Biz Hiçbir Zaman Kaybetmedik !

Biz Hiçbir Zaman Kaybetmedik

Biz tarih de galibiyetler yaşadığımız gibi mağlubiyetler de yaşadık. Ama hiçbir zaman kaybetmedik. Kaybeden taraf olduğumuzu hissetmedik.

Uhud savaşının sonunda Efendimiz(sav) askerleriyle birlikte dağın eteklerinden zirvesine doğru geri çekilirken Ebu Süfyan aşağıdan şöyle bağırıyordu:
“İşte tarih döne dönedir. Siz bizi Bedir’de yendiniz, biz de sizi Uhud’da yendik.”
Yukarıdan Hz.Ömer(ra) Ebu Süfyan’a öyle bir cevap veriyor ki; bunu bizim anlamamız söylememiz mümkün değil. Çünkü bilinçaltımıza hükmeden batılı zihin kodları bu cümleyi kurmamıza mani. Hz.Ömer(ra) diyor ki:
“Sizin ölüleriniz cehennemde, bizim ölülerimiz cennetdedir. Siz bizi mağlub edemezsiniz!” 
Biz hiçbir şekilde kaybetmeyiz, her halükarda kazanan biziz. Hayatta kalsak da kazanırız,ölsek de kazanırız. Ama biz böyle diyemedik. Modern zamanlarda batı karşısında aldığımız askeri,ekonomik, siyasi yenilgiler öyle bir ruhumuza sindi ki “Biz kaybettik” dedik. Bunu demekle kalmadık. Daha fena daha korkunç bir şey yaptık: 
Döndük Aidiyetlerimizi sorguladık! Bu bir intihardır!

Kuran-ı Kerim açıkça bizden öncekilerin başına gelenlerin bizim de başımıza geleceğini haber veriyor ve cennete ancak böyle gireceğimizi söylüyor. Ama biz diyoruz ki: “Bir elimiz yağda bir elimiz balda olsun, dünyaya hükmedelim, hiçbir fedakarlıkta bulunmayalım, hiç eziyet çekmeyelim, hiç horlanmayalım, cennete gidelim.” İşte bu çarpık zihin durumu bize Aidiyetlerimizi sorgulatmaya başladı. Bunun üzerine İslam Modernizmi dediğimiz ucube yapı ortaya çıktı. Biz o dönemle zihin kodlarımızı, bağlarımızı kestik kopardık. Onun için bizim Asr-ı Saadet’i anlamamız bana çok mümkün gelmiyor.

“İslam’da Kadın” diye bir şey tartışıyoruz bugün. Ümmetin uzun tarihi boyunca bu hiç tartışılmamış ama bugün tartışılıyor.

“İslam’da Kölelik ve Cariyelik” konusunu bugün tartışıyoruz. Niye tartışıyoruz bunları biz? Bunlardan utanıyoruz. Bunlar bizi ele güne karşı rezil ediyor. İzah edemiyoruz. Karnımıza ağrılar giriyor. Peki ne yapıyoruz? Reddediyoruz.

Miras paylaşımı, Kadının şahitliği, Namaz kılmaya alıştırılması gereken çocuklar, Kılmadığında dövülen çocuklar, Karı-Koca arasındaki münasebetler, Kadının kocasına itaati… Bunlar bizim sancılı meselelerimiz. Bunların içinden çıkamıyoruz. Sebep? Çünkü artık Müslümanca düşünemiyoruz! Çünkü artık bilinçaltımızı batılı kodlar oluşturuyor. Bundan hiçbirimiz müstağni değiliz. Hepimiz bir şekilde Modernizm’in bilinçaltımıza zerkettiği düşünce kodlarıyla konuşuyor ve düşünüyoruz. Reflekslerimiz hep bu yönde.

Şurada dışarı çıksak baksak ki; 4-5 adam bir kadını dövüyorlar. Görünce “Yahu bu zamanda böyle şey olur mu? Hangi zamanda yaşıyoruz?” diyeceğiz. Hangi zamanda yaşıyoruz? Ahir zamanda yaşıyoruz. Asıl bu zamanda olur böyle şeyler. Geçmişimizde olmadı böyle şeyler. Fakat bu cümleyi bize kurduran zihniyet nereden geldi? Batı’dan geldi.

Darwin diye bir adam vardı değil mi? Bize “babanız maymundur” dedi. Biz de ona “maymun senin babandır” dedik. Ama bundan 15-20 sene evvel Amerika’da Fukuyama diye bir adam çıktı. ”Tarih bitti” dedi. Biz Darwin’e sövüp saydığımız kadar bu adama sövüp saymadık. Hatta bu adamın ne dediğiyle ilgilenmedik bile. Aslında bu adam, Darwin’in biyolojik kulvarda söylediğini sosyolojik kulvarda söyledi. İnsanoğlu ilkelden gelişmişe doğru gider, yükselir. Tıpkı Darwin’in evrimi gibi… Batı’ya göre bu gelişimi batı insanı artık tamamlamış. ”Artık katedilecek bir seviye kalmadı.Biz zirveye çıktık. Tarih bundan sonra yatay devam edecek.” dedi bu adam. Bu düşünce kodu bize nasıl yansıdı? “Bu zamanda böyle şey olurmu?” diye yansıdı. ”Eskiden olsa ilkel insanlarda bu olurdu ama bugün olmamalı.” Biz böyle bir cümle kuruyorsak bizim bu zihin yapısıyla Asr-ı Saadet’e ulaşmamız imkansız. Çünkü bizim zihin kodlarımıza göre aslında tarih tam tersi bir seyir izliyor, alçalıyoruz! Zirvemiz Asr-Saadet. O, bizim nirengi noktamız.

Efendimiz(sav) ahir zamanda yaşanacak hadiseleri haber verirken buyuruyor ki:
“Ümmetin üzerine her gelen yıl her geçen yılı aratacak.” (3)

O yüzden biz inkişaf etmiyoruz, tedenni ediyoruz. Yani alçalıyoruz. Bu zihin yapısıyla Asr-ı Saadet’e nasıl ulaşacağız? Yapılması gereken şey, Müslüman zihin kodlarını yeniden Müslüman’ın hayatına sokmak. Bunu nasıl yapacağız? Bu bir öğretmenin eline tebeşir alarak tahtaya bir formül yazmasıyla olacak bir şey değil. Bu tarihte nasıl olduysa bugün de aynı olacak. Nasıl oldu tarihte?
Biz tarihi genellikle siyasi hadiselerin kronolojik silsilesi olarak algılıyoruz. Evet,tarihin içinde bu da var ama tarih bundan ibaret değil.

Tarihin bir de ilimler tarihi olarak okunması lazım.Şimdi size basit bir örnek vereyim:
İmam Şafii kendi mezhep usülünü anlattığı bir kitap yazmış adı da Er-Risale. Şafii usul-ü fıkıh ilkelerini anlatmış. İmam Şafii’den 250-300 yıl sonra bir İmam Gazali gelmiş. İmam Şafii’nin temellerini attığı usul-ü fıkıh sistemi üzerine o da bir usul-ü fıkıh kitabı yazmış; El-Müstesna… Şimdi bu iki metni koyuyorsunuz önünüze. Bir yerde mezhebin kurucusunun kaleminden çıktığı şüphesiz olarak bilinen bir metin var. Diğer bir yerde onun mezhebine müntesip olan bir alimin, onun mezhebini teyit ve teşhir için yazdığı metin var. İki metin arasında konuların dışında hiçbir ortak nokta yok. Dili farklı, üslubu farklı, kavramlar farklı… Aynı gayeyle yazılmış çok farklı iki metin var. Niye bu metin (el-müstesna) bu kadar teknik? Aşırı terim var içinde. Mantık terimleri var. Çok teknik bir metne dönüşmüş. İmam Şafii’nin elinden çıkan ise çok arı, çok duru bir metin. Sebep? Çünkü İmam Gazali’nin yaşadığı dönemde felsefi cereyanlar çok fazla. O dönemin şartlarına uygun bir kitap yazmak zorunda kalmış Gazali.

Bu iki farklı metin veya yapı yer yer çatışarak farklı iki koldan devam etti. Ama günün birinde İslam Coğrafyası’nı ve Müslümanları bir araya toplamak ve dahi toparlamak için bu iki farklı yapı birleşmişlerdir.
Moğol İstilası sonrası bu ümmet nasıl toparlandı? Bunun cevabını başka bir yerde bulamazsınız? Bakın! Moğollar gelmiş, devletin başkentini ele geçirmişler, 40 gün yağmalamışlar, halifeyi almış götürmüş öldürmüşler. İslam dünyası baştan başa yangın yerine dönmüş. Ordunuz yok, devletiniz yok, bütçeniz yok, müesseseniz yok, hiçbir şeyiniz yok, tarumar olmuşsunuz. Fakat İslam Dünyası’nı bu hale getiren Moğollar bir süre sonra Müslüman olmuşlar, gitmişler, Hindistan’da Babür devletini kurmuşlar. Nasıl olmuş bu? Cevap burada (elleriyle İmam Şafii ile İmam Gazali’nin metninin ve anlayışının birleştiğini gösteriyor ve kastediyor.)
Ümmetin öyle bir zihni performansı var ki…

Arkadaşlar, bu ümmetin ilim adamları ve gönül adamları sınıfı ayaktaysa, sapıtmamışsa ve izzetini muhafaza ediyorsa bu ümmete hiçbir şey olmaz. Korkmayın ! Bu iki sınıf kokmadığı sürece tuz sağlamdır, bir şey olmaz.

Selman-ı Farisi Hz. diyor ki:
“Bu ümmetin önce geçen kuşaklarıyla sonra gelen kuşakları arasındaki irtibat kopmadıysa, daim ve kaimse korkmayın. Bu ümmet hayr ve salah üzeredir. Ne zaman ki irtibat kopar, sonra gelen önce gelenle irtibatı kaybeder, işte büyük fitne ve bela oradadır.”
İşte biz bu irtibatsızlığın belasını yaşıyoruz. Tarihi okurken de Müslümanca okumuyoruz. Bu yeteneğimiz ve imkanımızı kaybettik. Kendi tarihimizi, kendi aidiyetlerimizi batılıların bize hediye ettiği gözlüklerle ve zihin kodlarıyla görüyoruz. Bu yüzden tarihe bakıyoruz ve :

“Bizim tarihimiz saltanat tarihidir. İnsan hak ve hürriyetlerine riayet edilmez. 
Tasavvuf dediğiniz şey insanı pasifleştiren, uydurma rivayetlerin kırk ambarı bir şeydir.
Fıkıh dediğiniz şey bizi hayattan koparan, hayatı zorlaştıran gereksiz bir şeydir.
Hadis ise bir sürü uydurmadan ibaret bir şeydir. “

Kendi tarihimizi böyle okumaya başladık! Bunu önümüze koyan nedir? Batılı zihin kodlarımızı elsiz ayaksız benimseyip teslim olmamızdan başka bir şey değildir. Nasıl kurtulacağız bu kodlardan? İslami ilimleri yeniden hayatımıza sahici bir biçimde sokarak. Ümmet böyle bir şeye hazır mı? Değil !… 
Ümmet, İslami ilimlerin ehemmiyetini hatta hayatiyetini fark edebilmiş değil. Bu bize çok lüks geliyor. İslami ilimler ile iştigal eden bir müessese mi kurdunuz? Hapı yuttunuz. Gidin şurada bir Kuran kursu açın. Bir hafta içerisinde istemediğiniz kadar yardım gelir, para gelir, dua gelir, her şey gelir. Ama bir İslami ilim müessesesi mi kurdunuz? Vallahi hapı yuttunuz !

Ebubekir Sifil-Sözü Müstakim Kılmak 2

Gelen arama terimleri:

  • biz hiçbir zaman kaybetmedik

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*