Ertelenmiş gecikmeler

Her gün birçok şey geçiyor içimizden. Bir gün şu meseleye bir el atayım diyoruz mesela, şu meseleyi uzun uzadıya tefekkür edeyim, şu konudaki kitapları ardı ardına okuyayım, uygun vakitte bir vesileyle o kişiye hissiyatımı ifade edeyim, sevdiklerime sevdiğimi söyleyeyim, muhabbetimi kelimelere dökeyim, falanca zatı ziyaret edeyim, elini öpeyim, nafile güzellikler gerçekleştireyim, birilerine iyilik yapayım, birilerinin halini hatırını sorayım, özlediğim yerlere gideyim, filanca konuda bir şeyler karalayayım, filanca konuyu derinlemesine araştırayım, zihnimde gezdirip durduğum soruların cevaplarını arayayım, bilenlere sorayım, bilmeyenleri de meraklandırayım… Uzayıp gidiyor bu böyle… İçimiz gerçekleştirmeyi hep ertelediğimiz, ötelediğimiz iyi niyetlerle dolu… Ama bir türlü onları hayata geçiremiyoruz. İyilik ve güzellikle ilgili bütün randevularımızı hep muhal bir gelecekten alıyoruz. ‘Şimdi’den başka vaktimiz yok oysa. Ne yaptı isek hep o ‘şimdi’de yaptık. Neyi yapmaya gönlümüz yoksa, neyi gerçekleştirmeye samimiyetimiz yetmiyorsa, onu da hep ‘şimdi’nin dışına atıyoruz. Bu zamana yayılmış bir gaflet uykusundan, üstümüzden atamadığımız bir şuur mahmurluğundan başka nedir?

“Dünya o kadar hızlı dönmeye başladı ki, yetişemiyorum” dedi biri. “Belki de dünyanın peşini bırakmalısın” dedi diğeri.

Ne kadar uğraşırsan uğraş, ne kadar kovalarsan kovala, gölgeni hiçbir zaman yakalayamazsın, hayat böyle!

“bekleme odasında/ üç koltuk bir sehpa/ sehpada plastik çiçekler/ ucuz bir tükenmez/ ve eskimiş havayolu dergileri/ bir ağacın gölgesi kadardı dünya” diyor dost Suavi Kemal Yazgıç, yeni çıkan kitabı Tövbe Gölgeliği’nde.

Ne acayip şey! Ömür dediğimiz minicik bir parantezin içinde yaşıyor, kendimizi kitabın içindeki her şeyden haberdar sanıyoruz.

Bir de şunu düşünün; hiç kimsenin doldurmaya çalışmadığı bir boşluk ne hisseder?

“Şeyh Şiblî bir dükkandan bir torba buğday satın almış, bunu sırtına yükletip ta köyüne kadar taşımıştı. Nihayet evine geldi, çuvalı açıp bakınca ne görse iyi! Tahılın içinde şaşkın şaşkın her yana koşan bir karınca… Acıdı ona, geceleyin uyku tutmadı gözleri ve; ‘Bu zavallı karıncayı yurdundan ayırışım iyi olmadı’ diyerek onu tekrar eski yerine götürdü” diye güzel güzel anlatıyor ‘Bostan ve Gülistan’ında Sadi Şirazî, rahmet olsun.

İyilik de kendini biriktirir, kötülük de. Gönlünün iktisadında kâr etmek de, zarar etmek de senin elinde…

Yaptığın bir güzellik, yapmayı düşündüğün bin güzellikten illa ki daha güzeldir.

O kadar iyiydi ki, iyiliği içine sığmıyor, dışına taşıyor, başkalarına sirayet ediyor, onları da iyileştiriyordu.

“Ertelediğimiz şeyler sürekli artarken” dedi beyaz saçlı adam, “zamanımız hiç durmadan azalıyor!”

Ne zaman bir şey söyleyecek olsa; diğer bütün seslerin sükûnet içinde dinlemeye koyulduğu insanlar da var.

“İşini yarına bırakabilirsin” dedi meczup, “peki kendini yarına çıkarabilir misin?”

Gökhan Özcan / 4 Ocak 2018

yenişafak

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*