Dünyevileşme-Protestanlaşma Sürecinde Dini Hayat

Sekülerleşme değişik toplumlarda farklı tarihsel deneyimler olarak izlenebilmektedir. Bir yönüyle modernleşme kuramı­nın temel kavramsal araçlarından biri olurken, öbür yandan modernizmin ilerleme projesinde kaçınılmaz bir süreç ola­rak kabul edilmektedir. En genel hatlarıyla modernleşme, önce 15-16. yüzyıldan başlayarak Orta ve Batı Avrupa toplumlarında modernliği ortaya çıkaran, daha sonra da Batı dı­şı toplumlarda Batı dünyasında ortaya çıkan yapıların oluşu­munu sağlayan süreç olarak tanımlanabilir. Modernizm ise, hem modernliği tanımlayan hem de modernleşme sürecini yöneten sosyo-tarihsel projenin, bir akım ve ideolojinin adı­dır.61 Bireyin ve evrenin kutsaldan arındırılması süreci ola­rak da tanımlanan dünyevileşme ve onun yol açtığı modernite aynı zamanda son yüzyıl İnsanının içinde yaşadığı hayatı ifade etmektedir. Batı dışı toplumlarda hâkim erkin bilinçli siyasal çabalan sonucu gerçekleşen modern toplum hayatı, bu yönüyle Türkiye modernleşmesiyle de benzeşmektedir.

Sekülerleşme gündelik hayatta geleneksel dinî davranış biçimleri ve yapılanmalarda çözülmenin yanısıra, çeşitli ku­rumsal ideolojilerle de değerler düzeninin değişmesine ne­den olmaktadır. Nitekim dünyevîleşmenin karakteristik vas­fı olan, insanın kendini Tanrı’dan bağımsız bir biçimde algı­lamasına dair kabul, insanın varlığa, hattâ kendi özüne bile nüfuzunu engelleyerek yabancılaşması anlamına gelmekte­dir. Bu yaklaşım aynı zamanda ruhun geleneksel çerçevede kabul ettiği metafizik öğelerin de insan zihninden çıkartıl­masına neden olmaktadır. Daha sonraki süreçlerde Tanrı ar­tık tamamen İnsanî gerçekliğin sınırları içine dahil edilerek, insanın bizzat kendisi manevî-ahlâkî değer ve ideali temsil eden varlık olarak yeniden tanımlanmaktadır.[62] Bu durum modern dünyada insan probleminin bireysel ve toplumsal temelini oluşturmaktadır. Modern gündelik hayatta dinî ta­savvurların sosyal olarak belli bir modeli de çizilememiş/çizilememektedir. Aksine, giderek sübjektif bir anlama bağlı kalınarak süreçlerin takdirine bırakılmıştır. Zaten modern toplumda sembolik gerçeklik tabakası da konu olarak net/açık değildir.[63]

Sekülerleşmenin etkilediği ve değiştirdiği algı/değer olgu­sundan en çok ritüel/ibadet algısı etkilenmektedir. Yaratı­cı yla kulun ilişki biçiminin sembolik ifadeleri olan ritüeller İslâm’da, dinin öğreticisi/tatbik edeni olan bizzat peygamber tarafından tarif ve tatbik edilerek örneklendirilmiştir, Dola­yısıyla dinî anlamda formel ibadetlerde yüzyıllara tekabül eden bir gelenek/mütevalir(64) oluşmuştur. Günümüzde ise sekülerleşmenin de etkisiyle, ibadetlerin dinî/geleneksel kabul ve şekillerinde değişmeler veya değiştirme talepleriyle karşı­laşmaktayız. Nitekim seküler bir toplum örnekliği açısın­dan, Almanya’da yaşayan ikinci kuşak göçmen/Müslümanların arayışları tespitimizi doğrulamaktadır. Prof. Klausen’e göre, “İkinci kuşak arasında bilinçli (!) bir İslâm arayışı bu­lunmaktadır. Müslümanlar ritüellerden uzak etnik doktrin­lerden arındırılmış saf iman (!) olan bir İslâm anlayışını be­nimsemektedirler.”[65] Klausen’in ritüelden arındırılmış dini bilinçli Islâm olarak ifade etmesi, sekülerleşme-dünyevîleşme algısının oturduğu zemini göstermesi açısından dikkat çekicidir. Bu değişim, ibadetlerin şekil ve vaktini tayin eden Peygamber/sünnet ilişkisinde de kırılmalara neden olmakta ve ritüeller anlamında toplumsal-tarihsel süreklilikte inkıtalar yaşanmaktadır. Müftülüğe gelen sorularda da değişim bütün boyutlarıyla açığa çıkmaktadır.

Kuran’ın mealinde namaz üç vakit diyor, siz neden beş va­kit kıldırıyorsunuz, bizi niye kandırıyorsunuz? … Kuranda kaza namazı diye bir şey yok, Hz. Peygamber (sav) de hiç kılmamış, siz niye kıldırıyorsunuz?[66] … Türkiye’de neden cenazeyi yakma sistemi yok, ben Müslüman’ım ama cesedi­min yakılmasını istiyorum!

Dinde Protestanlaşma Batı örnekliğinden takip edildiğin­de, en dikkat çekici gelişme olarak toplum hayatında deği­şen İncil okumalarım görmekteyiz. İncilin basılması ve dağı­tılmasıyla başlayan süreçte Incil’i okuma ve yorumlama kili­senin elinden alınarak akıl baliğ olan ve okuma bilen herke­se verilmiştir. Formasyon ve usul bilgisi olmaksızın okuma bilen herkes tarafından yapılan kutsal kitap/încil okuma ve yorumlan Protestanlaşmanın da zeminini oluşturmaktadır. Kilise’nin kutsal kitabı tek elden yorumlama imkânının orta­dan kalktığı bu süreçte okuyan her bir bireyin yaptığı yo­rumlar, kaos ortamına da neden olmaktadır. Gelişme dinin bireysel alana mahkûm edilmesinin yolunu açarken sekülerleşmeyi de hızlanmaktadır. Bu bağlamda Protestanlıkla mo­dern bireyciliğin dinî-ahlâkî köklerinin de temeli atılmış olunmaktadır.

İslâm dininde ise din adamları sınıfı bulunmamaktadır. Müslüman her bir birey Kur’an’ı okuma ve anlama hakkına sahiptir. Fakat Kur’an’ı anlamak için ciddî anlamda formas­yona, bir usul bilgisine ihtiyaç vardır.[67] Bu bilgiye sahip ol­mayan insanların eline meal tutuşturarak bireysel içtihadı imkân dahiline sokmak nasıl mümkün olacak ve ne sonuçlar doğuracaktır? Bu durum Kur’an’ın anlaşılmasını, tatbik edilmesini bireyselleştirdiği gibi, endüstriyel hale getirerek tüketme girişimine de zemin hazırlamaktadır. Bu süreçte gü­nümüzde artık bazı aydınların İslâm adına çevresindeki in­sanlara, “Kur’an’a fazla güvenmeyin, onda da fazla bir şey yok” demeye başladıkları görülmektedir.68 Allah’ı denetle­meye kalkışma (!) hareketi gibi de değerlendirilebilen bu gi­bi durumlar, aynı zamanda seküler zihniyete alt tezahürün toplumumuzdaki örnekleri olmaktadır. Bireysel Kuran oku­malarının değiştirdiği davranış biçimleri müftülüğe gelen sorulardan şöyle örneklendirilebilir.

Komşumuzun çok iyi bir kızı vardı. Üniversiteyi bitirdi. Orta okuldan beri de namazını kılardı, öğretmen oldu. Geçen gün konuşurken okullarına gelen din dersi öğretmeninden nama­zın üç vakit olduğunu öğrenmiş, öğretmen Kur’an’da da ye­rini göstermiş. Artık o da üç vakit kılıyormuş. Bu duruma çok üzüldüm ama hiçbir açıklama kabul etmiyor. Ona neler söyleyebilirim?… Bazı ayetleri anlamakta zorlanıyorum. Al­lah bazen ben bazen de biz diyor. Ne yani, birkaç Allah mı var?… Allah hem “her şeye kadirim” diyor hem de melekleri, peygamberleri var. Kafam karıştı. Yoksa bunlar bir ekip de siz mi yanlış aktarıyorsunuz?… Ben Kur an’ı okudum, Allah zinayı yasaklamıyor, sadece “yaklaşmayın” diyor. Siz niye haram diyorsunuz?… Allah Kur’an’da “şarap haramdır” de­miyor. içkiye neden haram diyorsunuz?.. (Maide, 5/90) Kur’an’da “Ramazanda oruç tutun” diyor, “bir ay” demiyor, (Bakara, 2/185) neden bize bir ay oruç tutturuyorsunuz?

Modern gündelik hayatta ibadet tasavvuru da değişimden nasibini almakta ve keyfiyetten çok kemiyetin öne çıkarıldı­ğı gözlemlenmektedir. Gündelik hayatta Allah için yapılan ibadetin rakam/sayısal karşılıklarının öne çıkarılmasını bu değişime ait örneklerden biri olarak değerlendirebiliriz, özellikle medya destekli yayınlarla desteklenen ve beslenen bu değişim, toplum hayatında dindar insanın kafasını ciddî anlamda karıştırmaktadır. Bu gibi durumlarda genelde mezheplere ait farklılıklar toplumsal alana taşınırken, halkı bil­gilendirmekten çok yenilik-rayting esas alınmaktadır. “Namaz borcu olan kişinin sünneti kılmaması gerektiği, şayet kılarsa kabul olmayacağı veya nafile olacağı”na dair görüş­leri bu konu içinde değerlendirebiliriz. Burada bir başka problem de, literatür bilgisinden mahrum olmak şeklinde te­zahür etmektedir. Dinî kavramları anlama bilgisindeki ek­siklik, gündelik hayatta ciddî zorluklar yaşanmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda yukarıdaki bilgiler çerçevesinde toplum hayatında nafile kavramına ait anlam farklılaşması­nı gözlemlemek ilginçtir ve bir o kadar da üzüntü vermekte­dir. Nafile dinî anlamda, farz, vacip ibadetler dışında gönül­lü olarak yapılan, kulu Allah’a (daha da) yaklaştıran ibadet(ler)in[69] genel adı olurken, toplumsal algılayış kelime an­lamı düzeyine indirgenme düzeyindedir.[70] Bu sonucun ne­den olduğu gerginlikler ise bütün açıklığı ile fetva soruları­na yansımaktadır.

Namazların sünnetlerini kazaya niyet ederek kılacakmışız. Televizyondaki hoca söyledi. Çok şaşırdım. “Eğer böyle kıl­mazsanız namazınız kabul olmaz” diyor. Doğru mu?… Tele­vizyonda “Kazası olanlar sünnetleri kaza olarak kılsın” denil­di. Benim de aklıma yattı. Yıllardır çalıştığımız için namaz kılamamıştık. Dolayısıyla eksiklerimi tamamlamam müm­kün gözükmemekteydi. Fakat bir türlü ikna olamadım, bece­remedim. Sürekli doğru mu yanlış mı yapıyorum diye düşü­nüyorum. Bir de sizi arayayım dedim. Gerçekten sünnetler kaza yerine kılınır mı?… Teravihi imama uyularak kılıyoruz. “Kılarken kazaya da niyet edin” deniliyor. Bu doğru mu, na­sıl olacak?… Ben 15 sene namaz kılmadım. 5 senedir kılıyorum. Geçmiş kazalarımı nasıl hesap edebilirim? Bana yar­dımcı olur musunuz?… Kaza namazlarımı hesap edemiyo­rum. Kafam karıştı. Nasıl hesap edilecek? Siz yapar mısınız?

Dünyevîleşmenin insan merkezli dünya/âlem tasavvuru, Yaratıcı-kul iletişiminde ciddî anlamda sapmalara neden ol­maktadır. Dinin tanımladığı insanın varoluş amacı ve hede­fi tamamen değişerek bütün gerçeklik dünya hayatıyla sınır­landırılmaktadır. Dolayısıyla eşyanın/dünyanın kendisi sa­bitleştirilerek dünyevî merkezli bir kalıcılık düşüncesi insa­nın hâkim tasavvurlarından biri haline getirilmektedir, insa­nın düşüncesi, bakış açısı, eşyanın arka planım, zatını anla­madan uzaklaştırılmaktadır. Böyle bir zihni şekilleniş, insa­nı sadece zevk peşinde koşan ve tutkularını esas alan bir var­lık haline getirmektedir. Çünkü dünyevîleşmenin cazibesi, çekiciliği, hikmet ve irfandan uzaklaşıldığı anda insanı onun çekim alanı içine sokmaktadır. Artık insan için her türlü şartlarda hazzı gerçekleştirmek tek gaye olmakta, bir başka ifadeyle normalleşmekte ve meşruiyet kazanmaktadır.71

Bu algı insan inancındaki dünya-ahiret perspektifini de değiş­tirmektedir. Nitekim R. Senette, “Kapitalizmin en çarpıcı simgesi olan uzun vade yok’ sloganı modern insanın anlam haritalarını değiştirmiş ve gelecek algısı da farklılaşmıştır” demektedir.72 Bu kabul edişle, dinî inanışın merkezinde yer alan, dünyanın imtihan yeri ve sonunda da bir hesap olduğu inancı ciddî anlamda zayıflamakta, hattâ reddedilebilmektedir diyebiliriz.73 Bu kabul daha ileri süreçlerde, ölüm ve sonrası ile ilgili dinî tasavvur ve inanışların değişmesine neden olmaktadır. Nitekim dünya hayatının sonunda hesap ver­mek yerine, bir başka bedende canlanarak tekrar yaşama da­hil olma düşüncesi normalleşmektedir artık! Günümüzde sıklıkla karşılaştığımız reenkarnasyon[74] inancıyla ilgili enfor­masyonları bu bağlamda değerlendirebiliriz. Değişim, müf­tülüğe gelen sorulardan şu şekilde takip edilebilir.

Reenkarnasyon caiz mi, Kuran’da da varmış,[75] doğru mu?… Kızım “Kur’an da tekrar dirilirler, tekrar dirilirler” diyor. Bu ne demek? Yoksa reenkarnasyon doğru mu?…Ge­çen bir sohbet meclisinde “Ahiret, hesap diye bir şey yok” dediler. Hayat sürekli devam eden bir enerjiymiş. Bugün sende, yarın bir böcekte, çiçekte. Bu ne biçim bir şey? 0 za­man iyi-kötü, hayır-şer nasıl olacak, kötülükler, haksızlık yapanların yaptıkları yanlarına mı kalacak?[76] Televizyonda konuşuyorlar. Ülkemizin güneyinde bir yerlerde insanlar önceki hayatlarını anlatıyorlar, önceki hayatlarını hatırlı­yor ve anlatıyorlar. Komşumuzun kızı 30 yaşında, çok etki­lenmiş. “Baksana amca, ahiret diye bir şey yokmuş, artık oruç tutmayacağım” dedi. Bunun yanlış olduğunu söyledim ama fayda vermedi, onu kaybettik artık. Bu ne biçim iş. Te­levizyonun başka işi yok da, şimdi de insanların inançlarını,imanlarını mı ele aldılar? Bakın, çok yanlış şeyler yapılıyor. Sonunda çok geç olacak. Bunun için nerelere başvurmak gerekiyor? Çoluğumuzu çocuğumuzu bu yanlışlardan nasıl koruyacağız?[77]

Seküler hayatın insanı merkeze alan yapısı Allah-kul/ibadet algılayışını da değiştirmektedir. Allah ile kul arasındaki iletişimin, simge davranış biçimleri olan ve bir anlamda in­sanı varlıklar açısından diğer yaratılmışlardan ayıran ritüeller anlam kaybına uğramaktadır. Bunun yanında modern kent hayatının düzenlenişinde de, ritüellerin yerine getiril­mesi zorlaşmakta hattâ engellenmektedir. Modern kentin fi­zikî şekli âdeta insan-ibadet ilişkisinin yok sayılması üzeri­ne kurulmaktadır. Bu durumda Allah’a ibadet etmekte ger­ginlikler yaşanırken, bundan en çok da namaz etkilenmek­tedir (bkz.: “Namaz” başlığı). Gerginlik alanlarını, bilgilen­me eksikliği kadar bu bilginin içeriğinde yaşanan deformasyonlar olarak da belirleyebiliriz. Kentte ibadet mekânlarının az olması da bireyin gündelik hayatın stresi içinde Allaha yönelmesini engelleyen faktörler arasındadır. Bu değişimle­rin, ibadet algısını, kul-Allah ilişkisindeki anlamı olumsuz olarak etkilediği görülmektedir. Bu anlamda, modern top­lumda dünyevileşen algı ibadetleri de olumsuz olarak etkile­mekte ve bazı durumlarda ibadet-meşakkat ilişkisi öne çı­kartılarak değiştirilmesi talepleri gündeme gelmektedir. Meşakkati/zorluğu baz alarak ibadetlerin yapılış şeklinin değiştirilmesini savunan görüşleri, bilgilenme eksikliği ka­dar dünyevileşen algılayışın ibadete etkisi olarak da değer-lendirebiliriz. Konu müftülüğe gelen sorulardan da takip edilebilir.

Kurban kesmeyi tasvip etmiyorum, kasaptan et alıp dağıtsam olur mu?… Gelinim ve oğlum kurban kesmek yerine ka­saptan et alıp dağıtıyor. “Oğlum kan akıtmak gerekir” diyo­rum ama beni dinlemiyorlar. Allah kabul eder mi?… Hacca gitmek yerine hastaları ziyaret etsek olur mu?… Hacca belli vakitlerde gitmek şart mı, amaç ziyaret değil mi, bütün se­neye yayılarak izdiham önlense, ölümler azalsa olmaz mı. İnsanlar ibadet mi ediyor, ölmeye mi gidiyor, belli değil?[78] … Sabah namazına uyanamıyorum, kalktığım zaman kıl­sam olur mu?[79]

Toplumsal değişme bir başka açıdan da, geleneksel dav­ranış biçimleriyle modern toplumsal örgütlenmeler arasın­da mesafe ve karşı duruşlar yaşanmasına neden olmaktadır. Geleneksel davranış biçimleri toplumsal alanda dine refe­rans vererek yaşam alanlarım korumaya çalışırken, mo­dernleşmenin de etkisiyle seküler örgütlenmeler sosyal ha­yatta güçlü bir şekilde yer almaktadır. Gündelik hayatta her iki tavır alış biçiminin varlıklarını koruduğu böyle bir yapı­lanma, farklı sosyal oluşumlara da zemin hazırlamaktadır. Bu durum sosyolojik-seküler bakış açısıyla; toplumsal alan­da görülen popüler halk dinine ait bazı geleneksel-yerel dav­ranış biçimlerinin ritüel gibi algılandığı süreçleri beslediği görülmektedir. Bu bağlamda modern-seküler yaklaşımlar gündelik hayattın halk inanışları şeklinde düzenlenmesini belli oranda onaylarken, dinî davranış biçimlerinin kitabî test edilebilirliğini de gözardı etmektedir. Çünkü halk ina­nışları çeşitlilik ve farklılık temelli olurken, eylemlerin otur­duğu zemin de halk inanışları ve hikâyelerine dayanmakta­dır. Bu gelişme bireyin, inanış ve davranış biçimlerini belir­leyen kutsal kitap/farz-sünnet konseptinden uzaklaşmasını da desteklemektedir. Bu anlamda, sekülerleşme halk inanış­larını toplumsal alanda merkeze alarak farklılaşmaları des­teklemekte, beslemektedir. Nitekim müftülüğe gelen soru­lar değerlendirildiğinde yaşanan durum bütün açıklığı ile karşımıza çıkmaktadır. Burada bilgilenme eksikliği kadar kent hayatının kozmopolit yapısında karşılaşılan farklı-ye- rel tavır alışlarda yaşanan gerginlikler de dikkatleri çekmektedir.

Aşure hangi göz hastalığına iyi geliyor, bir kitapta okumuş­tum da şimdi unuttum, nasıl olsa siz bilirsiniz?[80] Aşure farz mı, pişirmezsek günah mı?… Mevlit Kandilinde oruç tut­mak günah mı, doğum günü de?[81] Geleneksel olarak var olan, yapılan her şey yanlış mı, biz “iki bayram arasında ni­kah olmaz” diye biliyoruz. Neden her şeyi reddediyorsu­nuz?[82]

Modernleşmenin etkisiyle ortaya çıkan farklı yaşam tarzları, geleneksel hayatı eşi görülmedik bir biçimde değiş­tirirken, toplumsal yapılarda da kapsamlı dönüşümler meydana getirmektedir.[83] Bireylerin tutum ve değerleri, zihinsel yapılan ve kişiliğiyle ilgili değişimler, modernleşmenin etki alanı içine girmektedir. Sosyal ilişkiler alanında da geleneksel roller, statüler, değerler ve kavramlar hızla altüst olmak­tadır.[84] Özellikle toplumun geleneksel kesimleri bu parça­lanmışlıktan daha çok etkilenmekte ve yeni kimlik arayışla­rı altında toplumla bir biçimde uyumun yolları aranmakta­dır.[85]

Toplumsal değişmenin çok sert yaşandığı kozmopolit kent ortamında en rijit değişimi, cinsel davranış biçimlerin­deki farklılaşmalar olarak belirleyebiliriz. Modern kent haya­tı geleneksel cinsel davranış biçimlerinin değişimine zemin hazırlama yanında normalleşmesine de imkân sağlamakta­dır. Bazı durumlarda bireyler dinî inanışlarına rağmen fark- lı/gayrimeşru cinsel tercihler de yapabilmektedir. Bu duru­mun yakın çevrede oluşturduğu şok, müftülüğe gelen soru­larda da açığa çıkmaktadır.

Kardeşim askerden yeni geldi. İş bulma telâşı içindeyken, geçen gün bir erkekle birlikte olduğunu söyledi. Çalışmasına gerek yokmuş. Böyle daha çok para kazanıyormuş. Beynim­den vurulmuşa döndüm. Annem duysa kalpten gider. Biz dindar bir aileyiz. Babam birkaç sene önce öldü. Moralim çok bozuk, kardeşim nasıl böyle bir şey yapar! Ne yapacağı­mı şaşırdım. Bazen gidip adamı öldüreyim diyorum, bazen de kardeşimi. Ama annem zor durumda kalır diye vazgeçi­yorum, Kardeşime nasıl yardımcı olabilirim? Onu bu hayat­tan nasıl uzaklaştırabilirim?… Ben dindar bir insanım. Beş vakit namazımı kılıyorum. Ama homoseksüelim. Homosek­süellik çok mu günah?[86]

Modernleşme-kentleşme sürecinde gündelik hayat -ka­musal alan-, bireyin yeniden tanımlanmasına ve kurgulan­masına da neden olmaktadır. Geleneksel dönemden farklı olarak bireyin kamusal alanda görünürlüğü üzerinden an­lam ve değer ifade etmesi, tam da bu gelişmelerle paralellik arzetmektedir. Hayattaki her şey görünür, kontrol edilebilir, maniple edilebilir ve kolaylıkla dönüştürülebilir şeklinde al­gılanmakta, kabul edilmektedir. Bu algılayışa ait yaptırımlar yaşamı, bir anlamda da gerçekliği görüntüye, pornografiye indirgemektedir. Böylece kültür hazza, haz da kültüre dö­nüştürülmekte, hayat ancak haz verdiği ölçüde anlamlı ola­rak kabul edilmektedir.[87] Bu durum aynı zamanda bir sektör haline gelen/getirilen modern kültür ve eğlence endüstrisi­nin zeminini de oluşturmaktadır. Günümüzde toplum haya­tını belirleyen, etkin rol oynayan sanal yapılanmalar cinsel­lik üzerinden de devam etmekte ve sektörel yapı bağlamında ele aldığımızda sanal seks tam da bu değişimi ifade etmekte- dir.[88] Taraflardan birinin görüntü olduğu bu yapı, aynı za­manda pornografinin modern versiyonu olarak da tanımla­nabilir. Dolayısıyla artık kültür de etiketlere, sloganlara, te­levizyonun bilinci öldüren, pasifize eden, insanları duyarsız­laştıran kapalı kutusuna kilidenmekte ve indirgenmekte­dir.[89] Bu anlamda, sekülerleşmeyle yaşanan deformasyon kültürün ve hayatın sadece plastik bir malzemeye dönüşme­sine neden olmaktadır.

Beni biraz dinler misiniz? Sinirlerim çok bozuk. Böyle bir olay yaşadığıma inanamıyorum. İki sene önce yurtdışından geldik, daha Müslümanca bir ortamda yaşamak ve çocuğu­muzu büyütmek için, ama eşim çok iyi bir kariyeri, mesleği olduğu halde hâlâ iş bulamadı. Tabiî her işi de yapmıyor, çok seçici davranıyor. Aslında dindar ve ibadet eden bir kişi, ben de. Bir de çocuğumuz var, İkinciye de hamileyim, birkaç haftalık. Neyse, iyi kötü işlerimizi yoluna koymaya çalışıyo­ruz diye düşünüyordum ama bugün karşılaştığım bir olay beni altüst etti. Belki de hayatımı değiştirecek, ne yapacağı­mı, nasıl düşüneceğimi bilmiyorum. Eşimin bilgisayarla arası çok iyi, çok üst düzeyde biliyor, evde de bilgisayarı var, bize dokundurtmaz. Geçen gün bir şey gerekti, bana “bilgi­sayara bak söyle” dedi. Ben de baktım ve söyledim ama bir başka dosya açıldığında çarpılmışa döndüm. Bu resimlerin eşimin bilgisayarında kayıtlı olması mümkün değil Bu hem Allah’a hem de bana saygısızlık, bu nasıl bir durum? O sinir- le sizi arıyorum. Çocuğumu alıp evi terk etmek istiyorum. Diğer çocuk da daha küçük, kürtaj olurum. Bir daha o ada­mın yüzüne nasıl bakarım! Her tarafım titriyor. Harama bu kadar yakın olan bir insan nasıl çocuk yetiştirir. Ama bir de sizi arayım dedim. Kararım doğru mu, eşimle doğru ve sağ­lıklı bir ilişkiyi devam ettireceğimi sanmıyorum. Benim en ufak bir davranışıma, ki bunlar kesinlikle haram düzeyinde değil, izin vermeyen bu adamı bir daha görmek istemiyo­rum. Ne tavsiye edersiniz?90

Benliğin dış ortamdan soyutlanarak mahrem bir içsel uzayla temsil edilmesi düşüncesi modern zamanlara denk düşmektedir. Bu değişiklikle birlikte sosyal dünyanın anla­şılma biçimindeki fikir birliği de parçalanmakta ve insanlar artık kendilerini varlığı oluşturan büyük halkanın bir parça­sı olarak görmek yerine münferit varlıklar olarak algılamak­tadırlar.91 Kurmaca kültür dünyasında ucuz hazlar ve ayart­malar bombardımanı altında kalan birey de, aslında her şe­yin atomize edildiği bir gündelik hayatı yaşamaktadır. Kent hayatında bireyin yalnızlaşmasının içselleştirildiği yaşam tarzından en çok cinsellik etkilenmektedir. Geleneksel dö­nemden tamamen farklılaşan cinsellik algısı, modern kent hayatında normalleşerek yaygınlaşmaktadır. Geleneksel- di­nî anlamda cinsel sapmaların tercih ve hak bağlamında yeni­den tanımlanması süreci de bu gelişmelerle paralellik arzet- mektedir. Bu yaklaşım cinsel kimliğin değiştirilmesini nor­malleştirmekte ve hatta yaygınlaştırmaktadır.

Modern kentin dindar bireyindeki zihinsel değişim ise, dinî tercihleriyle haz/cinsel sapmaları bir arada bulundurma şekline dönüşmektedir. Burada insana ait zaaflar kadar, insanın meşru­iyet arayışı ve meşruiyete ait referansı da dikkat çekicidir. Bunun yanında, benzer konuda fizyolojik problemler yaşa­yan kişiler ise sosyal baskıdan dolayı kendilerini gizlemekte ve psikolojik-fizyolojik anlamda ciddî sıkıntılar yaşamakta­dırlar. Cinsel kimliği değiştirme bir tercih/hak değil, bilâkis fizyolojik zaruret olduğu durumlarda fazla geç kalınmadan, yakınların bireysel ve sosyal kimliklerini olumsuz anlamda etkileyecek sonuçların yaşanmasına fırsat verilmeden ger- çekleştirilmelidir.[92] Müftülüğe gelen sorularda da değişen gündelik hayatın dinî/dinsel davranış biçimlerine etkisi bü­tün açıklığıyla ortaya çıkmaktadır.

Ben 15 yaşında ameliyatla kadın oldum. Aslında pek de iste­miyordum ama arkadaşlar, kolay para kazanma düşüncesi beni bu hale getirdi. Şimdi kafama takıldı. Allah beni Ayşe[93] diye mi Ahmet diye mi hesaba çekecek?… Ben 29 yaşında­yım. Kendimi hiç kadın gibi hissetmiyorum. Yıllardır bu problemi yaşıyorum. Artık dayanamaz hale geldim. Evlenmek, çoluk çocuk sahibi olmak istiyorum. Belki problemime çözüm olur diye tesettüre girdim. Namaza başladım ama problemim çözülmedi. Kendim gibi bir hanımla ilişkiye gi­riyorum. Bunun günah olduğunu da biliyorum ama ne yapa­cağımı bilemiyorum. Partnerim de bekâr bir bayan. Bana yardım eder misiniz?94 … Kızım ben aileleri de kızlan da an­lamıyorum artık. Bu ne biçim işi Yaşlan gelmiş, önünde er­teleyecek hiçbir işleri olmayan iki güzel kızımız var. Ne oku­yorlar ne de çalışıyorlar. Zaten aileler zengin, çalışmalarına izin vermezler. Hemen her gün isteyenleri çıkıyor. Hem zen­ginler, hem dindar, hem de güzel ama nafile, bir türlü evet demiyorlar. Hiç de akıllı uslu mazeretleri yok. Çok da iyi ai­leler istiyor. Bizim kızlarımız da aile alarak iyi bir yerdedir­ler. Fakat dikkatimi çekti, birbirleriyle çok samimîler. Sü­rekli sarılmalar, koklaşmalar. Bu olur ama bu kadar da mı olur? Artık dikkatleri çekecek tarzda olmaya başladı.

Önce bir anlam veremedim ben yanlış düşünüyorum dedim. Son­ra teyzelerine, sonra da kendilerine bu yaptıklarının doğru olmadığını söyledim. Ama “Biz din kardeşiyiz, ne var bun­da?” diyorlar, kimse de bir şey demiyor. Benim aklım ise hiç almıyor. Bu da günah değil mi, aynı cinsin sürekli gece-gün- düz birlikte vakit geçirmesi, sürekli sarılıp, şapır şupur dav­ranmaları. Bir de sizinle konuşayım istedim. Sizce ben yan­lış mı düşünüyorum? Bu aile ve çocuklara nasıl yardımcı olabilirim?… Kızım birkaç sene önce çok sıkıntılı bir dö­nemden geçtik. Şimdi iyiyiz ama ben de bittim, hasta ol­dum. Neyse çok şükür çocuğum kurtuldu. Bu bana yeter. Küçük oğlumda ergenlik döneminde bazı değişmeler olma­ya başladı, özellikle okul çevresinde edindiği arkadaşlar çocuğu tanınmayacak hale getirdi. Biz ergen oldu, erkek oldu derken, çocuk kıza, kadına benzer davranışlar görünmeye başladı. İnançlı bir aileyiz, böyle bir şey hiç ailemizde çıkmadı. Çılgına döndük ama bunu babaya söyleyemezdik. Çok anlayışsız.

Büyük bir ihtimalle kan çıkardı. Neyse, büyük oğlumla konuşarak çocuğu doktor tedavisine, terapiye soktuk.Fakat biliyorsunuz, seanslar çok pahalı, babaya söyleyemiyoruz. Büyük oğlum öğrenci, neler çektiğimi ben bilirim. Artık mutfak parasını, bileziğimi seanslara verdim. Bazen de beyimin cebinden para aldım. Başka çarem yoktu. Tedaviye cevap veriyordu, yanda bırakırsak daha kötü olacaktı. Neyse, bir-bir buçuk sene böyle geçti. Allah’a çok şükür çocu­ğum iyileşti. O günleri hatırlamak bile istemiyor. Tabiî baba hâlâ bilmiyor. Büyük oğlum ve ben bu işi kotardık. Benim kafama şimdi de beyimin cebinden aldığım paralar takıldı. Bunun için hesaba çekilir miyim? Gerçekten sadece çocuğu­mun tedavi masrafıydı ve başka şansım yoktu, beyime söyle­yemezdim. Bugün bile hala söyleyemem. Bu konuda bana yardımcı olabilir misiniz, Allah beni beyimden izinsiz cebin­den para aldım diye hesaba çeker mi?

Sekülerleşme sürecinde kamusal alanın dışında kalan di­nî davranış biçimleri, gündelik hayatta dindarlığın modern bir görüntüyle revize edilmesi sürecini de başlatmaktadır. Bu gelişme, dinî davranma tarzlarının geleneksel algıdan farklı olarak içeriklerinin de değişmesine neden olmaktadır. Süreç içinde dinî kabuller de bir nevi dünyevîleşme/Protestanlaşmanın yolları görülürken, algı biçimi de giderek daha çok modern değeri ve kavramı içine alacak şekilde farklılaş­makta ve yeniden tanımlanmaktadır. Bu yaklaşımın en ba­riz biçimini, dinlerin modernizasyonu hareketlerinde gör­mekteyiz. Bu süreçte dinî/itikadî ve ritüellere ait ölçümler­de; tüm zamanlar için geçerlilik, ilk şeklini korumak/orijin gibi prensipler eski önemini yitirmekte ve bazı dinî değerle­rin yerini, değişimi ifade eden yenilik ve görecelik gibi mo­dern değerlerin aldığı gözlemlenmektedir.[95]

Dinî inanışın gerek şartı olan itikadî esasları da sorgulayan bu durum, ge­leneksel inanış biçiminden farklılaşmaya ve dolayısıyla dinî davranma tarzlarında ciddî değişimlere neden olmaktadır. Psikiyatr Prof. Kerem Doksat, gerek kendisi gerekse hasta­larından yola çıkarak kentin değişen inanış biçimlerini, “Her insanın inanmaya ihtiyacı var. Ne var ki, klasik dini Öğretiler artık kentlileri kesmiyor. Camiye gitmek yerine Reikiye, NLP ye, Feng Shui, Yoga, Prizma ya kendilerini veri­yorlar. Hepsi benim gözümde yeni dinler”[96) şeklinde tarif etmektedir. Bu değişimin sadece psikiyatrların hastalan dü­zeyinde kalmadığı kent insanını ciddî bir biçimde etkilediği yine müftülüğe gelen sorulardan, şu şekilde ömeklendirilebilir.

La ilahe illallah Muhammed-ur-Rasulullah, Kur’an-ı Ke­rimede bulunmuyor.[97] Siz bunu nereden çıkartıyorsunuz?!… Siz Muhammed-ur-Rasulullah derseniz diğerleri de İsa Rasulullah derler. Neden ayrımcılık yapıyorsunuz?[98] … Kom­şumuzun kızı işyerindeki arkadaşlarıyla birlikte yoga yapmaya gidiyormuş. İnançlı bir kızdı. “Neden böyle bir şeye ihtiyaç duydun dediğimde, “Huzur bulmak için yapıyoruz” diyor. Niye namaz kılmıyorsunuz?” dediğim zaman cevap veremedi ama “Zaten kimse kılmıyor” diye de mırıldandı.Onun bu durumuna çok üzülüyorum. Çok temiz bir kızdı.Bu doğru mu? Dinî açıdan Yoga caiz mi?” [99] .

Gündelik hayatın dışına çıkartılan dinî kurumsal ve kültürel etkinliklerin yerine, toplumsal alanda insanı ikna eden yeni yapıların inşa edilememesi, modern insanın en önemli problemi olarak kabul edilmektedir. Dinin anlam verme, bütünleştirme, özdeşlik sağlama gibi temel işlev ve imkânla­rı modernizmin gerçeklik tasarımlarına uymazken, kendi gerçeklik kabulünde de ikna edici mekanizmalar bulunma­maktadır. Bu durum insan algısında ve tavır alışında farklı­laşmalara neden olurken, ortaya çıkan boşluk ve gerginlik alanları geleneksel davranma tarzlarına alt informel dinî davranış biçimleriyle giderilmeye çalışılmaktadır. Bu du­rum formel ibadetlerin şekilcilik bağlamında değerlendirile­rek ötekileştirilmesine de zemin hazırlanmaktadır. Böylece formel ibadetlerin yerini informel davranış biçimlerinin al­ması sürecini hızlandırırken, bir başka açıdan modern-se- küler tavır alışlar da normalleşmektedir diyebiliriz. Müftü­lüğe gelen sorulardan yaşanan durum şu şekilde açığa çıkar- tılabilir.

Ben ibadet etmiyorum ama çok ilginç rüyalar görüyorum. Bunun bir anlamı var mı?… Her cuma dilenciye para veri­rim, asla aksatmam. Bu ibadet yerine geçer mi?… Ben iba­det etmiyorum ama her pazar eşimin kabrini ziyarete gidi­yorum. Pazar günü[100] bizi beklermiş. Doğru mu?… Merci­meğim kurtlanmış. Ne yapmalıyım, atmam günah mı?[101]

Modern toplum düzeni, işbölümü ve kurumsallaşmaya da­yanmaktadır. Kurumsal yapılanma toplumsal alanın parça­lanmasına neden olurken, geleneksel toplum düzeninden ay­rışmanın içselleştirilmesi de hızlanmaktadır. Dinî kurumlar da bu gelişmelerden etkilenmekte ve yeni sürece tâbi olmak durumunda kalmaktadırlar. Dolayısıyla modern gündelik ha­yatın çok parçalı düzeni, dinin yeni bir dünya inşa etme du-rumunu, alt-dünyalar veya parçalanmış anlam haritaları şek­linde sınırlandırılan algı düzeyleriyle ancak mümkün hale ge­tirmektedir.[102] Dinî kabuller bu süreçte medyanın da etkisiyle âdeta yarışmacı ve rekabet temelinde yapılan pazar orta­mında tüketiciye sunulan bir metaya dönüşmektedir. Dolayısıyla gündelik hayatta modern dünya görüşüyle dinin tanım­ladığı dünya arasında ciddî gerginlikler yaşanmaktadır. Bu iki görüşün bir arada uyumu ise toplumun en önemli kaza­nımları olacaktır. Dinî kurumların güçlendirilmesi ve toplu­ma kendini sunma imkânlarının birçok açılardan değerlendi­rilmesi, gündelik hayatın sağlıklı ve huzurlu bir biçimde yaşanmasına da neden olacaktır. Nitekim toplumsal alandaki kafa karışıklığından hareketle durumu değerlendiren Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in, “Ülkemizde yetkili yetkisiz herkesin konuştuğu tek alanın din olduğu ve din eğitiminin ehline bırakılması gerektiği”[103] mesajı toplumun derdine tercüman olan bir aydın tavrına da işaret etmektedir. Müftülüğe gelen sorularda da halkın bu ihtiyacı ortaya çıkarmaktadır.

Neden Diyanet’in bir televizyon kanalı yok. Diğer kanallar  sürekli dinî tartışmalar yapıyor ama biz dini öğrenmek ve Diyanet’i dinlemek istiyoruz?… Diyanet’in sürekli dinî musiki veren bir kanalı, dua yapan kanalı olamaz mı?… Geçenlerde radyo dinliyordum. Sürekli duadan, hayır hasenattan bahsediyordu. Ben de çok mutlu olmuştum ama birden konuşmacı “Rab İsa!” demeye başladı. Bu ne demek![104] Müslüman ülkemizde Hıristiyanlık propagandası yapılıyor ama bi­zim Diyanet’in ne radyo ne de televizyon kanalı var? Gazete­lerde dinle ilgili yazı yazanların Diyanet’le ilgileri yok. Bazen yanlış şeyler de yazıyorlar. Bunlara müdahale edemez misi­niz?… Bazı filmlerde çocuk kahramanlara İslâm inancına aykırı olduğu halde “Allah baba” dedirtiliyor. Bunları tekzip edemez misiniz?

Değişim sürecinde toplumu oluşturan sivil mekanizmalar ve gruplar arasındaki dengeler de bozulmaktadır. Bu sürece etki eden faktörlerden biri de, modern hayatın değişen eko­nomik anlayışı ve yapısı olmaktadır. Yeni grupların ortaya çıktığı ve güç kazandığı gündelik hayatta eskiye ait sosyal normlar da zayıflamaktadır. Nitekim modern kentin ekono­mik temelini oluşturan aşın tüketim, israfın olumsuzlandığı dinî-geleneksel toplum yapısına ait algının ve davranış biçi­minin değişmesine neden olmaktadır.[105] Modern dünyada pazarlama tekniklerinin başansı, artan çeşitlilikte eşyanın giderek daha fazla tüketilmesi ve sürekli değişen moda akım­lar benliklerimizi etkilemekte ve anlamların yeniden farklı biçimlerde icat edilmesine imkân sağlamaktadır.[106] Toplum­sal yapının yeni zenginlerinin meydana getirdiği bu sınıfsal düzende de dinî öğretilerin, eski gücünü ve önemini kaybet­tiği görülmektedir.[107] Dindar çevrelerin de bu gelişmelerden etkilendiği ve bir biçimde yeni duruma ayak uydurdukları, müftülüğe gelen sorulardan şu şekilde örneklendirilebilir.

Bir Müslüman’ın lüks otellerde, saraylarda düğün, dünyanın en pahalı otelinde balayı yapması doğru mu?… Kocam çok para harcıyor, lüks ve markalı alışverişler yapıyor* Benim arabamın markasını beğenmiyor ve neden daha lüksünü al­madığımı soruyor.[108] Hatta beni cimrilikle suçluyor. Bir kaç dindar arkadaş bulmuş, onlar da “Allah’ın verdiklerinde cimrilik yapamazsın” demişler. Ama ne bizim ne de çocuk­ların geleceğini düşünmüyor. Doğru mu? Allah’ın verdiği zenginliği göstermek için israf mı etmeliyiz?

Nevin Meric – Değişen Kentte Dini Hayat,syf.43-66

Dipnotlar:

61) Vehbi Başer, a.g m., s. 62-63.

[62] Mehmet Sait Reyber, “Realizm, Din ve Dünyevileşme“, îslâmiyat, cilt IV, sayı 3, Temmu/Eylül 2001, s. 22*24,

[63] Thomas Luçkmann, “Modern Toplumda Din ve İnsan”, DEÜİFD, sayı V, 1989, s. 440.

[64] mütevatir; Yalan üzerinde birleşmeleri İmkân dahilinde olmayan topluluğun şe- hadeti İle doğrulanmış haber, Mehmet Doğan, Büyük Türkçe Sözlük, s. 823.

[65] Süleyman Bağ, “Avrupalı Müslümanlar Bilinçleniyor”, Zaman, 2 Aralık 2004, $.13. Ayrıca Amina Wadud’un ABD’de bir kilisede kadın-erkek karışık topluluğa Cuma namazı kıldırması ve bu gibi talepleri de bu çerçevede ele almak gerekmektedir. Bkz.: Hayrettin Karaman, “Kadının Cuma İmamlığı Masum Değil”, Yeni Şafak, 1 Nisan 2005; Ahmet Kurucan, ugm, s, 16.

[66] îbn Rüşd, BidayttüVMüctehid, Beyan Yayınlan, İstanbul 1992, s. 363.

[67] içtihat: Fakihin ayrı ayn (tafsili) delillerden amelî hükümleri çıkarmak için bütün imkânım harcaması. İçtihat yapabilecek kişiye milçtehit denir. Müçtehitte bulun­ması gereken şartlar şunlardır: Arapça bilmek, Kuran ilmine sahip olmak, sünne­ti bilmek, üzerinde İcma ve İhtilâf edilen konulan bilmek, kıyası bilmek, hüküm­lerin amaçlarını bilmek, iyi niyetli ve sağlam itikat sahibi olmak. Muhammed Ebu Zehra, İslâm Hukuku Metodolojisi, çev. Abdülkadlr Şener, Fecr Yayınları, Ankara 1986, s. 325-333.

68.Ramazan Altıntaş, a.g.m., g, 137,

[69] İslâm’da Günlük İnanç, İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi, cilt 3, redaktör. İb­rahim Kafi Dönmez. İFAV Yayınları, İstanbul 1997, s. 403-404.

[70] nafile: Boş, faydasız, beyhude. Mehmet Doğan, Büyük Türkçe Sözlük, s. 827.

71.Modern kültür İki tür zorbalığın etkisi altındadır: a) Yüceltilen arzu ve haz; b) İmaj; görünümün arka planı da haz odaklıdır. Ayla önder, “Güzellik Zayıflık Dik­tatörlüğü”, Popüler Psikiyatri, sayı 20, Temmuz-Ağustos 2004, s. 25.

72.Kemal Sayar, “Modernlik ve Hoşnutsuzlukları”, s. 13.

73.Ote dünya mahkemeleri düşüncesinin MÖ 15. yüzyıldan bu yana var olduğu mevcut delillerle desteklenmektedir. Ne var ki, bu düşünce daha da eskilere dayanmakmaktadır (J. Spiegel 1935); J. Assmann, a.g.e,, s. 186. Bu durum ahiret inancının tevhit dinlerinin getirdiği esaslardan olduğunu bize bir kez daha kanıtlamaktadır

[74] Reenkarnasyon, gerçek anlamda ruhun yeniden bir bedene girmesi demektir. Bu inanca göre, ruh ölümden sonra bir bedenden çıkar ve başka bir bedende tekrar yaşama döner. Ruhun fiziksel varlığa geri dönüşü her şekilde olabilir Yani bir ağaç, böcek, bir başka insan ama daha çok hayvan şeklinde olabilir Ted Andrews, Reenkarnasyon, Kozmik Kitaplar, İstanbul 2004, s. 15.

[75] Kur’an’ı Kerimde böyle bir ayet bulunmamaktadır. Zaten ahlrei hayatı ve öldük­ten sonra dirilmeyi kabul eden bir iman, reenkarnasyonu kabul etmez.

[76] Günümüzde hiçbir şey ruhlarımızdaki çaresizliği, zihinsel karışıklığımızı, ölüm karşısındaki açık ve sakin tutum kaybı kadar iyi anlatamaz. Modern insanın refah seviyesi ne kadar yüksekse, tüyler ürpertici ölüm korkusu ruhunu o kadar derin­den yaralamaktadır Kemal Sayar, “Modernlik ve Hoşnutsuzlukları”, s. 14.

[77] Üniversite öğrencileri üzerinde yapılan bir ankette, reenkamasvona inanmayanlar

yüzde 64-66 inananlar yüzde 35-34 olarak bulunmuştur, ki bu oldukça büyük bir rakamdır, Ender Helvacıoğlu ve Ruken Kızıler, “Safsata Anketini Sunarken’. Bi-lim ve Ütpya,sayı 88,Ekim 2001,s.22

[78] Bu sene yapılan düzenlemeler hacda izdihamı ve ölümleri önlemiştir. Dolayısıyla konu İbadet-meşakkat değil organizasyonla ilgilidir.

[79] Sabah namazına saat kurarak kalkmak bazı durumlarda problem olmaktadır. Bunda erken saatlerde evdeki diğer bireyleri/eşi uyandırma kaygısı olduğu kadar, ibadete teknolojinin yardımı yerine uyanık bir bedenle kalkma talebi de etkili ol­maktadır. Ne var ki, özellikle modern kent hayatı bedenin aşın yorgunluğu üzeri­ne kurgulandığı için uyanıklık hali çok nadir durumlarda mümkün olmaktadır.

[80] Böyle bir şey olmayacağı söylendiğinde çok şaşırılmış, “Aaa nasıl bilemezsiniz? Kitapta mı takvimde mi okumuştum” denilmiştir.

[81] Bkz. 19. dipnot.

[82] Burada yabancı kadın-erkek ilişkisini nikâha bağlayan dinin iki ay gibi uzunca bir süre buna izin vermemesinin düşünülemeyeceğini ve uygulamanın da böyle olma­dığı söylendiğinde kişi, “Doğru, hiç bu açıdan düşünmemiştim” demiştir. Din! bil­gilenme eksikliğinin sonuçlan bakımından önemli bir örnektir.

[83] Anthony Giddens, Modernliğin Sonuçlan, Ayrıntı Yayınlan, İstanbul 1994, s. 12.

[84] Geleneksel toplum yapısı, insanlara aidiyet hissi, bilinme ve tanınma imtiyazı, zor zamanlarda destek, dayanışma ve anlam sağlıyordu. Daha durağan ve kararlı es­ki toplumların yerini günümüzde hıza ayarlı risk toplumu almaktadır. Bu değişim bireylerde karakter aşınmasına neden olmaktadır. Sennett’nin deyişiyle bu du­rum, “Samimî ve derin bir sadakate dayalı insan ilişkilerinin kaybolarak günübir­lik İlişkilerin, inkârların öne çıktığı sığlaşmayı getirdi. Dayanışma duygusu orta­lıktan çekildiği için içsel tatminsizlik gün be gün büyümektedir.” Kemal Sayar, “Modernlik ve Hoşnutsuzlukları”, s. 13-14.

[85] Ali Yaşar Sanbay, Postmodernite, Sivil Toplum ve İslâm, İletişim Yayınlan, İstan­bul 1994, s. 46.

[86] Konuşmanın detaylarında, “Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mİ yaklaşıyor­sunuz? Siz gerçekten cahil bir toplumsunuz” (Nemi 27/55) ayetiyle reddedilmiş bir durum olduğu söylenince kişi, “Bu konuda hadis falan yok mu?” diye sormuş­tur, Dolayısıyla kişinin, davranış biçimini dinî referanslar çerçevesinde şekillen­dirmekten çok, din tarafından da durumunun onaylanmasını arzu ettiği görül­mektedir,

[87] Somut bir var oluşa sahip olmayan benlik, somut varlık olan beden üzerinden kendini gerçekleştirmek ister Benliğin kendisi sahiplenip mülkü zannettiği bede- ni hayran hayran seyretmek ister, Daha sonra da başkalarının seyri üzerinden dı­şarıdakiler! seyircileri izleyerek hazza ulaşır. Ayla önder, ‘Güzeilik-Zayıflık Dikta- lörlügü , s. 25-27.

[88] Sana seks tıbbî patolojik bir durum olurken, dinî açıdan da yasaklanmıştır. İnsan ve insanın cinselliği alınıp satılır bir mal, piyasada değer biçilen bir meta, bir tü­ketim nesnesi ya da aracı olarak algılandığı, dünyayla ve toplumla ilişkisini tüke­tim zemini üzerine kuran insan cinselliliği de tüketmektedir. 5 bine yakın insanla chatleşerek Kafesteki Şempanzeler kitabını yazan Mahmut Kaya, psikiyatrik teda­vi gördükten sonra kitabını yazabil m iştir. Türkiye’de sanal iletişim üzerine ilk sos­yoloji araştırmasıdır. Ayla önder, “Sanal Cennetin Mutsuz İnsanları”, Popüler Psi­kiyatri, sayı 15, Eylül-Ekim 2003, s, 26-28.

[89] Yusuf Kaplan, “Seküler Aklın Ötesi”, îslâmiyat, cilt IV, sayı 3, Temmuz -Eylül 2001, s. 101.

90.Bu konuda ayrıca bkz.: Nevin Meriç, Fetva Sorularında Değişen Kadın Yaşamı, Elest Yayınlan, İstanbul 2004, s, 143*146.

91.Kemal Sayar. “Evrensel Bir Benlikle,, Sör Edilebilir mi?“, Popüler Psikiyatri say,14, Temmuz-Ağustos 2003, s. 23,

[92] Babam ‘Sibel’ oldu ama bari kimliğime onun ismini yazmayın. Kimliğini yenile­yen 13 yaşındaki ilkokul öğrencisi, cinsiyet değiştiren babasının kullandığı kadın İsmini baba hanesinden sildirip eskisinin yazılması için hukuk mücadelesi veri­yor. Baba L.R/nin, isminin Sibel, soyadının da T, olarak değişmesi talebi kabul edildi ve mahkeme kararıyla nüfus kayıtlarına yeni ismiyle geçti. Baba bu durum­dan memnundu, ancak “değiştirdiği nüfus cüzdanındaki baba hanesine Sibel ya­zılması“ 13 yaşında olan oğlu M.T.’yi yaralıyordu. M.T., annesinin avukatı aracılı­ğı ile, nüfus cüzdanında yazılı baba adı olan ‘Sibel’in değiştirilerek tekrar L. ola­rak yazılması için Nüfus Müdürlüğüne ve babasına karşı tamir 4, Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açtı. Son duruşmada hâkim çocuğun talebini yerinde gördü. Ancak mahkeme TCKda İlgili madde olmadığı için kaıar veremedi, Bir dahaki du­ruşmaya ameliyatla kadın otan babanın dinlenmesine karar verip duruşmayı erte­ledi. Vatan, 23 Nisan 2003.

[93] isimler tarafımızdan konulmuştur.

94 Kişi durumunun bit hastalık olduğunu ve doktor tedavisi gerektirdiğini bilmemektedir. Durum kendisine iletildiğinde, “Neden şimdiye kadar durdum, keşke daha önceden size telefon etseydim ama bunu kimseye söyleyemiyordum ki. Sizin telefonunuzu da bir arkadaş verdi. Size de telefonla ulaşıldığı için söyleyebiyorum diye hayıflanmıştır.

[95] Nuray Mert, a.g.e., s. 37.

[96] “O kadar çok bunları kafaya takan hastam oluyor ki, günden güne de artıyor. Biz- ler bu büyük dinleri entelektüel kesime sempatik hale getirmek için bir yol bula­mazsak manevî değerlerimizi günün birinde tamamen kaybedeceğiz. Kerem Doksat, “Aşk mı, Erotomani mi?”, s, 2-9. “Sosyetede New Age Tarikat Modası; Bü­tün dünyada giderek sektör haline dönüşen New Age tarikatlar, dinî hassasiyetle­rin kaybolduğu kesimlerde ve özellikle sosyetede yeni taraftarlar buluyor” (Yem Şafak, 19 Mart 2005, s. 9).

[97] “Muhammcd Allah’ın Resulüdür” (Fetih 48-29).

98…oğlu İsa Mesih, ancak Allah’ın resulüdür… şu halde Allah’a ve peygamberine iman edin. Tanrı ‘üçtür demeyin. Sizin için hayırlı olmak üzere bundan vazgeçin. Allah ancak bir tek Allah’tır. O, çocuğu olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. Vekil olarak Allah yeter” (Nisa 4/171).

[99] Eski Diyanet İşleri Başkanı Nuri Yılmaz, birtakım grupların yoga ve meditasyon adı altında farklı dinsel eylemlerde bulunduğunu söyledikten sonra, “azıcık aklını kullanan insanların bunlara itibar etmemesi lâzım gelir” demiştir. Sabah, 30 Ni­san 2002, s. 7; Yeni Şafak, 30 Nisan 2002, s. 4. Bunun yanında yoga ve meditas- yonda; birey bazında yaşanan gündelik hayat trafiğini biraz durdurma ve kendini dinleme, düşünme hali bulunmaktadır. İbadetlerin bireye kazandırdığı en önemli fonksiyonlardan biri de, yaşanan gündelik telâşlan bir tarafa bırakarak bir süre Yaratıcıya yakın olmak, kendini dinlemek, dünyadan madde âleminden uzak ol­mak veya araya mesafe koymak ameliyesidir. Dolayısıyla insanı kesret alanından uzaklaştırma ve Yaratıcı yla iletişime hazır hale getirme işi ibadetle ve ibadet için­de en yoğun anlamda bulunmakta, yaşanmaktadır. Bir farkla ki, ibadetin saati ku­lun tercihine değil var olan emir ve uygulamalar dahilinde geneldir. Bu da mad- de-kesret Aleminden uzaklaşmanın basamaklarını, anlarım karşımıza çıkanr. Bir Yaratıcı ve kul ilişkisine imkân tanır. Belirleyen, vazeden ve dahi çağıran Yaratı- cı’dır. İcabet eden, koşan, dua eden ise kuldur. Yoga ise kişinin ayırdığı vakitte ya­pılır. Vaktin sahibi insandır. Dolayısıyla sekülerleşıncyi içselleştiren bir dinamiğe de sahiptir diyebiliriz.

[100] Burada “Pazar günü” tespiti de dikkat çekicidir. Geleneksel dönemde özellikle kabir ziyaretleri cuma günü ve Cuma namazı sonrasında yapılmaktaydı. Günü­müzde kent hayatında bu saatte kabir ziyareti vapmak mümkün olmadığı için, değilim zihinsel planda da dönüşerek Pazar/tatil gününe tahvil edilmekte gibidir. Aynca geleneksel anlamda cuma gününün tatil günü olduğunu da unutmamak gerekmekledir Bu bağlamda değişim hem zihniyet hem de davranış biçimi ola­rak toplumsal alanda yaşanan transformasyonu da göstermektedir.

[101] Burada dinin insan mahlükat algılayışına etkisi karşımıza çıkmaktadır. Yaratıl­mış bir canlıyı yok etmede duyulan gerginlik, canlılığı sona erdirmenin insana yakışmaması kadar, sorulan/hesaba çekilen bir fiil olmasınm da etkisi bulunmak­tadır Konu daha detayh olarak “Popüler Dindarlık* bölümünde ele alınacaktır.

[102] Nuray Men, a~g.e., s. 33-34.

[103] Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, “Türk Milli Eğitim Sisteminde Din Eğitimi ve öğretimi* konulu sempozyumda ,bu mesajı vermiştir. Yeni Şafak, 3 Mart 2005, s, 4,

[104] Hangi sosyal davranışın olumlu kabul edilip ne tür yaşantıların kişide iyi duygu-lar uyandıracağı, benliğin hangi ontolojik gelenek taralından şekillendiğine bağlıdır, Kemal Sayar, “Bireyciliğe Karşı Topluluk”, s, 20.

[105] “Yiyin için fakat israf etmeyin” (Araf 7/31),

[106] Kemal Sayar, “Modernlik ve Hoşnutsuzlukları”, s. 14,

[107] Aytekin Yılmaz, Modernden Postmoderne Siyasal Arayışlar. Vadi Yayınları. Anka- ra 1995, s. 33

108 Sahip olduğumuz ürünlerle kim olacağımızı seçtiğimiz zaman diliminde yaşıyo­ruz. Kimliğin diğer kaynaklarının aşınmasıyla, kimlik ve zevkin temel kaynakla­rı olarak insanlar alışverişe ve tüketiciliğe yönelmektedirler Kemal Sayar, “Mo­dernlik ve Hoşnutsuzlukları”, s. 14,

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir