Polis Devleti

Şeflik Rejimi’yle yönetilen Türkiye’nin siyâsî literatürdeki adını koyabilmek için rejimin baskın karakterini İrdelemek gerekir. Milli Şef Rejimi’ni bariz karakter hususiyetleriyle  tahlil eden araştırmacılar ve devrin şahitleri bir Polis Devleti’ tesbitinde birleşirler. Gerçekten de Şefin ülkesi, gerek baskıcı diktatöryal yapısı, gerekse insan hak ve hürriyetlerini yok sayan icraatlarıyla bu tesbiti teyid eder. Ancak Milli Şef Türkiyesi’nin emniyet ve istihbarat güçlerinin potansiyel olarak tehlike gördükleri herkesi takibe almaları bu devre ‘polis devleti’ sıfatını veren en bariz sebebdir.

Yabancı araştırmacı Feroz Ahmad; “Bu yıllarda İnönü’nün kendisini halkın gözünden düşüren bir polis devleti kurduğuna”’*(1)parmak basar.

Milli Şef devrinde bir polis rejimi ve polis devletinin kurulduğuna, haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine, bazı tanınmış siyâsîlerin ardından hafiyeler dolaştırıldığına, şahsi evrak ve mektupların açıldığına, işaret ederek bu tür uygulamaların faşist rejimlerde ve polis devletlerinde görülen türden uygulamalar olduğuna dikkat çekmiş, ‘Devri ismet’ olarak anılan bu devrin ‘Bir polis devleti, Jandarma Devleti’ olduğu konusunda ittifak etmişlerdir.(2)

Devrin şahitleri de bizzat yaşadıkları bu baskı devrini tanımlarken aynı sıfat üzerinde karar kılmışlardır. Bunun tek adı faşist diktatörlüğü idi. “Amansız insafsız bir polis devleti,« Nefes almak olanaksızdı.(3)

“Polis Devleti sadece bizim evde bitmiyor; Sivas’ın köylerinde dahi beni takip ediyordu.” (4)

Polis-Jandarma Devleti’nin baskın karakteri cemiyetin bütün hücrelerini kuşatan ve kıskıvrak saran baskı rejimiydi. Bilhassa yeni rejimle genetik olarak ters düşmüş cemiyetin dindar kesimleri bu baskı rejiminden hissesini fazlasıyla alıyordu. Şeflik Türkiyesi’nde jandarmaların bilhassa köy camilerini basması ve buralarda dini eğitim yapan hocalarla çocukları hoyratça hırpalamaları ve dövmeleri gündelik hâdiselerdendi. Uzak vilayetlerin jandarma onbaşısının selahiyeti Ankara’daki İsmet Paşa’nın selahiyetinden daha fazlaydı.

Astıkları astık, kestikleri kestikti. Dilediklerini köy meydanında evire çevire dövebiliyorlardı. “0 yıllarda jandarmalar ansızın camilere ve Kur’an kurslarına baskın yapıyor, körpe çocuklara bağırıyor, bazen dayak atıyor, hocalara hakaretler yağdırıyor, cam isterse alıp götürüyorlardı”(5)

Bu tür baskınlarda öncelikle Arapça yazılı tüm eserler toplânıp yakılıyordu. Arap alfabesinde yazılmış her şey yakıldığından çok kıymetli el yazması Osmanlıca ve Arapça eserler de köy meydanlarında yakılan ateşlerin dumanlan arasında yok olup gitmişlerdi.

“Dini şahıslar kadar, dini kurumlar da Milli Şef rejiminin baskısı altındaydılar. Camilerin büyük bölümü at deposuydu.”(6)

İstanbul Vefa daki Vefa Bozacısının bitişiğindeki Güngör Mescidi, içinde atnallanan bir nalbant dükkanı olarak kullanılıyordu. Bugün o mescitte halen nalbanttan kalma duvar halkası mevcuttu.(7)

“Köylü, devlet memurları köye geldiği vakit tir tir titriyordu,(8)”Polisler; kadınların peçelerini güvenlik taraması gerekçesiyle açtırıyor, yüzlerini beğenmedikleri kadınlara surat ekşiterek. “Senin peçeni açmana gerek yoktu'(9)diyorlardı.

Milli Şef İnönü devrinde köylünün enerjisi, ülkenin Batılılaşma idealinin motoru gibi kullanılıyordu. ‘Okulsuz köy kalmasın’ kampanyası bünyesinde köylü, yaşlı» çoluk çocuk demeden insafsızca çalıştırılıyor, bu çalışmadan geri kalanlar cezalandırılıyordu. “Yetkili amirler köylü üzerinde öyle  ağır bir baskı kurmuşlardı ki, bu kampanya ‘Kırbaçlı okul kampanyası'(10) olarak devri anlatan eserlerde yaygın bir  anlatımla yer almıştı.

…..Polis Devleti Rejimlerinin en çok öne çıkan vasfı rejimin bekası bakımından tehlike potansiyeli arzeden bütün şahıslan izleyerek fişlemesidir. Fişleme, son tahlilde sosyo-psikolojik bir sapma olup belirli bir sının yoktur. Fişleyicinin kafasındaki vazife anlayışına göre dış dünyadan başlayıp takip edilenin en mahrem alanına kadar uzanan bir vazife biçimidir.

Milli Şef devrinde de rejime karşı potansiyel olarak tehlike arzettiği varsayılan herkes büyük bir dikkatle takip edilmiş ve fişlenmiştir. Esasen burada korunan rejimden çok, rejimi elinde bulunduranların iktidarıdır.

Milli Şef devrinde gerçekleştirilen fişlemeler kelimenin tam manasıyla bir yüz karası olarak târihe geçecek sosyal bir cinayettir. Çünkü bu devirde fişlenen insanlar, daha dün rejimi kurmuş, ülkeyi kurtarmış, üst seviye vazifelerde bulunmuş şahıslardır.”Bayar’ın o vakitler en çok şikayet ettiği şeylerin başında arkasına polis takılması geliyordu.”(11)

Demokrat Parti iktidara geldiği zaman fişleme dosyalan ortaya çıkmış,”Celâl Bayar’ın da DP Başkanı ve İzmir Milletvekili sıfatıyla takip edilip fişlendiği”(12) resmen ortaya çıkmıştı.

Polis Devleti tarafından takip edilip fişlenenlerden biri de Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Rauf Beydi, “Rauf Beyin arkasına polis koymuşlardı. Kontrolsüz adım atamıyordu. Arkasına polis konmasını anlamıyor ve affedemiyordu.‘(13)
“Rauf Orbay polis takibine alındığını farkedince iki defa polis müdürüne durumu anlatmış, en nihayetinde İnönü’ye başvurmuştu.(14)

Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Ali Fuat Cebesoy Paşa da fişlenmekten nasibini alanlardandı. Cebesoy Paşa kendi deyimiyle “Tam 25yıldır takip ediliyor ve bu duruma çaresizce göğüs geriyordu.“(15)

Milli Şef, Polis Devleti’nin fişleme konusunda hiçbir sınır tanımamasına örnek teşkil eden sembol fişleme ise Atatürk’e garson olarak yıllarca hizmet eden Cemal Granda’nın da takip edilmesidir.

Atatürk’ün ölümüne kadar çeşitli mekanlarda onun garsonluğunu yapan “Cemal granda, tam sekiz yıl polis tarafından takip edilmiş, bu takipten Çankaya’da görev yapan bir tanıdığı aracılığıyla ancak kurtulabilmişti(16)

Daha önce de zikredildiği üzere takip ve fişlemenin en büyük mağdurlarından biri Zekeriya Sertel’di. “Zekeriya Sertel, Milli Şefin polisleri tarafından geceli gündüzlü takip ediliyor, takip eden polis kendisini saklamaya bile lüzum duymuyordu(17)

Çok Partili hayatın başlamasıyla birlikte polis devletinin mesaisi de momatıkman artmış, Demokrat Parti kurucuları ve ileri gelenleri takip edilerek fişlenmeye başlanmıştı.

Çok Partili rejimi ülkeye lütfen bahşetmelerine rağmen hâlâ ülke için hır tehlike olarak gören Milli Şef bürokratları muhalif parti kuruluşlarını ve kurucularını yakın takibe almışlardı. Bilhassa Demokrat Parti’nin toplântılarına katılan,gölge gibi Bayar ve Menderes’in yanından hiç ayrılmayan Öz-demir Bey isimli şahsın 1961 yılında Yassıada’da 1945 yılından beri polis emrinde çalıştığı ortaya çıkmıştı(18)

Milli Şef iktidarının bir hükümet icraatı olarak çeşitli cemiyet kesimlerini polis vasıtasıyla takip ettirdiği ve fişlettirdiği yıllar sonra Demokrat Parti iktidarında bir Meclis oturumunda uzun uzun tartışılmış, fişleme resmen Meclis kayıtlarına geçmişti.

Polis tarafından tutulmuş fişleme dosyalarıyla kürsüye gelen ve CHP iktidarından hesap soran devrin Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu’na CHFlilerin verdiği cevaplar hem eziyetin hem de ‘suçluların telaşının’ bir vesikasından ibaretti.

Açılan fişleme dosyalarında, “tutulmuş kayıtların bir nüshasının Cumhurbaşkanlığı Hususi Kalem Müdürlüğüne gönderildiğinin bildirilmesi(19) fişlemenin bizzat Milli Şefin kontrolünde ve bilgisi dahilinde gerçekleştiğinin deliliydi.

Mecliste tartışılan fişleme dosyası ayrıntısına göre Milli Şef iktidarı Demokrat Parti’nin çeşitli vilayetlerde bulunan kurucularını hatta bazı CHP milletvekillerini takip edip fişlemektedir.”Fişleme dosyası bulunan şahıslardan bazıları şunlardır: Adnan Menderes, Fuad Köprülü, Refik Koraltan, Haşan Polatkan, Ali İhsan Sabis (Paşa)”(20)

Meclis görüşmelerinde sarfedilen bir söz fişlemenin boyutunu gösteren çarpıcı bir örnektir.”Sadece İzmir şehrinde 2 bin kişi fişe bağlıydı.*(21)

Milli Şef Rejimi’nin polisleri Demokrat Parti’nin 4 kurucusu aleyhinde de fişler tanzim ederek takip yapmışlardı.

 Hüseyin Yürük, Türkiye Demokrasi Tarihi

(1)-Ahmad Faroz,Modern Türkiyenin Oluşumu,syf;128
(2)-Osman Akandere,Milli Şef Devri,sf;213-235-243
(3)-Zekeriya Sertel,Hatırladıklarım,syf;241
(4)-Yıldız,Sertel,Ardımdaki Yıllar,syf;128
(5)-İsmail Kara,Kutuz Hocanın Hatıraları,syf;36
(6)-Heyet/Her YönüyleTevfik İleri,sy;63
(7)-Kadir Mısıroğlu,Geçmiş Günü Elerken,s;157
(8)-Yıldız sertel,age,syf;128
(9)-Aksiyon,26-08-2002
(10)-Osman Akandere,age,syf;200
(11)-Zekeriya Sertel,Hatırladıklarım,syf;242
(12)-Samet Ağaoğlu,DP’nin Doğuşu,syf;133
(13)-Zekeriya Sertel,age,syf;223
(4)-Osman Akandere,Tek Parti Devri,sf;236
(15)-Samet Ağaoğlu,age,syf;125
(16)-Cemal Granda,Atatürkün Uşağı İdim,syf;432
(17)-Zekeriya Sertel,age,syf;243
(18)-age,syf;’73
(19)-Samet Ağaoğlu,age,sy;122
(20)-age,syf;124
(21)-age,syf;125

Yazar: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*