Şakir Kocabaş – İfadelerin Gramatik Ayırımı Adlı Kitabından Alıntılar

Şu ifadeleri karşılaştıralım:

“Allah doğru yolu gösterir,”

“Bilim doğru yolu gösterir.”

Ve şimdi de şunları:

“Allah dilediğine doğru yolu gösterir,”

“Bilim dilediğine (?) doğru yolu gösterir.”

Temel inançların “bilime” veya “bilimin” temel inançlara karşıt olduğunu düşünmek insanı birleşik bir zihin karışıklığına sokar ki, böyle bir karışıklığın sonuçları iki şekilde gözlemlenebilir:

1. Teorik terimleri temel inançların grameri içinde kullanmak.

2. Temel inanç terimlerini teorik (hipotetik) bir gramer içinde kullanmak.

“Şu şu bilimsel teori, bu hayat tarzını (inanç sistemini) destekliyor” demek: “Bu teori, bu inanç sistemi üzerine kurulabilir” demekten başka bir mana ifade etmez. Diğer bir deyişle: “Bu hayat tarzı (inanç sistemi) içinde bu teoriyi kabul etmek anlamsız değildir” demektir.“

Bilimsel (teorik) olarak şu imkansızdır ki…” demek: “Teorimizin, şu şu durum veya olaylarla karşılaştırmada uygun, tutarlı bir yorumunu bulamıyoruz” demektir.

Psikolojide belli bir teoriye “inanan” birini düşünün. Bu kimse “dinî davranışları” bu psikolojik “teori”nin terimleriyle açıklamak istiyor olsun:

“Şu şu insanlar, bu psikolojik durumların, bu psikolojik sebeplerin veya belirli bazı ‘psikolojik süreçler’in sonucu olarak şu şu inançlara sahip olmaktadırlar.”

Bu teoriyi inanç haline getiren bu kişiye soralım:

Bu “teori”ye neden inanmakta olduğunuzu açıklar mısınız?

“Benim bu teorik sisteme inanmamın sebebi, şu şu psikolojik durumlardan veya süreçlerden geçmiş olmamdır” demek ister misiniz?

Yoksa şöyle demeyi mi tercih edersiniz: “Efendim, bu tek akılcı ve bilimsel yoldur, öyle değil mi?”?

Ne var ki, bu teorik bir açıklama olmayacaktır, işte burada (teorik) açıklamaların temeline inmiş oluyorsunuz.

Lisanınızın temellerinin sorguya çekilmesini ister misiniz? Lisanınızın temellerinin sorulara konu olması demek, teorilerimizin olaylarla herhangi bir karşılaştırmaya girmeksizin sorguya çekilmesi demek olacaktır.

“Bunları anlayamıyoruz.’

“Şu insanların hayat tarzını anlayamıyorum” demek: “Onların hayat tarzını benimkiyle veya bildiğim bir hayat tarzı ile karşılaştıramıyorum” demektir. Bu aynı zamanda: “Onların lisanlarının (ve hipotetik açıklamalarının) temellerini bilmiyorum” demektir.

Şu ifadeyi göz önüne alalım:

“Akıl bize ölümden sonra hayat olmadığını söylüyor.”

Burada şöyle bir soru sormak abestir:

“Neden akıl size bunu söylüyor?” Fakat bu sorunun abes olması bu ifadenin mecazî bir ifade olmasından DEĞİL, bir temel inanç ifadesi olmasından.

Burada benim, bir yandan temel inanç ifadelerinin teorik bir temele oturtulamayacağım söylerken, öte yandan bunlara mantıksal bir temel bulmaya çalıştığımı zannedebilirsiniz. Bu, iki bakımdan yanlış bir düşünce olacaktır. Birincisi, mantık ifadeleri ancak diğer mantık ifadelerine te mel olabilir. İkincisi; temel inanç ifadeleri, bir hayat tarzını yansıtan bütün lisanlarda bir mantıksal-yere sahiptir.

“Allah, kainatı (evreni) yarattı” ifadesi teorik veya hipotetik bir ifade değildir.

Aynı şekilde: “Kainat yalnızca birtakım evrim süreçlerinin sonucu olarak ortaya çıkmıştır” demek de teorik veya hipotetik bir ifade (açıklama) değildir.

Demek isterdim ki: “Eğer ‘evrim’i bütün kapsamı ile anlayabiliyorsan, yaratılışı da anlarsın.”

Fakat bu karşılaştırmada insan kolayca aldanabilir.

“Tabiat, (veya evrim süreçleri) kuşlara uçma yeteneği vermiştir (sağlamıştır).”

Bu cümleyi nasıl anlıyorsunuz? “Neden Tabiat (veya evrim süreçleri) kuşlara uçma yeteneği vermiştir?” sorusunu sorduğumuzda ve sonunda hipotetik olmayan bir “açıklama” ile karşılaştığımızda: “Biz bunu anlamıyoruz” diyor muyuz?

Bu bir anlama meselesi mi yoksa bir inanç meselesi mi?

Yaygın bir gramer hatası; temel inanç sorusuna hipotetik bir cevap aramaya kalkmak. Gene yaygın diğer bir gramer hatası; hipotetik bir soruya (yani hipotetik açıklama gerektiren bir soruya) dinî bir cevap aramaya kalkmak.

“Neden iki hücre bir araya gelip birleşik bir organizma meydana getirdi?”

“Çünkü böyle yaşamanın daha kolay olduğunu buldular.”

Eğer bu soru hipotetik bir soru olarak soruluyorsa, yukarıdaki cevap bununla aynı gramerde değil (yani hipotetik bir cevap değil).

Şu ifadeyi göz önüne alalım: “Evrim burada bu yolu seçti…”

Eğer bu ifade, herhangi bir soruya bir cevap teşkil etseydi (olsaydı), soru şöylece ifadelendirilebilirdi: “Evrim bura da ne yaptı?” Hemen diyebilirsiniz ki: “Bu, bir açıklamalar zincirinin yalnızca mecazî bir ifadesidir.” Ancak, o zaman da bunu bir açıklamalar zincirine çevirmeniz ve bu açıklamaların çevrimli olmamasını sağlayabilmeniz gerekecektir.

“Rüzgar ve hava değişimi, fırtınalar ve yer sarsıntıları, kıtlık ve hastalıklar, ve bunlarla birlikte, mevsim değişiklikleri gibi, yeryüzünün ve gökyüzünün düzenli olayları hep tanrılara ve kötü ruhlara atfedilmiştir. Bizler bu tür animistik düşünceden kendimizi yavaş yavaş kurtarmaktayız,’8

Teorik açıklamalar dinî açıklamaların yerini alacak demek, gözleri görmeyen bir adam için, işitme yeteneği geliştikçe, işitme ile ilgili ifadeler görme ile ilgili ifadelerin yerini alacak demeye benzer.

Eğer biri: ‘‘Biz bilimsel açıklamalarımızda kendimizi animistik düşünce ürünlerinden kurtardık” demek isterse, ben de ona derim ki: “Bilimsel (hipotetik) açıklamalarına başlar başlamaz, bunların temelindeki ‘animistik düşünce’lerinin ürünlerini de birlikte ortaya koymuş olmaktasın.”

Burada da gene demek istediğim şu: Temel inanç ifadeleri, bir hayat tarzını yansıtan bütün lisanlarda bir mantık- sal-yere sahiptir.

“Yaratılış-bilimci”nin temel problemi, onun “evrimci” ile aynı gramatik hatalar tuzağının karşı tarafına yakalanmış olmasıdır.Bir yandan bir taraf (yani “evrimci”) bazı ifadelerinde, çaresizlik içinde “evrim”, “tabiat”, “süreç” gibi kelimeleri dinî bir gramer içinde kullanırken, “Yaratılış-bilimci” de bazı ifadelerinde, “Tanrı”, “yaratılış” gibi dinî terimleri teorik bir gramer içinde kullanmaya çabalamaktadır.

“Yaratılış-bilimci”: “Ben şuna şuna İNANMAKTAYIM, ve şunlar şunlar da benim olaylarla karşılaştırılabilecek teorik açıklamalarım” diyeceği yerde: “Sen (‘evrimci’) şu şu olaylar senin sisteminle çelişmektedir; o halde benim yolumu kabul etmen gerek” demek istemektedir.

“Evrimci” de: “Ben şunlara İNANIYORUM; bunlar da benim olaylarla karşılaştırılabilecek teorik açıklamalarım” diyeceği yerde, “Sen şunu şunu kendi sisteminde açıklaya- mamaktasın, o halde benim yolumu kabul etmen gerek” demek istemektedir.

Farzedin ki birisi şöyle dedi: “Dinî ifadeler, kişinin varoluş endişelerinin (veya anlamsızlık duygusunun veya varlık güvensizliğinin) ürünleridir.”

Bu ifadeye, “hipoteze göre” ön-ekini ilave etmeden önce, bunun hipotetik bir ifade anlamında kullanılıp kullanılmadığını sorun.

Eğer hipotetik bir ifade olarak söylenmişse, olaylarla nasıl karşılaştırılabileceğini sorun.Eğer hipotetik değilse, buna, “inanıyorum ki” ön-ekini ilave edip edemeyeceğinize bakın. Ancak, eğer bu ve benzeri cümlelerde “dini” kelimesinin, aynı gramer içersindeki bir yığın cümleyi dışarıda bırakarak, gramatik olarak şaşırt- macalı bir şekilde kullanıldığını görememekte iseniz, bu analizin bir faydası olamayacaktır.

Şu matematiksel ifadeyi göz önüne alalım: / (x) = X3 + 3cu? + 3a2x + a3. Şimdi, öyle bir matematikçi (!) düşünün ki, bu ifadedeki x bağımsız değişkeni yerine “a” değerini şöy- lece koymak istiyor olsun:

f(x) = a? + 3ax2 + 3 a3 + a3.

Böyle bir değer koymanın sonuçlarını “dini” kelimesinin yukarıdaki cümlede kullanılış tarzı ile karşılaştırabilirsiniz.

Biri bana gelse ve hiçbir şeye inanmadığını söylese, derim ki: “Ya neye inandığını bilmiyor (farkında değil), ya da “inanmak” kelimesinin nasıl kullanıldığını bilmiyor.”

Şakir Kocabaş – Ifadelerin Gramatik Ayırımı,syf.23-26

8. VVittgenstein (1953), s. 223.
9 0’Connor (1971), s. 9.


Sorular Sisteminin Bir Yorumu

Bir soru, bir cümleler (önermeler) çerçevesi ve cevap alanının birleşimidir.

p° = sorunun çerçevesi.

q* = sorunun cevap alanı.

Bir soru, bir cümleler ayırım ve birleşimidir.

-Bir soruya verilen (doğrudan) bir cevap, sorunun kendisini kabul etmek demektir.

-Bir soruya verilen (doğrudan) cevap, sorunun çerçevesini gerekli kılar.

-Bir soruya verilen (doğrudan) cevap, sorunun cevap alanını gerekli kılar.

-Bir sorunun çerçevesi, kurulduğu cümlelere bağlı olarak yanlış ve /veya hatalı olabilir.

 

-Eğer bir sorunun çerçevesi yanlışsa, ona verilebilecek bütün (doğrudan) cevaplar yanlış olacaktır.

-Eğer bir sorunun çerçevesi hatalı ise, ona verilebilecek bütün (doğrudan) cevaplar hatalı olacaktır.

-Eğer bir sorunun cevap alanı bir mantıksal-yere sahip değilse, o sorunun çerçevesi yanlıştır.

-Eğer bir sorunun çerçevesi yoksa (yani çerçevesi boş cümleler kümesi ise), o bir soru değildir.

Şakir Kocabaş – Ifadelerin Gramatik Ayrımı,Küre yayınları,syf.38


Soralım:“Gök gürültüsü neden olur?”

“Efendim, bulutlar statik elektrikle yüklenir ve…”

Ve ardarda açıklama soruları vasıtasıyla, sonunda “elementer parçacıklar”a ve “enerji”ye geliriz.

Şimdi soruyorum:“Neden madde enerjiye dönüşür?”

“Çünkü, maddede iç çelişkiler vardır.”

“Bu iç çelişkileri kim koymuştur?”

“Kimse koymamıştır, onlar orada vardırlar.”

Bu son soru değişik şekillerde sorulabilir ve verilebilecek cevaplar da değişebilir. Ancak bu soru ve cevaplar sonunda işlev olarak aynı kalacaktır.

Bir örnek:”Neden maddede iç çelişkiler vardır?”

“Henüz bilmiyoruz, ama bilim bize öğretecek”.

şte böylece teorik açıklamalar teorik-olmayan bir açıklama ile son bulur. (Bu son “açıklama”yı olaylarla nasıl kar- şılaştırabileceğinizi düşünün!).

Marksistlerin yaptığı nedir?

1- Teorik açıklamalara tekel koymaya kalkmak.

2- Teorik terimleri temel inanç grameri içinde kullanmak.

3- Yaptıkları bütün açıklamaların hepsini bilimsel (yani teorik) açıklamalar diye gösterme sihirbazlığına kalkmak.

Materyalizm, teorik terimleri dinî bir gramer içinde kullanma girişimidir.

Şakir Kocabaş – Ifadelerin Gramatik Ayırımı,syf.66


Eğer birşeyden şüphede isen, mutlaka başka bir şeye inanmaktasın demektir. Diğer bir deyişle, bir şeye inanmadan başka bir şeyden şüphe etmek imkansızdır.

 

Yazar: Muhammed Ali