3-Kızlara Nazik Ruh ve Zayıf Bünyelerine Uygun Bilgiler Öğretilmelidir

Tehzîb-i ahlakta genç kızların zayıf bünyelerine ve nazik ruhlarına uygun dînî ve dünyevi ilimler, ev işleri öğretilmelidir. Şu kadar ki, riyâzî ilimlere ihtiyaçları yoktur. Canım, bir kadının mühendis, kimyager, yahud inşaatçı olması şart mı?

Hayvanların ömürleri kısa, hayatları gayrı medenî olduğu için anne­ye pek ihtiyaçları yoktur. Bu kadarı herkese malumdur. Onlara nisbeten insanın ömrü uzun ve kendisi bidayette kendini idare etmekten acizdir. İleride göreceği bunca vazifelerle mükellef olacağı için de terbiyeye son derece muhtacdır. Halbuki çocuk terbiyesi hakkında bilgi kendi başına bir ilimdir. Kızlara bu öğretilmeli. Şübhesiz baba iâşe ve nafakayı temin etmek için dışarıda çalışmak mecburiyetindedir. Terbiye vazifesi ise kadınlara yüklenir. İşte bunu öğrenmelidirler. Zaten yaratılışta erkek bu vazifeyi görmekten acizdir. Evvelden dediğimiz gibi, kadının bedeni zayıf, mukavemet gücü kısır olmasına rağmen bu terbiyeyi göstermek hususunda kadın erkekten çok üstün bir kabiliyete sahibdir.

Zaten onla­rın meziyeti bu husustadır. Nitekim insan çocukluğu zamanında, altı yaşına varıncaya kadar iradesi yok ve idraki zayıftır. Çocuk bu devrede bir taraftan sûretlerden müteessir olur, diğer taraftan vehmî ve haya­lî korkular içerisindedir. Bir ateş parçasını görünce aklıyla elini ona uzatır. Eli yanarken de atmayı bilmez, ağzına koyar. Hele süt devrinde daha fazla terbiyeye muhtacdır. İşte çocuğu bu zaafiyetten kurtaracak, şimdiki hayatı için ona kabiliyet kazandıracak ilk muallim annedir. De­mek bu vazifeyi görmek için genç bir kızın anne olabilmeye yararlı ol­ması lazımdır. Çünkü vazifesi çocuk yetiştirmektir. Yemek pişirmek, kap- kacak temizlemek, ev temizliği, nakış ve dikiş gibi sanatları öğrenmelidir. Bir insanın kabiliyeti ancak buna müsaiddir, kaldı ki bir kadının bunları öğrenmesi üstün bir meziyettir. Kızlara bu meziyeti kazandırmak İçin top­luma ve ferde büyük vazifeler düşmektedir. Şiir, edebiyat, Kur’an ve kendilerine uygun ilim öğrenmeleri lazımdır. Fakat fitneden de korunma­ları şarttır.

Bir erkeğin şekâveti kendi nefsine mahsustur, amma bir kadının şekâveti cemiyete bulaşır, bir bela olur. Kadın erkek nev’inin sükun bul­ması için yaratılmıştır. Bünyesi zayıf ve ruhu nazik olduğu için de kadın tek başına cinnî ve Insî şeytanların tuzağından kendini kurtaramaz. Allah korusun fitne tuzağına girerse, onun girdiği şekâvet, uğradığı zulüm, yi­ne netice İtibarıyla erkek nev’ine tesir eder. Yani kadının şekâveti, erke­ğin toplumun ve devletin şekâvetidir. İşte“Biz de: Ey Âdem, demiştik, hiç şübhesiz ki bu (şeytan) senin de zevcenin de düşmanıdır. Bu sebebie sakın o sizi cennetten çıkar­masın. Aksi takdirde (çıkarırsa din ve dünya maişetini temin etmek husu­sunda) zahmete düşüp şakî olursun.” [Tâhât 17] buyrulan ayet-i kerîme, kadının günahı yüzünden erkeğinin şakî olmasını tasrih buyurmuştur.

Bakınız ki “O senin de zevcenin de düşmanıdır. Sizi cennetten çıkarmasın.” mealindeki cümle-i tayyibelerde olan hitab her ikisinedir, amma zahmete düşmek ve şekâvete uğramak erkeğe yüklenmektedir. İşte buna işareten “Zahmete düşersin ve şakî olursun.” buyruluyor. Eğer kadın nev’inin şekâveti erkeklere aid olmamış olsaydı, “Zahmete düşersiniz ve şakî olursunuz.” buyrulurdu. Demek zahmete düşmek ve şekâvete uğramak yalnız kadına aid olmayıp, bilakis kocasına, ba­basına, soy sopuna ve toplumuna bulaşır. Örf de böyle hüküm etmekte­dir. Karısı fuhuş yapana k….d denilir. Bu kasdettiğimiz manaya kâfi delil­dir. Şu halde “zahmete düşmek ve şekâvete girmek” cezası Âdem’e daha fazla yüklenmektedir. Bundan şunları anlıyoruz:

1 -Erkek cihad yapmak, din ve dünyevi maişetini temin etmek, evin haricinde iş görmek için yaratılmıştır, kabiliyeti buna müsaiddir.

2-Kadın evin dahilî işlerinde, özellikle nesli çoğaltmak ve çocukları terbiye etmek için yaratılmıştır. Fıtraten buna kabiliyetlidir.

3-Kadın sabah erkeğini işe sevk eder, akşam işten, sokaktan, yara­mazlıklardan eve çeker. Bunun için memuredir.

4-Evde hazinedarlık yapar. Cinnî ve insî şeytanlardan beyinin mal, mülk ve namusunu, ayrıca ırzını hıfzeder. Bunda vazifelidir.

5-Kadın evden uzaklaşırsa, uzaklaşması fıtratına yakışmayan bir hal olur. Şübhesiz uzaklaşması takdirinde bunca vazifeleri görme kabiliyeti­ni kaybediverir. Eğer bir de zulme uğratılırsa, mazlumluğu sahibinin ga­zab kuvvetini tahrik eder. Böylece zahmete ve birçok cinayetlere girme­ye mecbur kalacaktır. İşte kadının şekâvetinin erkeğin şekâvetine sebeb olması budur.

Kadının evde çocuk terbiyesinden başka kocasına yapacağı bütün yardımlar kendisine farz olmadığı için hakkında cihad sayılmaktadır. Ni­tekim Peygamberin baldızı Esmâ diyor ki:

“Zübeyr’in ev hizmetini görüyordum. Bir atı vardı ona bakıyordum.Amma bana at bakıcılığından daha güç bir hizmet yoktu. Ona ot veriyor, tımarını yapıyor ve bakıyordum.” Sonra Esmâ’ya bir hizmetçi verildi. Esmâ diyor ki:

“Artık bu hizmetçi beni at bakıcılığından kurtardı. Zübeyr’in nafaka işini de üzerimden attı.”

Derken bir adam geldi ve:

“Ey Abdallah annesi, ben fakir bir adamım, senin evinin gölgesinde ma! satmak istiyorum” dedi. Esma ona: “Ben sana müsade edersem Zübeyr buna razı olmaz. Öyleyse sen gel de bunu benden Zübeyr’in gözünün önünde iste.” dedi. Arkacığından adam gelerek: “Ey Abdallah annesi, ben fakir bir adamım, senin evinin gölgesinde mal satmak istiyo­rum.” dedi. Esma: “Medine’de benim evimden başka bir yer bulamadın mı?” dedi. Bunun üzerine Zübeyr ona: “Sana ne oluyor ki fakir bir ada­ma (malını) satmaya mani oluyorsun.” dedi. Artık (adamcağız) kazanma­ya başlayıncaya kadar (orada mal) sattı.

Esmâ diyor ki: Ben bu cariyeyi ona sattım, parası kucağımda iken Zübeyr yanıma girdi ve: “Onu bana hibe et.” dedi. Ben: “Onu tasadduk ettim.” dedim.

Bu hadîs’in şerhinde Nevevî şunları söylemiştir: Bütün bunlar, iyilik­ten ve insanların alışageldiği mürüvvetlerden sayılırlar. Kadın bu sayılan hususatta kocasına hizmet eder. Ekmek yapar, yiyecek pişirir, çamaşır yıkar ve diğer işleri görür. Bunların hepsi kadın tarafından bir teberru ve kocasına bir iyiliktir. Amma bunlardan hiçbiri kadına vacib değildir. Hatta hiçbirini yapmasa günahkâr olmaz. Bu işlerin hepsini kocasının görmesi lazım gelir. Hiçbiri hakkında kadını ilzam ve mecbur etmesi helal olmaz. Kadın bunları ancak ve ancak bir teberru olarak yapar ki güzel bir âdet­tir. İslamın ilk zamanlarından bugüne kadar kadınlar bu âdet üzerinden devam edegelmişlerdir. Kadına ancak iki şey vacib olur: Kendini ko­casına temkin ve teslimi, bir de onun evinden ayrılmaması.

Ibnu Kayyim diyor ki: Kocasının izni olmaksızın evin dış tarafında bi­le bir kadın misafir kabul edemez. Yani duvarların ve şaibeli yerlerin ko­ruyuculuğunu da yapar. Meğer ki töhmet altına girmez ise evin etrafını korumaya mecbur değildir. Şübhesiz onun koruması demek, kavgaya girmesi demek değildir. Gelen gidenden sahibini haberdar eder.

Binaenaleyh kadın nev’inin reisi ziraatçi ise çift sürmekten geldiğin­de hayvanların yemlerini verir ve istirahatini temin etmeye çalışır, ki bu onun en büyük yardımıdır. Sanatçı ise kadın bedenî temizliğinde ona yardım eder, alet ve edevatlarını hazırlar. Beyi tüccar ise fikir olarak ona yardım eder. Ayrıca hepsinde, evdeki temizlik ve sair işlerinde yardım et­mesi, -İmam Nevevî’nin buyurduğu gibi- farz veya vacib değildir, ancak sevab ve cihaddır. Çünkü hayvanlarının yemlerini vermesi, ağır aletleri kaldırıp taşıması fıtratına uygun vazife değildir. Binaenaleyh, kadının tar­lada çalıştırılması, fabrikada çalıştırılması fıtratına ters düşen ağır teklif­lerdir ve hakkına tecavüzdür. Demek kadının vazifesi, nesli çoğaltmak, beyine moral vermek ve çocuklarını terbiye etmektir. Tâkati dışında hiçbir zaman ona iş yüklenilmez. Bir hadîs-i şerîfte şöyle buyrulmuştur:

*“Muhakkak bir adam eşine bakar, o da ona bakarsa Allah Teâlâ da rahmetle onlara bakar. Tokalaştıkları zaman (küçük) birçok günah­ları parmakları arasında dökülür.” Bu hadîs-i şerîfe binaen ulemâ şöyle demektedirler. Erkek şefkat ve merhametle, kadın itaat ve bağlılık­la birbirlerine bakarlarsa, yardım için birbirinin şehvetini tahrik ederlerse ve tarafeyn zinadan korunmayı niyet ederlerse, onların bu halleri günah­larını döktürür. Şu halde evlilik ve hayat şirketi lezzetten başka da birçok hikmetleri taşımaktadır. Özellikle erkeklerin onlara şefkat etmeleri ve fıt­ratlarına uygun olmayan işlerde çalıştırmamaları tavsiye olunmaktadır. Nitekim,*“Şübhesiz Allah kadınlar hakkında size hayr yapmanızı emreder. Çünkü onlar annelerinizdir, kızlarınızdır, teyzelerinizdir (ve hala- larınızdır). Görüyorsunuz, ehli kitabdan birisi eli ipliği tutmaz (küçük yahud hasta veya yaşlı olmaktan dolayı çalışmaya güç bulamadıkları için) eş edindiği arkadaşından yüz çevirmez.” buyrulan hadîs-i şerîfte kadın­lara özellikle şefkat etmek emr buyrulmaktadır.

Demek her iki nevi de birbirine libastırlar. Ona göre hüsn-ü muaşeret lazımdır, iş böyle olunca, genç kızların altı ilmi tahsil etmekten başkasına, zayıf bünyeleri ve nazik ruhları müsaid değildir:

1 -Dinden ihtiyaç kadar ilkönce öğrenmelidirler.

2-Evin işini görecek kadar bilgiyi elde etmeleri gerekir.

3-Çocuk büyütmek, terbiye etmek bilgilerini öğrenmeleri gerekir. Kadın hakkında bunlar en büyük ve en mühim vazifelerdir.

4-Hayat şirketinden ibaret evliliğe devam etmek için iki eş hukuk­larını öğrenmek gerekir. Ahlaktan bir parça, ilmihalden bir parça öğrenmek kâfidir.

5-Nakış ve dikiş ilimlerini bilmek güzeldir.

6-Namus ve haysiyet dairesini korumak ve cemiyete yararlı olmak için ebelik, doktorluk yani tıb ilmini öğrenmek de kadın hakkında fazilet­tir. Ancak bunları da öğrenmek esnasında namus ve iffetinin korunması farzdır. Dikkat edilsin ki vacib-l ale-l-kifâye yahud faziletleri kazanmak için namaz terk edilmez, örtünme terk edilmez. Çünkü namazı terk et­mek dîni, örtünmeyi terketmek de ahlakı ihlal eder. Nitekim bir hadîs-i şerîfte:*“Onları balkonlara (yani dışarıya) salmayın. Ve yazı yazmayı da onla­ra öğretmeyin.” buyrulmuştur. Yani, onların hakkında dışarıya çıkmaları mekruh ve saymış olduğumuz ilimlerin dışında ilmi tahsil etmeleri de mekruhtur.

Kurtubî diyor ki: “Kadın hakkında yazı yazmak mekruhtur.” Zevâcir ve Fetevâ-i Hadîsiyye adlı eserlerinde İbni Hacer de aynısını söylemektedir. Nizam-i Hükûmet-in-Nebeviyye adlı eserin müellifi bu hadîsin üzerinde özellikle durmuştur. Diyor ki: Kadınların yazı öğrenme­leri tenzîhen mekruhtur. Yukarıdaki hadîs-i şerîf sahihtir. Şu halde yazı öğrenmekten sakındırmak, ilmi öğrenmekten sakındırmayı gerektirme­mektedir. Yazı yazmaksızın da kendileri lüzumlu olan bilgileri öğrenebi­lirler. Hayrete şayan ki, bazı âlimler, devletin korkusundan bu hadîsi in­kar etmektedirler. Demek istiyorlar ki kadın mühendis de olsun ve saire. Halbuki birçok ulemâ hadîsi nakletmiştir ve üzerinde durmuşlardır. Bu hususta ileride izah gelecektir.

Bu hadîsi her ne kadar Hafız Zehebî Hazreti Ayşe’den gelen rivaye­tin senedinde Abdulvahhab bulunduğu sebebiyle mevdû’ gördüyse de, Hâkim’in dediği gibi yine de Hazreti Ayşe’den gelen başka senedlere göre bu hadis sahihtir. İbnu Hacer Heytemî hadîsin hasen olmasını takrîr etmiştir. Beyhakî, üç senedden birinde hadîsin mürsel olduğunu açık­lamıştır, bu itibarla hadis mürsel ise de hasendir. Mürsel hadis ise, Hanefîye göre de hüccettir.

KADINLARA FAZLA İLİM ÖĞRETMENİN ZARARINI BÜYÜK FEYLESOFLAR DA İTİRAF ETMEKTEDİRLER

Meşhur Jul Simon şöyle der: 1848 tarihleri civarında kadınların tah- silsizliğinden ve yetiştirilmemesinden bütün AvrupalIlar şikayet etmekte bulunurlardı. Çalıştılar, kadınları cehaletin kuyusundan çıkarttılar. Ceha­letten kurtulunca da feryad ettiler. Çünkü onlara talim, tefrit derecesinden ifrat derecesine vardı. Şöyleki halihazırda insanlar kadınların ev işlerinde beceriksizliğinden ve talimin vermiş olduğu kötü semereden şikayet etmektedirler. Halihazırda kadınlara mutlak ilmin talimi, onları erkekleştirmiştir. Ey Fransızlar, kadının kadın olarak kalması gerekir. Aksi takdirde erkekler de kadınlaşırsa, bu insanı başka bir insan mı idare edecek? Şu halde hayat şirketinin dengeleştirilmesi lazımdır. Bir kadın ev işini bilmelidir. Halihazırda birçok insanlar evlilik hayatını kerih görmektedirler. Derim ki, bunlar evlilik hayatının ne olduğunu kavraya- mamaktadırlar. Erkek ve kadının haricî ve dahilî vazifeleri taksim olu­nursa bu bunalım ortadan kalkacaktır.

Allah Teâlâ erkek ve kadını iki nevi’ olarak yaratmıştır, sahalarını belirtmiştir, her birisine kendi sahasında çalışmak kabiliyetini vermiştir; ayrıca vazifelerini tayin etmiştir. Erkek ve kadın kendi vazifelerini bil­mekle kendi sahalarında çalışırlarsa bundan üstün bir hayat olamaz.

Jiem Feriro da şöyle der: Bugün tarih 1895. Avrupa’da fabrikalarda sanayi müesseselerinde çalışan birçok kadınlar evlilik hayatından yüz çeviriyorlar. Bunlar kendilerine üçüncü cins diye ad takmışlardır. Sebeb şudur: Bunlar erkeklerle beraber kala kala hisleri kadınlıktan erkeklik hissine dönüşmüştür. Kendi hilkatlerine uygun çalışmadıkları için halleri malîhûlya’ya benzer. Bunlardan kimisi kendini ihtiyacsız zanneder, kimisi de çalışacak yer bulamadığı için cemiyete yük olmaktadır. Böylece cemiyet şaşkınlık ve hayrete düşmektedir. Zannımca kadın ve erkeğin musâvâtını iddia edenler, galiba tabiî kanunları değiştirmek isterler.

Ogüst Comt da aynı şeyleri söyledikten sonra şunları ilave eder: Şu vehmî eşitlik iddiası kadınları kendi sıfatlarından çıkarmıştır. Halbuki ka­dın evinde, erkek dışarıda çalışmalıdır. Tabiî kanunun namusu bundan başkasını reddetmektedir. Binaenaleyh kadının dışarıda çalışması cemi­yet hakkında büyük bir felakettir. Üstelik de kadının ziynetle evinden çıkması, genç erkekleri de terakkîden geri bırakmaktadır.

Samuel Semailis: “Cemiyete en yararlı, kadının kendi evinde ei işle­riyle uğraşmasıdır. Şu halde zamanımızdaki kadınlar, en çok bir çömle­ğin veya tencerenin kaynama derecesini bilmeleri için kimyayı ve evinde odalarının yönlerini bilecek kadar coğrafya ilmini öğrenmelidir­ler. Buna da amel ve tecrübe kâfi gelmektedir.” demektedir.

Kadınlar aleyhinde en çok çalışan Bayron bile şunları söylemiştir: Kadının evinde yemek kitabı ve Tevrat’tan başkası bulunmamalıdır. Çünkü bundan başkasına ihtiyaçları yok.

Bayron’un bu sözü bir cihetten makul değildir. Çünkü böyle hüküm etmek, kadınlar hakkında bir tahakkümdür. Amma diğer cihetten, kadın da erkek gibidir fikrine karşı, sözü gayet normaldir. Çünkü kadın da erkek gibidir fikri, hayat sahasını bir harb meydanına benzetir. Kadının hukuken, siyaseten ve özellikle dışarıda çalışma usûlüyle erkekle musâvâtı, bir türlü cinsî arzulara bir serbestiyet vermek ve bir vahşetten ibarettir.

Amerikalı Mister Los, uzun bir izahtan sonra şunları söylemektedir: Kadınların işlerine mahsus açılan mekteblerde kendisine lazım olan ev işleri öğretilirken verilen bilgiler ifrat haline varmaktadır. Mesela kimya, fizik ilimlerinde doktora vermek için çalışıyorlar. Bu yüzden kendilerine lazım olan ilimleri bilmecburiye ihmal etmektedirler. Evlilik hayatına dö­nerlerken de hem tabiat, riyâzet, kimya gibi ilimlerden tam başarıya ulaşamıyorlar, hem de kendi hayatlarına mahsus ev işlerinde cahil ka­lıyorlar. İnancımızca bu hayatı felce uğratır. Kadın kısmı ev işlerini bilme­lidir. Bundan başka bilgilerle uğraşmaları abes bir şeydir.

Fransa, Almanya, Belçika ve Amerika’da ictimâî hayat üzerinde çalışan feylesofların sözlerini özet olarak buraya naklettik. Şu üç mak­sadımızı beyan etmek için:

a-Genç kızlarımızı Avrupa âlemindeki erkekleşmiş kadınlar gibi yetiştirmemek gerekir. Çünkü talimi tefritten ifrata çıkaran Avrupa bilgin­leri, yaptıklarından şikayetçidirler. Tarih ansiklopedisi ve daha başka birçok kitablar şunu yazmaktadırlar: On dokuzuncu asırda aşırı talim kadınları kendi hilkatinden ve ev işlerinden uzaklaştırmıştır. Bu ise top­lum hayatına büyük zarardır.

b-Kadın ve erkek eşittirler denilip müslüman kadınlar onlara benze- tilirse, İslam ülkelerinin de ahlaksızlık cihetinden onlar gibi olacakları şübhesizdir. Halbuki bugün gayrı müslimin bilginlerinin üçte ikisi bun­dan müştekîdir. Kaldı ki kadınların hakkındaki talim ifrat derecesine yük­selirse, dînin temel ahlakı bozulacaktır.

c-Aşırı derecede riyâzî ve tabiî ilimler öğretilirse, kadınlar onda üstün başarıya varamadıkları gibi, evlilik hayatları da ihlal olunacaktır. Bu takdirde hem o ilimlerde başarısızlık, hem de ev işlerinde cehalet ifrat derecesine varmakla ictimâî hayat yıkılmış olur. Netice-i meram ka­dının ünvanı kadınlıktır, bundan çıkmaması lazımdır. Binaenaleyh kadın­ların din bilgisini, ev işlerini ve el işlerini öğrenmeleri kâfi görülür. Eğer bu nizam ihlal edilirse, kadın haliyle tembel genç oğlan gibi şeytan yahud zalim bir erkek gibi cani olur. Onun İçin ne kadın kendini erkeğe, ne erkek kendini kadına benzetmelidir.

Devamı için bkn:

4-

4-Şekil ve Ahlak Benzeyişinden Erkek ve Kadın Lanetlenmişlerdir

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*