Kur’an’ın Anlamını Çarpıtmanın İki Yolu

Kur'an'ın Anlamını Çarpıtmanın İki Yolu

Kur’an, ilahî vahyin anlamını çarpıtan üç gruptan söz eder:

a) Ehl-i kitab: Kur’an, ehl-i kitabı “sözü, bağlamından saptırdıkları / çarpıttıkları” gerekçesiyle eleştirir.

b) Bedevîler: Kur’an bedevîlerin Allah’ın indirdiğinin hududlarını bilmeme konusunda herkesten daha önde geldiklerini belirtir.

c) Kalplerinde eğrilik olanlar: Kalplerinde eğrilik olanların, müteşabih âyetleri kendi arzularına göre yorumlamanın peşine düştüğünü söyler.

Her üç grubun çarpıtması da Kur’an kelimeleri üzerinde iki şekilde oynama yaparak olmaktadır:

a) Kelimelerin anlamını genişletmek:

Bu, kelimelerin kapsamını Kur’an’da kastedilenden daha fazla genişleterek Allah’ın kastetmediği şeyleri âyetin kapsamına katmak suretiyle olur Bu, dine ekleme yapmak, dinde olmayanı dine katmak anlamına gelir. Söz gelimi Kur’an’da geçen “hikmet”, “şirk”, “takva” gibi kelimelerin kapsamını bu kelimelerin tarihsel süreçte kazandığı yeni anlamlarla doldurmak bu şekilde bir tahrife yol açar.

Buna günlük hayattan bir örnek verelim. Bir kimse çocuğuna “kitap oku!” demiş olsun. Çocuk, “babacığım ben televizyonda belgesel izliyorum. Bu da bir tür okumaktır” diyerek “okumak” kelimesinin anlamını tamamen kendi keyfine göre genişlettiğinde babasının “kitap oku!” emri ile kastettiği anlam berhava olacaktır.

b) Kelimelerin anlamını daraltmak:

Bu, kelimelerin kapsamını Kur’an’da kastedilenden daha dar tutarak Allah’ın kastettiği şeyleri âyetin kapsamından çıkarmak suretiyle olur. Bu, dinden olan şeyleri dinin kapsamı dışına çıkarmak, dinde eksiltme yapmak anlamına gelir. Söz gelimi Kur’an’da geçen “ribâ”, “zina”, “meysir” gibi kelimelerin kapsamını sadece cahiliye döneminde yer alan tefecilik, fuhuş ve bazı kumar türleriyle sınırlandırdığınızda o kapsamda yer alması gereken şeyleri bir çırpıda dışarıda bırakmış olursunuz.

Buna günlük hayattan örnek verelim: Bir anne çocuğuna “çocuğum yemeğini ye!” dediğinde, çocuk “anne ben önüme koyduğun bu şeyi yemekten saymıyorum, onun için yemiyorum!” dese annenin “yemek” ile kastettiği anlamı, kendi arzusuna göre daraltmış olacak, annenin emir vermekten maksadı boşa gidecektir.

Kelimenin anlam ve kapsamını Allah’ın muradına uygun bir şekilde belirlemek yalnızca sözlük marifetiyle yapılabilecek bir şey değildir. Zira kelimeler canlı organizmalara benzer. Nasıl ki insan bedeni, yaşadığı sürece devamlı bir değişime tabi oluyorsa kelimeler de kimi zaman anlam genişlemelerine, kimi zaman anlam daralmalarına uğrarlar. Bir kelime zaman içinde konulduğu anlamdan başka bir anlam için mecaz olarak kullanılmaya başlanabilir.

Kur’an kelimelerinin orijinal anlam ve kapsamına ulaşmanın yegâne yolu, bu kelimelerin kapsamını başta Resûlullah (s.a.v.) olmak üzere Kur’an’ın ilk muhataplarının yaşantısında aramaktır.

Kur’an’ı “kendi kendini izah eden bir metin” olarak kabul edip Sünneti, siyeri ve selefin yaşantısını hesaba katmaksızın yapılacak her türlü Kur’an okuması son kertede ya Allah’ın dediklerini sınırlayan ya da O’na demediğini dedirten bir sonuca çıkacaktır.

(Not: Yukarıda Kur’an kelimelerinin orijinal anlamını tespitin sadece sözlüklerle sağlanamayacağını söyledim. Bununla birlikte bu tespitim, kesinlikle sözlüklerin önemini göz ardı ettiğim anlamına gelmiyor. Kur’an kelimelerinin orijinal anlamını tespit konusunda Rağıb el-Isfahanî’nin el-Müfredat adlı eseri, Kur’an üzerinde inceleme-araştırma yapacaklar için olmazsa olmaz bir kaynaktır.)

 

Soner Duman Hoca

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*