Hayatta En Güzel Örnek:Hz.Muhammed (s.a.v)

Hayatta En Güzel Örnek:Hz.Muhammed (s.a.v)

Ahzab Suresi 21.Ayet Meali:

İçinizden Allah’a inanan, Son Günü uman ve Allah’ı çok zikreden kimseler için Allah’ın elçisi güzel bir örnektir.”

*Üsve ve İsve, birini örnek edinme, gittiği yoldan gitme ve onun yaptığını aynen yapma; “Üsve-i Hasene” ise, iyi bir örnek,  eşsiz bir numune, anlamına gelmektedir.

Ayetin siyak ve sibakından da anlaşılacağı gibi, münafıkların da ayartması sebebiyle bir bahane uydurarak Rasulullah (s.a.v.)’den izin isteyip savaştan kaçmak isteyen zayıf imanlı ve korkak mü’minlere Cenab-ı Hak, elçisini örnek göstermiş ve buyurmuştur ki, eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyor, yaptıklarınızdan dolayı cezalandırılacağınızdan korkuyorsanız; veya Allah’ın ahiretteki lütfunu, rahmetini ve cenneti umuyorsanız, mutlaka Rasulullah’ı kendinize örnek almalısınız… Çünkü 0, en sıkıntılı anında bile görevini aksatmamıştır. Allah’tan asla umudunu kesmemişti.Yalnız Hendek muharebesinde değil, Bedir’de, Uhud’da ve sıkıntılı her ortamda hiçbir zaman korkaklık ve gevşeklik göstermemiştir.

Daima Ashabının önünde, onları Allah’a itaate teşvik etmiş; teşvik ettiği her konuda, mutlaka kendisi daha fazlasını yapmıştır Tüm saldırılar öncelikle kendisine yönelik olmasına rağmen o, hiçbir zaman geri planda durmayı ve savaştan kaçmayı düşünmemiştir…

Aynı şekilde, Ahzab harbinde de en önde Rasulullah (s.a.v.) bu­lunmuştur. Hendek kazarken O da diğer inananlar gibi payına düştüğü kadar hendeği bizzat kendisi kazmış; sırtında toprak taşımış, taş taşımış; açlık ve darlık sıkıntılarını sahabilerle birlikte göğüslemiştir. Hatta O, Ashabıyla beraber soğuk gecelerde nöbet tutmuştur. Onun bir geceki nöbetini Hz. Aişe şöyle anlatmıştır: “Rasulullah (s-a.v.), hendekteki dar yeri beklemek için gidip geldiği sırada soğuk kendilerini titretmiş, ısınmak üzere gelip yanıma sokulmak zorunda kalmıştı. Biraz ısındıktan sonra yine o başka bir gediği beklemeğe gideceği sırada: Ben düşmanların oradan başka bir yerden geçip gelebileceklerinden korkuyorum! Keşke bu gece iyi bir adam olsa da benim yerime orayı beklese, demişti.(M.Asım Köksal,İslam Tarihi,5,247-248)

Rasulullah (s.a.v.) Allah yolunda, asla yılgınlık göstermemiştir. En tehlikeli durumlarda, Allah’a güven ve tevekkülü elden bırak­mamış ve metanetini hiç kaybetmemiştir. Konjonktürel durumlara göre, durmadan stratejiler belirlemiş ve sıkıntılı anlarda ortaya koyduğu direnci ile örnek davranışlar sergilemiştir.

O (s.a.v.), sadece savaştaki hal ve tavırlarıyla değil, Allah’a iman ve tevekkülü; kulluk ve risalet görevini yerine getirmedeki üstün gayreti; güzel ahlakı, insanlarla ilişkilerindeki oldukça munis ve sevecen tavırları; dünya hayatına ve onun ziynetlerine bakışı, onları değerlendiriş  biçimi; insan olarak kendisine ve diğer inşalara karşı görevlerini ve sorumluluğunu idrak edip tam olarak yerine getirme çabası… ile inananlar için, her zaman örnek alınacak özel ve seçkin bir şahsiyettir.

Çünkü O (sav) aklı selim ve elçilik  gibi iki  rehbere, iki nura,iki hidayete birden sahip idi.Biri kendi tabiatı icabı, diğeri ise İndirdiği vahiy ile O na yol gösteriyor ve onunu, ufkunu ve eşyayı aydınlatıyordu.Diğer insanları ebeveyni  ya da eğitimciler, terbiye ederken, 0’nu Rabb’i terbiye etmiş ve terbiyesini güzel ahlakıydı.

O da diğer insanlar gibi bir ana ve babadan doğmuş bir beşerdir.Fakat şairin dediği gibi;’’O bir insandı ama taşlar arasındaki yakut gibiydi’’ Her insanın sahip olduğu akıl gücü, is tek öfke gücüne 0 da sahip idi. Onda nefis denilen akıl, arzu ve ofke güçleri, kişiyi insani niteliklerinden uzaklaştıran tefrit ve derecelerinden arınmış ve hepsinde orta yol anlamına gelen hik­met iffet ve şecaate bürünmüştür. Bu nedenle Onun hayatında adalet ve orta yol ya da sırat-ı müstakimi ifade eden hüsn i hal, teenni ve iktisad hakim hâle gelmiştir.

Mekârim-i Ahlak, ahlaki olgunluktaki güzelliklerin en seçkini, en mükemmeli ve en değerlisi demektir, Kuşkusuz her peygam­berde ahlaki güzellikler vardı, fakat Hz. Muhammed’de olan ahlaki güzellikler, hiçbir beşerde mevcut değildi. Kimi büyük peygamberler ümmetine kızmış, öfkelenmiş, icabında onları cezalandırmış­ken; hatta ümmetine beddua etmiş veya onları terk edip gitmişken O, asla bunlara yeltenmemiştir… Aksine maruz kaldığı tehditler, engellemeler ve hakaretlere rağmen ümmetine kızmadı, onlara beddua etmedi, onlan cehalet karanlıklarında terk edip bir tarafa gitmedi… Eli, yüzü kan revan içerisinde Taifden dönerken bile; mübarek dişi kırılmış, yanağı yaralanmış, ayakları ve dizleri yara, bere içerisinde kalmış olduğu; üzerine sağanak halinde ok, mızrak ve taşların yağdınldığı en sıkıntılı anı yaşadığı Uhud savaşında bile: “Rabb’im, bunlar bugün gerçekleri göremiyen cahil bir topluluktur. Sen onları bağışla…”diye dua edebilen bir kemale sahip idi

Elçilik görevinden vazgeçmesi karşılığında, gel seni başımıza kral yapalım, dünyanın hâzinelerini önüne yığalım, en güzel kadın­ları sana verelim, senin için saraylar, köşkler yapalım… dedikle­rinde O, bu teklifleri elinin tersiyle iterken nefsini değil, tüm in­sanları düşünmüş ve teklifi getiren amcasına, şu tarihî sözü söy­lemişti: “Amca! Onlar Güneş’i sağ elime, Ay’ı da sol elime verseler; ben yine de bu davamdan vazgeçmem.

Evet,işte böylesine mükemmel bir insan,Mekarimi ahlakı tamamlamakla görevlendirilmiş ve Yüce Allah tarafından Allaha ve ahiret gününe inananlara yegane örnek şahsiyet olarak gösterilmiştir.

 

M.Zeki Duman,5 Surenin Tefsiri

Gelen arama terimleri:

  • ahzap suresi 21 ayet meali
  • ahzap suresi ayet21

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*