Madde Ve Ruh

Marx, hakikatin yarısını söylemiştir: Gerçekten insanların hiç olmazsa yan yarıya maddi şartlara tabi olduğunu kimse inkâr edemez. Varlığımızdan ayrılmasına imkân olmayan vücudumuz beslenmek ister. Kimse midesine karşı gelemez. En büyük velî bile günde birkaç kere bir şeyler yemek mecburiyetindedir. Bu yeryüzünde mücerret ruh olarak yaşamak imkânsızdır. Herkes hastalık karşısında âciz kalır. Fizik tabiat bizi her an tesiri altında bulundurur.

Fakat bu, hakikatin ancak yarısıdır. Öbür yarısı, insanın isteyen, yapan, duyan, düşünen hayal kuran, seven, acıyan bir varlık olmasıdır. En basit, en iptidai insan dahi bir nebat veya hayvandan farklı hususi­yetler arzeder. Şimdiye kadar insandan başka hiçbir mahlûkun dil, din, düşünce, sanat, medeniyet diye bir şey vücuda getirdiği görülmemiştir. Vahşî denilen kavimlerin dahi hayvan seviyesini çok aşan bir kültürleri vardır. Eğer insan, nebat ve hayvan gibi sadece maddeden ibaret olsay­dı, onun da tabiatın verdiği ile kalması icap ederdi. Halbuki insanlar, mağara devrinden itibaren dil, sanat, kültür, medeniyet yaratmaya başlamışlar ve bunları bugüne kadar tekâmül ettirmişlerdir.

Marx ve taraftarlarının görmedikleri veya göremedikleri şey işte budur. İnsanı ve yarattığı şeyleri sadece maddi sebeplere göre izaha imkân yoktur. Bunları izah etmek için, insanda akıl, zekâ, irade diye gayrimaddi bir cevherin bulunduğunu kabul zaruridir. Bu bir faraziye değil, bir reali­tedir. Zira bunu her an, her insanda görüyoruz. Ve insanı değerli kılan şey, midesi değil, kafası; yedikleri değil, düşündükleri ve yaptıklarıdır.

İnsan, maddeyi dahi bu gayri maddi cevheri ile şekillendirir. keşifler, bütün icatlar, bütün sanat eserleri tabiatın, yani madde kendiliğinden yaratması ile vücut bulmamış, insan tarafından ortaya konulmuşlardır.

İnsanı veya cemiyeti bu iki cepheden, hem madde, hem de ruh cephesinden almak lazımdır. Birinden birini tercihe imkân yoktur. Bunlar birbirinden ayrılamaz. Ayırmaya kalkıldığı takdirde, beşerî muvazene bozulur. Maddi şartları unutan bir fert veya topluluk er geç sükût eder. Fakat ruhu inkâr da insanlığı hayvan seviyesine indirir. Şark, maddeyi inkâr ettiği için çökmüş, Garp ruhu inkâr ettiği için, insanlığı bugünkü korkunç duruma düşürmüştür.

Marksizm XIX. asır materyalizminin bir mahsûlüdür. Maddeyi insandan üstün tutan Garp, bugün kendi yarattığı 1 makine ile ölüm tehdidi altındadır. Yalnız o değil, bütün dünya… Rusya 1 materyalizmi ve tekniği Garp’tan almış ve bir silah gibi ona çevirmiştir. Bugünkü Rusya’da milyonlarca köle, insanlığı tahrip edici vasıtaları imal etmekle meşguldur. İnsanları, onların değerini teşkil eden hürriyeti, düşünceyi, sevgiyi hiçe saydıktan sonra, köle gibi çalıştırmak ve harbe sürüklemek kolay bir iştir. Rusya kendini bu kolaylığa kaptırmıştır.

Fakat bunun neticesinin ne olduğu şimdiden meydandadır. Materyalizm, insanın değerim hiçe indirmiştir. Bugün Rus komünistlerinin hâkim oldukları memleketlerde milyonlarca insanın hayvan sürülerinden farkı yoktur. Merhametli çobanlar, korkunç hayvanlar! Bütün insanlığı tehdit eden bu makineli vahşet sistemine karşı, insanı değerli kılan manevi kıymetleri müdafaa etmek lazımdır.

Her insan kendisini hayvana üstün falan şeylerin ne olduğunu bilmeli ve bunları varilli­nin en yüksek değeri olarak muhafazaya çalışmalıdır. Kim köle olmak ister? Kim sevgilerden kopmak ister? Kim eşya veya hayvan gibi düşüncesiz ve iradesiz yaşamak ister? Hiç kimse! Herkes bunu nefsinde tanıdıktan sonra başkalarında da aynı şeylerin bulunduğunu görebilmelidir. Bizi zalim yapan kendimizde olanı başkalarında yokmuş zannetmemizdir. Bizi zalim yapan kendimizi “sujet”, “objet” gibi almamızdır. Bütün insanlar ayrı ayrı birer “sujet” Her insan bir “ben”dir. Kimse kimsenin vasıtası değildir. Her insan kendi kendisi için bir gayedir.

Bu hakikat fertler için olduğu kadar milletler için de bahis mevzu­udur. Komünistler kendi milletlerini köle yaptıkları gibi, başka millet­leri de kendilerinin istedikleri gibi kullanabilecekleri cansız bir madde zannetmektedirler. Her şeyi maddeci gözü ile gören bu mahlûklar, insanın haykırması ile hayvanın haykırması arasında bir fark görme­mektedirler. Onlara insanların gözyaşlarının sadece tuzlu sudan ibaret olmadığını anlatmak lazımdır.

Prof. Dr. Mehmet Kaplan, Nesillerin Ruhu, 85-87 s.

Yazar Hakkında: Yusuf Aslan

Tarih talebesi ve ilme pek meraklı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*