Terör

Terör. Bu habis ruhlu kelime latince den Batı dillerine ve ora­dan da, bizim lisanımıza geçmiş. Baskı, tedhiş ve korkutarak dün­ya nizamını değiştirip, insanları öldürüp, diz çöktüren, habis ruhlu emelleri için bir ölümlü araçtır; terör ve şiddet. Savaşlar bu ka­ranlık güçlerin sömürgeci Batının latenz yani perde arkası aldığı kararların neticesidir.

Batı’da sadece bir avuç nur çocuklar var, her asırda. Gerisi karanlık ve dehşetin dehşetinin izleri var, Batı tarihinde. Sömürgeci, ebedi emperyalist Avrupa’nın ezeli ve ebedi sevgili daha doğrusu “Tanrısı” dır; Şiddet ve Terör.

Ve bütün terör hareketleri, ustaca Batının fahişe yataklarında devşirildi. Bu dehşetin itibarı, gücü ve sürekliliği menşeinden ge­liyor: Hepsi Made in Avrupadır. Bu fahişe yatağında devşirilen habis ruhta, hiç parmağı ve desteği olmayan bir tane Avrupa ül-kesi yoktur. Bu izan, sevgi, saygı ve merhamet yoksunu bir mede­niyettir, Avrupa; Kuru bir sayı ve bir yığın medeniyetidir.Batı’da gerek hükümdarlarında gerekse devlet adamlarında metafizik bir düşünceleri, kısacası bir metafizikçi devlet adam­ları yoktur.

Bilakis kendi medeniyetlerini aydınlığa götüren ve doğru yoldan saptığında “Batacağını, yok olacağını” söyleyen kendi nur çocuklarıyla dalga geçen bir sürü; ruhunu karanlığın Kilisesine teslim etmiş politikacı ve devlet adamları var! Mesela Helmut Kohl 1989 yılında şunları söyler: ”Batı’nın çöküşü sadece kütüphanelerde bulunur’ diyerek bu düşüncesiz yani metafi­ziksiz siyasetçisi bütünüyle; hem Alman hem de Avrupa’nın nur çocuklarının ikazlarıyla dalga geçiyor.14 Bugün kendisi unutuldu, gitti.

Bir günlük gazete nüshası gibi. Aklınca dalga geçti, Batı’nın nur çocuklarıyla. Bu düşünürler halen görüş, soruları ve gelecekte Avrupa insanını bekliyen tehlikeleri belirten ikaz fikirleriyle ve varlıklarıyla aramızda yaşıyorlar.

Kısacası Hegel, Goethe, Nietzsche, Oswald Spengler, Edmund Husserl ve Paul Valery’le vs. gibi bu düşünen ve bizlere Avrupa’yı bekleyen tehlikelerden, sosyal depremlerden haberdar eden bu büyük düşünürleri, o minnacık, taşralı aklıyla dalga geçer. Bugün artık kimse bu hıncahınç Caput Mortuumun bu öz be öz sesi poli­tikacıyı hatırlamıyor bile. Dehalarının sesine değilde, şaşalı depdebeli bu zerre kadar metafizik düşünceye sahip olmayan politi­kacılara yaslanan ve yollarına bununla devam eden milletlerin ni­hai sonucu, karanlığın ve idraksizliğin uçurumu olur. Her şarlatan bir miyoptur ve miyop, kısa ve aldatıcı bir zafere ekonomik olarak imza atabilirler… Çöldeki serap misali…

Sadece politikacılar ve askeri diktatörler mi, bir medeniyeti karanlığa götürüyorlar? Hayır! Düşüncenin namusunu ve insan haysiyetini, şerefini kendi biyolojik ırklarının menfaatinden üstün görenle de,bu karanlığın yollarını hazırlayabilirler,şuurlu ve şuursuz olarak.Bir deli bu zehirli gıdaları yedikten sonra dünyayı imha edebilir.Tarih bunun misalleriyle dolu.

Ekrem Tahir – Yarı Türk,Hitabevi yay.syf.22-24

Dipnot:

14-Richard Faber,Abendland’ Ein politischer Kampfbegriff,Berlin/Wien,2002,s.10

 

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*