile ortaya çıkar. Eğer kalp günah ve sapkınlıkla bozulursa bütün beden bozulur. Bu durum ya dünyadayken isyanlar ve ihmal veya âhirette cehennem azabı ve Cebbâr olan Hakk’ın gazabı ile ortaya çıkar. Bu ağacın dallarından birinden yoksun olan kimse dünyada ve âhirette o dalın meyvelerinden yoksun kalır.

Nazar ve araştırma ile bu ağacı eken, takva ile ona bakıp kollayan, istikamet ile onu koruyup himaye eden, muhâlefet dağınıklığını ondan çıkaran, hevâ ve arzu rüzgârlarından onu koruyan, üzerine şüphe yıldırımlarının düşmesinden, şirkin afetlerinin inmesinden ve kötü sonun felâketlerine kapılmasından korkanlara ne mutlu! “Ziyana uğrayan topluluktan başkası, Allah’ın mekrinden emin olamaz.” (Araf. 7/99)

Sözünü ettiğimiz ağacın üç dalı vardır ve her bir dalın şubeleri ve filizleri bulunur.

Birinci dal: Herhangi bir kusuru ve eksikliği nefyeden sıfatları bilmek. Bu dal; uyuklama, uyku, zulüm ve düşmanlığı nefyetme gibi, nefyettiği şeyler itibariyle birçok şubeye ayrılır.

İkinci dal: Zâtın sıfatlarını bilmek. Bunun şubeleri yedi tanedir: Hayat, ilim, kudret, irade, işitme, görme ve kelâm.

Üçüncü dal: Fiillere dair sıfatları bilmek. Bunun şubeleri; zarar ve fayda vermek, bağışlamak, örtmek, nimetlendirmek, üstün kılmak, aziz ve zelil etmek gibi fiillerin çeşitleri itibariyle çok fazladır.

Bu şubelerden her birinin bilgisi 0 şubeye münasip ve uygun olan hâlleri, sözleri ve fiilleri doğurur. Cemâlini bilen O’nu sever, . celâlini bilen O’ndan korkup saygı duyar, rahmetinin enginliğini bilen ondan ister, gazabının Şiddetini bilen O’ndan korkar, fiilleri tek başına yaptığını bilen işini O’na tevdi eder, azametini bilen bütün varlıklardan fâni olur.

Marifet bütün iyiliklerin ash, bütün lütufların kaynağı ve bütün kötülüklerin savuşturucusudur. Bunun yanında marifetin bizzat kendisi, ilgili olduğu nesneleri, semereleri ve ecri de değerlidir.

Hâllerin en değerlisi marifetlerin en değerlisinden doğan hâldir. Marifetlerin en değerlisi, başkasının ortaklığı olmaksızın sadece Allah’a taalluk eden marifettir.

Bu kitabın maksatları hakkında değişik bablar vardır.

Izzeddin Ibn Abdüsselam – Hikmet Pınarı,s.10-20

Yazar: Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.