Büyüyen Dijital Dünyamız: Size Anlatılmayanlar

2013 itibariyle Amerikalılar, ortalama olarak günde beş saatlerini dijital cihazlarıyla geçiriyor.6 Haberleri CNN, Neıo York Times ve ESPN gibi kurumların idare ettiği internet sitelerinden okuyoruz,

Banka hesaplarımızı Citibank ve Wells Fargo’nun uygulamalarından kontrol ediyoruz. Amazon ve Macy’s’ten alışveriş yapıyoruz. ConEd ve Comcast’te faturalarımızı ödüyor, doktordan randevu alıyor, sağlık sigortamıza Blue Cross üzerinden bakıyoruz. House ofCards’ı Netflix’ten, Doıvnton Abbey’ı Hulu’dan izliyoruz. Ki daha  başlamadık bile. Şimdi bir dakika durup, bugün akıllı telefonunuzu nasıl kullandığınızı düşünün. İnsanların yüzde 80’i uyandıktan sonraki on beş dakika içerisinde cep telefonlarına bakıyor.7 Siz de bakıyor musunuz? Peki, bugün ne yaptığınızı birkaç kısa cümleyle Facebooktaki arkadaşlarınızla paylaştınız mı? Belki bir iki tane Like” almış, arkadaşlarınızdan biri durum güncellemenize komik bir yorum bırakmıştır, isterseniz kontrol edin. Bir de sevgilinize attığınız o selfie’ler var tabii… İnternet, bizler sanki bir görevmiş gibi her şeyimizi üzerine attıkça devasa bir bilgi ve eğlence hâzine­sine dönüştü. Katettiğimiz her adımda, tüm dünya insanları olarak arkamızda devasa bir kütüphaneyi her gün tekrar tekrar dolduracak kadar dijital iz bırakıyoruz. Bu verilerin nasıl oluşturulduğu, sak­landığı, analiz edildiği ve satıldığı ise birçoğumuzun geçiştirdiği bir konu. Ancak bunların her biri hayatımızı riske atıyor.

Sosyal medyanın gücünü inkâr etmek artık mümkün değil. 2004’te kurulmasının ardından geçen sadece on senede, Facebook tüm dünyada 1,3 milyar üyeye ulaştı.8 Her gün 350 milyon fotoğraf sosyal ağa yüklenirken, olmazsa olmazımız “Like” tuşu yaklaşık altı milyar kez eskitiliyor.9 Sosyal medya en önemli günlerimizi; me­zuniyetleri, ev aldığımız ânı, çocuğumuzun doğumunu, yeni evcil hayvanımızı, evliliğimizi ve boşanmamızı tek tek kayıt altına alıyor. Bununla birlikte önemli jeopolitik değişimlere de önayak oluyor.10Wael Ghonim isimli Google yöneticisi, Hüsnü Mübarekin özel güvenlik kuvvetlerinin genç bir Mısırlı protestocuyu katletmesine ait görüntüleri duyurmak için 2010 Arap Baharı sırasında bir Face­book sayfası açmıştı. “Sayfa kurulduktan iki dakika sonra 300 insan katıldı. Uç ay içinde ise sayfadaki insan sayısı 250.000’i geçmişti.” Benzer şekilde, Twitter, Google ve diğer hizmetler de Tunus, İran ve Libya’daki büyük değişim rüzgârında önemli bir rol oynadı. Sosyal ağların Arap Baharı’nda oynadığı rolün büyüklüğüne tarih karar verecek olmasına rağmen, bu hizmetlerin iyilik yolunda önemli bir güç olabileceği şüphe götürmüyor.

Tüm bu araçların çekiciliği ise apaçık ortada. Nihayetinde bir­çoğumuz İnterneti müzik dinlemek, yemek tariflerine bakmak, yatırım tavsiyeleri almak, haberleri okumak, yol tarifi almak, iş fırsatlarını değerlendirmek, ünlülerin dedikodularını öğrenmek ve maç sonuçlarından haberdar olmak için kolaçan ederek günlerimi­zi geçiriyoruz. E-postalarımızı okumadığımız zamanlarda Temple Run veya Fruit Ninja oynuyoruz. Bunları yaparken de cebimizden bir kuruş çıkmıyor. Bir zamanlar seyahat acentelerine, gazetelere ve plak şirketlerine ödediğimiz paralar, bize “World Wide Web”i getiren cömert insanlar sayesinde ortadan kalktı. Ancak bir saniye durup da, Google’ın size neden hiç fatura göndermediğini merak ettiniz mi?

Sokaktan çevirdiğiniz sıradan bir insana Google’ın, YouTube’un, Facebook’un, Twitter’ın ve Linkedin’in neden ücretsiz olduğunu bir sorun. Detay konusunda yeterli olmasa da, birçok insan rek­lamlar ile ilgili olduğunu söyleyecektir. Yani her sitenin tepesindeki banner’lar ile bir anda ekranda beliren gıcık şeylerden bahsede­ceklerdir. Yanlış bir cevap değil. Ancak hikâye burada daha yeni başlıyor, insanlar, takasın epey basit düzeyde olduğuna inanıyor. Bu şirketler bize e-posta, haber, video ve fotoğraflarımızı koyacak bir alan gibi oldukça değerli hizmetleri ücretsiz bir şekilde sunarken, karşılığında biz de onlara kendimize dair birazcık bilgi veriyoruz. Arada sırada tamamen bizim ihtiyaçlarımıza göre tasarlanmış, birkaç reklam izlememiz gerekiyor ama gizlilik ayarları sayesinde emniyet kemerimizi takmış ve güvende bir şekilde yolculuk ediyoruz. Değil mi? Keşke her şey bu kadar basit olsaydı. Yaptığımız alışverişin arkasındaki gerçekler aslında çok daha rahatsız edici düzeyde.

Örneğin Google’ı ele alalım. 1998 senesinde Stanford’dan iki doktora öğrencisi olan Larry Page ile Sergey Brinin, Kaliforniya Menlo Parktaki bir arkadaşlarının garajında kurdukları bir şirket. İkili, yeni yeni oluşan World Wide Web’deki arama sonuçlarını ciddi ölçüde geliştirecek devrim niteliğinde bir algoritma yazdı ve basit arayüzleri, yüksek kaliteli sonuçları sayesinde herkesin ilgisini çekmeyi başardı. Takvimler 2000,i gösterdiğinde ise, belirli arama terimleriyle uyumlu olan belirli ürünler için reklam anahtar kelime­leri satmaya başladılar. Örneğin Google’da “Paris, Fransa” araması yaptığınızda, karşınıza Air France’ten, bir seyahat acentesinden veya Hilton Otelleri’nden reklamlar çıkabiliyordu. Yeni müşteri arayan şirketler, daha önce erişilmemiş ölçüde bir kesinlikle reklamları sayesinde pazarlama yapabiliyor, reklama harcadıkları paraların karşılığını çok daha iyi bir şekilde alabiliyordu. 1998 de iki Stanford öğrencisinin mütevazı fikri, 2015’te yıkılması imkânsız küresel bir güç haline geldi.

Yıllar ilerledikçe, Google da hayatımızı daha kolay ve verimli yapacak çok sayıda yeni ürün çıkarmaya başladı. 2004’te lanse edi­len Gmail, insanlara 1 GB depolama alanı sunarak, sadece 2 MB alan sunan dönemin lideri Microsoft Hotmail’in yanında krallara layık gibi görünüyordu. Genç şirket, performansını gün geçtikçe arttırırken, diğer inanılmaz ürünleri de hayatımıza tek tek girmeye başladı. Birkaçının adını vermek gerekirse; Google Calendar, Go­ogle Contacts, Google Maps, Google Earth, Google Voice, Google Docs, Google Street View, Google Translate, Google Drive, Picasa, YouTube, Google Chrome, Google ve Google Android ile tanıştık. Birer birer, telefon görüşmelerinden tercümeye, navigasyondan kelime işlemeye kadar daha önce yüzlerce dolar ödeyerek sahip olabileceğimiz hizmetler (Microsoft Office gibi), hiçbir ücret öde­meden ayağımıza kadar gelmişti.

Tüm bu hizmetin en iyi niyetli yorumu, Google’ın sadece halkın talep ettiği ürünleri sağlayarak durmaksızın artan tekno­lojik ihtiyaçlarımızı (ve reklam verenlerin ihtiyaçlarını) karşılamak istediği olur. Biraz daha şüpheyle yaklaşacak olursak, yukarıda bahsettiğimiz ürünlerden her birinin, kullanıcıları tatlı sözlerle kandırarak özel hayatlarına dair bitmek bilmeyen ve sürekli artan verileri toplamak için spesifik amaçlar doğrultusunda geliştirildiğini söyleyebiliriz. Nitekim insanlar, bu takasın arkasında yatan tüm gerçekleri anladığı takdirde ürünlerden kaçabilir. Şimdi Otto von Bismarck’ın sözünü biraz değiştirerek yeniden yazacak olursam, Google’ın müşterileri için sosisin nasıl yapıldığını görmemek ve bilmemek en iyisi olacaktır. Ancak büyümesi bir türlü durmayan ve dünyamızı tehdit eden veri güvenliği tehditlerini tam olarak an­lamak için gözümüzdeki perdeyi kaldırıp sosis fabrikasını detaylıca incelemek gerekiyor.

Verilerinizin kademe kademe toplanması, ilk olarak internette atama yapmak İçin Google’ı kullanmanızla başlıyor. Siz aradıkça, Google da tıkladığınız her link İle arama terimlerini izleyip kayde­diyor, İlk arama ürünüyle birlikte kişisel bilgileriniz, hayrete düşe­ceğiniz bir kesinlik ile, özenle tasarlanmış algoritmalar tarafından elde ediliyor. Ancak takdir edersiniz ki, sadece arama verileri yeterli olmadı. Arama motoruyla istediği doyuma ulaşamayan Google, size, umutlarınıza, hayallerinize ve arzularınıza dair daha fazla bilgi ye ulaşmak için âdeta kıvranıyordu. Sonuç mu? Gmail. Devasa bir depolama alanıyla birlikte kusursuz çalışan bir deneyim sunan Go­ogle, hem kişisel hem de profesyonel e-postalarınıza erişim sağladı. Artık Google sadece aradığınız her şeyi değil; kime, ne yazdığınızı da öğrenebiliyordu. Google, mesajlarınızı tarayıp elektronik olarak okuyarak, reklam verenlere sunabileceği yepyeni bilgiler elde etti ve size dair elinde tuttuğu profili genişletirken, reklam ücretlerini de artırdı. Annenize kız arkadaşınızdan ayrıldığınız için kendinizi kötü hissettiğinizi anlatan bir e-posta gönderdiğinizde, Google da size bir antidepresan, komedi filmi veya Karayipler’de bir tatil önerebiliyordu: Gmailde çevrimiçi kaldığınız sürece, tüm arama­larınızı takip edip bütün bunları size özel profiline ekleyebiliyordu. Sonuç olarak, Google’ın size dair topladığı veri boyutu büyüdükçe, şirket de büyüdü.

Google size tüm rehberinizi online olarak saklama fırsatını sun­duğunda, karşılık olarak sosyal ağınızın boyutunu, yetkinliğini ve satın alma gücünü belirleyebiliyordu. Google Maps programını çıkarıp ücretsiz GPS hizmeti ile yol tarifi vermeye başladığında, artık gittiğiniz yerleri görmeye başladı. Google daha sonra kimi aradığınızı merak etti ve öğrenmek için Google Voice’u çıkardı. Artık tüm telefon görüşmelerinizi takip edebilmesi yetmiyormuş gibi, ses tanıma ve deşifre yazılımları sayesinde sesli mesajlarınızı da çözüyordu. O dönem inanılmaz bir teknoloji gibi gelen bu özellik sayesinde, Google aradığınız insanlarla neler konuştuğunuzu öğrenmeye başladı. Birisi size sesli mesaj bırakıp akşam Italyan  yemeği yemeyi Önerdiğinde, Google bu bilgiyi reklam verenlerine satıyor ve bir anda Google dünyanızın her yanında pizza reklamları çıkıyordu. Size dair sahip olduğu bilgileri daha da kesinleştirmek isteyen şirket, Android işletim sistemini ortaya çıkardı ve ücretsiz olarak dağıttı. Karşılığında ise akıllı telefonunuzu götürdüğünüz her yerde sizi izleme gibi bir ayrıcalığa sahip oldu.

Elbette Google bunları size peşinen söyleseydi, hizmetlerini kul­lanmadan önce epey bir düşünürdünüz. O yüzden şirket oldukça tatlı bir üçkâğıt ile her yaptığına bir kulp taktı. Google ilk kuruldu­ğunda, kendisini “kötü” Microsoft ile savaşan “küçük ve mazlum” bir şirket olarak tanıttı. Hatta kullanıcılarına inanılmaz iyi niyetli bir şirket olduğunu göstermek için, resmi sloganını “Kötülük Yap­ma” olarak duyurdu. İnsanların kafasında belirecek soru işaretlerini bastırmak içinse, Google’ın o çocuksu ve çok renkli logosu ve dünya tatlısı küçük Android adamı gibi grafikler tercih edildi. Bu tatlılık, insanlarda Google’ın hiçbir tehdit unsuru içermediği ve güveni­lir olduğu algısı yarattı. Daha sonraları, Martin Luther King’den Gandhi’ye kadar tüm önemli tarihsel figürleri anımsatan ve önemli olayları kutlayan Google Doodle’lar ile artık herkes bunların iyi insanlar olduğuna iyice inandı. Üstelik Google’ın bizleri koruyan bir sürü güvenlik politikası da vardı, değil mi? Elbette değil.

Şüpheci bir bakış açısıyla yaklaşacak olursak, Google’ın size ücretsiz e-posta vermek için değil, sizden daha fazla veri kopa­rabilmek için ürünler yarattığını söyleyebiliriz. Yakında müptela olacak birine ilk malını veren torbacı gibi, Google da size “müesseseden” bir şey veriyor ve yaptığınız alışverişin etkilerini çok sonra fark ediyorsunuz. O zaman da çok geç oluyor. Bu durum, 2012’nin başlarında Google’ın yetmiş adet ürün ve servisinde depoladığı tüm verileri bir araya getireceğini duyurmasıyla kesinleşti. Daha önceleri, Google’da yaptığınız aramalar, Android telefonunuzdaki İşlemleriniz ve YouTube’da izlediğiniz videolar, teoride Google tara- fından ayrı ayrı saklanıyordu. Ama her şey değişti. Artık Google ın elinde size ve Google evreninde yaptığınız her şeye dair aşırı detay»» bütün bir profil bulunuyor.11 Hatta birçok insan, Google ın sız1kendinizden bile iyi tanıdığını söylüyor. Çünkü size dair bilgiler karşılığında reklamverenlerden yüksek miktarda paralar talep ede­bileceği onca veriye sahip.

Daha öncesinde anlamadıysanız da şimdi söyleyeyim; siz Google’ın müşterisi değil, ürünüsünüz. Bu yüzden Google size bir fatura göndermiyor. Bu yüzden 0800’lü bir teknik destek hattı bu bulunmuyor. O hizmetler Google’ın gerçek müşterilerine, Google ın bilgi otoyoluna bıraktığınız onca veriyi satın alan reklam verenlere ayrılıyor. Google’ın başkalarına sattığı şey sîzsiniz. Google’ın size hiç bahsetmediği asıl anlaşma bu. Farkında olsanız da olmasanız da sürecin su götürmez bir suç ortağısınız.

Hakkını vermek gerekir ki, Google kesinlikle kullanıcılarının ihtiyaçlarını sonuna kadar karşılayan harika ürünler çıkarıyor ve inanılmaz yetenekli, şirketine oldukça bağlı çok sayıda mühendis çalıştırıyor. Ancak sakın yanılmayın, Google’ın sadakati her şeyden önce reklam verenlerine ve sizi (ürünleri ve tedarik zinciri olarak) olabildiğince fazla kullanma gibi bir sorumluluğu dayatan hissedarlarına ait olacak. İşte bu yüzden, Google yaptığınız her aramayı «kaydediyor ve sonsuza kadar da kaydetmeye devam edecek: On yıl önce sorduğunuz “Ohio State Üniversitesi cumhuriyetçileri”nden belsoğukluğu belirtileri nelerdir” aramanıza, canınız sıkılıp kederlendiğinizde yaptığınız “kocam beni aldatıyor mu?”dan yaptığınız en mahrem aramalara kadar her şeyi ama her şeyi saklayacak.12

Google unutmaz, Google affetmez, Google silmez. Yukarıda geçen tüm arama terimleri, profilinizi çıkarmak, sizi kategorize etmek ve daha sonra Google tarafından listelenmiş aramalarınız, e-postalarınız, sesli mesajlarınız, fotoğraflarınız, videolarınız ve ko­numlarınıza dair tahminler yürütecek reklamcılar ile veri maden­cilerine satılmak için kullanılıyor. ‘Peki, Google her gün ne kadar veri işliyor?” diye merak ediyor olabilirsiniz. Hemen söyleyeyim: Yaklaşık 24 petabayt kadar, yani 1 milyon GB (yani 1000 terabayt)./Bu miktarın gerçek dünyadaki karşılığını görmek adına bir örnek verecek olursam; bir rafta 10 metrelik yer kaplayan kitapları de­polamak için yaklaşık 1 GB veri gerekir.13 Dolayısıyla, Google’ın her gün islediği veriler,bastırılıp kitap haline getirilir ve üst üste koyulursa, bu yığın Dünya ile Ay arasındaki mesafenin yarısına ulaşabilir, Google, kullanıcılarına dair bu kadar veri topluyor işte. Hem de her gün.

Onca verinin yanında çok detaylı bilgiler ve inanılmaz bir bo­yutta güç de beraberinde geliyor. Ancak eskilerin dediği gibi; ikti­dar yozlaştırır. Google, tüm dünyada gizlilik ve güvenlik ihlalleri, kullanıcı verisinin kötü yönetimi, fikri mülkiyet hırsızlığı, vergi kaçırma ve tekel yasalarına karşı gelme suçlarından defalarca dava edildi.14 Otuz sekiz Amerika eyaletinin başsavcısı tarafından 2013’te açılan bir dava sonucunda Google, yüksek teknolojili 360 derece tavan kameralarıyla sokaklarda gezen garip görünümlü Street View araçlarının mahallelerimizde dolaşırken sadece şirketin Street View harita ürünü için fotoğraflar çekmediğini, aynı zamanda evlerimiz ve ofislerimizden, masum kullanıcıların bilgisayarlarının içerisin­den parolalar, e-postalar, fotoğraflar, chat mesajları ve diğer kişisel bilgileri çaldığını itiraf etti.15

Ekim 2013’te, kullanıcıların Gmail hesaplarını okuyup taraya­rak, kanuna aykırı dinleme ve takip yaptığı gerekçesiyle Google’a karşı açılan bir dava, federal bir hâkim tarafından reddedildi.16 Ondan önce ise, 2012 yılında Google, Federal Ticaret Komisyonu tarafından, Apple bilgisayarlardaki gizlilik ayarlarını değiştirerek, Apple’ın Safari web tarayıcısını kullanan kullanıcıların açıkça red­detmesine rağmen takip edildiği gerekçesiyle 22,5 milyon dolar gibi rekor düzeyde bir ceza aldı.

Elbette tüm bunlara rağmen Google’ın oldukça inovatif bir şirket olduğunu söylememiz gerekiyor. Nitekim gerçek müşterileri için tatlı dilini kullanarak sizden daha fazla veri koparmak adına, günümüzdeki gizlilik endişelerini gelecektekilere oranla sönük bı­rakacak yeni ürünler planlıyor. Bunlardan biri ise Google Glass. Bir gözlük şeklindeki bu giyilebilir bilgisayar, internete bağlanma ve gözlüğün camındaki ekrana çeşitli bilgiler yansıtma gibi özelliklere sahip. Android işletim sistemiyle çalışan cihaz fotoğraf ve video çekebilirken, dahili kamerası ve mikrofonu sayesinde canlı yayın yapmaya da olanak sağlıyor.

 2014 un ilk günlerinde, Google Glass “Specs and the City”’7 adında bir Simpsons bölümüne konu oldu.18Bölümde, Mr. Burns’ün tüm çalışanlarına bir “Oogle Goggles” veriliyordu. Başrolümüz Homer Simpson ile çalışma arkadaşları, gözlükleri kullanarak et­raflarındaki şeyler ve insanlar hakkında yeni bilgilere ulaşıyordu. Biraz kaygı verici, biraz da öngörülü bir şekilde, ofisindeki kuman­da merkezinde oturan Mr. Burns, tüm çalışanlarının gözlüklerine erişebiliyor ve —güya ofis malzemelerinin çalınmasını engellemek adına— anlık olarak gördükleri her şeyi seyredebiliyordu.

Google Glass ile alakalı gizlilik ve kamu politikalarına yönelik endişeler, zamanında eski ABD Ulusal Güvenlik Bakanı Micha- el ChertofF tarafından bile dile getirildi.19 Eski bakan, haklı bir şekilde kullanıcıların video verilerinin kime ait olduğunu ve bu video veritabanının ticari amaçlar için kullanılıp kullanılmayacağını sorguladı. Kimi insanlar ise suçla savaştan “ulusal güvenliğe” kadar çok çeşitli sebeplerden ötürü bu verilere gerçek zamanlı veya daha sonra olduğu fark etmeksizin hükümet erişimi sağlanacağını söy­ledi. Şimdi olabilecekleri bir düşünelim: Google Glass kullanarak, reklamverenlere veri satması için bir gün içerisinde gördüğünüz ve duyduğunuz her şeyin canlı yayınını kaydetme hakkını bir şirkete tanıyor musunuz? Mesela bornozunuzla sabah uyandıktan sonra mutfakta günlük kahvenizi hazırlarken Google Glass takıyorsu­nuz diyelim. Cihazın görsel algoritmaları, görüş açınızda bir kahve demliği görüp tanırsa, siz de Google Glass ekranında Starbucks kuponları görmeye başlayabilirsiniz. Giyilebilir “gözetim” çağına yavaş yavaş adım attığımız bu dönemde, arama devinin yukarıda bahsedilen gizlilik ihlallerinden sonra daha neler yapabileceğini bir düşünün isterseniz.

Sosyal Medya ve Envanteri: Siz

Elbette sizi reklamverenlere satma modelinde Google tek başına çalışmıyor. En ünlüsü Facebook olmak üzere dünyada binlerce şirket, tam olarak aynı şeyi yapıyor. Mark Zuckerberg tarafından 2004 yılında Harvard’daki bir yurt odasında kurulan Facebook, tam anlamıyla klasik bir Silikon Vadisi başarı hikâyesi. Aylık 1,2 milyar aktif kullanıcısı ile, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük sos yal ağı konumunda.20 Facebook, insanların daha önce hayal bile edilemeyecek konularda konuşmasını sağlayarak başarıya ulaştı Cinsel eğilimler, ilişki durumları, gidilen okullar, aile ağaçları, arkadaş listeleri, yaş, cinsiyet bilgileri, e-posta adresleri, doğum yerleri, ilgi çekilen haberler, kariyer geçmişleri, en sevilen şeyle­rin listeleri, dini bilgiler, politik ilgiler, satın alınanlar, fotoğraflar, videolar… Facebook, bir pazarlamacının hayali. Reklamcılar, bir Facebook kullanıcısının hayatına dair en ince ayrıntıları dahi biliyor ve Facebook’ un yarattığı inanılmaz sosyal grafik ile kesin olarak tek bir kişiye hitap edebiliyor.

Ek olarak, Facebook kullanıcılarını internetin her yanında ta­kip edebilecek çok çeşitli inovasyonlar da yaptı. Nitekim bunların en öne çıkanı, her yerde gördüğümüz Like tuşu. Belirli bir fikri, durum güncellemesini veya fotoğrafı desteklediğinizi göstermek adına o mavi, tatlı baş parmağa tıklamak üzerine eğitildiniz. Zaten arkadaşınızın tatil fotoğraflarınızı beğenmemek büyük kabalık olur. Ancak arkadaşlarınız, mesajlarını veya fotoğraflarını beğendiğinizi görmesine rağmen, kimse Facebook’taki her Like ile elde edilen ve­riye ne olduğunu bilmiyor. O veriler birer birer toplanıyor, dikkatle inceleniyor ve dünyanın her yanındaki pazarlamacılar ile veri ma­dencilerine satılıyor. Mesela Spotify veya Pandora gibi internetteki diğer hizmetlere de Facebook’un her yerde bulunan giriş yapma özelliğiyle bağlandığınızda, dev sosyal ağın veri madencilik motoru, Blake Shelton yerine Lady Gaga’yı tercih ettiğinizi anlıyor. Benzer şekilde, ama bu sefer giriş yapmasanız bile üzerinde Facebook sim­gesi olan herhangi bir sitede gezinirken ne yaptığınızı izleyebiliyor.

Yeterince paylaşım yapmayan insanlardan biriyseniz de, Face­book sizleri daha fazla paylaşıma zorlamak adına yeni kurallar ve düzenlemeler getirmekte çekince görmüyor. Bunun en iyi örneği ise 2012’de çıkarılan, zorunlu Zaman Tüneli özelliğiydi. Değişiklik ile birlikte reklamcılara sitedeki geçmişinizin herhangi bir bölü­münde hayatınıza ve ilgilerinize dair dinamik, sürekli güncellenen bir pencere sunuldu.Bu da Facebook’un reklamcılara satabileceği daha fazla bilgi anlamına geliyordu. Aynı Google gibi, Facebook da gizlilik, çocuk güvenliği ve nefret söylemleri konularında sık sık eleştiri aldı. Dünyanın her yerinde tekrar tekrar dava edilirken, son olarak Kaliforniya San Jose federal mahkemesi tarafından, düzenli ve “sistematik bir şekilde kullanıcıların özel mesajlarına müdaha­le” ve buradan elde edilen verileri reklamcılar ve pazarlamacılara satmak ile suçlandı.21

Elbette Google ve Facebook, buzdağının yalnızca görünen kıs­mı. Özel verilerinizi paylaşmaya zorlama ve daha sonra onları satma konusunda Twitter, Instagram, Pinterest ve daha bir sürü şirket yarış halinde. Örneğin, Apple’ın kişisel asistanı Siri ile her konuş­tuğunuzda, söylediğiniz tüm kelimelerin en az iki yıl süre ile Apple tarafından analiz edilip saklandığını biliyor muydunuz?22 Yine de burada sorulacak soru, verileri kimin depoladığı değil (bugünlerde herkes depoluyor gibi), elde edilen verilerle ne yaptıkları? Sizin birkaç veri karşılığında harika “ücretsiz” hizmetler aldığınız basit bir Faust alışverişinden söz ediyor olsak, dünyada hiçbir sıkıntı olmazdı. Ancak işler o kadar basit değil. Kısa zaman içerisinde sizin de göreceğiniz gibi, böylesine bağlantılı, bağımlı ve savun­masız bir dünyada böylesine muazzam boyutlarda veri depolamak ve saklamak, bizleri hayal bile edemeyeceğimiz kadar riske atıyor.

Marc Goodman – Geleceğin Suçları,Timaş,syf;71-81

Dipnotlar:

6 -Cotton Delo, “U.S. Adults Now Spending More T ime on Digital Devices T han Watching TV”, Advertising Age, 4 Mart 2014.

7-IDC Research, Always Connected: How Smartphones and Social Keep Us Kngugcd, Facebook Public Fileş, 4 Mart 2014.

8-Heather Kelly, “By the Numbers: 10 Years of Facebook”, CNN, 4 Şubat 2014.

9 -Facebook, Ericsson, and Qualcomm, “A Focus on Efficiency”, internet.org, 16 Eylül 2013, https://fbcdn-dragon-a.akamaihd.net/.

10-Jose Antonio Vargas, “How an Egyptian Revolution Began on Facebook”, Ne w York Times, 17 Şubat, 2012.

11-Mark Milian, “Google to Merge User Data Across Its Services”, CNN, 25 Ocak 2012.

12-Nate Anderson, “Why Google Keeps Your Data Forever, Tracks You vvith Ads”, Ars Technica, 8 Mart 2010.

13-Nate [kullanıcı adı], “How Much Is a Petabyte?”, The Mozy Blog, 5 Mart 2014.

14-Şirket, sonuçları farklılık gösteren çok sayıda gerekçe ile dava edildi. Google a karşı yöneltilen suçlamaları daha detaylıca incelemek için bkz. www.googlemonitor.com.

15-David Streitfeld, “Google Admits Street View Project Violated Privacy”, New York Times, 12 Mart 2013; David Kravets, “An Intentional Mistake: The Anatomy ol Googles Wi-Fi Sniffing Debacle”, Wired, 2 Mayıs 2012.

16-Claire Cain Miller, “Google Accused of Wiretapping in Gmail Seans”, Ncw York Times, 1 Ekim 2013.

17 -“Specs” teknolojik cihazlar için kullanılan “özellikler” anlamına gelirken, “Specs and City” adı ünlü Amerikan dizisi Sex and the City ye gönderme yapmaktadır, (ç.n.)

18-Google Glass: David Pierce, “The Simpsons May Have the Smartest Thoughts Yet About Google Glass”, Verge, 27 Ocak 2014.

19 -Michael Chertoff, “Google Glass, the Beginning ofVVearable Surveillance”, CNN, 1 Mayıs 2013.

20 -PRNewswire, “Facebook Reports Fourth Quarter and Full Year 2013 Results , Fa cebook: Investor Relations, 29 Ocak 2014.

21- Karen Gullo, “Facebook Sued över Alleged Scanning of Pıivate Mcssages”. BloomK’ig. 2 Ocak 2014.

22-Robert McMillan ‘’Apple Finally Reveals How Long Siri Keeps Your Data’’,Wired 19 Nisan 2013

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*