Değişme Kuramlarının Gözden Geçirilmesi

Toplumsal değişme, oldukça karmaşık ve çokyönlü bir süreçtir. Bu olguya iki fark­lı perspektiften bakmaya çalıştık. Bir genelleme yapacak olursak modernizm, toplum­sal değişmeye olumlu bir perspektiften bakmakta ve özenle olumlu olguları seçerek bi­ze tozpembe bir dünya sunmaktadır. Şu an için sefalet ve yoksunluk içinde olan insan­lara “bekleyin”, “‘uzun vadede modernleşmenin meyvelerinden siz de faydalanacaksınız” diyor. Dünyamızdaki derin çelişkileri görmemezlikten gelmeye ve başka dün

dünyaların ulaşdığı refah toplumunu diğerlerine de bir ideal olarak sunmaktadır. Oysa modernizmin, küresel çapta uygulanabilir bir proje olmadığı çoktan kanıtlanmış durumdadır Eğer sadece Çin, günümüz Avrupa ülkelerinin standartlarında bir yaşam sürmeye başlarsa buna dünyamızın yer altı ve yerüstü kaynakları yetmediği gibi söz konusu seviyede bir tüketim yapılması halinde de dünya ekolojik olarak yaşanamaz bir hale getirecektir.Öyleyse modernleşme projesi, bazı toplumların ulaştığı , ancak diğerlerinin de ulaştığında çökecek bir projedir. İşte, postmodernizm tam da bu noktada modernleşme projesine itiraz ediyor. Bu projenin temel dayanaklarını bir bir sorguluyor ve yerine  başka öncüller koyuyor. Bu eleştiriler, elbette modernleşmeye eleştiren bakan; zihinleri mutlu ediyor, ancak şu nokta hala açıklık kazanmış değildir.

Postmodernizmin öncülleri ne kadar dayanıklıdır? Burada çok klasikleşmiş bir eleştiri yapılabilir.Postmodernizm , karşıt olma pozisyonundan hareketle yeni bir bakış açısı oluşturmaya çalıştığı için kendi karşıtının evreninde dönüp dolaşıyor. Fernand Braudel’in söylediği gibi “Bir şeyin tersinden konuşmak onun ekseninde konuşmaktır”.

Modernizm, ne kadar Avrupamerkezcil bir ideoloji ise postmodernizm de o ka­dar Avrupamerkezcildir. Eleştirilerini yönelttiği şeyin ekseninde dolaşıp durmakla­dır. Şimdi şöyle bir soru soralım: Batılı olmayan toplumlar için postmodernizmin ne anlamı vardır? Hiçbir anlamı yoktur denilemez. Özellikle Batılı modernleşme proje­sine “çevrenin perspektifinden bakanlar, postmodernizmin modernizme yaptığı eleştirilerden keyifle yararlanıyorlar. Fakat bu “eleştiri edebiyatı’’, yeni bîr dünya kurmak için hiçbir malzeme sunmamaktadır. Çünkü postmodernizrn, “buyük” ve “üst anlatılarda karşı çıktığı için bize hiçbir şey vaat etmiyor.

Böylesine bir yaklaşım, mevcut olanı iyileştirmeye hizmet ettiği için statücoku bir işlev bile görebilir. Nasıl vahşi kapitalizm sosyalizmin kendisine yönelttiği eleştirilerden ders çıkarak ilaha “sosyal” yüzlü bir sisteme (refah devleti) evrilmişse modemleşmeci proje de kendi­sine yönelen eleştirileri yapıcı bir tarzda kullanarak pekala kendisini ıslah edebilir. Tabi ne kadar ıslah edebilirse..

Yeniden toplumsal değişme konusuna dönecek olursak, postmodemizm modernizmin tarihsel ve toplumsal ilerleme konusunda özenle seçerek oluşturduğu olgular dan hareketle kurduğu ideal yapıyı sarsarak onun “büyüsünü bozmaktadır”, Moder-nizm, nasıl geleneksel toplumun büyüsünü bozmuşsa postmodemizm de modernizmin illüzyonik büyüsünü bozmaktadır. Ama eleştirilerinde başarılı olan postmodernizmin temel öncüllerine ve toplumsal değişme konulundaki saptamalarına katılmak zorunda değiliz.

Bu konuda iki şeyi birbirinden ayırt etmekte fayda dem dünyadaki gelişmeleri okuma konusunda bir yaklaşım geliştirmeliyiz.Modernleşme konusunda bugün, ulaşılan nokta, bu sürecin paradoksal bir süreç olduğudur.Her adımda modernleşme olumlu bir şey sunarken olumsuz bir durum da oluşturmaktadır. Sözgelimi bireycilik, geleneksel ve kolektif yapılardan bağnazlaşma ve özgürleşme anlamına geldiği için olumlu bir şey olarak anılabilir. Ama öte taraftan modern dünya, yeni yapılarla modern insanı demir kafes içine almıştır.

Modern birey,önceki  yapılardan daha tehlikeli, aşılamaz yapıların ve mekanizmaların tehdidi altındadır.Bunu anlamak için çok uzağa bakmamız gerekmiyor Evimizde televizyona, elektrikli aletlere ve şehir sistemlerine o kadar bağımlı hale geldik ki, geçmişte sahip olduğumuz tüm kişisel ve çokyönlü yeteneklerimizi kaybettik. Bu modernizmin insanlık lehine kaydettiği tüm gelişmeler için söz konusudur. Modern araçlar uzun mesafeleri kısa yapmıştır, bu doğrudur; ama bu mesafeleri kat ederken binlerce insanı da kurban, veriyoruz. Bu “hızlı” yaşam karşısında ödemekte olduğumuz bir bedel değilmidir?

Nedense modernleşme (Türkçesi “çağdaşlaşma”) derken, sadece kaydettiğimiz olumlu gelişmelere gözümüzü çeviriyoruz. Olumlu gelişmelere gözümüzü çeviriyoruz.Olumsuz gelişmeleri görmemizi adeta engellenmiştir. İşte modernizmin “illüzyonik büyüsü” derken tam da bunu kastediyorum, İkinci olarak mevcut durumun okunması kadar yeniden inşa edilmesi de önemli bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Mevcut durumun tasvirinde tam olmasa da  kısmen “objektif’ olabiliriz. Tabi ki sözünü ettiğimiz illüzyonik büyüleri bir tarafa itebilirsek…

Ancak olması gereken durumu ifade ederken normatif olmak kaçınıl­mazdır. Her toplum kendi “idealleri”ne göre toplumsal bir değilme projesi dizayn et­mek ister. Burada toplumsal değişmenin yönü, herkesi kuşatan ve dışardan kendisini dayatan bir zorunlu yasaya dayanmaz. Bu tür yasalar modernleşmeci toplumbilim­ciler tarafından var gösterilmiştir. Öylesine normatif bir dayatma söz konusudur ki, kimileri Batılı toplumların geçtikleri süreç ve aşamaları bizim için de kaçınılmaz gö­rürken, kimileri de “tarihin sonu”nu ilan etmiştir. Oysa bir toplumun kendi geldiği noktayı “en ideal” görmesi narsist bir tutku ve etnosantrizm olduğu gibi kendi son­larını hazırlamış olan toplumların başkalarına da son tayin etmesi o kadar küstahça bir yaklaşımdır. Toplumbilim, tüm bu öznel saptırmalardan kurtulmalıdır.

Hece Dergisi, Postmodernizm Özel Sayısı

Yazar: Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.