Üç Muhammed Eleştirisi (2)

 Üç Muhammed Eleştirisi (2)Mustafa İslamoğlu, Üç Muhammed;

1. syf 220: Bu örnekten sonra Mutezileyi sünnet ve hadise karşı aşırı titiz ve seçici tavrından dolayı “sünnet inkarcılığıyla” suçlamak, sanırım doğru olmasa gerek.

Cevap: Mutezilenin sünnete bakışı İslamoğlu’nun avukatlığının aksine sünnet inkarı eksenlidir:

http://ravzaimutahhara.blogspot.com.tr/2015/11/mutezile-ve-hadis-1-mutezile-ve-genel.html

Mutezile imamları hadis ravileri şöyle dursun senedin altın halkası olan sahabileri bile cerh etmeden geri durmamışlardır:

2. syf 222: Oysaki Kuran insanlık boyunca Allah’ın insana olan rahmetinin bir ifadesi olan vahiy kurumun bir ürünü…

Cevap: a-Kuran’ı “ürün” olarak görmek hiç şüphesiz ki yakışıksız bir değerlendirmedir. Kuran-ı hakim/kerim/mecid gibi saygı ifadesi olan kelimeler kullanılabilirdi. Bediüzzaman hazretleri Kuran’ı ne güzel tarif eder! İşte gerçek alimlerin ifade tarzı:

Kur’an:

-Şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi..
-ve âyât-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedîsi..
-ve şu âlem-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri..
-ve zeminde ve gökte gizli esma-i İlahiyenin manevi hazinelerinin keşşafı..
-ve sutûr-u hadisatın altında muzmer hakaikin miftahı..
-ve âlem-i şehadette âlem-i gaybın lisanı..
-ve şu âlem-i şehadet perdesi arkasında olan ve âlem-i gayb cihetinden gelen iltifâtât-ı ebediye-i Rahmaniye ve hitâbât-ı ezeliye-i Sübhaniyenin hazinesi..
-ve şu İslâmiyet âlem-i manevisinin güneşi, temeli, hendesesi..
-ve avâlim-i uhreviyenin mukaddes haritası..
-ve zât ve sıfât ve esma ve şuun-u İlahiyenin kavl-i şârihi,
-tefsir-i vâzıhı,
-bürhan-ı katıı,
-tercüman-ı satıı..
-ve şu âlem-i insaniyetin mürebbisi..
-ve insaniyet-i kübra olan İslâmiyetin mâ’ ve ziyası..
-ve nev’-i beşerin hikmet-i hakikiyesi..
-ve insaniyeti saadete sevkeden hakikî mürşidi ve hâdîsi…

-ve insanlara hem bir kitâb-ı şeriat,
-hem bir kitâb-ı dua,
-hem bir kitâb-ı hikmet,
-hem bir kitâb-ı ubudiyet,
-hem bir kitab-ı emir ve davet,
-hem bir kitâb-ı zikir,
-hem bir kitâb-ı fikir,
-hem insanın bütün hâcât-ı maneviyesine merci olacak çok kitapları tazammun eden tek, câmi’ bir kitâb-ı mukaddes..
-hem bütün evliya ve sıddıkînin ve urefa ve muhakkikînin muhtelif meşreblerine ve ayrı ayrı mesleklerine, herbirindeki meşrebin mezâkına lâyık ve o meşrebi tenvir edecek ve herbir mesleğin mesâkına muvafık ve onu tasvir edecek birer risale ibraz eden mukaddes bir kütübhane hükmünde bir kitâb-ı semavidir.

Kur’an Arş-ı Azamdan, İsm-i Azamdan, her ismin mertebe-i azamından geldiği için, Onikinci Söz’de beyan ve isbat edildiği gibi;

Kur’an, bütün âlemlerin Rabbi itibariyle Allah’ın kelamıdır.
-Hem bütün mevcudatın İlâhı unvanıyla Allah’ın fermanıdır.
-Hem bütün semavat ve arzın Hâlıkı namına bir hitabdır.
-Hem Rububiyet-i mutlaka cihetinde bir mükâlemedir.
-Hem saltanat-ı amme-i Sübhaniye hesabına bir hutbe-i ezeliyedir.
-Hem rahmet-i vasia-i muhita nokta-i nazarında bir defter-i iltifâtât-ı Rahmaniyedir.
-Hem Ulûhiyetin azamet-i haşmeti haysiyetiyle, başlarında bazan şifre bulunan bir muhabere mecmuasıdır.
-Hem ism-i azamın muhitinden nüzul ile arş-ı azamın bütün muhatına bakan ve teftiş eden hikmet-feşan bir kitab-ı mukaddes’tir. Ve şu sırdandır ki, “Kelâmullah” ünvanı kemal-i liyakatla Kur’ana verilmiş ve daima da veriliyor.

b-Bu söz Kuran’ın mahluk olduğu itikadının bir “ürünüdür”. Bizim ehl-i sünnet olarak, itikadımız şöyledir:

Kuran’ın manevi ve İlahi bir sıfat olan Kelam ile ilgili olan yönü. Bu yönüyle Kuran mahluk değildir. Çünkü madem Allah mahluk değil ve ezelidir; elbette sıfatları dahi mahluk değildir. Sıfatlarından biri de kelam sıfatıdır. Ve Kur’an’a biz“Kelamullah” demekteyiz. Kelamullah, yani Allah’ın kelamı bir sıfat-ı ilahidir, bu yönüyle Kur’an mahluk değildir. Bir sıfat-ı ilahidir ve Allah’ın bizden isteklerini anlamak için tecelli etmiş bir tenezzülat-ı ilahiyedir. (2)

3. s. 222: Yine peygamber kendisine peygamberlik delili olarak verilen tek mucizenin Kuran olduğunu ifade eder.

Cevap: İslamoğlu bu ifadeyi Resulullah’tan rüya yoluyla mı almış?
Allah resulünün (s.a.v.) böyle bir ifadesi yoktur. Buna reddiye olarak:

http://ravzaimutahhara.blogspot.com.tr/2015/08/mealcilerin-mucize-inkarclgna-cevap.html

4. s.224: Buhari ve Müslim’in sahihlerine aldıkları şu hadisi Hz. Aişe tümüyle reddetmiştir: “Kadın, siyah köpek ve merkeb namaz kılanın önünden geçince o kimsenin namazı bozulur.”115

115. Müslim, Salat 4.50.

Cevap: İslamoğlu hadisin Buhari’de de geçtiğini söylemesine rağmen kaynak olarak sadece Müslim’i göstermiştir. Hadisin tam tahrici şöyledir:

Bir başka örnek namaz kılanın önünden merkep, kara köpek ve kadının geçmesi durumunda namazın bozulacağını ifade eden hadistir (Müslim, “Salât”, 50; Ebu Dâvûd, “Salât”, 109; Tirmizî, “Salât”, 136; Nesâî, “Ķıble”, 7). Hz. Aişe bu hadise şiddetle itiraz etmiş ve, “Bazan Resulullah namaz kılarken ben onunla kıblesi arasında yatmış olurdum, secde etmek istediğinde ayaklarıma dokunurdu, ben de onları çekerdim” demiştir (Buhârî, “Salât”, 108; Müslim, “Salât”, 51; Ebu Dâvûd, “Salât”, 111; Nesâî, “Ķıble”, 10) (3)

Görüldüğü gibi Ebu Hüreyre (r.a.) hadisinin değerlendirilmesi de yine Buhari hadisinde gelmektedir. Buhari de olan hadis tam olarak şöyledir:

Buhari, Namaz;

108- Bab: Erkek Namaz Kılarken Secde Sırasında, Secde Edebilmesi İçin Eliyle Karısını Dürter Mi?

154-…….Bize Ubeydullah tahdîs edip şöyle dedi: Bize el-Kasım, Âişe’den tahdîs etti. O (R) şöyle demiştir: Ne kötü bir denkleştirmedir ki, sizler biz kadınları köpek ve eşekle bir seviyede tuttunuz. Yemin olsun, ben kendisi ile kıblesi arasında yatmış olduğum hâlde Rasûlullah’ın namaz kılar olduğunu kat’î olarak bilmişimdir. Secde­ye varmak istediği zaman eliyle ayaklarımı dürterdi de ben ayakları­mı geriye çekip büzerdim.

Ayrıca;

Hadiste sözü geçen şeylerle namazın bozulduğunu iddia edenler, nama­zın bozulmasına sebep, bu üç şeyin şeytan manasında olmasını sebep göste­rirler ve “köpeğin şeytan olduğu hadisle sabittir; kadının şeytanlığı da kurduğu tuzaklardadır. Eşeğin şeytan olması ise, Nuh aleyhisselama gemide iken şey­tanının eşek suretinde gelmesindendir.” derler.

Mevzumuzu teşkil eden hadis-i şerifle buna benzer bazı hadislerde ka­dının namaz kılanın önünden geçmesiyle o kimsenin namazını bozacağın­dan bahsedilmesi, kadının kadr-ü kıymetini düşüren bir şey olarak anlaşılmamalıdır. Zira Hüccetü’llahi’l-Baliğa’da bunun hikmetinden bahse­dilirken, “namaz Allah’a yalvarış ve yakarıştır. Bu yakarışın huzur ve huşu içerisinde olması gerekir. Kadınlarla bir arada olmak ve onlara yaklaşmak, onlarla sohbet etmek ve hatta onlara bakmak sağlanması gereken bu huzur ve huşua mânidir” demektedir. Yoksa kadının kadr ve kıymetini düşürmek için değildir. Nitekim İmam Nevevî Mecmu’ isimli eserinde Mesrûk’tan ri­vayet etmiş olduğu bir hadis-i şerifte şöyle demektedir: “Hz. Âişe’nin bu­lunduğu bir mecliste namaza mani hallerden bahsedilirken köpeğin, merkebin ve kadının da bu haller arasında zikredilmesine şaşarak; bizi merkeb ve kö­peklere mi benzetiyorsunuz? Halbuki Resulullah (s.a.) namaz kılarken onunla kıblesi arasında karyolam üzerine uzanır, yatardım.”

Diğer bir hadis-i şerifte Aişe (r.anhâ): “Ben hayızlı olduğum halde ya­tağımda yatarken Resulullah (s.a.) namaz kılardı. Secdeye vardığında yerin dar olması sebebiyle ayaklarımı secdegâhından uzaklaştırır, sonra secde eder­di.” demiştir.
Bu hadis-i şerifler gösteriyor ki, bundan maksat kendine malik olan bir kimsenin önünde kadın olması veya önünden kadın geçmesi, onun namazı­na zarar vermez.
[Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/75-77.]

5. s. 225: Hz. Aişe sonradan hadis derlemelerine sahih kaydıyla girecek olan bazı hadisler kendisine nakledildiğinde “Bu konuda Kur’an size yeter” demiştir. Mesela “Ölü kendisine ağlayandan dolayı azab görür”118 hadisi Hz. Aişe’ye hatırlatıldığında, o haberin yanlış nakledildiğini, müminlerle alakalı olmadığını söyleyerek “Kur’an size yeter” demiş ve “Kimse bir diğerinin sorumluluğunu yüklenmez.(53.38) ayetini okumuştur.119

118. Buhari, Cenaiz 29.32; Müslim, Cenaiz 11.9.
119. el-İcabe, s. 68 ve 92.

Cevap:

a- Bu hadisle ilgili yapılmış en kapsamlı çalışmada şöyle denilmektedir: 

Hepsi de gördüğünü ya da duyduğunu haber veren birçok meşhur sahâbînin bu konudaki rivayetleri veya bu rivayetlerle Kur’an ayetleri arasında gerçek bir çelişki gözükmemektedirO halde, sahihliği tespit edilmiş bu rivayetlerin hiçbirini reddetmeksizin, lafız, anlam ve bağlam faktörleri çerçevesinde en uygun yorumu bulmaya çalışmak gerekir

Birçok farklı sened ve metinle erken dönem rivayet mahsullerinden itibaren temel hadis kaynaklarında yer alan ta‘zîbü’l-meyyit hadisi, isnad açısından bir problem taşımamaktadırHadisin metin değerlendirmesiyle ilgili olarak ortaya çıkan değişik görüşlerden birinin veya birkaçının tamamen doğru, diğerlerinin yanlış olduğunu söylemek yerine, hadisin anlaşılmasında her birinin az veya çok katkısının olabileceğini düşünmek daha gerçekçidir.

Sonuç olarak, her biri gördüğünü ya da duyduğunu haber veren birçok meşhur sahâbînin rivayetiyle sabit olan ta‘zîbü’l-meyyit hadisinin, sosyo-kültürel bağlam, rivayet bütünlüğü ve Kuran-sünnet ilişkisi çerçevesinde değerlendirildiğinde, sened yönüyle olduğu gibi muhteva itibariyle de sahih gözükmektedirBuna rağmen bazılarınca güç anlaşılması, anlaşılamaması veya tamamen reddedilmesi, büyük ölçüde sosyo-kültürel arka planının ya hiç ya da yeterince dikkate alınmamasından veya bu konudaki bilgilerin gereğince değerlendirilememesinden; kısaca rivayete eksik, yüzeysel, bazan da ön yargılı yaklaşımdan kaynaklandığı söylenebilir. Dolayısıyla bu rivayetin, hadiste yeterince metin tenkidi yapılmadığı, bu nedenle de “en ünlü ve güvenilir” muhaddisler tarafından, “en sahih ve muteber” hadis kaynaklarında bile zayıf, hatta uydurma rivayetlere yer verildiği iddiasını doğrulayan bir kanıt olarak ileri sürülmesi uygun değildir. (4)

b- “Ölünün arkasından feryadu figanla ağlamadan dolayı ölünün azabgörmesi”
hususunda gelen bu hadislerin zahirine göre; ölü, aile halkının ve çevrede bulunan kimselerin ağlamasından dolayı azab görür. Sahabelerden, tabiundan ve etbau’t-tabiinden bir grup bu görüştedir. Daha sonraki alimlerin büyük çoğunluğu, bu hadisin manasını tevil yoluna gitmiş­ler, Fakat hadisin tevili konusunda ihtilafa düşmüşlerdir.

Şâfiîlerden Müzeni (ö. 264/878), Nevevî (ö. 676/1277) ile Hanefilerden Ebu Leys es-Semerkandî’ye göre; sağlığında, ölünce kendisi için ağlanmasını vasiyet eden bir kimse, aile halkının ağlamasından dolayı azab görür. Fakat sağlığında böyle bir vasiyette bulunmayan kimseler, öldükten sonra yakınlarının ağlamasından dolayı azab görmezler. Nitekim”Hiçbir günahkar, başkasının günahını çekmez[1191] ayeti de buna delalet etmektedir.

Davud ez-Zâhirî (ö. 270/884) ile bir grup alim, “Ölü sağlığında aile halkını ölüye yüksek sesle ağlamaktan yasaklamayı ihmal etmediği için kendisi ölünce onların ağlamasından dola­yı azab görür” demişlerdir.

Hafız İbn Hacer (ö. 852/1447) bu görüşlerin arasını şöyle birleştirir: Bu mesele, şahısla­rın durumuna göre değişir. Adeti ölüm karşısında feryadu figan etmek olan bir kimse, ölünce yakınlarının ağlamaları için vasiyet etmişse, o kimse, yakınlarının bu ağıtından dolayı azab gördüğü gibi zalim olan bir kimse de yakınlarının dünyadaki bu çirkin amellerini saya saya ağlamalarından dolayı azab görür.

Yine kendi ölümüne yakınlarının feryadu figan ederek ağlayacaklarını bilen bir kimse, eğer sağlığında onlan bu konuda ikaz etmeyi ihmal ederek ve onların bu hareketinden hoşlanarak ölürse, onların ağıtlarından dolayı azab görür. Fakat onları ikaz etmeyi İhmal etmiş olmakla beraber sağlığında onların bu hareketinden hoşlanmamışsa, azab görme. Fakat ihmalinden dolayı azarlanır. Onların bu hallerinden hoşlanma­yan bir kişi, sağlığında onları gerektirdiği şekilde ikaz ettiği halde, onlar, bunu yine de yüksek sesle ağlayacak olurlarsa, ölü, bunların, Allah’ın razı olmadığı bir işi yapmalarını görmekten dolayı yine rahatsız olur.” (5)

***

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*