73 Fırka Hadisi Hakkında

Peygamberimiz (s.a.s),

“Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, bunların içinden bir fırkası ehl-i necat olacaktır.”

buyurmuş. Ashab sormuşlar:

“Yâ Resûlâllah, o kurtulan fırka hangi fırka olacaktır?”

Şöyle cevap vermiş:

“Benim sünnetimden şaşmayanlar kurtulanlardan olacaktır! Yâni Ehl-i sünnet ve cemaat mensuplarıdır.”(Tirmizi, İman,18; İbnu Mace, Fiten, 17)

Binâenaleyh, Peygamberimizin (s.a.s) kitaplarda yazılı olan sünnetlerine bağlı kalan Müslümanlar, ehl-i necat, yâni kurtulanlardan olacaktır. Yeter ki sünnetten ayrılmasın, onu tek ölçü bilsin, şahıslarında tatbik etmekte ihmale düşmesinler.

Fırka-ı Naciye, kurtuluşa eren, ahiretteki her türlü azabtan beraet ederek, necatını, kurtuluşunu eline alan topluluk, zümre demektir ki, bunun bir adı da“Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat”tir. Diğer bir ifade ile Fırka-ı Naciye, Kur’an-ı Kerîm’in hükümlerini kabul ve tasdik etmekle onlara uyan, Hz. Peygamber (s.a.s)’in ve O’nun büyük ashâbının yolunu aynen takip eden büyük topluluk, cemaat demektir.

Hz. Peygamber (s.a.s) Ebû Hureyre’den rivayet edilen bir hadislerinde:

“… Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, kurtuluşa eren fırka (Fırka-ı Naciye) dışında kalan yetmiş iki fırka cehenneme gidecektir.”

buyurmuşlardır. Ayrıca bu türden olan hadislerin devamında sahabîlerin, Fırka-ı Naciye’den sormaları üzerine Hz. Peygamber (s.a.s), Fırka-ı Naciye’yi:

“Benim yürüdüğüm yola ve bu yolda beni takip eden ashabımın yoluna uyanlardır.”

diye tarif etmiştir.

İşte Yüce Allah’ın Resulü Sevgili Peygamberimizin ashabının yoluna uyanlara“Sünnet ve topluluk mensupları” anlamında “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat”denilmiştir. Bu anlamda Fırka-ı Naciye’yi de Allah’ın Kitabına, yani Kur’an-ı Kerim’e ve Resulünün ve ashabının diliyle nakledilmiş dosdoğru yoluna, Sünnetine uyan cumhûrun, yani Müslümanların çok büyük bir topluluğunun görüşlerini benimseyip kabul eden ve bunlarla amel eden büyük topluluk olarak anlamak gerekir.

Gazalı, Fırka-ı Naciye’nin bu doğru yolunun, kurtuluşa götüren yolunun esaslarını itikadı noktadan toplu bir şekilde şu üç hükümde toplamaktadır:

1) Allah’a İman,

2) Nübüvvete İman -ki meleklere ve kitaplara imanı da içine alır-

3) Ahirete İman (İmam-ı Gazâlî, Faysalu’t-Tefrika, Mısır 1325, s.15)

Zira Peygamberimiz (s.a.s) bu esaslara inanan kimsenin Müslüman olarak, bu dinin nimetlerinden faydalanacağını ve mümin olacağını, birini veya tamamını yalanlayıp inkâr edenin de ne mümin ne de müslim sayılacağına, onun kâfir olduğunu bildirmiştir. Kur’an-ı Kerîm’in pek çok ayetinde bu doğru yola ve bu yolun Hz. Peygamber (s.a.s)’in yolu olduğuna işaret edilmiştir:

“Ey İnananlar, And olsun ki, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok anan kimseler için Allah’ın Resulü (Hz. Peygamber) en güzel örnektir.”(Ahzâb, 33/21).

“… Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden menederse ondan geri durun; Allah’tan sakının, doğrusu Allah’ın cezalandırması çetindir.” (Haşr, 59/7)

“Ey Muhammed! Eğer sana cevab veremezlerse, onların sadece heveslerine uyduklarını bil. Allah’tan bir yol gösterici olmadan hevesine uyandan daha sapık kim vardır? Allah zalim milleti şüphesiz ki doğru yola eriştirmez.” (Kasas, 28/50).

“(Ey Muhammed!) De ki, Allah’ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder.” (Âl-i İmrân, 3/31)

İslâm Tarihi boyunca olduğu gibi, bu gün de akaid sahasında en isabetli yolu takip ettiği kabul edilen ve Müslümanların büyük çoğunluğunu sinesinde toplayanFırka-ı Naciye veya Ehl-i Sünnet, mezhepler tarihi âlimlerinin büyüklerinden olan Abdülkâhir el-Bağdadî’ye (Ö: 429/1037) göre şu sekiz sınıf, topluluktan meydana gelmiştir:

1. Ehl-i Bid’atın hatalarına düşmeyen, Râfızîler, Hâricîler, Cehmiyye, Neccâriyye ve diğer sapık fırkalar gibi düşünmeyen Sıfatiyyenin yolunu takip eden Kelâm âlimleri,

2. Hem re’y, hem de hadis grubuna mensup fıkıh imamlarından ve usulu’d-Dıne, Sıfatıyyenin Allah’a ve O’nun ezel; sıfatlarına inanışı gibi inananlardan meydana gelen Fıkıh âlimleri,

3. Hz. Peygamber’den gelen sağlam haberler ve sünnetlerin yollarıyla ilgili bilgilere sahib olanlar ve bunlardan sahih ile zayıfını ayırdedebilen muhaddisler,

4. Edebiyat, dilbilgisi ve söz dizimi ile ilgili pek çok şeyin bilgisine sahip olan âlimler,

5. Kur’an okuma şekilleri ve Kur’an ayetlerini açıklama yolları ve bunların sapık fırka mensublarının tevilleri dışında Ehl-i sünnet mezhebine uygun tevilleri hakkında geniş bilgiye sahib müfessirler ve Kıraat İmamları,

6. Sûfi zâhidler

7. Müslümanların sınırlarında kâfirlere karşı nöbet tutan, Müslümanların düşmanlarıyla savaşan Müslüman, kahraman mücâhidler,

8. Ehl-i Sünnet akıdesinin yayıldığı, onların davranışlarının hâkim durumda bulunduğu beldelerin ve memleketlerin ahalisinden, halk kitlelerinden müteşekkil topluluklar.(Abdulkâhir Bağdâdî, El-Fark Beyn’il-Fırak, s.289-292)

Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaatin Üzerinde Birleştiği Esaslar:

Sünnet ve Cemaat Ehlinin büyük çoğunluğu, dinin rükünlerinden belli esaslarda ittifak etmişlerdir. Dinin bu rükünlerinden her birinin hakikatını bilmek büluğ çağına ulaşmış her akıllı kimseye vacibtir. El-Bağdadî’ye göre her rüknün şubeleri vardır ve onların şubelerinde, Ehl-i Sünnetin tek görüş halinde üzerinde birleştikleri meseleler vardır:

1. Kâinat vehim ve hayalden ibaret olmayıp, onun bir öz varlığı ve hakikatı mevcuttur. İnsan bu kâinatı tanımaya, ayrıca bilgi edinmeye muktedirdir.

2. Kâinat bütün ayrıntılarıyla yaratılmış bir şeydir. Onun mutlaka bir tek olan yaratıcısı vardır.

3. Allah Teâlâ’nın zatından ayrılmayan ezelî sıfatları vardır.

4. O’nun isimleri, vasıfları, adaleti ve hikmeti zatının gereğidir, bunları da bilmek gereklidir.

5. Yüce Allah’ın resuleri ve nebîleri vardır, onların mucizelerini bilmek de zorunludur.

6. Yüce Allah’ın emir ve yasaklara dair hükümleri ile teklifin (mükellef olmanın) bilgisini elde etmektir. Yani İslâm’ın üzerine bina kılındığı beş rüknü kabul ve tasdik etmektir ki, bunlar: Allah’tan başka bir ilâhın bulunmadığına ve Hz. Muhammed’in Allah’ın Peygamberi olduğuna şahitlik etmek, Namaz kılmak, Zekât vermek, Ramazan orucu tutmak ve Kâbe’ye hacca gitmektir.

7. İnsanların fani olduğuna, öldükten sonra dirilecekleri ahiret âleminin varlığına ve bu âlemin müştemilatı denilen, haşr, sual, hesab, mizân, cennet, cehennem gibi hususlara inanmak,

8. Ahirette Allah’ın müminler tarafından görüleceğini bilmek,

9. Kaderin hak olduğunu, fakat kulların işlerinde mecbur olmadıklarını bilmek,

10. Kelâmullahın kadim olduğunu, fakat ses ve harflerden meydana gelmediğini bilmek.

Görüldüğü gibi bütün bu ve benzeri olan itikâdı esaslar Fırka-ı Nâciye’nin, yani Ehl-i sünnetin büyük çoğunluğunun üzerinde ittifak edip birleştikleri noktalardır. Ayrıca bu esasların herbiri Kur’an-ı Kerîm’in muhkem ayetlerine, Hz. Peygamber (s.a.s)’in sahih hadislerine dayanmaktadır.

Bu itibarla Fırka-Naciye Allah’ın emirlerini bilip onları yerine getirdiği, yasaklarını anlayıp onlardan uzak durduğu ve Hz. Peygamber (s.a.s)’in gösterdiği hak yolda ilerlemeye devam ettiği için bu adı almış, yani kurtuluşa eren büyük topluluk olmuştur. Fırka-ı Naciye’yi ilk devirdeki topluluklara göre Ehl-i Sünnet-i Hasse denen Selefiyye, Ehl-i Sünnet-i Amme denilen Mâtûridîlerle Eş’ârîler meydana getirmiştir.

(Geniş bilgi için bk. Ahmed b. Hanbel, Müsned, II/332; Ebû Dâvud, Sünen, II/259; İbn Mâce, Sünen, II/479; Gazâli, İhyâ’, I/179; Şâtibî, Muvâfakat, IV / 48-52; Teftâzânî, Şerhu’l-Makâsıd, II/199; Abdulkâhir Bağdâdî, el-Fark Beyne’l-Fırak, Mezhebler Arasındaki Farklar, Tercüme: Doç. Dr. E. Ruhi Fığlalı s.289-335; Eş’ârî, Makalât, s.277-284)

Sorularla İslamiyet

Yazar Hakkında: Yusuf Aslan

Tarih talebesi ve ilme pek meraklı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*