Nefsani ve Şeytani Hislerden Allah’a Sığınmak

İnsanın içinde iyi veyahud kötü ilham alan ve faaliyete geçen asabî damarlar mevcuddur. Dînî olarak da itikad ve ibadet olmak üzere iki va­zife vardır, itikadî ilhamlar kalbe, güzel ahlak ve ibadetlerde çalışmak da bedenin veya dimağın asabî damarlarına bağlanmaktadır. Şeytan kalbe kötü hisleri, bedene de harama karşı istek ve arzu, ibadetlerden tembel­lik ve gevşeklik verir; o, Allah’ın rahmetinden mahrum ve gazaba uğra­dığı için insanları da kendisi gibi yapmak ister. Hatta dimağ, beden ve kalbin kan damarları İçerisinde bile dolaşır. Bundan dolayıdır ki Kur’ân-ı Hakîm’de:*“Hadi Kur’an okuduğunda okuttuğunda, o kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.” [En -Nahl 98] diye emr buyrulmuştur. Eğer insan bu rûhî vazifeyi yerine getir­mezse, şeytan dimağına kötü fikirleri, kalbine vesveseyi, bedenine gev­şeklik ve tembellik hastalıklarını ilkâ’ eder. Şu halde ayetin manası şöyledir: Ey hâlis ve muhlis kullar! Kitâb-ı Mübîn olan Kur’ân’ı okuyup manasını anlamak ve o manayla amel etmek istediğin zaman sa’yin başlangıcında o Kahr-ı Rabbânfye uğramış şeytandan ve onun verece­ği hased, kibirlilik, bâtıl inanç gibi şerlerinden Allah’a sığın, onu Allah’a şikayet et.

Aksi takdirde kul Allah’a sığınmazsa, şeytan sa’yini bozar, gayretini elinden alır. Ya gazabını tahrik etmekle içindeki metanetini bozar ya da şehveti tahrik etmekle teennîsini bozar, ki bu onun vazifesidir. Öyleyse her sa’yin başlangıcında*“Allahumme innî eûzu birıdâke min suhtike ve bi muâfâtike min ukûbetike ve eûzu Bike Minke.” “Ey Rabb’im! Gazabından rahmet ve rızana, azabından afuv ve mağfiretlerine ve kahrından rahmeti­ne ve Sen’den San’a sığınırım.” demelidir. Eğer sa’yin başında, özel­likle dînî meselelerde bu istiâze yapılmazsa şeytan insanın fikrini de­ğiştirmekle sa’yini bozar. Kemâl-i inanç ve edeble kul işinin başlangıcın­da -ister alış veriş olsun, ister ibadet olsun ve ister iki eşin muamelesi olsun- istiâze ederse, şeytan bedeninden uzaklaşır, melek hislerine yaklaşmış olur ve iman derecesine göre melek hayrlı ilhamları kalbe ilkâ’ eder.

Bu manayı beyan etmek maksadıyla Allah’ın Rasûlü şöyle buyurmuştur:*“Hiçbiriniz müstesna olmamak üzere muhakkak herkesin biri şey­tan, biri melek arkadaşı vardır.” Bunun üzerine ashab: “Sen de dahil misin ya Rasûlallah?” diye sordular. Buna cevaben: “Evet Ben de dahi­lim. Lakın Allah Bana yardım etti de, o da müslüman oldu. Binaen aleyh Bana hayrdan başkasını emretmez.” buyurdular. Sarı Abdullah diyor ki: “Kalbe hayrlı ilhamlar geldiği zaman şeytan onu çalmak ister. Tıbkı bir hırsız gibidir. Ruh ve kalb irâdî tecelliye ile şereflenirken şeytan ellerini o nur kıvılcımlarının önüne koyar. Böylece insan zikrinin nurlarını görmez olur. Aksi takdirde insan “Euzu” çektiği zaman ağzından çıkıp şeytanın üzerine yağan şimşek ışıklarını görecekti. Nitekim Mevlâna Rû­mî de bunu şöyle ifade eder:

*”Lakın bir hırsız gizlide parmaklarını o kıvılcımların üzerine koyar. Hane sahibi uyanık olsaydı hırsız içeriye giremezdi. (Hırsızdan maksad şeytan, binadan maksad beden ve kalbdir.)

O gizli hırsız kalbden tane tane kıvılcımları söndürür. Tâ ki akıl ve kalbin semâsı zikrin nurundan faydalanmasın.”

İşte bu hırsızın elinden kalb ve dimağımızı kurtarmak için rûhânî va­zife olarak istiâzeye çok önem vermek lazımdır. Onun için şeytanın nasıl insanın hislerine müdahale edeceğini beyan etmekle bu hususta istiâzenin keyfiyetini açıklayalım.

1 –Şeytan işitilen kelimeleri değişik manalarla kulağa aksettirir. İcab-ı halde söz söyleyenin veya kitabdaki yazının muradının dışında bir bilgiyi insanın hiss-i müşterekine aksettirir. Böylece müdahale ettiği zaman, kul

Allah’ın ‘Es-Semî’,’El-Alîm’ sıfatlarına sığınmakla kendini şeytanın ilkaatından kurtarmaya çalışır. Diliyle de:

“Eûzu Billâh-is-Semîi-l-Alîmi min-eş-şeytân-ir-racîm.” “Dalâlete girip gazaba uğrayan şeytandan her şeyi İşitici ve Bilici olan Allah’a sığınırım.” demekle, kulak ve hiss-i müşterekini şeytanın elin­den kurtarmaya çalışır.

Bazan da iyi söyleyenlerin sözlerinin tesirini söndürür; kötü söyle­yenlerin sözlerini tatlı gösterir. Nitekim Hâman firavunun veziri ve dostu idi. Mûsâ aleyhisselâm’ın sözleri birkaç sefer firavunda tesir etmiş; Hâ­man ona: “Sen nasıl, dili peltek ve önceden senin hizmetinde bulunan Mûsâ’ya teslim oluyorsun? Eğer sen ona teslim olsan şimdiye kadar yapmış olduğun davada yalancı tanınırsın.” demekle firavunu Mûsâ aleyhisselâm’ın bereketinden mahrum bırakmıştır.

2-Şeytan kalbin sağından, solundan, ön ve arkadan itikadı bozmak için ilkaatta bulunur. Bu çok mühim. O kadar mühimdir ki ayet-i kerîmede Allah Teâlâ onun bu keyfiyetle müdahalesini beyan etmiş: “İblis dedi: ‘Bana halkın dirilip kaldırılacakları güne kadar mühlet ver.” (Allah da) Dedi ki: ‘Sen mühlet verilmişlerdensin. (İblis:) “Öyleyse (mademki) Sen beni azgınlığa mahkum ettin, ben de bu sebeble -andolsun ki-­onlar (ı saptırmak) için Sen’in doğru yolunda pusu kurup oturacağım. Sonra andolsun, onların önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından kendilerine geleceğim (ve musallat olacağım). Sen de on­ların çoğunu şükredici kimseler bulamayacaksın.” dedi.” Yani onla­rın dimağlarındaki ve kalblerindeki dört kuvvetlerine müdahale etmek suretiyle irtibat kurup kalblerini şaşırttıracağım demek istiyor. Şeytan in­sanın şu dört kuvvetine irtibat kurmak sûretiyle kalbin içindeki âkile kuv­vetini değiştirir; hak olanı bâtıl, bâtıl olanı hak gösterir. Mesela:

a-Dimağın ön tarafında hayal kuvveti vardır. Evvelden beyan etmiş olduğumuz üzere bu kuvvet hissolunan eşyayı canlı sûretinin fotoğrafı gibi şekillendirir. Bu takdirde şeytan ona müdahale eder. Sonra Allah’ı ona hatırlatır ve akabinde soru sorar: “Nasıldır O?” Sonra ona bir cevab verir. Allah Teâlâ’yı mücessem veya nûrânî bir şeye benzeterek hayalî kuvvetinden sümme hâşâ Allah’ı sûretlendirir. Böyle bir müdahalesi anında İhlas sûresini okumak tedavidir. Şeytanın “önden” gelmesi budur. Binaenaleyh şeytan hayali işgal ettiği zaman “Eûzu Besmeie” ile İh­las sûresi okunduktan sonra sonuna şu cümle eklenir:*“…Benzeri şöyle dursun da benzerinin benzeri de yoktur…” [Eş-Şûrâ 11] Bu takdirde şeytan önden kaçar.

b-Şeytan vehmî kuvvete de müdahale eder. Bu kuvvet hissedilme­yenlerin hakîkatlerini, doğrusu aklî ve manevi olan eşyayı, maddi sûret- lere kıyas ederek hüküm çıkarır. Bu kuvvet, dimağın iç arka kısmındadır. Şeytanın “arkalarından” gelmesi buna işarettir. Vehmî kuvvet daima önünde maddeyi görür. Manayı da ona kıyas edince sümme hâşâ Allah’ı maddeye benzetir. Bu takdirde O’na noksan sıfatları isnad etmek­le yolunu şaşırır. Özellikle bu hal namaz ve zikir esnasında gelir. Bu tak­dirde “Eûzu Besmele”den sonra kalb ve dili birleştirerek şu ayet-i kerîme okunur:*’Yer yüzünde Celal ve Azamet Sahibi olan Rabb’inin Zâtı’ndan başkası fânîdir (yok olmaktadır). Ancak O’nun Zât-ı Şerifi Bâkî’dir.” [Er-Rahman 26-27] Bu ayetin okunmasından sonra birkaç kere,“Ya Zel-Celâli vel’İkrâm!” ilave edilir.

c-Akciğerin sağ tarafında yahud dimağın içindeki beyinciğin sağın­da şehvet hissi bulunmaktadır. Yukarıdaki ayet-i kerîmede “sağlarından” gelmesi buna işarettir. Şeytan bu hisse müdahale etmekle gevşekliği bedene yayar, uykuyu getirtir ve binnetice günahlara sevk ettirir. Eğer mü’min ibadete azim bağlarsa derhal aklî kıyasları ortaya koyar ve aklı yanıltır. Bununla da peygamberlere olan inancı değiştirir ve şöyle sorar: “Peygamberler de bizim gibi insanlar, bizden ne farkları var? Biz de on­lar gibiyiz.” Nitekim Asrı Saadetteki kafirler bu kıyasla Peygamberle mü­cadele ederek *“…Dediler kİ: Sizler de bizim gibi beşer olmaktan başkası değilsiniz…” [İbrahim 10] Ve dediler ki:

“…Ne oluyor bu elçiye? Yemek yer ve sokaklarda dolaşır…” [El-Furkan 7] Onların zannında peygamber olan kimse yemeyecek, içmeyecek ve sokaklarda dolaşmayacak, işte böylece şeytan onlara vermiş olduğu fısıltıyla nübüvvet inançlarını bozuyordu. Bu tabiî şeytanın yapacağı bir iştir, ki şu ayet-i kerîmede beyan olunmuştur:

*“…Şeytan onları fitillemiş, onlara uzun zaman göstermiştir ve aldatmıştır.” [Muhammed 25] buyrulmuştur. Nübüvvet inancını ihlal edecek vesveselere karşı “Eûzu”dan sonra “Lâ ilâhe İllallah Muhammedun Rasûlullah.” denilir. Ayrıca El-Fetih sûresinin son ayetini okumanın da şeytanın bu vesvesesine karşı kuvvetli bir silah olacağını Şeyh-ul-Ekber tavsiye etmiştir. Muşârun ileyh diyor ki: “El-Fetih sûresinin son ayetini okumayı âdet edene, cinnî ve insî şeytanların ilkaatı tesir etmez.” Şakîk-i Belhî de şunları söylemiştir: «Dört etrafımdan şeytanın bana gelmediği birgün yoktur. Bazan önümden gelir, bana der ki: “Günah işlemekten korkma, çünkü Allah kulunu yakmaz. O esirgeyici ve bağışlayıcıdır. Ben ona şu ayeti okurum:

”Şüphesiz ki Ben tevbe ve iman edenleri, iyi amel ve harekette bulu­nanları, sonra da doğru yolda ölünceye kadar sebat edenleri el­bette çok yarlıgayıcıyım.” [Tâhâ 82] Derhal kaçar. Sonra arkamdan gelir ve şöyle der: “Sen ibadete dalıyorsun, sana dünya da gerek. Evladların aç kalacak, sonra sen kendine kâtil olursun. Çok oruç tutma, uykusuz kalma.” der ve rızk endişesini bana verir. Ben de ona şu ayet-i kerîmeyi okurum:

*“Yerde yürüyen hiçbir canlı müstesna olmamak üzere rızkları Allah’a aiddir. Onların duracak yerlerini ve İkâmet edilen mesken­leri de O bilir…” [Hûd 6] Sonra sağıma kaçar; bazı iyi amel ve hareketle­rimi gözümün önüne getirir ve: “Sen iyi bir insansın. Artık senin gibiler enderdir.” diyerek beni över. Ben de ona:*“…lyi sonuç takva sahiblerinedir.” [El-A’râf 128, El-Kasas 83] mealindeki ayeti okurum. Sonra İblis soluma koşar; dünya lezzetlerine şehvetimi tahrik eder. Lez­zetleri şahsıma tahsis etmek üzere şehvetimi tahrik eder. Ben de ona şu ayeti okurum:

“Artık kendileriyle arzu edecekleri şeylerin (o gün imanın faydasını görmek ve o sayede ateşten kurtulmak, cennete kavuşmak yahud dünyaya gönderilip de iyi amel ve harekette bulunmak gibi boş temennilerin) arasına bir sed çekilmiştir. Bundan evvel benzerlerine de yapıldığı gibi. Çünkü hepsi de (insanları) kötü zanna düşüren bir şübhe içinde idi­ler.” [Sebe* 54] Böylece solumdan kaçar ve benden uzaklaşır.»

İlim ve zikirde zayıf olanların dimağına şeytan soru sormak arzusu­nu verir. Bu tuzağa giren başkasını bulup ondan soru sormaz ise bu se­fer kendi kendinden sormaya başlar, ki şu hadîs-i şerîfte beyan olunmuştur:

“Muhakkak birinize şeytan gelir, size “Kim göğü yarattı?” diye so­rar. (Mü’min:) “Allah.” der. O da: ‘Kim yeri yarattı.” der. (Mü’min:) “Allah.” der. Bu sefer: “Kim Allah’ı yarattı?” diye sorar. Biriniz bunu buldu mu, Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne iman ettim desin.” buyruimuştur. Demek şeytan böyle soruları akla getirdiği zaman “Âmentu Billâhi”yi okumak çaredir. Şeyh-ul-Ekber diyor ki: “Bu vesvesenin müdafaasına en uygun yol, soruyu sarf-ı nazar etmek ve İhlas sûresini okumaktır.” İmam Askâlânî de şöyle demiş: “Her şeyi yaratan yaratılmamış, dersin. Sonra eğer bu vesvese ise, çaresi zikir ve başka bir şeyle meşgul ol­maktır. Eğer insî şeytan bunu sorarsa çaresi kolaydır. Dersin ki: “Allah her şeyi yaratmış” sözün, Kendisi yaratılmamış demektir.” İmam Rabbânî diyor ki: Vesvesenin müdafaasına kalkışmak da ayrı bir vesvesedir. Bu gibi sorulara çare iç ve dış telkinleri sarf-ı nazar etmektir.

3-Şeytan muharrike kuvvetine müdahale ederek, müdahale ettiği kimsenin veyahud başkasının gazab kuvvetini fiile geçirmek İster. Kin ve intikam arzusunu verir.

“Biriniz diğer birinizin ayıbını söylemesin. Zira Ben size selametti ve rahat bir kalb ile gelmeyi severim.” mealindeki hadîse binaen şey­tanın bu müdahalesine karşı çare, ayıblardan arınmakla gayrının ayıb- larından göz kapatmaktır. Eğer şeytan böyle bir vesveseyi ilkâ’ edersel ayıbları araştırmak arzusunu defetmek için şu dua okunur:

“Radîtu Billâhi Rabben ve bil’İslâmi dînen ve bi Muhammedin sal­lallâhu aleyhi ve sellem Rasûlen. Ve neûzu Billâhi min-el-fiten.’ “Allah’ı Rabb olarak kabul edip İslamı din olarak kabul ettim. Haz­reti Muhammed aleyhissalâtu vesselâm’ı da Allah’ın elçisi olarak inandım. Ve fitnelerden Allah’a sığınırız.” Bu son cümleyi yani “Fitnelerden Allah’a sığınırız.” demek anında, mü’min kardeşinin de fitnelerden korunması kasdedilir. Netice-i meram, hissî ve manevi bütün tel kinleri sarf-ı nazar etmek şartıyla mü’min zorluğa katlanarak yukarıdak istiâzenin bir sûretiyle tedbir alır. Başlayacağı işe sa’y ve gayretle başlar, teennî ve metanetle işine devam eder ve muvaffakiyeti için Allah’ı yalvarır. İstiâze ve yalvarışların ruha tedavi olduğunda tereddüd edilmez. Yalvarış ve istiâze..

İsmail Çetin – Mufassal Medeni Ahlak,dilara yay.,syf.325-331

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*