Toplumların ve İnsanlığın Gerçek ve Yalancı Düşleri

Toplumların ve İnsanlığın Gerçek ve Yalancı DüşleriEvet, insanın yalancı düşü, gerçek düşü olduğu gibi toplumların ve insanlığın da yalancı ve gerçek düşleri vardır. İnsan özü ne kadar az bozulmuşsa, o kadar, düşünün gerçek olma ihtimali ve hakkı vardır, özü bozulmuş kişide de rüya adına o kadar çok fantezi, kaprisli hayaller, hezeyanlar, safsatalar, «ben» in kılık değiştirip şeytandan ödünç aldığı cübbe ile kendine kurtarıcı gibi döndüğü ruh serapları görülür.Ama, ruhunu gerçeğin örsünde döğe döğe pişmiş, doğruya gönül vermiş, iyiyle donanmış erdemli kişinin düşü bir düş değil, düşten fazla bir şeydir.. Gerçeğin öz halinde bu dirilişi, geleceğin güne mesajıdır. O üstün ruh ve gönül, geleceği vaktinden önce çekip içine alacağı olağanüstü bir güce ermiştir. Belki de gelecek zamanın gerçekleri de bu seçkin ve an ruhu böylece ziyaret etmek istemiştir.

Tabiî, gelecek zamanın bu vaktinden önce gelişi, getirilişi, bu olağan dışı ziyaret, bir nevi sembolik bir tören havası taşır. Şifre gibi, suret gibi, ibaret gibi. Toplum düşleri de böyle. Toplumun kafası ve ruhu ne kadar karışıksa, o kadar çok kâbus cinsinden, hezeyan türünden doktrinler, sistemler ortaya atılır, yıkıcı ve yıpratıcı tesirleriyle bu kurtarıcılık iddiasındaki teklifler, yalancı yanlarıyla bir vakit topluluğu oyalarlar; fakat gerçek hiçbir zaman aldanmaz ve aldatılamaz. Gün gelince o teklifler gerçeğin yüksek fırınında yanar, kül olur, ama hakikat özlü teklifler pırıl pırıl kalır. Veli üç rahibin cübbelerini birbirine dolayıp ateşe atmalarındaki sonuç gibi…

Ermiş kişilerin gördükleri düşlerin tıpı tıpına gerçek olması gibi, zaman zaman, Allah’ın bir lûtfu olarak, hakikata susamış insanlığa, baştan sona son hakikat düşü olan vahiy sistemleri bağışlanmıyor. Hakikat kahramanları olan peygamberlerin kalbine indirilen vahiy, mucize olarak, ilerde gerçekleşecek ilahi düzenin eksiksiz fazlasız ifadesidir. İlkin peygambere gerçek *düş halinde gelen vahiy, sonra bu başlangıç kaydından da sıyrılıp güneş gibi doğrudan doğruya geliyor.

Yani ilkin «gerçek fecir gibi «gerçek düş», sonra da güneşin doğuşu gibi, vahyin «Mutlak» söz ödevlisi olan melekten doğrudan doğruya alınışı, Şeytanın veya dehasını şeytana döndürmüş kâhinlerin, büyücülerin ve ruhunu şeytana satmış şairlerin sözleri, büyüleri ve işleri ise ne gerçek düş, ne vahiy etki ve gücündedir. Sahte bir benzerlik söz konusudur, o kadar. Yalancı fecir ve yalancı düş gibi.

İkiyüz yıldır ülkemiz ve İslâm dünyası, yalancı düşlerle gerçek düşün, yalancı fecirlerle gerçek fecrin, yalancı sistem ve doktrinlerle vahiy hakikatleri ve medeniyetinin, sahte ütopyalar, göz kamaştırıcı hayallerle boğulmak istenen hakikat ve idealin savaşını yaşıyor. Ruhumuz, kafamız ve kalbimiz bu savaşın kanlı alanı. Sınırlı da olsa alın yazımızın tanıdığı seçme özgürlüğü, bizde hangi tarafa bir meyil doğurursa o tarafın ağırlık kazanması çok mümkündür.

Kendimizi aldatmayarak, hakikata kavuşmanın çetinliğini bilerek ve bu çileyi göze alarak, yalancı vaat ve umutlara kapılmayarak, ruhumuzu, kafamızı ve kalbimizi yalancı medeniyet istilâsından sıyırıp hakikate döndürmek için olanca gücümüzü sarf ederek içinde bulunduğumuz bataklıktan sıyrılmanın ilk şartına erebiliriz. O zaman yalancı düşler ve yalana fecirler biter. Kalbimizde gerçek fecrin ışıklan belirir. Sonra da güneş doğar. Kalbimizin gerçek güneşi doğar.

Sezai Karakoç,Sur Yazıları (3)

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*