Rasulullah’ın(a.s) Zehirlenmesi

Rasulullah'ın(a.s) Zehirlenmesi

Başta Buharî, Müslim, kütüb-ü sahiha haber veriyorlar ki:

Gazve-i Hayber’de bir Yahudi kadını, bir keçiyi biryan yapıp pişirmiş, gayet müessir bir zehirle zehirlemiş, Resul-Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma

göndermiş. Sahabeler yemeye başladılar. Birden ferman etti:
-(1)- Yani, “Pişirilen keçi bana der ki, ’Ben zehirliyim” diye haber veriyor. Herkes elini çekti. Fakat o şiddetli zehirin tesirinden, Bişr ibni’l-Bera’ aldığı birtek lokmadan vefat etti. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, o Zeynep ismindeki kadını çağırdı. Ferman etti: “Neden böyle yaptın?” O menhuse [uğursuz] dedi: “Eğer peygambersen sana zarar vermeyecek. Eğer padişahsan, insanları senden kurtarmak için yaptım.” Bazı rivayette onu öldürtmemiş, bazı tarikte öldürtmüş. Ehl-i tahkik demiş ki: Kendi öldürtmemiş; fakat Bişr’in veresesine verilmiş, onlar öldürmüşler. (2)
Şu vak’a-i acibedeki veçh-i i’câzı gösterecek iki üç noktayı dinle:

Birincisi: Bir rivayette var ki, o keçinin kavli haber verdiği vakit bazı Sahabeler de işittiler.

İkincisi: Hem bir rivayette vardır ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, haber verdikten sonra dedi: ”  deyiniz, ondan sonra yiyiniz. Zehir daha tesir etmeyecektir.”
Şu rivayeti çendan [gerçi] İbni Hacer-i Askalânî kabul etmemiş, fakat başkaları kabul etmişler. (3)

Üçüncüsü: Hem dessas [hilekar] Yahudiler, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma ve mukarrebîn-i Sahabeye birden darbe vurmak istedikleri halde, birden gaipten haber verilmiş gibi hadisenin inkişafı ve desiselerinin akim kalması ve o ihbarın ifade ettiği vakıa doğru çıkması ve hiçbir vakit Sahabeleri nazarında mütehalif [gerçeğe aykırı] bir haberi görülmeyen Zat-ı Ahmediyenin “Şu keçinin kavli bana söylüyor” demesi, herkesin kulağıyla o keçiden o sözü işitmesi kadar kanaat-i katiyeleri olmuş.

(1)- “Ellerinizi kaldırın, çünkü bana zehirli olduğunu haber verdi.”

(2)- el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:219, 4:109; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve: 6:256, 264; İbnü’l-Kayyım, Zâdü’l-Me’âd, 3:336.

(3)-Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:317-319; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:645.(1)

 

Mustafa İslamoğlu, Üç Muhammed;

…Daha ilginç olan bir başka rivayet, Hayber’de Hz. Peygamber ve arkadaşlarının önüne çıkarılan zehirli etle ilgilidir. Bilindiği gibi, Hayber’in savaşta öldürülen Yahudi reisinin eşi Hz. Peygamber ve arkadaşlarına zehirli bir koyunla suikast düzenlemiştir. Rivayette, işte bu koyunun zehirli butu “Ben zehirliyim” diye haber vermiştir.(221)
Bilinen bir gerçektir ki, suikast sonucunda Bişr b. Bera yediği etten zehirlenerek hemen ölmüş, bu ölüme karşılık Sellâm b. Miskem’in karısı da kısas cezasına çarptırılmıştır.(222) İşin ilginç tarafı, Şifa sahibinin, bu rivayetin ardından Rasulûllah’ın ölüm hastalığına yakalandığında “Hayber yemeğinin etkisi nöbetler hâlinde beni yokladı. İşte şimdi, soluğumu kesecek ana gelip dayandı.” dediği rivayetine yer vermesidir.(223) Bu rivayetin ardından Kadı İyaz, kemiğin konuşmasını “imkân” nazariyesiyle ispat ederek, yine Eş’arî Kelâmı’nın klasik yöntemine başvurur. (224)

219. Şifa, 1/310-311; Hasais, 2/61.
220. Hasais, 2/60.
221. Şifa, 1/318.
222. İbn Sa’d, Tabakat 2/200-202.
223. Şifa, 1/317.
224. Agy.

——-

Rasulullah’ın Zehirlenmesi 

1434) Enes İbn Malik şunu anlattı:
Bir Yahudi kadım, içine zehir koyduğu eti Rasulullah’a (s.a.v.) ge­tirdi. Resulullah (s.a.v.) o etten yedi ve:
– “Bu kadın etin içine zehir koymuş” dedi. Sahabiler:
-Ya Resulullah! Bu kadını öldürelim mi? dediler. Resulullah:
– “Hayır” dedi.
Enes şöyle der: Ben bunu (zehirlenmenin alametini) Rasulullah’ın (s.a.v.) diş etlerinden görüp bilmeğe başladım.[1]
1435) Ebu Hureyre şöyle anlattı:
Bir yahudi kadını, Rasulullah’a (s.a.v.) zehirli bir koyun hediye etti. Resulullah (s.a.v.) ashabına:
– “Durun yemeyin, et zehirlidir” dedi. Daha sonra: “Seni böyle yapmağa sevk eden nedir?” dedi. Kadın:
-Öğrenmek istediğim şuydu: Eğer sen peygambersen, Allah sana bunu haber verecektir. Eğer yalancıysan, insanlar senden kurtulurlar.[2]
1436) Ebu Seleme şöyle anlattı:
Resulullah (s.a.v.) hediyeyi yer, sadakayı kabul etmezdi. Hayber yahudilerinden bir kadın ona kızartılmış bir koyun hediye etti. Rasu­lullah (s.a.v.) ondan yedi. Bişr İbnu’l-Bera da yedi. Peygamber (s.a.v.) kadına şu haberi gönderdi.
– “Seni böyle yapmağa ne şevketti?” Kadın;
-Eğer sen peygambersen, sana hiçbir şey zarar vermez. Eğer kralsan, insanları senden kurtarırdım, dedi.
Resulullah (s.a.v.) kendi hastalığı hakkında şöyle demişti:
“Hayber’de yediğim yemeğin acısını hâlâ duyuyorum. Şu anda, kalbimin damarının koptuğunu hissediyorum.”[3]
1437) Cabir İbn Abdullah şunu anlattı:
Hayber halkından yahudi bir kadın, kızartılmış bir koyunu zehir­leyerek onu Peygamber’e (s.a.v.) hediye etti. Resulullah (s.a.v.) koyunun ön kolunu alıp ondan yedi. Onunla birlikte, ashabından bazıları da ye­diler. Peygamber (s.a.v.) onlara:
– “Ellerinizi kaldırın” dedi. Peygamber (s.a.v.) yahudi kadına adam gönderip yanına getirtti. Ona:
– “Bu koyunu sen mi zehirledin?” dedi. Kadın:
-Evet, sana bunu kim haber verdi? dedi. Resulullah (s.a.v.) elindeki eti göstererek:
– “Bana bu haber verdi” dedi. Kadın:
– Evet, dedi.
– “Bunu yapmaktan kastın neydi?” diye sordu. Kadın:
-İçimden şöyle geçirdim: Eğer o peygamberse, bu ona zarar vermez. Şayet değilse, ondan kurtuluruz, dedi.
Resulullah (s.a.v.) onu affetti, ceza vermedi.[4]

O koyunun etinden yiyen bazı sahabiler öldüler. Peygamber (s.a.v.) koyunun etinden yediği için omuzundan hacamat yaptırdı (kan aldırdı). Hacamatı, Beyaza oğullarından mevlası (azatlı kölesi) Ebu Hind kara ve şefre denilen bıçaklarla yapmıştı.
Musannif (Ebu’l-Ferec İbnu’l-Cevzî): Onu zehirleyen kadının adı: Sellâm İbn Mişkem’in hanımı Zeyneb Bintu’l-Haris’tir, dedi.
Muhammed İbn Sa’d şöyle demiştir: Bizdeki rivayetlere göre; Pey­gamber (s.a.v.) o kadını öldürmüştür.

[1]- Buharı, Sahih, kitabu’l-hibe, bab: 28; Müslim, Sahih, kitabu’s-selam, 45; Ebu Davud, Sünen, kitabu’d-diyat, bab: 6; imam Ahmed, Musned,…
[2]- Buharî, Sahih, kitabu’l-hibe, bab: 28;_Muslim, Sahih, hadis: 42; Darimî. Sünen, mukaddime, bab: 11; Ebu Davud, diyat, bab: 6; İbn Mace, Tıbb, bab: 45; İmam Ahmed, Musned, I/305, 373.
[3]- Buharî, Sahih, kitabu’l-mağazî, bab: 83; Darimî, mukaddime, bab: 11; imam Ahmed, Musned, VI/18.
[4]- Ebu Davud, diyat, bab: 6; Darimî, Sünen, mukaddime, bab: 11.
[Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashabın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 615-616.]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hastalığının Ne Zaman Başlayıp Ne Kadar Sürdüğü, Hastalığının Ne Gibi Hastalıklar Olduğu 

Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığı Safer ayının son gecesinde,[80] Çarşamba günü,[81] Bakiyyu’l-Garkad kabristanına gidip evine döndükten sonra başağrısı ile başlamıştır.[82] Hz. Aişe der ki:
“Resulullah Aleyhisselam Bakiyy kabristanından dönünce, beni de başı ağrır bir halde bulmuştu.[83] Ben: ‘Vay başım! diyordum Resulullah Aleyhisselam:
‘Vallahi ya Aişe! Vay başım, diye ben demeliyim!’ buyurdu.”[84] Resulullah Aleyhisselamın başağrısı gittikçe ilerliyordu.[85] Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığı on üç gün sürmüştür.[86] Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalıkları:
Zehirlenme
Humma (şiddetli sıtma),
Buhha (nefes borusunun tıkanıp sesin kalınlaşması ve boğuklaşması) idi.
Hz. Aişe, Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığı sırasında kendisine:
“Ey Aişe! Hayber’de tatmış olduğum zehirli etin acısını zaman zaman duyuyorum. Şu anda kalbimin damarının koptuğunu duymaktayım!” dediğini haber vermiştir.[87]
Enes b. Malik de:
“Resulullah Aleyhisselamın küçük dili üzerinde bu zehrin izini ve tesirini görür dururdum” demiş­tim. [88]

Ümmü Bişr b. Berâ’ da der ki:
“Resulullah Aleyhisselam vefatlarıyla sonuçlanan hastalığa tutuldukları zaman, yanına varmıştım.
Kendisi humma nöbeti geçiriyordu.
Alnına elimle dokundum ve: Yâ Resulullah! Ben seni hiç kimsenin tutulmadığı hummaya tutulmuş görüyorum!’ dedim.
Resulullah Aleyhisselam:
‘Bize verilecek ecir ve mükâfat kat kat olduğu gibi, ibtilâlalar da bize böyle kat kat olur!’ buyurdu ve:
‘Halk benim hastalığıma ne diyor?’ diye sordu.
‘Halk, Resûlullah’taki hastalık zâtülcenptir, diyorlar dedim.
Resulullah:
‘Allah bana o hastalığı musallat kılmış değildir.
Bu, ancak halka şeytanın bir telkin ve vesvesesidir’ buyurdu.[89]
‘Yâ Resulullah! Sen bu hastalığın neden ileri geldiğini sanıyorsun?
Ben oğlumun ölümünün ancak Hayber’de seninle birlikte yemiş olduğu zehirli koyun kebabından ileri geldiğini sanıyorum’ dedim.
Resulullah Aleyhisselam:
‘Ey Ümmü Bişr! Ben de bu hastalığımın ancak ondan ileri geldiğini sanıyorum![90]
Hayber’de oğlunla tatmış olduğum zehirli etin acısından şu anda kalb damarımın koptuğunu duy­maktayım.[91]
Zaman zaman onun ağrısını, sızısını duyuyorum dur!’ buyurdu.”[92]

Ebu Ubeyde’nin halası ve Huzeyfe’nin kız kardeşi Fâtıma Hatun da der ki:
“Kadınlarla birlikte Resulullah Aleyhisselamın hastalığını yoklamaya gitmiştik.
Resulullahı humma hararetinin şiddetinden sanki asılı bir sudan üzerine hep su damlıyormuş gibi buldum!
‘Yâ Resulullah! Şifa bulman için Allah’a dua etsen!’ dedik.
Resulullah Aleyhisselam:
İnsanların en ağır ibtilâya uğrayanları peygamberlerdir.
Sonra, derecelerine göre, onlardan sonra gelenlerdir’ buyurdu.”[93]
Ebu Saîd el-Hudrî de, Peygamberimiz Aleyhisselamı hastalığı sırasında ziyarete gelmişti.
Peygamberimiz Aleyhisselamın üzerinde bir şilte örtülü idi.
Ebu Saîd el-Hudrî şiltenin üzerine elini koyduğu zaman, Peygamberimiz Aleyhisselamın vücudunun hararetini şiltenin üzerinden hissedip:
“Humman ne kadar da şiddetlidir!?” dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Bize ibtilâ böyle ağırlaştırılır, ecrimiz de kat kat verilir!” buyurdu.
Ebu Saîd el-Hudrî:
“İnsanların en ağır ibtilâya uğrayanları kimlerdir?” diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Peygamberlerdir!” buyurdu.
Ebu Saîd el-Hudrî:
“Sonra kimlerdir?” diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Salihlerdir!” buyurdu.[94]

Abdullah b. Mes’ud da:
“Peygamber Aleyhisselamın hastalığında vücudu hummanın hararetinden şiddetle sarsıldığı sırada yanına varmıştım.
‘Yâ Resulullah! Sen çok şiddetli bir hummaya tutulmuşsun!’ dedim.
Resulullah Aleyhisselam:
‘Evet! Ben sizden iki kişinin humması gibi hummaya tutuldum!’ buyurdu.
‘Şüphe yok ki, sana iki ecir var!’ dedim.
Resulullah Aleyhisselam:
‘Evet, öyledir. Hastalığa tutulan hiçbir Müslüman yoktur ki, Allah onun kusur ve günahlarını ağacın yapraklarının döküldüğü gibi dökmesin!’ buyurdu” demiştir.[95]
[80] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.4, s. 291.
[81] İbn Sa’d, c. 2, s. 206.
[82] İbn İshak, c. 4, s. 291 -292, Ahmed, c. 3, s. 489, Dârimî, c. 1, s. 39, Taberî, c. 3, s. 190. 82.
[83] İbn İshak, c. 4, s. 292, Ahmed, c. 6, s. 228, Belâzurî, c. 1, s. 544, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 224.
[84] İbn İshak, c. 4, s. 292, İbn Sa’d, c. 2, s. 226, Ahmed, c. 6, s. 228, Buhârî, c. 7, s. 8, Dârimî, c. 1, s. 39, Belâzurî, c. 1, s. 544, Taberî, c. 3, s. 198.
[85] İbn İshak, c. 4, s. 292, Ahmed, c. 6, s. 228, Belâzurî, c. 1, s. 544, Ebu’l-Fidâ, c. 5, s. 224.
[86] İbn Sa’d, c. 2, s. 206, Belâzurî, c. 1, s. 559-568.
[87] Buhârî, c. 5, s. 137.
[88] Müslim, c. 4, s. 1721.
[89] Vâkıdî, Megâzî, c.3, s. 679, İbn Sa’d, Tabakât, c. 8, s. 31 4.
[90] Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 175, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 219, Süheyli, Ravdu’l-ünüf, c. 6, s. 572.
[91] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre,c.4, s. 353, Vâkıdî, c. 3, s. 679, İbn Sa’d, c. 8, s. 314.
[92] Vâkıdî, c. 3, s:. 679, İbn Sa’d, c. 8, s. 314, İbn Kayyım, c. 2, s:. 355.
[93] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 369.
[94] İbn Sa’d, Tabakât, c. 2, s. 208.
[95] İbn Sa’d, c. 2, s. 207-208, Buhârî, Sahih, c. 7, s:. 3.

[M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/242-245.]
Buhari, Kitabu’l-Megazi ;

85– Peygamber(S)’in Hastalığı Ve Ölümü İle Yüce Allah’ın Şu Kavli Babı:
“Muhakkak sen de öleceksin, onlar da elbet ölecekler. Sonra hiç şüphesiz kıyamet gününde hepiniz Rabbinizin huzurunda muhakemeye duruşacaksınız” (ez-zumer: 30-31)
Ve Yunus ibn Yezîd el-Eylî, ez-Zuhri’den söyledi ki, Urve şöyle demiştir: Aişe (R) şöyle dedi: Peygamber (S) vefat ettiği hastalığı içinde: “Ya Aişe! BenHayber’de yediğim o zehirli yemeğin elemini devamlı hissedip durdum. İşte bu anlar o zehirden dolayı kalb damarımın kesilmesini hissettiğim zamandır” der idi..

Mustafa İslamoğlu: Rasulullah’ı uçuracağım diye yalan yanlış kaynakları kullananların tavrı da, Hamidullah’a tıpkı böyle görünmüştür. Çünkü bir arkeolog titizliği içerisinde, Hz. Peygamber’in hayatına adanmış bir ömrün sahibi olarak ulaştığı bulgular, onu tarihin en büyük mucizesiyle karşı karşıya getirmiştir: O mucize bizzat Allah Rasulü’nün hayatıdır.(2)
İşte o arkeolog titizliğiyle çalışan rahmetli Hamidullah, İslam Peygamberinde şöyle der: 1913. Bazı hadisçilerin naklettiğine göre, Resulullah (AS), son günlerinde “Hayber’in fethi sırasında bir kadının kendisine ikram ettiği zehirli bir yemek sebebiyle ölmek üzere olduğunu” söylemiştir. Resulullah’ın durumu fark ettiğini ve çiğnemekte olduğu eti ağzından çıkarıp attığını, aynı etin diğer bir parçasını çiğneyip yutan bir başka Müslümanın ise oracıkta öldüğünü hatırlatalım. Muhammed (AS), hastalığı hakkında şöyle diyordu:
“Zaman zaman bu zehirden çok çektim; şimdi ise beni şah damarımdan vurdu.”( İbn Hanbel, Müsned, IV, 206-207.)

——

Değerlendirme:

1-İslamoğlu’nun, hadisçilerin ve tarihçilerin üzerinde hiç bir kuşkusu olmayan rivayetler hakkında bile problemler yaşadığını görüyoruz..Bu sofistik, septik (şüpheci) yaklaşımın ilimden çok faydasız tereddütler hasıl edeceği ortadadır.
“Ben ki hepsinden iştibâh ederim.
Kime sorsan diyor ki yok haberim.
Kim bilir belki hepsi vehmiyyât.
Belki aldanmak ihtiyâc-ı hayat.
Kim bilir de belki hepsi doğru da ben
Bihaber kendi sehvî hissimden
Varı yok bilmek istedim, yoku var
İştibâh işte töhmetim, ne zarar…
Kim bilir belki aslımız toprak
Bunu bir muzdarip çamur yapmak
Hangi hain tesadüfün işi bu
Bunu bir Hâlık irtikap etmez
Halk eden mahveder harap etmez.”

2-İslamoğlu: “İşin ilginç tarafı, Şifa sahibinin, bu rivayetin ardından Rasulûllah’ın ölüm hastalığına yakalandığında “Hayber yemeğinin etkisi nöbetler hâlinde beni yokladı. İşte şimdi, soluğumu kesecek ana gelip dayandı.” dediği rivayetine yer vermesidir.”
Cevap: Kadı İyaz, ehl-i sünnet alimi olduğu için Sahih-i Buhari başta tüm hadis ve siyer verisinden istifade edecektir..İşin ilginç tarafı ise bunu “işin ilginç tarafı” olarak tasavvur etmektir..Herkes yazar gibi Buhari ve Müslim rivayetlerine sırt dönecek, İmam Ahmed Bin Hanbeli, İbn İshak’ı, İbn Sa’d’ı dahası yazarın arkeolog ciddiyetiyle çalıştığını söylediği Prof. Hamidullah’ları veya yerli siyer otoritesi dediği Merhum Asım Köksal’ları kısacası geleneği ve o geleneğin üzerine yeni ve müspet şeyler katabilen herkesi unutup sadece kendi buğulu penceresinden bakmayı deneyecek değil ya!
Ne diyordu sayın yazar:”…Bu tasavvurun sahibi, camdan eşyanın tabiatına bakan biri olma konumundan çıkıp, sürekli hohladığı camın buğusunda vehmini ve hayalini izleyen biri olup çıkıyordu. Daha farklı bir ifadeyle söylersek, camdan bakması gerekenler cama bakmaya başlıyordu.”

*

(1) http://www.erisale.com/?locale=tr&bookId=2&pageNo=200#content.tr.2.200
(2) http://www.mustafaislamoglu.com/yazar_1110_35_hamidullah-hocamizi-anarken.html

http://ahmednazif.blogspot.com.tr/2014/08/rasulullahn-zehirlenmesi.html

 

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*