Rahmân’ın Sıfatları Hakkında Bir Mukaddime

‘ Kur’an âdâbını içselleştirmeyen ve mümkün olduğu kadarıyla Rahmân’ın sıfatlarını taşımaya çalışmayan kimse Deyyân olan Allah’ın dostluğuna ehil ve uygun olamaz. Çünkü O; Muhsin olup ihsam emreder, Mufdıl olup iyilik yapmayı emreder, Mücmil olup terbiyeli davranmayı emreder, Nâfî’ olup faydalı olmayı emreder, Râfı’ olup yüceltmeyi emreder, Gaffâr olup bağışlamayı emreder, Settâr olup örtmeyi emreder, Cebbâr olup yardımcı olmayı emreder, Kahhâr olup galip gelmeyi emreder, Hâlîm olup yumuşak davranmayı emreder, Alîm olup ilim öğrenmeyi emreder, Hakîm olup hikmetle hüküm vermeyi emreder, Rahîm olup merhametli olmayı emreder, Sabür olup sabrı emreder, Şekür olup şükretmeyi emreder, Kuddüs olup temizlenmeyi ve arınmayı emreder, Selâm olup selâmı emreder.

Zâtının sıfatlarını taşıyan kimse O’nun dostluğuna ve rızasına elverişli olur. Burada her sıfatın delilini, sıfata dikkat etmenin ve onu taşır hâle gelmenin semeresini zikredeceğiz.

Taşınabilecek Selbî Sıfatlar

Marifetler duvarda açılmış delikler gibidir; basiret gözleriyle oradan vicdanlar âlemine bakılır ve kalpler O’nun zâtını ve sıfatlarını müşahede edip O’nun celaline ve cemaline layık olacak şekilde davranır. Sonra kalpler bütün organlara ve uzuvlara emir göndererek O’nun azametine ve kemaline uygun olacak şekilde davranmalarını ister. Kalpler O’nun huzurunda durup O’nu tazim eder ve uzuvlar kalplerin kapılarında durup O’na çokça saygı gösterir ve ibadet ederler. Allah’a ibadet edip boyun eğmekle ve sıfatlarıyla süslenmekle O’nun âdâbını özümsemiş ve sıfatlarını taşır hâle gelmiş kimselerden başkası O’nun dostu olmaya ve O’nunla uyum içinde bulunmaya uygun değildir. Bu hususlarda insanların en üstün olanı Allah katında en değerli ve O’na en yakın kimsedir.

Allah’ın selbî sıfatları iki kısımdır:

1-Noksanlık, kusur ve sonradan olma özelliklerinin olmadığını söylemek.

2-Zâtında, sıfatlarında ve tasarruflarmda ortağının olmadığını ortaya koymak.

Bütün bu özelliklerin delilleri Allah’ın aşağıda sayacağımız sözleridir:

“O’nunla aynı adı taşıyan birini biliyor musun?” (Meryem, 19/65) “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.” (Şürâ, 42/11)

“O’nun hiçbir dengi yoktur.” (İhlâs, 112/4) “‘Bil ki Allah’tan başka ilâh yoktur.” (Muhammed, 47/19)

“Hâkimiyette O’nun ortağı yoktur, aciz bir dostu da yoktur.” (İsrâ. 17/111)

“Allah evlât edinmemiştir; O’nunla beraber hiçbir tanrı da yoktur.” (Müminün, 23/91)

“Çocuk edinmek Rahmân’ın şanına yakışmaz.” (Meryem, 19/92)

“O’nun eşi olmadığı hâlde nasıl çocuğu olabilir!” (Enam, 6/101)

“Hüküm ancak Allah’ındır.” (Enam, 6/57)

“Allah’tan başka bir yaratıcı var mı?” (Fâtır,35/3)

“O’nu tam olarak bilip kavrayamazlar.” (Tâhâ, 20/110)

“O’nun ilminden ancak dilediği kadarını bilebilirler.” (Bakara, 2/255)

“O’nu ne bir uyuklama ne de uyku alır.” (Bakara, 2/255)

“Gökleri ve yeri korumak O’na ağır gelmez. O yüce ve azametli olandır.” (Bakara, 2/255)

“Bize hiçbir yorgunluk dokunmadı.” (Kâf, 50/38)

“Allah (dilediği gibi) hükmeder, O’nun hükmünü bozacak kimse yoktur.” (Rad, 13/41)

“Kendisi korunmaya muhtaç değildir.” (Müminün, 23/88)

“Ben yoldan çıkaranları yardımcı edinecek değilim.” (Kehf, 18/51)

“Allah’ın onlardan bir yardımcısı da yoktu.” (Sebe, 34/22)

“Eğer Allah seni bir zarara uğratırsa, onu kendisinden başka giderecek yoktur.” (Enam, 6/17)

“Eğer sana bir hayır dilerse, O’nun keremini geri çevirecek de yoktur.” (Yunus, 10/107)

“Allah kimi şaşırtırsa, artık onun için yol gösteren yoktur.” (Araf, 7/186)

“Allah kime de hidayet ederse, artık onu saptıracak yoktur.” (Zumer, 39/37)

“Zafer, yalnızca mutlak güç ve hikmet sahibi Allah katındandır.” (Al-i İmrân, 3/126)

“Biz onlardan uzak değiliz.” (Araf, 7/7)

“Biz yaratmaktan habersiz değiliz.” (Müminun, 23/17)

“Senin Rabb’in unutkan değildir.” (Meryem, 19/64)

“Rabb’im ne yanılır ne de unutur.” (Tâhâ, 20/52)

“Şüphesiz ki ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.” (Al-i İmrân, 3/5)

“Gözler O’nu göremez.” (Enam, 6/103)

“Allah kullarına bir zulüm dileyecek değildir.” (Mümin, 40/31)

“Rabb’in kullara zulmedici değildir.” (Fussilet, 41/46)

“Onlar bize kötülük edemezler.” (Bakara, 2/57)

“Biz zulmetmeyiz.” (Şuarâ, 26/209)

“Allah’a hiçbir zarar veremezler.” (A14 İmrân, 3/177)

“O’na hiçbir zarar veremezsiniz.” (Had, 11/57)

“Şüphesiz Allah’ın âlemlere ihtiyacı yoktur.” (Ankebut, 29/6)

“Ölümsüz ve daima diri olan Allah’a güvenip dayan.” (Furkan. 25/58)

“O’nun zatından başka her şey yok olacaktır.” (Kasas. 28/88)

“0 ilktir, sondur.” (Hadid. 57/3)

“O eksiklikten münezzehtir, selâmet verendir.” (Haşr. 59/23)

Zâtın ve Sıfatların Tekliği

Hakk’ın zâtı ilâhlık, ezelîlik, ebedîlik, bir sebebe ve mucide muhtaç olmama, himaye edeni, adaşı, ortağı, dengi, benzeri ve destekçisi olmama yönlerinden tektir.

Zâtın sıfatları ise ezelîlik, ebedîlik, teklik, bir sebebe ve mucide muhtaç olmama ve eşi ve benzeri bulunmaktan münezzeh olma yönlerinden tek olmakla birlikte taallukları umumî ve idrake konu olan nesneleri şümullüdür.

İlim ve kelâm sıfatları genel ve ayrıntılı olarak bütün vacip, mümkün ve imkânsız olan şeylere taalluk ederler.

Kudret ve irade sıfatları imkân dairesinde bulunan her şeye taalluk ederler.

İşitme sıfatı gizli ve açık olsun bütün işitilebilen şeylere taalluk eder.

Görme sıfatı açık veya gizli olan bütün zâtlara ve sıfatlara kadim olsun hâdis olsun bütün mevcudâta taalluk eder.

Taallukun sıfatlarına gelince; irade belirlemeye, kudret icada, kelâm talep etme ve haber vermeye, ilim, işitme ve görme ise açığa çıkarma, ihata ve idrak etmeye taalluk eder. Bütün bunlar tek ve yegâne olmanın bazı çeşitleridir.

Tevhid

Tevhid iki çeşittir. Birincisi kadim olup o da kendi arasında ikiye ayrılır.

1-Kullar bilsinler veya bilmesinler Allah’ın her çeşit zâtî, selbî ve fiilî vasıfta tek ve yegâne olduğunu bilmektir. Çünkü kimse O’nu gerektiği şekilde övemez.

2-O’nun söz konusu tekliğine dair kendi şahitliğidir. Tevhidin ikinci çeşidi hâdis olan tevhiddir ki, birçok kısma ayrılır:

1-Allah’ın kendisinin tek olduğuna dair bize bildirmesiyle bildiğimiz bilgi.

2-Söz konusu tekliğe dair imanımız.

3-Söz konusu tekliğe itikadımız.

4-Söz konusu itikadın nesnesine olan imanımız.

5-Bilmiş olduğumuz tekliğe dair söylediğimiz sözler.

6-Söz konusu tekliği dile getirmemiz.

Marifet ve bilmek itikattan daha yüce bir mertebedir. Marifet üzerine bina edilmiş olan iman, itikat üzerine bina edilmiş olan imandan daha şereflidir. Marifete dayalı olarak tekliğe dair söz söylemek, itikada dayalı olarak söylemekten daha üstündür.

7-O’nu birlemenin gereğine uygun olarak davranmak; O’ndan başkasına tapmamak ki, O’ndan başka ilâh yoktur. O’ndan başkasına tevekkül etmemek ki, O’ndan başka sığınacak yer yoktur. Hiç kimseyi O’nun kadar sevmemek ki, O’nun cemâli gibisi yoktur. Hiç kimseyi O’nun kadar yüceltmemek ki, O’nun kemâli gibisi yoktur. Hiç kimseye O’nun kadar şükretmemek ki, O’ndan başka nimet veren yoktur. O’ndan başkasından iyilik ummamak ki, O’ndan başka iyilik eden yoktur. Sadece O’nun otoritesinden korkup çekinmek ki, O’ndan başka iltica edecek yer yoktur.

Azametine boyun eğmek ve izzetine teslim olmak gibi diğer bazı sıfatlarının gereğine uygun olarak davranmak da böyledir.

Sair sözlerde ve amellerde Allah’ı bir ve tek görmek de böyledir. Hatta O’ndan başkası adına yemin etmemeliyiz. Bu tür tevhidin vacip oluşu hususunda alimler arasında görüş birliği yoktur.

Sözünü ettiğimiz selbî sıfatlar ve tevhid türlerini göz önünde bulundurmanın semeresine gelince, onlardan her birine münasip ve uygun düşen boyun eğme, tevekkül, sevme, saygı duyma ve benzeri özellikleri ele almaya çalışacağız.

Selbî sıfatlara uygun olarak şekillenmeye gelince, onların hepsini özümsemek mümkün değildir, çünkü bazıları sadece Allah’a hastır. Söz konusu sıfatlardan sadece mümkün olanları imkân mertebesinde özümsenebilir; zulmetmemek, zulmetmeyi istememek gibi. Kusurlardan arınmak ve eksikliklerden uzak olmak demek olan kuds ve selâm sıfatları da böyledir. Söz konusu arınma, dışımızı ve içimizi günahlardan ve muhâlefetlerden arındırmakla olur. Çünkü günahlarımız bizim en büyük kusurumuzdur. Sözü edilen eksik liklerden uzak olma hâli de Hz. İbrahim aleyhisselam’a tâbî olarak kalplerimizi şüphe ve şirkten korumakla gerçekleşir. Yüce Allah bu hususta şöyle buyuruyor: “Çünkü (İbrahim) Rabb’ine kalb-i selim ile geldi.” (Sâffat, 37/84), “0 gün ne mal fayda verir ne de evlât. Ancak Allah’a kalb-i selim ile gelenler (o günde fayda bulur).” (Şuarâ, 26/88, 89)

Allah’ın şu kavli gereği önce haram olan şeylerden arınmakla işe başlamalıyız: “Günahın açığını da gizlisini de bırakın!” (Enam, 6/120) Sonra mekruh olanları, sonra şüpheli şeyleri, sonra fazladan mubahları ve sonra da yerin ve göklerin Rabb’inden bizi uzaklaştıran her çeşit meşguliyetten arınmakla işi tamamlamalıyız.

Zâtın Sıfatlarından Huy Edinip Özümsenebilecek Olanlar

Söz konusu olan sıfatlar ikiye ayrılır:

1-Kudret ve hayat sıfatlarıdır ki, bunlar asla özümsenemezler. Çünkü bunları sonradan kazanmak mümkün değildir. Ancak bu sıfatların ve bedenin sair faydaları ve uzuvlarının korunması gerekir ki bunları Rabb’imize ibadet ederken kullanabilelim. Cihad ve benzeri durumlar haricinde bu uzuvlardan hiçbiri bizi gurura sevketmemelidir. Onunla gördüğümüz için gözü ve onlarla idrak etiğimiz için sair duyularımızı korumalıyız. Eli onunla tuttuğumuz için, dili onunla konuştuğumuz için, aklı onunla tefekkür ve idrak ettiğimiz için ve ayakları onlarla yürüyebildiğimiz için muhafaza etmeliyiz.

Tedavi ederek ve ilaç kullanarak söz konusu organlarımızdan hastalıkları gidermenin vacip oluşu hususunda iki görüş bulunmaktadır.

Aklı, zorlama ve zaruret olmaksızın sarhoşluk veren herhangi bir şeyle karıştırmak caiz değildir. Aynı şekilde aklı haram olan gaflet verici şeylerle örtmek de caiz olmaz. Aklı her türlü menduptan gafil olmaktan korumak müstehaptır. Bu da boş şeylerden oluşan gaflete sebep olan unsurları ortadan kaldırmalda olur.

Hayat sıfatının delili Allah’ın şu kavilleridir: “O daima hayattadır; O’ndan başka hiçbir tanrı yoktur.” (Mümin, 40/65), “O, Hayy ve Kayyüm olandır.” (Bakara, 2/255)

Hayat sıfatını bilmenin semeresi O’na tevekkül etmek ve O’na sığınmaktır. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Ölümsüz ve daima hayat sahibi olan Allah’a güvenip dayan.” (Furkan, 25/58)

Kudret sıfatının delili ise yüce Allah’ın şu kavilleridir: “Allah her şeye kâdirdir.” (Bakara, 2/284); “Allah, her şey üzerinde kudret sahibidir. ” (Kehf, 18/45)

Kudret sıfatını bilmenin semeresi O’nu yüceltmek, O’na saygı duymak, O’ndan nimet istemek ve intikamından korkmaktır, çünkü O’nun kudreti fayda ve zarar veren, üzen ve sevindiren her şeyi kuşatmıştır.

2-Zât’a ait diğer sıfatlardır ki imkân mertebesinde onları özümseyip huy edinmek mümkündür. Söz konusu sıfatlar beş tane olup her birini bir başlık altında ele alıp inceleyeceğiz. Önce ilim sıfatıyla başlayacağız, çünkü ilim sıfatını özümsemek diğerlerinden daha üstündür.

İlim Sıfatından Özümsenebilecek Olanlar

Allah’ın ilim sıfatının delili O’nun şu sözleridir: “Allah her şeyi bilendir. ” (Bakara, 2/282), “Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” (Ahzâb, 33/40)

İlim sıfatının semeresi Mevlâ’ndan korkman, sözlerinde, eylemlerinde ve diğer hâllerinde O’ndan hayâ etmendir.

İlim sıfatını özümsemek O’nun zâtını ve sıfatlarını, hükümlerini, helâlini, haramını, seni O’na yakınlaştıracak ve O’nun katında mevki sahibi yapacak farzları ve mendupları bilmenle olur.

Bu hususa ilişkin olan bazı âyetleri şöyle sıralayabiliriz: “Bil ki Allah’tan başka ilâh yoktur.” (Muhammed, 47/19) “Bilin ki o, ancak Allah’ın ilmiyle indirilmiştir. ” (Hud, 11/14)

“Böylece Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz. ” (Talâk, 65/12)

“Bil ki Allah, Aziz ve Hakim olandır.” (Bakara, 2/260)

“Bilin ki Allah, Gafür ve Hâlîm olandır.” (Bakara, 2/235)

“Bilin ki sizler O’na kavuşacaksınız.” (Bakara, 2/223)

“Bilin ki Allah yeryüzünü ölümünden sonra diriltir.” (Hadid, 57/ı7)

“Bilin ki bizim elçimize düşen sadece apaçık duyurmak ve bildirmektir.” (Mâide, 5/92)

“Onların her kesiminden bir grup, dinde geniş bilgi elde etmek ve kavimleri döndüklerinde onları ikaz etmek için geride kalmalıdır.” (Tevbe, 9/ 122)

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Allah kim için hayır dilerse onu dinde ince anlayış sahibi yapar.” (Buharî, 71; Müslim, 1037. Ebu Hureyre’nin hadisi)

İrade Sıfatından Özümsenebilecek Olanlar

Allah’ın irade sıfatının delili O’nun şu sözleridir: “Allah sizin tevbenizi kabul etmek ister.” (Nisâ, 4/27), “Allah bir kimseyi fitneye düşürmek isterse, sen Allah’a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın. ” (Mâide, 5141)

Allah’ın iradesinin şümulünü ve sadece o iradenin geçerli olduğunu bilmenin semeresi hatalardan kaçınmaya, salih amel işlemeye ve emeli kısa tutmaya sebep olan korku ve çekinmedir.

İrade sıfatını özümsemeye gelince, bizim irademiz iki kısımdır:

1-Zaruri irade. Bu, kişinin kesbî olan fıilleri istemesinin iradesidir.

2-Kesbî irade. Bunların içinden şeriatın seni teşvik ettiği ve mendup saydığı her iradeyi özümseyebilirsin. Mesela; bütün ibadetleri yapmak istemek, onları ihlâsla yapmak istemek ve onlar sayesinde Allah’a yakınlık sağlamayı istemek buna örnek verilebilir. Bunu yapmak ya Allah’ın vereceği cezadan korkmaktan, vereceği sevabı ummaktan, O’ndan hayâ etmekten, O’nu sevmekten, O’na itaatten geri kalmaktan veya O’na muhâlefet etmekten korkmaktan kaynaklanır.

lşitme sıfatından Özümsenebilecek Olanlar

Allah’ın işitme sıfatının delili O’nun şu sözleridir: “Hakkıyla işiten ve bilen yalnız Allah’tır.” (Mâide. 5176), “Allah her şeyi lşı’ten ve her şeyi görendir.” (Nisa, 41134)

Allah’ın işitme sıfatını bilmenin semeresi, sana yasaklamış olduğu veya senden duymak istemediği sözleri senden işitmesinden korkman, hayâ etmen veya çekinmendir. Aynı şekilde dünyada ve âhirette sana herhangi bir fayda getirmeyen ve zarar görmene engel olmayan sözlerden kaçınmandır. “Allah’a ve âhiret gününe inanan kimse ya hayırlı olanı söylesin veya sussun!” (Buharî, 6476; Müslim,“. Ebu Şüreyh’in hadisi)

Allah’ın işitme sıfatını özümsemeye gelince, bizim işitmemiz iki kısma ayrılır:

1-Zaruri olan işitme. Bu tesadüfen olan işitmedir.

2-Kesbi olan işitme. Bu ise kitabını, elçisinin sünnetini, meşru hutbeleri ve bunun gibi Allah’ı tanıtan ve O’na yakınlaştıran sözleri işitmek gibi Allah’ın sana işitmeyi farz kıldığı veya görev olarak verdiği her şeyi işitmektir. Çünkü O şöyle buyuruyor:

“Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.” (Araf, 7/204), “Vahyedileni dinle!’ ’ (Tâhâ, 20/13), “Dinleyin, itaat edin!” (Tegâbün, 64/16)

Görme Sıfatından Özümsenebilecek Olanlar

Allah’ın görme sıfatının delili O’nun şu sözleridir: “Muhakkak ki Allah, hakkıyla işiten ve görendir.” (Hac, 22/61 ), “Allah her şeyi işiten ve her şeyi görendir.” (Nisâ, 4/134)

Allah’ın görme sıfatını bilmenin semeresi, sana yasaklamış olduğu şeyleri yaparken veya sana farz kılmış olduğu şeyleri yapmıyorken Allah’ın seni görmesinden korkman, hayâ etmen veya çekinmendir.

Allah’ın görme sıfatını özümsemeye gelince, bizim görmemiz iki kısma ayrılır:

1-Zaruri olan görme. Bu tesadüfen olan görmedir.

2-Kesbî olan görme. Allah’ın sana vacip kılmış olduğu Allah yolunda sınır boylarında gözcülük etmek ve O’nun mükemmel kudretini, eksiksiz hikmetini, kuşatıcı ilmini ve her şeye nüfuz eden iradesini gösteren eserlerine bakmakla bu kesbî olan görmeyi özümseyebilirsin. Çünkü sen esere bakarak kudreti, kudrete bakarak iradeyi, iradeye bakarak ilmi ve ilme bakarak hayat sıfatını görebilirsin.

Bu türden görme ve bakmayı özümsemenin delili Allah’ın şu sözleridir: “De ki: Göklerde ve yerde neler var, bir bakın!” (Yunus, 10/101), “Meyve verirken ve olgunlaştığı zaman her birinin meyvesine bakın!” (Enam, 6/99), “Kemiklere bir bak, onları nasıl yerli yerine getirip sonra üzerlerine et giydiriyoruz. ” (Bakara, 2/259)

Nasıl ki Allah sana hakikî bir bakışla kâinata bakmanı emretmişse, takdiri bir bakışla da Deyyân’a bakmanı emretmiştir. Böylece O’na yaptığın ibadetlerdeki ihsanını, her ne kadar görmesen de O’nu görüyormuşçasına ibadet etmen kılmıştır. (Buharî, 50; Müslim, 10. Ebu Hureyre’nin hadisi)

Kelâm Sıfatından Özümsenebilecek Olanlar

Allah’ın kelâm sıfatının delili O’nun şu sözleridir: “Eğer müşriklerden biri senden aman dilerse, Allah’ın kelâmını işitip dinleyinceye kadar ona aman ver!” (Tevbe, 9/6), “Allah söyledi ki: İki tanrı edinmeyin!” (Nahl, 16/51)

Allah’ın kelâm sıfatını bilmenin semeresi O’nun zâtını, sıfatlarını, emrettiği ve yasakladığı şeyleri, serbest bıraktığı hususları ve haramlarını bilmek, O’nun sözlerinden öğüt almak, yasakladıklarından kaçınmak, farzlarıyla kendisine yakınlık kurmak ve menduplarmdan uzak durmaktır.

Kelâm sıfatını özümsemeye gelince; O’nu sana tanıtan, seni O’nun katına yaklaştıran şeyleri gösteren sözleri söylemek, zikretmek, şükretmek ve Kur’an okumak, O’nun hitabını anlamanı sağlayacak, senden öğretmeni istediği şeyleri öğretmen, anlatmanı istediği şeyleri anlatman, iyilikleri emretmen ve kötülükleri men etmen bu özümsemeye dâhildir.

Sözler üçe ayrılır: Mevlâ’yı hoşnut eden sözler, O’nu gazaplandıran sözler ve bu iki hususa muhtemil olan sözlerdir.

Sana düşen, Allah’ı hoşnut ve razı edecek kelimeleri söylemektir. O’nu gazaplandıracak ve gazaplandırma şüphesi bulunan sözlerden kaçınman gerekir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bütün bu hususları şu hadisinde bir araya getirmiştir: “Allah’a ve âhiret gününe inanan kimse ya hayırlı olanı söylesin veya sussun!” (Buharî, 6018; Müslim, 47. Ebu Hureyre’nin hadisi)

Kelâm sıfatını özümsemenin delili şu âyetlerdir: “Sizden iyiliğe çağıran bir topluluk bulunsun!” (Al-i İmrân, 3/104), “Deyiniz ki: Biz Allah’a iman ettik.” (Bakara, 2/136)

Bizlere bir şeyi söylememizi emreden her âyet ve hadis de bu hususa birer delildir.,

Izzeddin Ibn Abdüsselam – Hikmet Pınarı,s.22-32

Yazar: Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.