Peygamberlerin Masumiyeti

Fahreddin er-Râzî

Peki, Peygamberler hakkındaki zorunlu masumiyet ne za­man başlar? İşte, bu hususta da ihtilafa düşmüşlerdir. Bazı­ları; doğumla başlar ve ömrünün sonuna kadar devam eder, der. Çoğunluk ise; bu masumiyet peygamberlik zamanına öz­gürdür, peygamberlik süresinden önceki dönem için zo­runlu değildir, der. Bu, Allah cümlesine rahmet eylesin, çoğu arkadaşlarımızın görüşüdür.

Bizim görüşümüz şudur: Peygamberler (s.a.v.) Peygam­berlik dönemlerinde büyük küçük hiçbir günaha kasıtlı ola­rak düşmezler, bundan masumdurlar. Ancak dalgınlık sonu­cu düşmeleri mümkündür. Masumiyetlerinin vücubunu gös­teren onbeş delili aşağıya alıyoruz:

Birinci delil: Şayet günaha düşmüş olsalardı, bu, ümmetin günahkarlarından daha farklı bir durumun ortaya çıkma­sını zorunlu kılardı. Yani, diğer günahkarlardan daha sert bir şekilde peşin kınanmayı ve gelecekte de azabı hakketmiş olurlardı. Böyle bir sonuç mümkün olmadığına göre günah işlemeleri de imkansızdır.

Bu hususu şöyle açabiliriz: Al­lah’ın kullar üzerindeki nimetlerinin en büyüğü hiç şüphe­siz peygamberliktir. Böyle bir nimete mazhar olmuş kişinin günah işlemesi ise çirkinin çirkini bir durumu sergiler. Ak­lın gösterdiği yol bu. Naklin de üç açıdan bunu vurguladı­ğını görüyoruz.

Birincisi şu ayetler:

“Ey peygamberin hanımları, sizler herhangi bir kadın gibi değilsiniz.”[8]

“Ey peygamberin hanımları, sizlerden biri açık bir ha­yasızlık yapacak olursa, onun azabı iki kat olur…”[9]

İkincisi; zina olayında evli recmedilirken bekar olan sa­dece sopa cezasına çarptırılır.

Üçüncüsü; köleye verilen şer’i ceza hür şahsa verilenin yarısı kadar olur. Bütün bu kaydettiklerimizden çıkan kesin sonuç şudur ki, peygamberler şayet günah işlemiş olasalar-dı, ümmetin diğer günahkarlarına oranla durumları çok çok farklı olurdu. Hepsinin üstünde peşin bir kınanmayı ve gel­mesi kesin bir azabı hakketmiş olurlardı. Oysa bu icma ile imkansız görülen bir durumdur. Hem, hiç kimse çıkıp da; peygamber hal bakımından Allah yanında en güzel olandır, ama mertebece herkesten daha aşağı durumdadır, diyemez. Bu da gösteriyor ki, peygamberler asla günah işlemezler.

İkinci delil: Peygamberler (salat ve selam olsun onlara) günah işlemiş olsalardı şehadetleri asla kabul edilmezdi. İşte, ayet-i kerime:

“Ey iman edenler, eğer bir fasık size bir haber getirir­se onun içyüzünü araştırın…”[10]

Ayet’in getirdiği emir açık: Fasık kişinin şehadetini ka­bul hususunda durup bir iyice emin olmak gerekiyor. Böy­le bir durumun peygamberler hakkında düşünülmesi ise imkansızdır. Şu sebeple ki, bu dünya hakkındaki şahitliği ka­bul edilmeyen bir kişinin kıyamete kadar gelmiş geçmiş dinler hakkındaki şahitliği hiç mi hiç kabul edilmez. Bura­da, ayrıca yüce Allah’ın Rasulullah (s.a.v.) hakkındaki şe­hadetini görelim, şöyle buyuruyor:

“Böylece sizi insanlara şahit olmanız için tam ortada bulunan bir ümmet kıldık; Peygamber de size şahit­tir…” [11]Tüm peygamberlere kıyamet gününde şahitlik eden bir ki­şinin Cennette şehadetinin kabul edilmesi diye birşey düşü­nülebilir mi?

Üçüncü delil: Onlar şayet günah işlemiş olsalardı bu ha­reketlerine engel olmak gerekirdi. Çünkü, mevcut deliller iyi­liği emretmenin ve kötülüklerden vazgeçirmeye çalışmanın farz olduğunu göstermektedir. Peygamberlere engel olmak ise caiz değildir. İşte ayet-i kerime:

“Allah’ı ve peygamberini incitenlere, Allah, dünyada da ahirette de lanet eder…”[12]

Bu demektir ki, onların günah işlemesi imkansızdır.

Dördüncü delil: Rasulullah’ı (s.a.v.) düşünelim. Şayet günah işlemiş olsaydı, bu durumda, ya ona uymamız gere­kirdi ki, bu caiz olmazdı, ya da uymakla yükümlü olmazdık ve yine bu da caiz değildir. İşte, Allah’ın kesin buyruğu:

“De ki; Allah’ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin…”[13]

Cenab-ı Hak: “O’na uyunuz…” buyuruyor. Madem ki, O’nun günah işlemesi olayı bu iki batıl sonucu doğuruyor, o halde O’ndan böyle bir günah olayının beklenmesi müm­kün değildir.

Beşinci delil: Şayet peygamberler (salat ve selam olsun onlara) günah işlemiş olsalardı, bu durumda cehennem aza­bı ile korkutulmaları gerekirdi. Çünkü, bu konudaki ayet hükmü açık:

“Kim Allah’a Ve peygamberine başkaldırir ve yasa­larını aşarsa, onu, temelli kalacağı cehenneme sokar. Ve onun için alçaltıcı bir azab vardır.”[14]

Öte yandan:

“Allah’ın laneti haksızlık yapanlaradır.”[15] hükmü gereğince ilahi laneti de hakketmiş olurlardı. Bu ise ümmetin icmaı ile batıldır. O halde günah işlemeleri de mümkün değildir.

Altıncı delil: Onlar ki, Allah’a ibadeti ve günahlardan uzak durmayı emrederler. Şayet ibadeti bırakıp günaha sap­mış olsalardı yüce Allah’ın:

“Ey inananlar, yapmadığınız bir şeyi niçin söylüyor­sunuz. Yapmadığınız bir şeyi söylemeniz, Allah katında büyük gazaba sebep olur.”[16] hitabı ile “İnsanlara iyiliği emreder de kendinizi unutur musu­nuz!”[17] şeklindeki sert ikazına muhatap olurlardı. Bu ise anlaşıl­dığı üzere son derecede çirkin bir şeydir. Yine yüce Allah peygamberi Şuayb’ın böyle bir durumdan kendisini uzak tut­tuğunu belirten sözünü haber verir:

“…Size yasak ettiğim şeylerde aykırı hareket etmek is­temem…”[18]

Yüce Allah, İbrahim (a.s.), îshak (a.s.) ve Yakub (a.s.) gi­bi peygamberlerin sıfatlarını beyan buyururken:

“Şüphesiz onlar iyi işlerde yarışıyorlardı…”[19] buyurmuştur. Ayeti-i kerimede yer alan “el-Hayraf’le-limesi çoğul olup gereksiz olan herşeyden uzak durma an­lamını ifade eder. Bu da gösteriyor ki, onlar bütün ibadetleri eksiksiz yerine getiriyor ve buna karşılık bütün günah­lardan uzak duruyorlardı.

Sekizinci delil:“Doğrusu onlar katımızda seçkin, hayırlı kimselerden­dirler.”[20] ayet-i kerimesi. Bu ayeti-i kerimede yer alan “el-Musta-feyn” ve “el-Ahyar” kelimeleri tüm fiil ve terkleri kapsamak­tadır. Öte yandan burada caiz olduğu halde herhangi bir şekilde istisnaya yer verilmemiştir. Sözgelimi; filanca şu hu­susun dışında seçkin, iyi bir kişidir, denir. Bir istisna da ol­madığı takdirde sözün içeriğinde bulunabilecek bir şeyi o sö­zün kapsamı dışında tutar. Ancak bu ayette böyle bir istis­na sözkonusu olmamıştır. Böylece, bu ayet, onların günah işleme ihtimalini ortadan kaldırıyor. Ve benzeri şu ayet-i ke­rimeler:

“Allah, meleklerden ve insanlardan peygamberler seçer…”[21]

“Şüphesiz Allah; Adem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemlere tercih etti.” [22]

İbrahim (a.s.) hakkında da:

“Andolsun ki, dünyada onu seçtik, şüphesiz o ahi-rette de iyilerdendir.”[23] buyurur. Musa (a.s.) hakkında ise: “Şüphesiz ben mesajlarımla ve konuşmamla insanlar arasından seni seçtim.”[24]

Yine buyurmuştur:

“Güçlü ve anlayışlı olan kullarımız İbrahim, İslı ak ve Yakub’u da an. Biz onları ahiret yurdunu düşünen, iç­ten bağlı kimseler kıldık.”[25] “Sonra bu Kitab’ı kullarımızdan seçtiğimiz kimsele­re miras birakmışızdır. Onlardan kimi kendine yazık ed­er, kimi orta davranır, kimi de Allah’ın izniyle iyilikler­de öne geçer…’?[26] ayet-i kerimesiyle “seçilmişler” zalim, mu’tedil ve iyi­liklerde öne geçen şeklinde bölümlere ayrılıyor, o nedenle de seçilmiş olmak günah işlemeye engel değildir, dene­mez. Çünkü, ayette geçen “onlardan” zamiri “seçtiğimiz kimselere” cümlesine değil “kullarımızdan” lafzına aittir. Buna gerekçemiz, zamirin anılanlardan en yakın olana ait ol­ma zorunluluğudur.

Dokuzuncu delil: Şeytandan bahsederken yüce Allah onun:

“Senin kudretine andolsun ki, onlardan, sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım.”[27]

sözünü nakleder. Böylece içtenlikli, ihlaslı kişiler şeyta­nın azdırmasından, saptırmasından istisna edilmiştir.

“Biz onları içten bağlı kimseler kıldık.”[28]buyuran yüce Allah, İbrahim (a.s.), İshak (a.s.) ve Yakub (a.s.) gibi peygamberlerin içten bağlı, ihlasii kimseler olduk­larına şahitlik etmektedir. Yusuf (a.s.) hakkında da:

“Şüphesiz o bizim içten bağlı kullarımızdandır.”[29]buyurmaktadır. Madem ki şeytan içtenlikli, ihlaslı kim­seleri saptıramayacağını ikrar etmekte ve Cenab-ı Hak da bunların içtenlikli, ihlaslı kişiler olduğuna şehadet etmek­te, o halde, şeytanın saptırma ve vesvese girişimleri onlara ulaşamamıştır. Bu da gösteriyor ki, onlar asla günah işleme­mişlerdir.

Onuncu delil: Cenab-ı Hak buyuruyor:

“Andolsun ki, İblis, onlar hakkındaki görüşünü doğ­ru çıkartmış, inananlardan bir topluluk dışında hepsi ona uymuşlardır.”[30]

Burada İblis’e uymadıkları kesin bir üslûpla ifade edilen kimseler ya doğrudan peygamberlerdir, ya da onlardan baş­kaları. Şayet başkaları ise bu duruma göre peygamberlerden üstün olmaları gerekir. Çünkü, Kur’an-ı kerimde:

“Şüphesiz Allah katında en değerliniz, O’na karşı gelmekten en çok sakınanızdır.”[31]buyurulmakta. Ancak, şu var ki, peygamber olmayanın peygamber’den üstün görülmesi icma ile batıldır. Buna gö­re ortaya çıkan kesin sonuç şu: İblis’e uymayan bu kişiler peygamberlerdir. Günah işleyen bir kişi İblis’e uymuş sayı­lacağına göre bu demektir ki, peygamberler (salat ve selam olsun onlara) hiçbir suretle ve hiçbir zaman günah işleme­mişlerdir.

Onbirinci delil: Cenabı Hak kullukla mükellef kişileri iki bölüme ayırmıştır: Şeytanın grubu. Haklarındaki ayet hükmünü görelim:

“İşte onlar şeytanın taraftarlarıdır. İyi bilin ki, şey­tanın taraftarları elbette zarardadırlar.”[32]

Ve Allah’ın grubu. Onlar hakkındaki hüküm de şöyle: “İşte bunlar Allah’tan yana olanlardır. İyi bilin ki, kurtulacak olanlar Allah’tan yana olanlardır.”[33]

Hiç şüphesiz şeytandan yana olanlar onun emir ve istek­lerini yerine getirenlerdir. Şayet peygamberler günah işle­miş olsalardı, onları, şeytanın grubundan, taraftarlarından ka­bul etmek gerekirdi. Ayrıca; “…İyi bilin ki, şeytanın taraf­tarları elbette zarardadırlar.” ayeti onları muhatap almış olurdu. Öte yandan; “İyi bilin ki, kurtulacak olanlar Al­lah’tan yana olanlardır” ayeti de ümmetin ender derece­deki takva sahibi kişilerim muhatap almış olurdu ki, bu du­rumda da böylesi kişilerin peygamberlerden çok daha üstün olmaları gerekirdi. Oysa böyle bir değerlendirmenin yapı­lamayacağı açıktır.

Onikinci delil: Allah cümlesine rahmet eylesin dostla­rımız, alimler, peygamberlerin meleklerden daha üstün olduklarını beyan etmişlerdir. Meleklerin herhangi bir şekil­de günaha yonelmeyecekleri gerçeği ise delillerle sabittir. Hakikat bu olunca şayet peygamberler günah işlemiş olsa­lardı fazilet itibariyle meleklerden daha üstün olamazlardı. Çünkü, ayet hükmü açık:

“Yoksa inanıp yararlı işler yapanları yeryüzünde bozguncular gibi mi tutarız? Yoksa Allah’a karşı gelmek­ten sakınanları yoldan çıkanlar gibi mi tutarız?”[34] buyurmuştur.

Onüçüncü delil: Cenab-ı Hak Hazreti İbrahim hakkında: «Seni insanlara önder kılacağım.”(Bakara,124) buyurmuştur. Önder (imam) kendisine uyulan kişidir. Bu durumda Hazreti İbrahim günah işlemiş olsaydı işlediği bu günahda da kendisine uyulması gerekirdi, ki, bu ise bâtıldır.

Ondördüncü delil:“Zalimler ahdime erişemezler.”[35] ayeti:”Onlardan kimi kendine yazık eder.”[36]Ayeti kerimesi hükmünce günah işleyen bir kimse ken­dine zulmetmiş demektir.

Bu husus yeterince anlaşıldı sanıyoruz. Ve hemen diyo­ruz ki: Yüce Allah’ın zalimlere ulaşamayacağına hükmet­tiği işbu ahd, ya peygamberlik ahdidir, ya da imamlık, ya­ni önderlik ahdi. Eğer sozkonusu olan birinci şık ise bunun­la kasdedilen bellidir, şayet ikinci şık ise kasdedilen anlam daha da açıktır. Çünkü, imamlık (önderlik) ahdî peygamber­lik ahdinden derece bakımından daha aşağıdır.

Varılan so­nuç şu: İmamlık (önderlik) ahdi günahkara ulaşamadığına göre peygamberlik ahdi ona hiç mi hiç ulaşamaz.

Onbeşinci delil: Huzeyme b. Sabit el-Ensari (Allah ondan razı olsun)’nin şahitlik olayı. Huzeyme bilmediği bir olay hakkındaki Allah Rasulunun iddiasının doğruluğuna şe-hadet eder ve der ki:

“Biz senin göklere dair verdiğin haberlerin doğruluğunu kabul ediyor ve inanıyoruz. Böyle bir kader konusunda mı inanmayacağız sana?” Duruma vakıf olan Allah’ın Rasulu onu bu şehadetinde doğruladı ve ona iki şehadet sahibi la­kabını verdi.(37) Şayet peygamberlerin günah işlemeleri müm­kün olsaydı Huzeyme’nin şehadeti de caiz görülmezdi.

Buraya kadar peygamberlerin masumiyetini ispat eden delilleri serdik ortaya. Şimdi de meleklerin masumiyetini gösteren delilleri zikredeceğiz…

Dipnotlar:

[8] Ahzab: 33/32

[9] Ahzab: 33/30

[10] Hucurat: 49/6

[11] Bakara: 2/143

[12] Ahzab: 33/57

[13] Al-i İmran: 3/31

[14] Nisa: 4/14

[15] Hud: 11/18

[16] Saff: 2-3

[17] Bakara: 2/44

[18] Hud: 11/88

[19] Enbiya: 6/90

[20] Sad: 37/47

[21] Hacc: 22/75

[22] Al-i İmran: 3/33

[23] Bakara: 2/130

[24] A’raf: 7/144

[25] Sad: 37/45-46

[26] Fatır: 35/32

[27] Sa’d: 37/82-83

[28] Sad: 37/46

[29] Yusuf: 12/24

[30] Sebe: 34/20

[31] Hucurat: 41/13

[32] Mücadele: 58/19

[33] Mücadele: 58/22

[34] Mücadele: 58/22

[35] Bakara: 2/124

[36] Fatır: 35/32

[37] Kuzeyme b. Sâbit; Ensâr’ın Evs kabilesine mensuptur ve ilklerdendir. Oğlu Amâra anlatıyor; Peygamberimiz Efendimiz Sevâ’ b. Kays el-Muharibî’den at satın aldı.Sevâ’ bu satın alma işini inkar etti. Bunun üzerine Huzeyme Allâh’ın Resulünün lehine şehadet edince Allah’ın Resûlû : «Yanımızda olmadığın halde neden bu şehadette bulundun.» diye sordu kendisine. O da: «Getirdiğin (din) e inaındım,doğruladım ve biliyorum ki sen ancak hakkı söylensin.» dedi. Bunun üzerine Allah’ın Resûlü buyurdu : «Huzeyme bir kişinin lehine de şehadet etse aleyhine de şehadet etse bu ona yeter. Bu Hadisi, Ebu Davud ve başkaları rivayet etmiştir. Buhâri’nin rivayetine göre; Onun şehadetini iki şehadet saymıştır.

Kaynak:Fahreddin Razi, Rasullerin Masumiyeti, Tevhid Yayınları, İstanbul 1996

 

Gelen arama terimleri:

  • peygamberlerin masumiyeti

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*