Yeni Birey,Yeni Dindarlık-2

Üstünlüğün Sembolü Olarak Başörtüsü:Başörtüsünden Kaçış ‘

Tek suçum başörtülü olmak… bu söz yalnız mezkur spikerin değil, dönem itibariyle başörtülü kadınların önemli mottolarından biriydi. Esasında mesaj devlete yönelik verilerek, “başörtüsünün içeriğini oluşturan iddiaların hiçbirini biz de kabul etmiyoruz” denilmektedir. Dolayısıyla kamusal alana girildi-ğinde laiklerin ve açıkların yaptıklarından başka hedeflerinin olmadığı dile getirilmektedir. Yürürlükteki düzenin bir parça  sı olma konusunda başörtülülerin çok büyük kısmının “aşın istekli” olduklarını, şeriat mevzuu olduğunda sessiz kalıp, böyle taleplerinin bulunmadığı bilinmeyen bir hakikat değil. (Arat, 2003) Bu yüzden evliliklerde de Kadir Topbaş ve Bülent Arınç’ın oğullarında olduğu gibi başörtüsü olmayanı tercih etmek yaygınlaştı. Almanya’daki Milli Görüş Teşkilatı’nın kurucusu Yusuf Zeynel Abidin’in kızı Emel Abidin’in (Abidin, 2005) Kur’an’ın kanun değil nasihat kitabı olduğunu belirterek 32 yıllık başörtüsünü çıkartması ve bu yüzden Almanlardan cesaret ödülü alması benzer kaygıların artışını göstermektedir.

Başörtüsü üstünlüğün sembolüdür. Üstün olanlar kapalıdır ki herkes gibi olmaktan kurtulmuşlardır. Erken dönem başörtüsü mücadelesinde benzer yargılara rastlamak mümkünken sonradan bu inanç kırılmaya başladı. Tam tersine bugün başörtülü olmak ikinci sınıflığın kabulü anlamına gelmeye başladı. (Sarıbay, 2003) Bu fikri içselleştirenler kendilerini olabildiğince başörtüsünden uzaklaştırır, başını açarken, örtüde direnenler ise kendilerinin de laikler gibi olduğunu kabul ettirmeye gayret göstererek seküler her türlü etkinlikte gözükmeye çabalar artık. Birçok kişinin tesettüre girmesine vesile olan Şule Yüksel Şenler için durum tesettürün içinin boşaltılması:

Ama beni yaralayan çok üzen, evet bugün iftihar ediyorum, her yer tesettürlülerle dolu ama şuurlu olanları tenzih ediyorum sahnelere çıkıp göbek atan, dışarıda tuhaf kıyafetler giyip gezenler… Hele pardösü denilen şey tamamen ortadan kalktı. Önceden yine tunik giyiliyordu, şimdi o kısala kısala ceket oldu şimdi o da çıktı. Tesettürün içi boşaltılmış. (…) ilk baştan itibaren kıyamete kadar devam edecek iman ve küfrün mücadelesi. Bu gibi haller tabii ki Müslümanı üzen şeyler ama mücadeleden hiç yılmadan asla dönüp, asıl olanı yaşayabilseydik, Rabbimiz kâfirlere bu derece imkan vermezdi. Nasılsanız öyle yönetilirsiniz (Şenler, 201 1).

MÜSİAD’ın iş kadınlarının da muadilleriyle arasında belirgin bir fark görülmemekte. Öyle ki onların da çalışmaktan arta kalan zamanda “adrenalini sevdikleri için” motosiklet kullanma, kayak, basketbol, tiyatro gibi faaliyetlerle yoğun bir günleri mevcut. (Kılıç, 2010) Gündelik hayatın içinde seküler kalıpların kullanılması son derece normal karşılanmaktadır çünkü mesele “Hanımlar olarak ataerkil bir toplumda iş ortamında çok fazla söz sahibi olamıyoruz. Ancak yine de varlığımızı hissettirmeye başlamak güzel.” Bu fikir doğal olarak belli ayrılıkları da beraberinde getirmektedir. İslâmi kesim kendi zenginini üretirken evlilik tercihlerinde de değişimler olacaktır. Erkeklerin ne kadar kariyer sahibi de olsa başörtülü biriyle evlenmekten kaçınmaları da benzer kaygılardan kaynaklanf maktadır. (Böhürler, 2011)

Muadilleriyle aynı maaşı ve imkânları alamayan başörtülülerin iş hayatıyla ilgili kaygıları gittikçe artarken örtüleri yüzünden ayrımcılığa maruz kalmaları onları seküler dünyaya biraz daha yaklaştırmaktadır. Buradaki düğüm okumakta. Çünkü zamanında eğitimini aldığı mesleğini icra edememek daha büyük bir soruna yol açmaktadır.

İslâmcılık hareketi kendine özgü kadro yapısına sahipti. Osmanlı’nın son döneminde medrese kökenli, iyi eğitim almış, Avrupa görmüş, yabancı dil bilen, eser sahibi ama dar bir kitle Cumhuriyet döneminde de kısmen etkinliğini sürdürdü. Osmanlı izlerinin kaybolması, DP dönemi ile birlikte “kır kökenli” bir hareket halini almaya başladı İslâmcılık. Para ve kariyerle karşılaşınca muhafazakârlaşan kitlenin bu kökeni sürekli benzeri eklektik sonuçlara vardı. 1980’li yıllarda yeni nesillerin üniversite görmesi, kentlerde yetişmiş olması entelektüel bir çeşni kattı. Ama öncekilerden ayrı bir sınıf olarak gelişmedi. 2000’li yılların sonundaki İslâmcılık düşüncesi ile insan portresi belirgin farklılıklar gösterir. Klasik mesleklerden farklı olarak yepyeni ve değişik işler yapan çoğu kişi İslâmcı başlığı altında sunulmaya başladı.

Feracenin Dönüştürülmesi, Hac, Kreş, Dini Geziler

Yeni dindarlığın görünme ve gösterme üzerine gelişen yapısı, Müslüman bireylerin kendilerini giyim kuşamla ifade etmele­riyle sonuçlanır. Bir bakıma giyim kuşamdaki çeşitlilik, gös­teriş, estetik boyut Müslümanların yine rövanş alma, kendini gösterme ve kamuda yer alma temayüllerinin bir versiyonudur. Uzun yıllar başörtüsü yasağı, kamuda modern Müslüman kadının giyim tarzının eksikliğinin hissedilmesi, eğitimli ka­dınların kamuda daha fazla görülmesiyle sonuçlanmıştır.

Bol, tüm bedeni kapatan, vücut hatlarını göstermeyen kı­yafetler, pardösü ve sade başörtüsü biçimleri bilhassa 90’ların ortasından itibaren terk edilmeye başladı. Pardösü aslî kim­liğiyle Müslüman kadınlarda görünme imkânını neredeyse tamamen kaybetti. Pardösüler neoliberal kültüre binaen yeni kalıplara, dizaynlara girdi. Müslüman kadını “gizlemesi” gere­ken pardösü ve tesettür, onu daha fazla öne çıkarmaya başladı. Müslüman kadın tesettür sayesinde modern dünyada Müslü­man kalma imkânı sağlarken artık, Müslümanlığını seslendir­mek için estetize edilmiş tesettürle yer almaya başladı.

Daha kötüsü İslâmî hassasiyet taşımayan kızların ve kadın­ların tesettür üzerinden görünürlüğünü ve çekiciliğini artırma gayreti yeni dindarlığın hususiyetleri arasına girmiştir. Dinî programlara bile giderken bu tesettür anlayışını koruyan yeni dindarlar, sürekli moda, sezon takibi yaparken, önceki sezon­lardan giyenlere istihza ile baktıkları da bir gerçektir.

Bele oturan pardesüler, diz altına kadar inen etekler, sarı, yeşil, pembe gibi “çağıran” renkler, eşarbı ve fuları daha gü­zel olsun diye iğnesiz yapmak, başörtüsünün uçlarını serbest bırakmak, eşarp ucundan azıcık saç perçemi, kulak ve boyun göstermek, yarım kol ceket, ten rengi çorap giymek, şal mo­dası, gözleri sakınmak için pahalı markalı ve iddialı gözlükler takmak, Jiplere binmek giyim kuşam üzerinden yeni dindarlı­ğın alametlerindendir.

Belki de yeni dindarlığı en fazla tanımlayan, en yaygın olanı giyim kuşama bağlı yeni dindar anlayıştır. Bu bağlamda fera­cenin geçirdiği evrim neoliberal dindarlığı tam manasıyla izah eder. Aşırı bol olduğu için geleneksel toplumlarda da tercih edilen ferace artık modaya bağlı olarak vücuda tam oturtula­rak dizayn edilmeye başlanmış, kadının güzelliğinin yanında çekiciliğini artıran bir albeniye kavuşturulmuştur. Bu bakım­dan ferace yeni dindarlığın prototip giysilerindendir. Giyim üzerinden neoliberal dindarlıkla kadınlar kadar erkekler de özdeşleşmiş benzer temayüller onlarda da yaygınlaşmıştır.

Neoliberal dönemle birlikte görece belirgin bir gelir artı­şı tüm kesimlerde yaşandı. Bu biraz da tüketim nesnelerine ulaşabilmeyi gerektirecek maddi seviyeye ulaşabilmenin bir sonucuydu. Hangi durumda olursa olsun, maddi durumun yükselmesi etkisini Hac ve Umreye gösterilen yoğun talepte gösterdi. Hac başvurularındaki patlamalar, Umreye her dö­nemde gösterilen aşırı ilgi yeni dindarlığın en bariz örnekle­rindendir. Belli bir yaşa gelenler ömürlerinin sonuna doğru Hacca giderek dindarlıklarını taçlandırmak isterken Umre’ye de her yaştan aşırı ilgi hatta bir kişinin birkaç kez gitmesi, artık statü vesilesi haline gelmiştir. Hac ve Umre’ye giderken yapı­lan hatimler, dua ısmarlamaları, zikir duaları, selamlar, yeni dindarlığın kendine özgü ritüel icatları haline gelmiştir. Yeni dindarlık dönemine bağlı olarak yeni nesneler üzerinden, yeni ritüeller ortaya koyarak dini tatmini gerçekleştirmeyi de ön­görür. Hac ve Umre arkadaşlarının her Cuma günü bir büyük camiye gidip ibadetlerini, dini ziyaretlerini eda ettikten sonra dışarıda yemek yemeleri yeni kültürün yeni dindarlık üzerin­deki etkisindendir.

Yeni dindarlık mekân, giysi, gösterme üzerinden kendini gösterirken “kreş müessesi” tüm kültürüyle bu yönelimi tek başına izah edebilecek donanıma sahip. Hayli pahalı olan “dini kreş”ler, neredeyse çalışan dindar kadının maaşının yarısına yakınına denk gelmektedir. Belli bir statü ve gösteri nesnesi olan kreşler, çocukların bakımlarının ötesinde onların dindar yetişmeleri için gönderilen mekânlardır. Çalışmayan kadınlar bile kendileri evde öğretebilecekleri temel dini bilgiler için ço­cuklarını kreşe gönderirken, bunu kendi dindarlığının, “bilinç­li Müslüman” algısının hatırına yapmaktadır. Çoğu ailelerin bir yıl gönderdikleri kreşler, zaten ücretlerine, muhitlerine göre dindarlar arasındaki statüyü belirlerken, jipli bir dindar kadı­nın yerli arabayla gelen kadınlara selam vermemesi, yıl boyun­ca konuşmaması yeni dindarlığın ne derece “İslâmî” olduğunu açıklar. Kur’an a geçişin pasta kesilerek kutlandığı kreş olgusu neoliberal dönem İslâmcılığının, yeni dindarlığın boyutlarını vurgular.

Öğlen 12 ile 4 arasında içinde beş altı kadın bulunan ara­balara mahalle aralarında rastlamamak imkânsız. Arabayı pürdikkat kullanan gözlüklü ve çarşaflı kadın, komşularıyla birlikte toplantının bulunduğu eve gitmektedir. Aynen haf-tasonunda AVM’Iere yapılan seyahatler gibi. Ev toplantıları eskiden de vardı fakat mahiyeti, dayanağı ve uygulanışı yeni kültür ve iktisada bağlı olarak değişmektedir. Bu açıdan yeni dindarlık iyice belirginleşen bir zihni değişim, dönüşüm içerir.

Geleneksel dindarlığı gördüğünde “beyaz Türk” tepkisi ve­ren bir anlayış gelişmiştir. Bayramlarda gelen gidenden kaç­mak için tatile çıkan dindar sayısı belki şimdilik az görünse de bu eğilime bağlı olarak yaygınlaşmayacağı konusunda kimse garanti veremez. Ramazan ayında tatile çıkan, gündüz orucu­nu dinlenip uyuyarak geçiren yeni dindarlar geceleyin havuz ve yemek arasındaki döngüden oluşan bir kültürü yaşamak­tadır.

Gösterge Zenginlikleri

Yeni dindarlık, göstermeye, görünmeye dayalı olduğu kadar kalabalığa, kitleye, topluluğa dayalı olarak da gerçekleşir. Yine neoliberal kültürün getirdiği “ulaşabilme” şartları dolayısıyla maddiyata dayalı dindarlık göstergeleri hayli yaygınlaşmıştır. Peygamberimizin Hadisi Şerif’inde üç cami dışında sefer ya­pılmaz ikazına riayet edilmeyerek, yeni dindarlık etkinlikleri arasına giren farklı illerdeki farklı camileri ziyaret etme adeta gelenek halini almaya başladı. Bidatlardaki iyi-kötü denklemi uyarınca yeni dindarlığın iyi ve kötü ritüellerinin olabileceği yargısını belki boşa çıkarmadan bu tür “gezilerin” fayda getire­bileceği düşünülebilir.

Kafileler halinde Bursa Ulu Cami, Selimiye, Mevlana, İs­tanbul’daki camilere yapılan seferler bir görgü artırma etkinli­ğinden çok “ibadet” atmosferine yerleştiği, ziyaretçilerin böylece daha dindar göründüğü düşünülürse yeni dindarlığın yeni ölçütler getirdiğini izlemek mümkündür. Cuma ve Pazar sa­bahları yine toplu şekilde, arkadaşlarla toplanarak yine bir ulu camide sabah namazı kılma etkinliği de bu minvalde değer­lendirilebilir. Sabah namazlarını eda ettikten sonra yine toplu kahvaltı yapmak da bu ritüelin bir parçasıdır.

Belki buna son yıllarda “turist olarak” Kudüs”e yapılan seya­hatleri de eklemek lazım. Yahudileri rahatsız etmek, “Kudüs’ü unutmadığını” göstermek amacıyla gerçekleştirilen ziyaretle­rin cihat maksadı taşıması da yeni dindarlığın algılarındandır. Dini toplantıların ardından kadınların bakım ürünleri satma­ları ve almaları yeni dindarlığın yönü açısından önemli.

Benzer bir çaba edebiyat âleminde de kendini gösterir. Başka ürünlerinin yanında, daha seküler modern hayata dair yazdıklarının yanında dindar ve Müslüman olmanın getirdiği hassasiyetle, özellikle biyografi alanında yazılan ürünler neo­liberal dönem vicdan sızısının bir sonucudur. İslâm tarihinin öne çıkan kadınlarının, sahabelerin biyografilerini makyajlı bir dille anlatmak, bunları patetik hale getirmek, çok satanlar listesinde üst sıralara tırmanmak yine yeni dindarlığın “geniş kitlelere” ulaşma saikinin iktisatla birleşmesiyle sonuçlanır. Krediyle ev ve araba almanın hükmünün bir şekilde bulunma­sı bir tarafa gündelik hayatın içinde dindarlık göstergelerinde farklılaşmalar geniş bir zemine yayılmıştır.

Aleyna, Ecrin gibi kelimelerini çocuklarına isim olarak ve­ren aileler ortalama bir dindar olabilme çabasını “gösterirken”, iki çocukta karar kılmış dindar ailelerin çocuk sayısı fazlala- şanlara karşı istihza ve küçümsemeye varan bakış açıları, sı­nıf farkı gözeten tutumları yeni dindarlığın örtük bir sınıfsal farklılık barındırdığını da gösterir. Aşure yapıp dağıtanların sayısı yıllara göre artış gösterir: İktisadî durumun artmasına bağlı biçimde aşure yapanların sayısı artarken, aşureye katılan malzemelerin niteliği de bu sınıf farkına işaret eder. Aşure üze­rinden kurulan dindarlık göstergesi Neoliberal dile hâkimdir.

Yine ekonomiye hitap eden geleneksel dindarlıkta yeri bü­yük olan ölen kişinin ardından yapılan 40 ve 52 geleneğinin daha zahmetli olması nedeniyle yeni dindarlıkta gittikçe azal­dığı bir gerçektir. Buna karşın şatafat, gösteriş ve üstünlük alt-orta sınıflarda neoliberal İktisadî paya bağlı olarak camiler üzerinden gerçekleşmektedir. Artık “külliye” gibi düşünülen içinde düğün salonu, oyun alanları, konferans salonları, ders odaları bulunan camilerin inşası artmaktadır. Bu derece büyük paralar halktan toplanarak gerçekleştirilir. Cami içlerindeki süslemeler, halıların, ısıtma, soğutma ve ses sisteminin mo­dernliği, aydınlatmaların niteliği göstermeye dönük dindarlı­ğın “kitle ”ye bağlı kimliğini açıklar.

Neoliberal kültür öyle baskın bir karaktere sahip ki, onu eleştirirken bile aynı kültürel etkinlikleri yapmak durumunda kalırsınız. Bu dönemde çıkan ve yeni dindarlığın öğelerinden olan iftar çadırları şimdilerde mevsime bağlı olarak sokak if­tarlarına dönerken, burada iftar yapmak yani fakirlerin halini anlamak da yeni dindarlık içinde tanımlanmaya başladı. Lüks otel ve restoranlardaki iftar eleştirilerini yaparken evlerdeki iftar davetlerinde de yüksek bir lüks standardı yakalanmaya çalışılır. Çatal, kaşıktan peçetelere, yemek çeşitlerinden, ör­tülere, uyuma, şıklığa kadar birçok konuda üst düzey dikkat sergilenir. Kurbanların hayır kurumlarına verilmesi bir yanıy­la fakirlerin durumlarını düşünmek olarak sunulsa da aslında “kurban kesme zahmeti ve rezilliğinden kurtulmak itiraf edil­memiş bir olgudur.

Fotoğraf, Mahremin Daralması, Kahkahâlâr

Arapça, Farsça, Osmanlıca dil kurslarına gitmek, ney çalmak, İslâmî sanatlar için dersler almak yeni dindarlığın unsurların­dandır. Belki de en olumlu bidat ya da yenilik kadınların hafız­lıktaki gayreti ve başarısı.

Yeni dindarlık içinde yeni insan ve Müslüman portresinin tanımlanmayı gerektiren çok önemli boyutları var. Belki ba­şörtüsüne rağmen göbeğini açan kızların sayısı çok lokal ka­labilir ama benzer örneklerin yaygınlığı Neoliberal kültürün etkin bir yeni Müslüman çerçevesi çizdiğini de gösterir.

Din için, mazlumlar ve Müslümanlar için eylemlerde, pro­testolarda, toplantılarda kadın ve erkeklerin yanyana gelmesi, bunun bir sorun olarak telakki edilmemesi yeni dindarlığın kadın-erkek ilişkileri bakımından girdiği modern yolu izah eder.

Nargile salonlarında, kafelerde, çay bahçelerinde statü ara­yışıyla örtüşen oturmalar, kadın erkek farkı gözetmeden din­darların bir arada bol kahkahalı, sigaralı, oyunlu sohbetleri bedenin, görünmenin, göstermenin öne çıkmasıyla oluşan yeni dindarlığın yol izlerini verir: “İnsanlar modernleştikçe gözya­şından ve kederden uzaklaşıyor. Daha doğrusu duygulardan. Duygu olarak sadece kendini iyi hisset diye bir bahis var. Daha çok ye daha çok gez, daha çok eğlen. Ruhunu unut bedenini şı­mart. Kadim zamanlarda bedene aşırı itina göstermek makbul değildi. Makbul olan az konuşmak, az uyumak ve az yemekti. Postmodern zamanlarda ruha gösterilen itina ‘hoş’ karşılan­mıyor.” (Barbarosoğlu, 2013)

Yeni dindar bireylerin aşırı kahkahâlârı, neşeli halleri, ken­dilerini ev dışında tanımlamaları, geleneksel algı biçiminin açıkça sona ermeye yüz tuttuğunu gösterir. Bu neoliberal İktisadî politikalara bağlı olarak ortaya çıkan ekonomik değil ama davranış kabilinden orta sınıf burjuva eğiliminin bir sonu­cudur. Gösterme, görülme burjuva karakteridir. Yeni dindarlı­ğın gösterme merkezli faaliyetleri Müslümanların neolibera- lizmi içselleştirdiğini ispat eder. Fotoğrafın dünyada gelişimi burjuvanın güçlenmesiyle orta çıkmıştır.

Fotoğraf Türkiye’de geniş bir kesimde daha 1970’lere kadar zorunlu olarak çektirilirdi. Suret gösterilmezdi. Kimse lazım olanın dışında fotoğraf çektirmezdi. Bugün yeni dindarlık fo­toğraflar üzerinden kendine yer bulurken, dindarlık gösterge­leri fotoğraf, sosyal medya üzerinden aktarılma ihtiyacı hisse­diyor. İbadetini, dindarlığını Allahla irtibatı üzerinden değil, kullarla irtibatı üzerinden tanımlamak, göstermek, tatmin olmak isteyen bir dindarlık hâkim. Yeni dindarlar, “Allah bize yeter”, derken samimi değil.

Kadınların, erkeklerin her halleri fotoğraflar üzerinden sosyal medyada aleniyete açılır. Böylece mahrem kavramı yeni dindarlıkta çok dar bir alana sıkışır. Yeni dindarlar Kemalist anlayışa karşı geliştirdikleri mahrem eleştirisinin benzerini kendileri kurgulayarak mahremin sınırlarını hayli daraltmışlardır.

Özendirme, kışkırtma yeni dindarlığın genel karakteri Yiyecekler, geziler üzerinden her türlü yeni tüketim metaını meşrulaştıran yeni dindarlar, dindarlığa özgü takva, züht ve münkerden uzak durmaya çağırmaları gerekirken, tam tersine bunları kışkırtan nitelikte davranmaktadır. İftar sofralarından, teravihlere kadar yapıp ettiği tüm etkinlikleri paylaşmak, bire­yin Neoliberal dönemde özgürleştikçe başkalarına bağımlılık kazandığını gösterir. Kendi onayı değil, ilahi takdir hiç değil ama başkalarının taltifi, takdiri ve onayı çok daha önemli ola­bilmektedir. Kamusal israflar, sempozyumlar, ağır kitaplar bu­nun bir başka yanı.

Yeni dindarlığın “dindar kanallardın sayıca artmasıyla orta­ya çıktığı bir gerçek. Önceleri radyo ve televizyon istasyonları­nın çoğullaşması, sonra internet, yeni medya ve sosyal medya yeni dindarlığın temel nüvesi. Cep telefonları ve buna bağlı yeni iletişim, mesaj kanalları da yine yeni dindarlığın “sanal” üzerindeki etkisinden. Televizyonlarda çıkan “dualarınızı ya­zıp 555555’e mesaj atın” reklamı bile kendi başına önemli bir göstergedir. Yeni dindarlık bir yanıyla kitle, iletişim ve kamu üzerinde yükselirken asıl gücünü siyasal alandan alır. Neolibe­ral dönemdeki İslâmcı siyasetin, bilhassa 2000’ler sonrasında­ki iktidar yapısının yeni dindarlık üzerinde doğrudan olmasa da dolaylı tesiri vardır. Dindarlık, Neoliberal kültürle birlikte anlam daralmasına uğrayarak, dini hayata hakim kılma fonk­siyonundan vazgeçerek sadece dinin genel kaidelerini kamuda sergilemeye kadar inmiştir. Kuşkusuz aşırı ve dengesiz kentleş­me ile kırın geri çekilmesinin bunda çok büyük etkileri vardır.

Mezarlık ve türbe ziyaretleri hiçbir dönemde azalmadığı gibi günümüzde de etkisini sürdürür. Mezarlıklarda çok daha kısa süren ziyaretler geleneksel dindarlıktan kalan önemli mi­raslardandır. Cahit Zarifoğlu’nun mezarı başında gerçekleşti­rilen 2014 yılındaki anma ziyaretinde, şairin mısralarmdan ya­pılmış çok sayıda pankartın yer alması yeni dindarlığı gösteren en önemli işaretlerdendir.

 

Ercan Yıldırım – Neoliberal İslamcılık(1980-2015)İslamcıların Dünya Sistemine Entegrasyonu,pınar yay.,syf:314-323;325-332

1.Yazı için bkn:

Yeni Birey,Yeni Dindarlık-1

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*