Büyük Iskender’in Ölümünün Altında Yatan Gerçekler

Dünyaya Boyun Eğdiren Büyük Iskender’in Ölümünün Altında Yatan Gerçekler

Büyük İskender dünya tarihinin gördüğü ender liderlerden biri idi. Çok kısa bir süre içinde Balkanlardan Hindistan’a devasa bir toprak parçasını hızlı bir şekilde ele geçirmiş, nice ülkenin güçlü ordularını yenmiş, aşılmaz kalelerini fethetmişti. Bu kadar kısa bir sürede bu büyük başarıları kazanan iskender dünyayı dize getirmişti ama, acaba bu ye-nilmez adama kim ne zaman hangi şekilde diz çöktürebilecekti? Babası Makedonya Kralı H. Philip, annesi Epir kralının kızı Olimpias idi. Delphi’de tam üç sene Aristo’dan ders aldı.

Babasının seferleri sırasında devleti idare etmeye başladı. Babasının bir suikast neticesinde öldürülmesinden sonra kral ilan edildi. Meşhur Doğu seferine çıkmazdan önce bölge hakimiyetini sağlamayı hedefliyordu. Balkanlarda, çevrelerinde bulunan ve bu uzun sefer sırasında kendilerine sıkıntı çıkarabilecek bütün güçleri sindirmesini bildi.

Spanalılar dışında Yunan devletlerinin tamamını itaat altına aldı. Aslında bu büyük Doğu seferi İskender’den önce babasının fikri idi. Bu amaçla büyük bir Helen ordusu hazırlanmıştı. Babanın hayal ettiği ve hazırlıklarına başladığı bu seferi oğlu gerçekleştirecekli. Çanakkale Bağazı’nı geçen İskender, Truva ziyareti sonrasında bugün Biga civarında bulunan bölgede ( Granikos) Pers Kralı Darius’un ordularını mağlup etti. Buradan güneye inerek Ege kıyıları boyunca ilerledi. Buradaki İyon şehir devletlerine uğrayarak Bodrum’a (Halikamassos) kadar geldi.

Buradan yine kıyı boyunca ilerleyerek Perge’ye ulaştı. Artık Anadolu’nun içlerine geçebilirdi. Yönünü kuzeye çevirerek Friglerin başkenti Gordion’a girdi. Burada efsanevi Gordion düğümünü kesecek, Ankara üzerinden yüzünü yeniden güneye çevirerek Kapadokya üzerinden Kilikya’ya geçecektir. Artık daha temkinlidir çünkü gelen haberlere göre Pers Kralı Darius büyük bir ordu toplayarak bu bölgede konuşlanmıştır. Anadolu’nun Ortadoğu’ya bağlandığı ve bugün Payas Hattı’nda bulunan boğaz hayati önem taşımaktadır. Darius, İskender’i bu boğazdan geçirmemeye kararlıdır. Antik İsos kenti civarında meydana gelen savaşta Pers ordusu büyük bir hezimete uğrar. Elbette İskender, her gittiği yerde hemen başarı kazanamamıştı. Bazı bölgeler onu ciddi şekilde uğraştırıyordu.

Mesela Anadolu’nun güney sahillerinde ilerlerken Toroslar’ın eteklerinde kurulan Termessos kentini uzun kuşatmalara rağmen bir türlü alamayacaktır. Tiros (Sur) şehri on ay, Gazze ise iki ay dayanabilmiştir. İskender, buradan Mısır’a girecek ve burada tanrısal bir kişilik olarak karşılanacaktı. Mısır’ın çifte tacını giymiş ve Eski Mısır tanrılarına kurbanlar kesmişti. Neticede Amon ile görüştüğüne inanılan bir Mısır tanrısı ilan edilmişti.

Yeniden Mezopotamya’ya dönen İskender, burada Darius ile üçüncü savaşını yapacak ve onu bir kez daha yenerek Babil’e girecektir. Ardından Pers Kralı I. Kserkses’in sarayını yaktırır. Bu Pers kralı daha önce orduları ile Makedonya’ya kadar birçok şehri yaktırmıştı. Yola çıkış amaçlarına ulaşmışlardı.

Ezeli düşmanları Perslerden intikamlarını almışlar bütün bir İran coğrafyasını ellerine geçirmişlerdi. Ayrıca Mısır da yönetimlerine tabi olmuştu. Ancak Büyük İskender bunlarla yetinmeyerek, yürüyüşünü sürdürmüştü. Hemedan üzerinden Hindistan’a doğru Pers Kralı ı. Kserkses ilerleyerek Hindikuş Dağları’nı aşmış ve Sirderya’ya gelmişti.

Asya içlerine ilerlerken ele geçirdiği yerlere başta kendi insanlarını tayin eden İskender, sonraları bölge insanlarını da yönetime getirmeye başladı. Ordusuna dışarıdan insan katmamaya dikkat eden büyük kumandan, sonraları kendi birliklerinin yanında ele geçirdiği topraklardan da kişileri yönetime ve orduya almaya başlamıştı. Bu durum yola birlikte çıktığı kendi kumandanları ile arasının açılmasına sebep olmuştu. Hatta bu kumandanlardan bazılarını ihanetle suçlayarak, idam ettirmişti.

Hint Okyanusu’na kadar inen iskendex’in ordusunda çalkantılar dinmirordu. Makedonya’ya gönderdiği yüzlerce Persli genç, eğitimden dönmüş ve orduda üst kademelerde vazife almaya başlamıştı. İskender’in ordusu ayaklandı. Bunun üzerine eski askerlerini törenle Makedonya’ya uğudayan İskender, tamamen Doğulu askerlerden oluşan yeni bir ordu kurdu. Babil’e döndükten kısa bir süre sonra içkili bir gecenin sonunda rahatsızlanarak yatağa düştü.

Bir daha ayağa kalkamayacağı bu istirahati, tam on iki gün sürdü. Bu sürenin sonunda 32 yaşında iken hayata gözlerini kapadı. Cenazesi kendi kurduğu şehir İskenderiye’ye götürülerek orada defnedildi. Ölürken başında bekleyenler, vefatı sonrası bu büyük mirası kime bırakacağını sormuşlardı. İskender’in cevabı kısa ve netti:

“En Güçlünüze”.

Soru: Dünya tarihinin en büyük imparatorluklarından birini kurmuş olan Büyük iskender, şaşılacak bir sürede büyük bir mirasın sahibi olmuştu. Hükümranlığı ve gücü büyüdükçe buna paralel olarak enaniyeti ve benliği de büyümekteydi. Gücüne hayran olanlardan oluşan dostları çoğalırken, yola beraber çıktığı, ona hiçbir şey iken güvenenler de dahil düşmanları da artmaktaydı.

Balkanlardan Hint Okyanusu’na kadar neredeyse bütün düşmanlarını sindirmesine rağmen gizli düşmanları da artmıştı. Babil’e dönüşünde, hem de otuz iki gibi genç bir yaşta beklenmedik ölümü akıllara hep sinsi bir suikast ihtimalini getirmiştir.

Iskender gerçekten bir suikastla mı yoksa bölgeye has başka bir rahatsızlıktan dolayı mı vefat etmiştir?

Cevap: Büyük iskender MÖ. 323’te 32 yaşındayken ölmüştür.

Tarih boyunca Büyük iskender (Alexander the Great)’in hastalığı ve ölümü ile ilgili çeşitli tıbbi hipotezler ileri sürülmüştür. Bu konuya 2014 yılı Ocak ayında Clinical Toxicologydergisinde yayınlanan Yeni Zelanda Otoga Üniversitesi’nden ve ingiltere Birmingham Üniversitesi’nden araştırmacıların ortak çalışması yeni bir bakış açışı getirmiştir.

Büyük iskender’in hastalığı ile ilgili söylemler, hastalığının bir davette alkol alımı sonrası karnının sağ üst bölgesinde keskin ağrı ile başladığı, ateşi olduğu, ilerleyen bir güçsüzlük ve konuşma bozukluğu olduğu şeklindedir. Ve hastalık bulgularının ölümüne kadar yani toplamda on iki gün sürdüğüdür.

Büyük iskender’in hastalığı ile ilgili yukarıdaki yayında yer alan olasılıklar şunlardır:

Alkol alımının neden olduğu akut pankreatit (Ani gelişen pankreas iltihabı)

Alkol alımının neden olduğu perfare mide ülseri (Mide ülser alanında delinme)

Alkole bağlı hepatit (Karaciğer iltihabı)

Sıtma Tifo (Kara hummal

Batı Nil Humması Kalıtımsal bir hastalık

Eski bir yaralanmanın neden olduğu hastalık

Şimdi bu olasılıkları gözden geçirelim:

Aşırı alkol alımı akut pankreatite neden olabilir. Akut paMreatit, pankreasın ani gelişen iltihabi hastalığıdır. Akut pankreatitte karnın üst bölgesinden kuşak tarzında yaniara ve sırta doğru yayılan ağrı vardır. Buna ek olarak bulantı, kusma, ateş, halsizlik, kalp çarpıntısı, terleme, hipotansiyon (tansiyon düşmesi) görülebilir. Yüksek ateş ve sepsis* gelişir, akabinde organların işlevlerini göremez hale gelmesi ile ölüm gerçekleşebilir.

Perfare mide ülseri, karnın üst bölgesinde ani ve şiddetli ağrı ile başlar. Karında yaygın duyarlılık ve sertlik vardır. Tıpta bu bulguya tahta karın adı verilir. Karın zarı iltihaplanır, sepsis, yüksek ateş, şok gelişimi ve sonuçta organ yetmezlikleri ile ölüm gelişir. Yukarıda açıklanan öldürücü düzey gelişmiş olan her iki tablo da çok şiddetlidir, Büyük iskender’in karın ağrısı ise yatışabilmektedir.

Alkale bağlı hepatit ise bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal, sindirim sistemi, kanaması, karında sıvı toplanması (tıpta bu bulguya asit adı verilfr). sarılık ve ansefalit (beyin iltihaplanması) yapabilir. Hastalık alkale bağlı hepatit olsaydı sarılık ve karında sıvı toplanması da beklerdik. Bu bulgulara ait kayıt yok. Ayrıca yemek sonrası görülen karnın sağ tarafında şiddetli ağrı, safra yolları hastalıklarından da kaynaklanabilir ve ciddi sonuçlar doğurabilir.

Safra yollarının ciddi bir hastalığı olan kolanjiti olasılıklar arasına alırsak, karın ağrısı, ateş, titreme, şuur bulanıklığı bulgularıyla birlikte sarılık beklenirdi. Babil’deki sağlıksız çevre şartları nedeniyle sıtma, tifo (kara hummal ve Batı Nil Ateşi hastalıkları daha şiddetli görülmüş olabilir.

Bu hastalıkları kısaca özetlersek: Sıtma, anofel cinsi sivrisineklerin ısırması ile bulaşan bir enfeksiyondur. Ateş, titreme, baş ağrısı, karın ağrısı, bulantı, kusma, anemi (kansızlık), halsizlik ve şuur bulanıklığına neden olabilir. En önemli bulgusu nöbetler şeklinde gelen ateştir. Sıtma da bir ölüm nedeni olabilirdi ama askerreri arasında sıtma olduğuna dair bir bilgi yok. Sıtmanın önemli özelliği olan titremeyle yükselen ateş sonrası terleme ataklarına ilişkin bilgi yok.  Tifo (Kara hummal da olasılıklardan biridir.

Bu hastalığı Salmonella typhi adlı mikrop yapar. insan dışkısıyla bulaşmış su ve gıdalarla yayılır. Kanalizasyonların olmadığı ve kişisel hijyenin önemsenmediği yerlerde hızla yayılır. Ateş, karın ağrısı, baş ağrısı, deri döküntüsü ve bilinç bulanıklığı yapar. Sindirim sisteminde kanamaya ve bağırsak delinmesine yol açabilir. Büyük iskender’in ve askerlerinin bu hastalığa yakalandığına ait bir bilgi yoktur. Ayrıca bu hastalıkta sindirim sistemi kanaması görülebilirdi. Büyük iskender’de ise ani başlayan karın ağrısı vardı ama sindirim sistemi kanaması yoktu. Batı Nil Humması’nın etkeni bir virüstür. Sivrisinek ısırıklarıyla bulaşır.

Geçmişte uzun yıllar Afrika’da ve Ortadoğu’da özellikle israil ve Mısır’ın yer aldığı bölgelerde hastalık yapmıştır. Hastalık ateş, baş ağrısı, eklem ağrıları, kas ağrıları ve deri döküntüleri yapar. Yaşlı, diyabetli ve bağışıklık sistemi zayıf kişilerde daha ağır seyreder. Özellikle yaşlılarda beyin iltihabına neden olabilir. Felce, hareket bozukluklarına ve solunum kaslarını etkileyerek solunum bozukluklarına yol açarak ölümcül olabilir. Büyük iskender ise genç, sportmen yapıda bir kişidir ve diyabetli değildir. Bu nedenle bu hastalık sebebiyle ölümü güçlü bir ihtimal değildir.

Büyük iskender’in ölüm nedeni eskiden olmuş olan internal Karotid Arter (şah damarının dalı) yaralanmasının bir sonucu olarak da düşünülmüştür. Bu tip bir yaralanmada ise boyun ve baş ağrısı ile birlikte körlük beklenmesinden dolayı bu hipotez de zayıftır. Ölüm sebebi olarak kalıtsal bir hastalık olabileceği düşünülürse de, bu tip hastalıkların nadir görülüyor olması bu olasılığı da zayıflatmaktadır. Hastalıklara ait ihtimalleri gördük ve büyük iskender’in bir hastalık sonucu öldüğü ne dair güçlü bir kanıt bulamadık.

Peki Büyük iskender zehirlenmiş olabilir mi? Eğer zehirlendiyse bu zehir ne olabilir?

Büyük iskender’in katıldığı bir davette şarap içtiği ve hastalığının alkol alımı sonrası karnın sağ üst bölümünde keskin bir ağrı ile başladığı, bunu müteakiben ilerleyen bir güçsüzlük ve konuşma bozukluğu meydana geldiği söylenmektedir. Ölümünden önce on iki gün büyük ızdırap çekmiştir. Ve ölümüne kadar şuuru açıktır. Bu bilgiler bize zehirlenme ihtimalinin daha olası olduğunu göstermektedir.

Şimdi olası zehirlere bir göz atalım: Striknin, Hindistan’da yetişen Strychnos nus-vomica adlı ağacın tohumlarından elde edilir. O dönemde hazır bulunan bir zehirdi. Tadı acıdır. Şarabı n içine karıştırılıp verilmesi mümkündür. Genellikle verildikten 3-5 saat içinde öldürür. Dozu azaltılarak verilerek belki de uzun sürede Büyük iskender’in ölmesinin sağlanmış olduğu düşünülebilir. Striknin alan kişinin kaslarında, seğirmeler görülür, kasları sertleşir, yürüme zorlaşır, tıpta opistotonus hali denilen bir kasılma şekli görülür.

Bu tip kasılmada sırt geriye doğru bir yay gibi kasılır ve bilinç açıktır. Solunum kasları felce uğrar, solunum ve kalp durması ile ölüm gerçekleşebilir. Bu zehrin oluşturduğu bulgular Büyük iskender’in bulgularıyla tam olarak örtüşmemektedir. Büyük iskender’in ölümüne sebep olabilecek bir diğer zehir arseniktir. Arsenik bir maden olup, hem böcek öldürücü olarak hem de endüstride (cam, seramik vb.) kullanılabilmektedir. Arsenik, solunum, sindirim ve deri yoluyla alınabilir. içki içine katıldığında, tadı, kokusu ve rengi anlaşılmaz. Alındığında etkisi dakikalar içinde ortaya çıkabilir.

Ilk önce yemek borusu ve mide bölgesinde yanma, aşırı susama hissi olur. Sonra bunlara bulantı, kusma, karın ağrısı, şiddetli ishal ve bazen kanlı ishal eklenir. Sağırsak delinmesi oluşabilir. Ciddi sıvı kaybı, ansefalopati, koma, kalp ve solunum durması ile zehir birkaç saatle birkaç gün arasındaki bir sürede öldürür.

Halbuki Büyük iskender hastalığına on iki gün dayanmıştır. Bir başka zehir ise Veratrum Album’dur (beyaz çöpleme). Avrupa’nın ve Batı Asya’nın nemli yüksek dağlarında bulunan bir bitkidir. Alındıktan sonra 30 dakika ila 4 saat arasındaki sürede zehir-lenmenin etkisi başlar. Etkilerinin on beş güne kadar uzadığı görülmüştür. Veratrum Album alınmasından sonra ani başlayan karın ağrısı, ağızda yanma hissi, bulantı, kusmaya neden olur. Baş dönmesi ve bulanık görmenin ardından, kalp atışlarında yavaşlama (tıpta bu bulguya bradikardi denir), hipotansiyon (tansiyon düşüklüğü) ve şiddetli kas güçsüzlüğü gelişir.

Daha sonra bu bulgulara terleme, uyuşukluk, solunum güçlüğü, kalpte ritim bozukluğu eklenir. Kişi hareket edemez ve iletişim kuramaz hale gelir. En sonunda Koma hali gelişebilir. iddialara göre Büyük iskender bir davette şarap içtikten sonra şikayetleri başlamıştır. ilk önce ani ve keskin bir karın ağrısı olmuştur. Çektiği ızdıraba dayanamayarak dördüncü gün intihar etmek niyetiyle Fırat nehrine doğru sürünerek ileriediği söylenmektedir.

Di-ğer günler daha da kötüleşmiş, hipotansiyon ve bradikardi ile birlikte kas güçsüzlüğü artmış ve hareket edemez duruma gelmiştir. On birinci güne gelindiğinde halen şuuru yerindedir fakat uzun ve yeterli bir iletişim kuramamaktadır. Veratrum Album zehirlenmelerinde de bulgular benzer bir iskender lahidi seyir gösterir ve ölüme yakın son saatiere kadar kişinin şuuru açıktır. Büyük iskender zehirlendiyse zehrin tanıdık bir suikastçı tarafından şüphe uyandırmadan verilmiş olması mantıklı görülmektedir.

Büyük iskender’in hastalığının Arabistan’ı işgal etmeyi planlamasının hemen arefesinde, o dönemin tanınmış bir kişisi tarafından verilen davette başladığı söylenmektedir. Büyük iskender’e bu davette şarap ikram edilmiştir. Veratrum Album’un tadı acıdır fakat şarapla tatlanmaktadır. Bu bilgiler Büyük iskender’in zehirlenmiş olabileceği ve bu zehrin Veratrum Album olabileceğini kuvvetlendirmektedir. Bizler üzerinden 2000 yıldan fazla geçmiş olan bu olaydaki kesin gerçeği herhalde hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.

Talha Uğurluel – Tarih Tıbbı Konuşturdu,syf.34-48

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*