Ne Eylemişler?

Şeyh Gâlib’in ‘eylemişlerdir’ redifli iki gazeline, Keçecizâde İzzet Molla’nın nazîresini büyük bir zevkle okuduktan sonra, anladıklarımı sizlerle paylaşmayı istedim. Buyurun:

O âkıller ki râhın semt-i takdîr eylemişlerdir
Çıkar yolancak oldur hüsn-i tedbîr eylemişlerdir

Şerâr-ı âhı dâne eşk-i çeşmi âb kılmışlar
O sayyâdân ki murg-i kâmı nahcîr eylemişlerdir

Fuzûlî dehrden kâm almak olmaz olmadan giryân 
Sadef su almayınca ebr-i nîsândan güher vermez

Me’âl-i aşk çıkmaz sözlerinden Kays u Ferhâd’ın 
O bahsi her biri bir başka takrîr eylemişlerdir

Yıkıldı hâtırım şâd eyledim hussâdı hamd olsun

Anın nakzıyla çok vîrâne ta’mîr eylemişlerdir

Kiminbaşında sevdâ varsa bir bir toplayıp uşşâk

Gelince tâ ser-i Mecnûn’a zencîr eylemişlerdir

Rakîb olsun sevindi sâyesinde baht-ı bî-dâdın
Felekden çekdiğim cevr ile tebşîr eylemişlerdir

Bilinse aşk-ı mutlak kimse olmaz İzzetâ âşık 
Koyup nâmın muhabbet hüsn-i ta’bîr eylemişlerdir

Olanlar genc-i lâ-yefnâya mâlik künc-i râhatde
Koyup dünyâyı azm-i der-geh-i Pîr eylemişlerdir

*********************

O âkıller ki râhın semt-i takdîr eylemişlerdir
Çıkar yolancak oldur hüsn-i tedbîr eylemişlerdir

O akıllı kimseler ki, takdîre yönelmişler yani teslim olmuşlar; tek çıkar yol zaten odur, mâşâallah güzel bir yol tutmuşlar. Öyle ya “Men âmene bil-kaderi emine min-el kederi”(Kadere îmân eden kederden emîn olur).

Şerâr-ı âhı dâne eşk-i çeşmi âb kılmışlar
O sayyâdân ki murg-i kâmı nahcîr eylemişlerdir

Kafes avı şöyle yapılır: Yere koyduğunuz bir kafesin içine bir avuç arpa tanesi ile biraz su koyarsınız. Yem veya su için kafese giren kuş, kapağın kapanması ile avlanmış olur. (Tecrübeli avcılar kafes avını tasvip etmezler, çünkü mertliğe aykırı bulurlar.)

İşte şairimiz diyor ki; saadet kuşunu avlayabilmek için dâne ve su yerine; (Ah!) kıvılcımlarını ve gözyaşını koyacaksın. Fuzûlî’nin beytini hâtıra getiriyor:

Fuzûlî dehrden kâm almak olmaz olmadan giryân 
Sadef su almayınca ebr-i nîsândan güher vermez

[Ağlamadan maksada kavuşulamaz dünyada. Sadef de nisan yağmuru almadan inci vermiyor malûm.]

Devam edelim İzzet Molla’nın gazeline:

Me’âl-i aşk çıkmaz sözlerinden Kays u Ferhâd’ın 
O bahsi her biri bir başka takrîr eylemişlerdir

Aşkın gerçek manâsını Ferhad’ın da, Mecnûn’un da sözlerinden anlamak mümkün değil. Farklı farklı anlatmışlardır zaten.

Kiminbaşında sevdâ varsa bir bir toplayıp uşşâk Gelince tâ ser-i Mecnûn’a zencîr eylemişlerdir

Herkesin sevda namına çektiklerini toplamış da aşıklar, vakti gelince Mecnûn’un başına zincir etmişler. Bütün aşıklara model olmuş böylelikle Mecnûn.

Yıkıldı hâtırım şâd eyledim hussâdı hamd olsun Anın nakzıyla çok vîrâne ta’mîr eylemişlerdir

Benim gönlüm yıkıldı ama bu sayede hasetçilerim sevindi, elhamdülillah!

Rakîb olsun sevindi sâyesinde baht-ı bî-dâdın
Felekden çekdiğim cevr ile tebşîr eylemişlerdir

Beni hep üzen bahtım hiç değilse rakîbi sevindirdi; öyle ki çektiğim ızdırâbı birbirlerine müjdeliyorlar. Ben üzüldüm ama sevinen var…

Bilinse aşk-ı mutlak kimse olmaz İzzetâ âşık 
Koyup nâmın muhabbet hüsn-i ta’bîr eylemişlerdir

Mutlak aşkın ne olduğu bilinse ortada aşık falan kalmaz da; insanlar küçük duygu ve eğilimlerine muhabbet adını vermişler. Aslında muhabbet ile alakası bile yok. “Nefsin arzusuna aşk adını vermek, altın taç giydirilmiş kel kör bir başa benzer”. Fakat insanlar böyle adlandırmışlar, ne yapalım hüsn-ü tabir etmişler.

Olanlar genc-i lâ-yefnâya mâlik künc-i râhatde
Koyup dünyâyı azm-i der-geh-i Pîr eylemişlerdir

Gerçek hazineye sahip olanları (gerçek aşıkları) söyleyeyim; onlar dünyaya kıymet vermeyip, Allah dostunun kapısına yönelenlerdir.

Bu konuya Nabi merhum’un ‘yeğdir’ redifli beyitinden gelmiştim.Bakın bu meyanda Büyük usta Baki ne söylemiş:

Cihanın ni’metinden kendi âb-ü dânemiz yeğdir
Elin kâşânesinden gûşe-i virânemiz yeğdir
Gına sadrındaki mağrûr-ü nâ âsûde serverden
Fenâ bezminde hâbâlûd olan mestânemiz yeğdir

Gösterişli saltanat sofraları yerine kendi kuru ekmek ve suyumuzdan müteşekkil soframızı tercih ederim. En azından minnet yok, o gösterişli sarayları evleri bir tarafa bırak bizim kulübede öyle bir rahatım var, bildiğiniz gibi değil. Bu saltanatta oturan ve fakat içi dışı gibi olmayanlara nispetle bizim o kulübedeki yarı baygın sarhoşun Süzgün bakışı çok üstündür diyor.

Hayati İnanç – Can Veren Pervaneler 5,syf.51-54

 

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir