Hasedin Tedavisi

 

Hasedin en yaygın ruhsal araz ve insanda en çok görü­len nefis hastalığı olduğu bilinmelidir. Bu hastalığa yakala­nan nefis çok iken ondan kurtulanların sayısı oldukça azdır. Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “Üç şey var­dır ki onlardan hiçbir kimse kurtulamaz. Bunlar suizan,uğursuz sayma ve çekememezliktir.”(Acluni,Keşful Hafa,2/243)

Hâce hulk demiş üç haslet

Bulamaz râh-ı necât ondan ahad

Sû-i zan dahi tetayyur yani

Fâl-i bed etmek üçüncüsü hased

Resûlullah ayrıca şöyle buyurmuştur: “Sizden önceki ümmetlerin hastalığı olan haset ve kin size de sirayet etti.”(Hanbeli,Müsned,1/164)

Bu pis huy, sahibinin din ve dünyasına çok zarar verdi­ği ve onun geçim şevkini kırdığı için bu hastalığın mahiye­tinin, gerçekleşme şeklinin, varlık sebebinin ve tedavi, iyi­leşme ve mizacı düzeltme yollarının araştırılması hakkında çok yazı yazıldı. Allah’tan doğruya yöneltmesini ve başarı ihsan etmesini dilerim.

Hasedin, bir kimsede bulunan nimetin onda bulunma­sından dolayı huzursuzluk duymak, acı çekmek ve elinden çıkmasını istemek olduğu bilinmelidir. Nimetin söz konusu nimet sahibinin elinden çıkması üç şekilde istenir:

Birincisi, kıskanılan nimetin kendi eline geçmesi müm­kün olmasa ve o dereceden kesinlikle ümidini kesmiş olsa da sırf nimetin ondan kaybolmasını istemektir. Bu, nefis pisliğinin en üst derecesi ve hasedin en çirkin mertebesidir.

İkincisi, o nimetin kendisine gelmesi mümkün olup ta­savvur edildiği hâlde gelmediği ve gelmeyeceği kesinleştiği zaman “Hiç olmazsa kıskanılan kimsenin elinden çıksa da eşit olsak ve o benden üstün olmasa!” diye temennide bu­lunmasıdır.

Üçüncüsü, nimetin kıskanılan kimsenin elinden çıkması­nı kendisinin edinmesi ümidiyle istemesidir. İkinci mertebe kötülük itibarıyla birincisinden daha hafif ve üçüncüsünden daha şiddetlidir.

Kişi eğer nimetin o şahsın elinden çıkmasını talep etme­yip aynı zamanda kendisinin de bir benzerine sahip olmasını temenni ederse buna haset değil, gıpta denir. Gıpta denilen bu talep türü dinî işlerde olursa mendup ve müstehap; mu­bah olan dünyevi işlerde olursa mubah; haram ve günaha sü­rükleyen nimette olursa haramdır.

Nasîreddin Tûsî, haset hastalığının bilgisizlik ile aşırı ih­tirasın bir araya gelmesinden ortaya çıktığını söyler. Çünkü bütün iyiliklerin ve gerekli şeylerin bir kişide toplanması im­kân dairesinin dışında olup Hakk’m bölüştürmesini değiştir­mek ve halkın nimetini yok etmek imkânsızdır. Hasetçi bu nükteyi bilseydi haset belasından kurtulurdu. Yine nefiste başkalarının sahip olduğu nimetlere karşı sonsuz tamahkâr­lık ve hırs olmasaydı nefis haset belasına yakalanmazdı.

Böylece hasedin bu iki huydan doğduğu ve onların nefse baskın gelmesiyle pekiştiği anlaşılmış olur. Hasetçi nimetin başkasının elinden çıkmasını ve Hakk’ın ihsanının halktan ke­silmesini istediği, Hakk’m nimeti bizzat kesintisiz ve feyiz ve ihsan kapısının halka kapanması imkânsız olduğu için hasetçi hiçbir zaman keder ve acıdan kurtulamaz, kin ve öfkesi hiç kesilmez. İşte “Hasetçi lider olamaz.”(Acluni,Keşful Hafa,1/430) sözünün anlamı budur.

Hikmetin gerektirdiği ve düşünce ve tecrübenin öğrettiği gerçek, kıskancın hasedinin kıskandığı kimsede nimet artışına ve mevki yükselmesine, buna karşılık kendisinde düşüşe, makam ve mal kaybına yol açtığıdır. Zira hasedin sonucu, Cenabı Hakk’ın fiilini reddetme, ezelî paylaştırıcı­nın bölüştürmesine müdahale ve itiraz, mazlum ve günahsız olduğu hâlde kıskanılan kimseye eziyet ettiği için bedbaht olmadır. Fazıllardan biri bu manada şöyle demiştir;

Beni kıskanana deyin ki dikkat et

Kime saygısızlık ettiğinin farkında mısın

Yaptığında Allah’a saygısızlık ediyorsun

Çünkü onun verdiğine razı olmuyorsun

O da bana daha çok vererek

Sana yolları kapatarak karşılık veriyor

İlahî gayret ve sonsuz hikmetin hükmü, hasetçinin pa­zarının durgun ve işlerinin ters, fakat kıskanılan kimsenin pazarının kazançlı ve durumunun daima ileri olmasını gerektirir. Herat piri Hâce Abdullah Ensarî, Müsecceâfında der ki: “Ezelî bölüştürücünün taksimde haksızlık ve hata yapmadığım bilen kimse hasetten uzak durur.”

Çünki zulm eylemedi kısmda kassâm-ı kaza

Hâsid-i dûn ne için vermeye ol hükme rızâ

İmam Gazzâlî (ks) şöyle buyurur: Hasede yol açan yedi müstakil sebep vardır: Birincisi düşmanlık, İkincisi gurur­lanma, üçüncüsü kibir, dördüncüsü taaccüp, beşincisi mak­satları elinden kaçırma korkusu, altıncısı liderlik sevgisi, yedincisi nefsin kötülüğü ve tabiatın kınanmaya müstahak olmasıdır.

1) Düşmanlık: Düşmanlık, başka bir kişiye düşman olunca nimetinin elinden çıkmasını ve felakete sürüklenme­sini istemektir. Mesela, bir kimse başka birine eziyet ve cefa etse mutlaka o da ona düşmanlık, haset, kin ve nefret besler ve intikam almak ister. Gücü yetmeyince bizzat intikam alabilmek için ondaki nimetin kaybolmasını ve belaya uğ­ramasını temenni eder. Böylece düşmanlık intikam alma za­afıyla birleşince haset doğar.

2) Gururlanma: Kıskanılan kimse makam, yöneticilik, ilim, hikmet ve servet sahibi olunca hasetçi onun gururlanıp övündüğünü düşünür, gururlanmasına tahammül edemez ve onun nimetinin elinden çıkmasıyla kendisinin gurur ve büyüklenme ihtimalinin ortaya çıkması için nimetinin yok olmasını ister.

3)Kibir: Kibir, hasetçinin kıskanılan kimseye karşı kibirlenip böbürlenmesi ve onun kendi önünde alçalıp yakar­masını istemesidir. Kıskanılan kimsenin elde ettiği nimet, kıskancı aşağılık duygusuna sürükleyip ona karşı büyük­lenme imkânını ortadan kaldırınca nefsi bundan acı duyar ve nefsinin arzusuna erişebilmek ve beklediği konumu elde edebilmek için onun nimet ve şerefinin kaybolmasını ve onun tekrar alçalıp kendisinin büyüklenme imkânına ka­vuşmasını temenni eder. Bu öncekinden farkıdır. Onda kıs­kanan isteği kıskanılan kimsenin kibrinin ortadan kalkma­sı, hatta eşitliğe bile razı olması iken, bunda isteği bizzat büyüklenmek, hatta eşitliğe razı olmak şöyle dursun daha fazlasını talep etmektir.

4)Taaccüp: Taaccüp, kâfirlerin, Hazret-i Peygamberin nübüvvet kaftanı ile şereflendirilmesine şaşırıp “Zikir ara­mızdan ona mı indirildi?”(Sad,8) ve “Allah, bir insanı elçi olarak mı gönderdi?”(İsra,94) diyerek peygamberlik şerefinin yok olma­sını ve başarısızlığa uğramasını istemelerine benzer. İmam Gazzâlî böyle buyurmuş olsa da bunun aslında ikinci kısım­dan olduğu düşünülebilir. Zira kâfirler, Resul-i Ekrem’e nü­büvvet şerefi ile izzet, kendilerine ise itaat zorunluluğu ile zillet verildiği için onun peygamberlik nimetinden mahrum olmasını istiyorlardı. Bu temenniyi nübüvvetin olmadığını iddia ederek ve peygamberlik davasına şaşırdıklarını göste­rerek açığa vurmuş olsalar da hasedin sebebi bu taaccüp değil, bilakis söz konusu gururdur.

5)Maksat ve istekleri elden kaçırma korkusu: Bunun maddesi, iki veya daha çok kişinin talep edilen belirli bir şeyi isteyip de her birinin elde etme ve bütün taliplerin ona kavuşma ihtimalinin gerçekleşmemesi ve sıkışıklığın kalp­lerden yumuşaklığın kaybolmasına ve hasedin ortaya çık­masına sebep olmasıdır. Bir tek kocanın birbirine kuma olan hanımları, kocalarını aşırı sevgi ve tercihe zorlayıp birbirlerini kıskanırlar. Kralların nedimleri, sultanların ya­kınları ve büyük üstatların öğrencileri arasındaki kıskançlık da bu türdendir.

6)Liderlik sevgisi: Bunun ortaya çıktığı durum, kişinin bilgi ve yetkinlik, makam ve mevki veya mal ve servette devrin eşsiz lideri olmak istemesidir. Türünün bazı fertleri­nin yegânelik iddia ettiği konuda kendisine ortak olduğunu ve müdahale ettiğini anlarsa onun nimetinin elinden çıkıp kaybolmasını ve kendisinin eşsizlikte tek başına kalmasını ister. Şüphesiz kalbinde söz konusu nimetin yok olması ta­lebi gerçekleşir ve kurnaz hasetçi derecesine ulaşır. Bunda asla düşmanlık, gurur, kibir ve arzu edilen şeyleri elden ka­çırma korkusu düşünülmüş değildir. Aksine sebebi değerli olma ve başkanlık sevgisidir. Âlimler arasındaki kıskançlık genellikle bu türdendir.

7)Nefsin kötülüğü ve tabiatın kınaması: Bu da çokça meydana gelir. Bazı rezil insanların, aralarında hiçbir za­man düşmanlık, gurur, kibir ve makam talebinde ortaklık ihtimali olmamasına, hatta kıskanılan kişi ile bizzat tanış­mamalarına ve kınanmış nefsin kötülüğünden ve pis tabia­tın alçaklık yergisinden olan kem gözü onları hiç görmemiş olmasına rağmen kimi faziletli insanlara kin güttüklerini, haset ettiklerini, onları kusur ile andıklarını ve nimetin el­lerinden çıkışma sevindiklerini görürüz. Böyle bir nefsin sahibi daima acı ve sıkıntı çeker ve diğer insanlar yüksek mertebeli ve üstün oldukça o alçak ve dertlidir. Çünkü Yüce Allah’ın genel nimetine ve tam cömertliğine cimrilik eder ve bir kimse nimet, izzet ve yüksek makam sahibi olduğunda o üzüntüye kapılır. Dünya hiçbir zaman nimet, izzet, devlet ve makam sahiplerinden mahrum kalmaz.

Bu tür hasedin tedavisi zor olup böyle bir mizaç sahibi iyileşemez. Çünkü sebebi zatidir ve nefsinin kötülüğünden kaynaklanır. Sebebi arızi olmadığı için sebebinin ortadan kalkmasıyla ortadan kalkmaz ve maddesinin giderilmesiyle kaybolmaz. Bazen bu haset sebeplerinin çoğunun, hatta ta­mamının bir kişide toplandığı ve bu tür hasedin çok güçlü ve giderilemez olduğu görülür. Zamane insanları arasında yaygın olan düşmanlık ve kıskançlığın çoğunda birçok sebep etkilidir. Yüce Allah korusun.

Hasede Konu Olan Durumlar

Haset ve rekabetin çoğu benzer, akran, akraba ve kar­deşler arasında görülür. Bir topluluğun fertleri arasında ilişki ve ortaklık ne kadar çok ise kıskançlık ve rekabet de o kadar çok olur. Mesela, doğulular batılılara haset etmez.

Hatta haset, aynı vilayetten iseler çok, aynı şehirden iseler daha fazla ve aynı mahalleden iseler daha güçlü olur. Aynı şekilde ilim erbabı ve meslek sahipleri de kendi toplulukla­rına çok haset ederler. İlim tahsil edenler, askerler ve tüc­carlara, birbirlerine ettikleri kadar haset etmezler. Askerler ve tüccarlar da ilim erbabına o kadar haset etmez. Bilakis asker askere, tüccar tüccara, ilim erbabı ilim erbabına ve tellal tellala daha çok haset eder. Zira düşmanlık, gurur, ki­bir, liderlik arzusu ve aynı istek konusunda rekabet şeklin­deki haset sebepleri fazla olur. Bundan dolayı amcaoğulları, kardeşler ve çoğu zaman akran ortaklar arasındaki haset iyileşmez ve eksilmez, bilakis ömrün sonuna kadar devam eder ve hatta kıskanılan şey kaybolduktan sonra da varlığını sürdürür. Nitekim bir Arap şair şöyle demiştir:

Biz halılar yüzünden aralarında

Kin ve rekabet olan amcaoğullarıyız

Biz dal verilince kendisini bırakan ve

Ayıbı görünen çanak yarığı gibiyiz

Dünyanın her tarafından ve bütün insan sınıflarından kendisine yakın, muhalif ve eşit gördüğü büyük makam sa­hibi ve yüksek şöhret talibi kimse olmadıkça yabancılar ve birbirine uzak kimseler arasında haset az olur. Bütün bun­ların sebebi dünya ve dünyalık sevgisidir. Rakiplere dünya dar gelir, ama ahiret yurdu ve ebedî âlemin nimeti husu­sunda rekabet ve izdiham olmaz. İlim böyledir. Mesela, bir kimsenin talebi, Allah’ın zat ve sıfatlarına dair bilgi ve diğer ilimler olsa aynısını isteyen başkasına haset etmez. Çünkü ilimde izdiham ve rekabet yoktur. Bir şeyi binlerce kişi bilse ve bir bilgiye birçok kimse sahip olsa da yine her biri bildi­ğinden haz alır ve mutlu olur.

Bunun başkasının bilgi ve lezzetinde eksilmeye yol açması şöyle dursun, aksine bilen­lerin çokluğuyla fayda, ünsiyet ve mutluluk daha fazla olur. Bunlar, eşsiz güzelliği seyreden kimsenin, her dediği olan padişahın yüksek nimetleri ve ahiret mutluluklarıdır. Onda asla rekabet tasavvur edilmez.Nitekim Hazret-i Peygamber bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur: “Siz Rabbinizi itişip kakışmadan tıpkı dolu­nayı gördüğünüz gibi göreceksiniz.”(Buhari,Sahih,1/203) Mim harfinin hem şeddeli hem de şeddesiz kullanımıyla rivayet edilmiştir.Şeddeli rivayetinde “zamm” lafzından türemiştir. Yani bir­birinize girip birleştirilmezsiniz.

Nitekim görme» dar yerden geçen padişah gibi hissedilir şeylerde olur. Halk onu gör­mek için itişip kakışır. Şeddesiz rivayetinde zulüm manası­na gelecek şekilde “daym” lafzından türemiştir. Yani mekân darlığı ve görüş imkânsızlığı sebebiyle birbirinizi gizlemiş ve engellemiş olmazsınız. Genişlik her hâlükârda tecelli bol­luğuna işaret eder ve sıkışıklık ve rekabetin olmadığını gös­terir. Diğer ahiret nimetleri de aynı şekilde darlık ve reka­betten uzak ve yetersizlikten beridir.

Öyleyse ahiret taliplerinden haset kalkar, bilgi kazanan ve züht ve ibadete rağbet gösteren kimselerin göğüs ocağın­da rekabet kötülüğünün kıvılcımı söner. Bu nedenle âlimler ve şeyhler, öğrencilere öğretmeye ve talebelerini irşat et­meye çok düşkün olup değerli vakitlerini müritlerini geliş­tirmek için harcarlar. Evet, kötülük uleması da denilen dün­ya âlimleri ve mürşit şeyhlere benzeyen iddia sahipleri ara­sında kıskançlık, rekabet ve nefret çok görülür. Zira yönel­dikleri kıble, dünya enkazını kazanmak, makam ve mevki elde etmek, seçkinlerin ve avamın inançları, meclis büyüklerinin liderlik taslamaları ve tepeden bakmalarıdır. Bu değersiz isteklerin birinde rekabet olduğu görülürse diğerine yönelmek gerekir.

Aynı şekilde haset, ortaklar ve kardeşler arasında zayıf ve mağlup tarafta, makam ve iktidar sahipleri içinde ise al­çak ve talihsiz olanda çok görülür. Galip tarafın hâl çimeni çoğunlukla kurtuluş okyanusunun nemiyle taze kalmakta olup haset dikeni ve rekabet çöpünden uzaktır. Çünkü mağ­lup, galibin nimetinin elinden çıkmasını ve üstünlük bakı­mından kendisine yenilmesini, hiç olmazsa kalbinin onun başarısından duyduğu acının kaybolup iyileşmesi için ona eşit olmayı ister. Daima galibin kusurlarını anmakla meşgul olur ve fitne ateşi yalan kıvılcımını tutuşturur.

Kendini benden üstün gören hasetçi

Benim ayıbımı diline dolar

Devran bana fazilet verdiğinde

Ardımda düşman olduğunu görmez misin

İzzetimi kendi zilleti gördüğü için

Kıyamete dek beni dost edinmez(Sadi,Bostan)

Kalp ve Bedenin Rekabet ve Haset Hastalığından Te­mizlenmesine Dair Son Söz

Hasedin kalp için büyük bir hastalık ve zor bir dert ol-duğu anlaşılmıştır. Bu hastalık ilim ve amel ile tedavi edilir. Daha önce işaret edildiği gibi, faydalı bilgiyi araştırmak ve kesin olarak bilmelisin. Hasedin sana dünya ve ahirette bü­yük zararı vardır. Haset edilen kimse ise dünya ve ahirette zarardan tamamen korunmuştur ve hatta senin hasedin se­bebiyle onun tarafına dünya ve ahiretinde menfaatler ula­şır. Ama ahiretine zararının olduğu kesindir.

Adil yargıç ve lütufkâr Hakk’ın kararma razı olmayıp işine karıştın, itiraz ettin ve Hikmetli, Rahman ve Rahim olan Yara- tıa’nm kullan arasında yaptığı ezelî bölüştürmeyi ayıplayıp eleştirdin. Bundan daha büyük bir küstahlık olur mu? Kul hiç böyle bir suç işler mi? Tevhidi kabul eden kimseye bu reva mı­dır? Mümin olduğunu söyleyen birine böyle davranmak layık mıdır? Bir Müslüman’a gereksiz yere hıyanet ettin ve bütün müminlere karşı samimiyet emanet iken sen emaneti terk et­tin. “Din samimiyettir. Kime ey Allah’ın Resulü, dediler. Al­lah’a, peygamberine ve bütün Müslümanlara, buyurdu.”(Buhari,Sahih,1/30-31) hadis-i şerifinin gerektirdiği gibi vacip iken sen vacibi terk ettin; bütün müminler hakkında hüsnüzanda bulunmayı ve iyilikle­rini istemeyi âdet edinmiş olan peygamberler, veliler ve iyi kullar zümresinden ayrılıp inananlara musibet dokunmasını isteyen lanetli İblis ve kâfirler fırkasına katıldın.

Hasedin dünyevi zararı daha açıktır. Haset edilen kim­senin hâlleri düzenli ve emelleri uyumlu oldukça sen acı ve ıstırap çekersin, hasret ve hüzün sözleri söylersin. Bu du­rumda belayı düşmanından çözüp kendine bağlarsın, onun için arzu ettiğin üzüntüyü kendin peşin olarak hissedersin. Nitekim bazı âlimler şöyle demişlerdir: “Seni kıskanana sen mutluyken üzülmesi yeter.”

Ben dedim ki: Sana seni kıskanan kimsenin göğsündeki haset fiili yeter. Sen mutluyken onun dolunayı tutulur, sen yükselirken onun değeri düşer.

Ey hasetçi bu hastalıktan ancak ölünce kurtulursun

Bu sıkıntıdan ölüm dışında bir yolla kurtuluş yoktur

Allah korusun, eğer bir insan, yeniden diriliş ve hesabı inkar eder, kötülüklere karşılık azap göreceğini ve ceza çe­keceğini reddederse» haset sebebiyle hâllerin etrafında dö­nen bu kalp acısı haset ve rekabeti terk etmesine yeter, ama haset iyilikleri yanan ateşin kuru odunu yok etmesi gibi yok eder ve güzel davranışları gecenin karanlığının gündüzün aydınlığını mahvetmesi gibi mahveder. Bunun akıllı kimse­den çıkması çok tuhaf, âlim ve kâmil insanda görülmesi pek gariptir. Hiçbir faydası olmadığı gibi aksine zararı her tara­fa yayılmış bir fiili işleyen kimse hem dünyada acı çeker hem de ahirette Hakk’ın gazabına ve acıklı azaba uğrar. Her şeyin sahibi ve yaratıcısı olan Yüce Allah bizi kötü işlerden ve çirkin huylardan korusun!

Hasedin kıskanılan kimseye dünya ve ahirette zararı­nın değil, bilakis faydasının olduğu da açıktır. Kıskancın hasedi kıskanılan kimsedeki nimetin kaybolmasına yol açmaz. Her nimetin bir zamanı ve her devletin belli bir öl­çüsü vardır. O zaman gelmedikçe ve o ölçü tamamlanma­dıkça nimet elden çıkmaz ve talih yıldızı batmaz. “Onun nezdinde her şeyin belli bir ölçüsü vardır.”(Rad,8) “Her ecelin yazılı bir kaydı vardır.”(Rad,38)

Eğer hasetçi, “Keşke haset kıskanılan kimsedeki nime­tin kaybolmasına sebep olsa!” derse, biz bunun büyük bir cehalet ve ehliyetsiz cahile ait bir söz olduğunu söyleriz. Bu temenni, kişinin kendi belasını ve felaketini istediği anlamına gelir. Zira hasetçinin de nice kıskanılan nimeti ve nimetin elinden çıkmasını isteyen hasetçileri vardır. Haset nimetin elden çıkmasına sebep olsaydı hasetçinin dahi bü­tün nimetleri elinden çıkar ve belaya maruz kalırdı. Eğer “Benim hasedim kıskandığım kimsenin nimetinin elinden çıkmasına sebep olsun ve onu kaybetsin, ama başkasının benim hakkımdaki hasedi fayda vermesin!” diye temennide bulunursa biz bu sözün tahsis edicisi olmayan bir tahsis ve tercih edicisi olmayan bir tercih olması nedeniyle büyük bir cehalet olduğunu söyleriz. Ahmaklardan biri senin gibi ayıp iddiası ve imkânsız temennisinde bulunur, ama;

Da’vâ-yi tezvirden bâtıl temennâdan n’olur.”

Nice insanlar vardır ki onların haset ve temennisi senin nimetini ortadan kaldırmaz, senin hasedin de kıskandığın kişinin nimetini yok etmez. Ama hasedin kıskanılan kimseye sevap getirmesi bakımından kıskanılan kimsenin din ve dünyasına yararlı olduğu kesindir. Özellikle hasetçinin gıybet etmesi ve kötülükleri dile getirmesi hâlinde dinî fayda açıktır. Zira kıskanılan kimse, hasetçinin iyiliklerinin kendi defterine kaydedilmesi suretiyle kazançlı çıkar. Nimetin onun elinden çıkmasını istersin, ama iyilik nimetlerini her gün ona hediye edersin. Ona düşmanlık ettiğini ve ondan uzaklaştığım sanırsın, ama aslında her gün onun için iyi iş­ler yaparak işçisi olursun. Bu, uhrevi faydadır.

Dünyevi faydasına gelince; düşmanın acı çekmesini, musibete uğramasını ve aşağılanmasını isteyen hasetçi, as­lında kendisini kıskandığı kimse için haset işkencesine girif­tar eder ve ıstırapla incitir. Bir kimsenin, düşmanına onu incitip aşağılamasından daha büyük bir faydası ve saygısı olabilir mi? Bundan dolayı kıskanılan kimse, hasetçisinin ölümünü istemez, bilakis sahip olduğu nimetin eserlerini görüp mutluluk haberlerini duyarak sıkıntı ve belaya müp­tela olması için daima uzun ömürlü olmasını ister.

Ölmesin düşmanların yaşaya dursun

Sahip olduklarını görüp üzülsünler

Nimetinden dolayı hep kıskansınlar

Zira kâmil insan kıskanılan kimsedir

Bazı saygın âlimler öğrencilerine şu sözlerle nasihatte bulunurlardı: “Sakın düşman ve hasetçilerinize zarar ver­mek için zahmet çekmeyin, kalp tarlanıza onlara karşı düş­manlık ve kötülük tohumu ekmeyin; aksine erdem ve yet­kinliğinizi artırmaya çalışın, böylece kıskanç düşmanın bo­yunu nun gibi bükün ve bağrını kanla doldurun.”

Düşmanlarına boyun eğdirmek istersen

Kılıç çekmeden mızrak atmadan

Daha çok erdemli ol zira bu düşmanlara

Zamanın felaketlerinden daha ağır gelir

Aynı şekilde, kıskanılmak fazilet, yetkinlik, mevki, ma­kam, servet ve mal alametidir. Menâkıb-ı Ebû Harıife’de anla­tıldığına göre, bir kişi İbn Şübrüme’ye bir mesele hakkında soru sordu, o da doğru cevabı veremeyince Ebu Hanife’ye vardı. Doğru cevabı alınca İbn Şübrüme’nin İmam hakkındaki kötü sözünü bildirdi. Bunun üzerine İmam şu beyti okudu;

Beni kıskansalar da ben onları kınamam

Erdemli insanlar benden önce de kıskanıldı

Bir rivayete göre, bir grup, İmam Züfer’in öğrencilerin­den Ebu Asım Nebil’e gelerek “Ebu Hanife’yi kınarlar. Sebe­bi nedir?” diye sordular. Şu şiiri nazmetti:

Genci kıskandılar boyuna çıkamayınca

İnsanlar ona düşman ve hasım oldular

Tıpkı kumaların güzel kadının yüzüne

Kıskandıkları için çirkin demeleri gibi

İbn Mübarek’ten rivayet edildiğine göre, o Ebu Hani­fe’yi eleştiren kimseleri işitince şu sözü okumuştur; “Kaset­çisi olmadan yaşayanda hayır yoktur,” Öyleyse bir kimseye haset etmek, onun erdem, yetkinlik, makam ve ihtişamım itiraf etmektir.

Bu anlatılanlar hasedin doğrudan zararlarıdır. Ama ha­set, daha başka kötülük, günah ve zararlı sonuçlara yol açar. Mesela, düşmanlıkların doğmasına ve Müslüman’a eziyet etme, dövme, öldürme, mal gaspı ve sövme gibi kötü­lüklerin yapılmasına sebep olmaktadır.

Akıllı insan bu zararları düşünüp tefekkür edince ve be­lirttiğimiz makbul öncülleri akıl dili ile anınca Yüce Allah’ın izniyle hasedi bırakma konusunda ilmî şifa bulur. Amelî şifasına gelince; haset birçok kalp ve tabiata yerleşmiştir. Hatta süt çocuğu başka bir çocuğun doğup da süt emme, ilgi ve diğer faydalarda kendisine ortak olacağını anlayınca hasta olacak derecede kıskançlık gösterir. Bu bazılarının ölümüne bile sebep olabilir. O zaman akıllı kimse kendisinde haset hareketi hissettiğinde onun gereği olan söz ve eylemin tersini yapmaya yönelmelidir. Mesela, haset, kıskanılan ki­şiyi yermeyi gerektiriyorsa bu onu övmeye başlamalıdır. Eğer kibir ve büyüklenmeye sebep oluyorsa o kendini küçük görerek ve tevazu göstererek aksini yapmalıdır. Eğer ihsan ve ikramı terk etmeyi emrediyorsa sen nefsin düşmanlık ve hasetten günbegün ümidini kesip sevgiye alışması için iyili­ği artır ve her gün yeni bir izzet ve ikramda bulun. Kıskanı­lan kimse, hasetçinin bu lütuf ve ikramım görüp sevgi ve dostluğunu anlayınca kesinlikle onda da sevgi, samimiyet ve birlik duygusu meydana gelir ve

Evet uyanık olan gönül bilir

Kalpten kalbe bir yol vardır

Beyti gereği iki tarafta da samimiyet ışıkları parlar ve sevgi ve dostluk izleri görünür. Böylece

Lütfün dikenliğe erişince

Dikenlik gül bahçesine döner

Manası ortaya çıkar. Eğer şeytan “Kıskanılan kimseye tevazu ve ikramda bulunur, meclislerde övmeye kalkarsan acizlik, nifak veya kendinden korkmaya yorarlar. Halk da bak, filancaya nasıl mağlup oldu, der.” şeklinde vesvese ve­rirse, bu vesvesenin İblisin hile, tuzak ve aldatması oldu­ğunu araştırıp bilmeli, onu kendinden uzaklaştırmalı ve düşmanlıkla meşgul olmanın kıymetli ömrün vakitlerini her hâlükârda üzüntü, boş evham, kaygı ve kederle telef etmek olduğunu, sevgi ve samimiyetin dünyada düşmanlık ve ta­sadan daha iyi ve faydalı, ahirette daha üstün ve değerli ol­duğunu bilmelidir.

Bu uzun açıklamalar, haset ve rekabet hastalığının ilmî ve amelî devası olup söz konusu hastalığı gidermede gerçek­ten son derece yararlıdır. Sahibine zarar çeken nefis lezzeti sonunda gözyaşı ve acıdır, ama ilaç acı olmadan fayda ver­mez, ağır ve müzmin hastalığı gidermez. Dünya rahatlığı ve ahiret mutluluğu isteyen gayretli adam, bahsettiğimiz fayda ve yararları dinler, ne kadar acı olursa olsun gözünü yumup içer. Böylece Hakk’ın yardımıyla hastalıktan kurtulup iyile­şir ve dünya ve ahirette yüksek mertebelere erişir.

Kınalızade Ali Efendi – Ahlak-i Alai,syf.206,217

Fecr yay.

 

 

Yazar: Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.