Beden ve Uzuvlarla Ilgili Hükümler

Bedenle İlgili Hükümler

Bedenle ilgili ibadetler; gayeler ve bunlara götüren vesileler olarak ikiye ayrılır.

Namazda kıyam, hacda tavaf, itikaf, sa’y (Safa ile Merve arasında koşma), Arafat’da vakfe, Müzdelife ve Mina’da geceleme, vacip ve mendup olan ab-dest ve gusüller, gaye olan ibadetlere örnektir. Cuma namazı, cemaatle kılı­nan sair namazlar ve diğer tüm ibadet ve Allah’a itaat olan şeyleri yapmak üzere bir yere gitme, kötülükleri önlemeye gitme, hasta ve kabir ziyaretine gitme, vesile olan ibadetlere örnektir. îhramlıyken dikişli elbise giymek, gü­zel koku ve yağ sürünmek haram olan şeylerdendir.

Uzuvlarla İlgili Hükümler

Dil, dudak, ağız, karın, burun, göz, kulak, yüz, baş, el, ayak, diz, parmak, parmak ucu, cinsel organ vb. uzuvlarla ilgili hükümler:

Dil: Diğer organlarla ilgili olmayıp farz, mendup, haram, mekruh olan bir çok hüküm dille ilgilidir. Hatta kalple bile ilgili olmayan birçok hüküm dil­le ilgilidir.

Küçük, büyük günahları yapmaya zorlama, kötülükleri emretme, iyilik­lerden menetme, zina iftirası atma, yalanlanması caiz olmayan bir şeyi yalan­lama, doğrulanması caiz olmayan bir şeyi doğrulama, Allah’ı inkar, yalancı şahitlik, batıl olan bir şeye hükmetme, sihir yapma, hicvetme, gıybet etme, söz taşıma gibi haram olan sözleri söyleme, insanların neseplerini inkar et­me, soy ile övünme, ölü için feryadu figan etme dil ile yapılıp hakkında di­nin hükmü bulunan fiillerdendir.

Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, kıyamet gününe iman etme, doğrulanması gerekeni doğrulama, yalanlaması gerekeni yalanlama, iyilikleri emretme, kötülükleri menetme, doğru olana şahitlik etme, adaletle hüküm verme, devlet başkanlarının dinin emirlerini insanlara emretmesi, di­nî ilimleri, Allah’ın rızasını kazanmaya vesile olan ibadetten, fetva ve hü­kümleri öğretme, kötülük yapanlara engel olma, doğru yoldan sapanları ir­şat etme, cahillere ilim öğretme, Alemlerin Rabbini bütün sıfatlarıyla övme, dua etme vb. fiiller de dil ile yapılan ve hakkında dinin hükmü bulunan fiil­lerdendir. Ben müslümanım deyip salih amel işleyerek Allah’a dua eden kimsenin bu duasından: daha güzel bir söz yoktur.

Tövbe/dua, nasihat etme, Allah’ı zikretme, kamet getirme, ezan okuma, Kur’an okuma, hapşıran kimsenin hamdetmesi, yanındaki kimselerin hapşı-rana hayır dua etmesi, selam verme, selam alma, ezan ve kametten sonra il­gili duaları okuma ve benzeri fiiller de dil ile yapılıp hakkında hüküm bulu­nan fiillerdendir.

Lokman (as) bu konuda şunları söylemiştir:

“Kalp ve dil, insanda bulunan hem en faydalı hem de en zararlı et parça­larıdır.” Bu iki organa dair zikrettiğimiz hükümler bunların diğer organlar­dan farkını ortaya koymaktadır ki bu durum Lokman (as)’ın sözünü doğru­lamaktadır.

Doğru ve iyi sözlerin söylenmesini emretmek nasıl dille ilgili bir fiilse, dil İle söylenen Allah’ı inkar ve bundan daha alt mertebede olan, Allah’a isyan içeren kötü sözlerin söylenmesinden yüz çevirmeye dair hüküm de dille il­gilidir. Tüm bunlara eşdeğer hüküm kalp için söz konusu değildir. Ancak kalbin ameli olarak niyet, azim, ihlas ve riya önem arzetmektedir.

Bir kötülüğün yapılması onu yapmaya niyet etmekten daha büyük gü­nahtır. Aynı şekilde Allah’a itaat etmek, itaate niyet etmekten daha büyük ecir kazandırır. Bir iyilik yapmayı düşünüp de yapmayan kimseye bir se­vap yazılır. Yapan kimseye ise on sevap yazılır. Hz. Peygamber (sav)’in “Müminin niyeti amelinden daha hayırlıdır”[108] sözü iki şekilde yorumlana­bilir.

Birincisi, amel olmaksızın sadece niyet, niyet olmaksızın sadece amelden daha hayırlıdır.

İkincisi, Hz. Peygamber bir gün bir kuyu kazan için ecir vaat eder. Hz. Osman kuyuyu kazmaya niyetlenir. Ancak bir ya-hudi onu bu konuda geçer. Hz. Peygamber de şöyle buyurur: “Müminin niyeti onun amelinden daha hayırlıdır.” Yani Hz. Osman’ın kuyuyu kaz­ma niyeti, yahudinin kuyuyu bizzat kazmasından daha hayırlıdır. Çünkü Hz. Osman kazmasa bile sadece niyetinden ötürü sevap kazanır. Halbuki yahudi için kuyu kazmasından ötürü sevap yoktur. Zira yahudi oluşu onun amellerini yok eder.

Dudak: Konuşmaya yardımcı olan organdır. Emredilen ve nehyedilen sözlerin söylenmesinin tamamlanmasıyla ilgili hükümler dudakla alakalıdır. Yabancı birisini öpme gibi haram olan, hacer-i esvedi öpme gibi emredilmiş olan fiillere dair hükümler de dudakla alakalıdır.

Ağız ve vücudun iç kısımları: Ölü eti, kan ve içki gibi haram olan şeyle­rin ağza konması caiz değildir. Açlıktan ölme tehlikesi söz konusu olduğun­da yenilmesi gereken bir şeyi ağza koymak vacip olur. Düğün ziyafeti, kur­ban ve ikram gibi yenilmesi mendup olan şeylerin ağza konulması müstehaptır. Yiyeceklerin yutulması ve dişlerle çiğnenmesine dair hükümler de aynıdır. Bu zikrettiğimiz hususlarda içme de yemek gibidir.

Hz. Peygamber (sav) bir gün torunu Hüseyin’in ağzından sadaka olarak verilen bir hurmayı çıkardı. Hz. Ömer ve oğlu Ibn Ömer yedikleri deve etini kustular. Sonra yedikleri etin haram olduğu anlaşıldı.

îmam Şafii’ye göre içki içen kimsenin bunu kusması gerekir. Şafii’nin bu görüşü muhtemelen sarhoş olma mefsedetini izaleye yöneliktir. Şayet bu gö­rüş içkinin haram olmasına binaense, aynı hüküm haram olan tüm yiyecek­ler için de geçerlidir. Böylece vücudun haram bir şeyle beslenmesi haram ka­bul edilmiş olur. Nitekim haram olan malzemeyle yapılan binanın da yıkıl­ması gerekir.

Ancak Şafii’nin şöyle bir ayrıma gitmiş olması da ihtimal dahilindedir: yenilen bir yiyeceğe ulaşmak mümkün değildir, artık onun malî değeri de ortadan kalkmıştır. Yiyecek başkasına aitse borç olarak zimmete geçer. Bina­ların yapılmasıyla ilgili durum ise farklıdır. Bunu şuradan anlamaktayız: bir kimse bir koyunu on yıl boyunca haram malla beslese o koyunun eti ne ken­disine ne de başkasına haram olmaz. Çünkü yiyeceğin, vasıflarını kaybedip organlarda enerjiye dönüşmesi tüketilmesi anlamına gelir. Artık ona ulaş­mak, onu elde etmek mümkün değildir. Yiyeceğin sahibi ise sadece bedelini talep hakkına sahiptir.

Şöyle bir soru sorulabilir: Gaşbedilen bir yiyecek ağızda çiğnenince de­ğerini kaybeder, bir kıymeti kalmaz ve bedelinin tazmini zorunlu hale ge­lir. Gasbedilen bir köle ölünce malî değeri kalmasa bile mülkiyetin sahibi­ne aidiyeti devam ettiği gibi bu durumda da o yiyeceğin mülkiyetinin mal sahibine aidiyeti devam eder mi? Dolayısıyla onun yutulması da haram mıdır?

Şöyle cevap veririz: Gasbedilen köle Ölünce sahibinin mülkiyeti devam et­tiği gibi bu durumda da mal sahibinin mülkiyeti ortadan kalkmaz. Nitekim kölenin sahibi, onu yıkama, kefenleme, kabrini kazma ve defnetmekle yü­kümlüdür. Yiyeceğin mülkiyetinin mal sahibine aidiyeti ise evleviyetle de­vam eder. Üstelik ağızda çiğnenen yiyeceğin malî değerinin tamamen yok olduğunu da kabul etmiyoruz. Çünkü böyle bir yiyecek temiz ve faydalanı­labilecek durumdadır. Bu yiyeceğin kuşlara, hayvanlara, çocuklara yediril­mesi caizdir.

Zehir ve benzeri zararından ötürü haram olan bir şeyi yiyen kimsenin bu­nu kusması, şayet zararın tamamını ya da bir kısmını ortadan kaldıracaksa vacip olur.

Başkasına ait bir cevheri yutan kimsenin bunu kusarak çıkarma imkanı varsa kusması gerekir. Çünkü cevherin imkan nispetinde sahibine teslim edilmesi gerekir. Burada da kusmak suretiyle hemen teslim mümkündür. Gasbedilen malların sahibine derhal teslimi vaciptir. Bir kişinin binasına, gaspettiği ağacı koyması ve bu ağacın da çürümüş olması durumu gaspedilen yemeği kusmaktan farklıdır. Çünkü ağacı binadan çıkarmak mümkün olsa bile, çürüme sebebiyle çıkarılması gerekmez.

Ağıza su alıp çalkalama suretiyle ağzın temizlenmesi ve abdest alınması­na dair emirler, yine buruna su verme ve burun içi pislikleri temizlemeye da­ir emirler ağız ve vücudun iç kısımlarıyla ilgilidir. Esneme anında ağzın kapatılması ağızla ilgili/hapşırmadan sonra hamdetme ve bunu alçak sesle yapma burunla ilgili hükümlerdendir. Yine üzerine secde etme de burunla ilgili hükümlerdendir.

Gözler: Gözlerin manevî değil maddî pisliklerden temizlenmesine dair hüküm vardır. Gözlerin ne abdestte ne de gusülde yıkanması vacip ya da müstehap değildir.

Kulaklar: Vacip ve mendup olan gusülde kulakların yıkanması, abdestte meshedümesi kulakla ilgili hükümlerdendir.

Yüz: Yüzle ilgili hem vacip hem de mendup hükümler vardır. Yüz ile sec­de etme vaciptir. Namazda başı öne eğme, müminlere güler yüz gösterme, kafir ve günahkarlara karşı hiddetli durma ise menduptur. İhramda iken ka­dınların yüzlerini örtmelerinin haram olması, erkeklerin yüzlerini açmaları­nın müstehap olması da yine yüzle ilgili hükümlerdendir.

Baş: Vacip ve mendup olan gusülde başın yıkanması, abdestte meshedil-mesi baş ile ilgili hükümlerdendir. Başa güzel koku sürmenin İhramayken haram oluşu, ihramlı değilken, ihrama girmeden ve ihramdan çıkmadan az önce güzel koku sürmenin müstehap oluşu ve ihramlıyken başı örtmenin ha­ram oluşu da ilgili hükümlerdendir.

Yüz ve bedendeki kılların yıkanması, bıyıkların kısaltılması, etek traşı ol­ma, koltuk altındaki kılları kesme, saçların kısaltılması, hac ve umrede saçın kesilmesi, uzayıp omuz ve kulaklara sarkan saçların kesilmesi, ihramlıyken saçlara yağ sürme gibi hükümler de vücuttaki saç ve kıllarla ilgilidir.

El: Allah yolunda savaşma, zina eden evli kimseleri recmetme, had ve ta-zir cezalarında sopa vurma gibi el ile güç kullanarak yapmamız emredilen şeyler el ile ilgili hükümlerdendir. Yazılması emredilen şeyi yazma, namaz­da tekbir alırken ve bazı dualarda elleri kaldırma, rükuda elleri diz kapağı­na, secdede yere koyma, hacer-i esved ve rükn-i yemâniyi sağ el ile selamlama, vacip ve mendup olan maslahatları yapıp haram ve mekruh olan mefsedetlerden el çekme, vacip ve mendup gusül ile abdeste sağ el ile başlama, avuç içleriyle ön ve arka abdest bozma mahallerinden birine dokunmayla abdestin bozulması el ile ilgili hükümlerdendir.

Ayak: Vacip ve mendup olan maslahat içeren, haram ve mekruh olan mefsedet İçeren birçok şey ayaklarla da ilgilidir. Maslahat olanlar; camiye gitme, cihada katılma, hasta ziyaretine gitme, davete icabet etme, çeşitli ziyaretlere gitme, cenazelere katılma, bayram törenlerine katılma, tavaf erme, Safa ve Merve arasında hızlı ve heybetli bir şekilde yürüme, namazda ayak­ları biraz aralık bırakarak safa durma, ihramda ayakları açık bırakma. Mef­sedet olanlar; haram ve mekruh olan herhangi bir şeye gitme.

Diz: Secdede diz üzerinde durma, rükuda dizleri dik tutma, secdeye gi­derken ellerden önce dizleri yere koyma gibi hükümler dizle ilgilidir.

Parmak: Vacip, haram, mendup ve mekruh olup parmaklarla yapılabilen her şeye dair hüküm parmaklarla ilgilidir. Vacip olanlar; ok vb. bir şeyi Al­lah için atmak, yazılması vacip olan bir şeyi yazmak. Mendup olanlar; tahiy-yatta otururken sağ elin parmaklarını toplayıp baş parmakla işaret parmağı­nı tutma ve Allah’ın birliğine şehadet edildiğinde işaret parmağını kaldırma, sol elin parmaklarını sol baldır üzerine koyma, secdede ayak parmaklarının arasını açma, temizliğe sağ ayak serçe parmağıyla başlayıp sol ayak serçe parmağıyla bitirme. Zira sağ ayak serçe parmağı parmakların en sağında, baş parmağı ise sol ayağın sağ tarafında, sol baş parmak diğer sol ayak par­maklarının sağ tarafındadır.

El parmaklarıyla kulaklara meshetmek de ellerle ilgili hükümlerdendir. Din sağ kulağa meshetmeyi sol kulağa meshetmekten daha üstün görmemiş­tir. Çünkü meshetmekle elde edilecek maslahat açısından sağ kulakla sol kulak arasında fark yoktur. Yine din sağ yanağı sol yanaktan üstün görmemiş­tir. Ama el ve ayaklar böyle değildir. Din sağ el ve ayağı Allah’ın verdiği güç hasebiyle abdest, tokalaşma, yeme, içme ve hayvan kesme konularında sol el ve ayağa tercih etmiştir. Ayrıca sağ el ve ayak vücudun en üstün uzuvları­dır, ibadette en üstün uzuvların kullanılması, ibadetin yüceltilmesi ve veri­len nimetlere şükretme anlamına gelir.

Sağ el ve ayak ibadetlerde öncelikli olarak doğrudan kullanılmaları hase­biyle sağ elin taharette kullanılması ve onunla pisliklere tutulması mekruh­tur. Yine sağ ayakla tuvalete girme veya mescitten çıkma mekruhtur.

Akıllı kimseler açısından şerefli olana şereflice muamelede bulunmanın güzel olduğunda şüphe yoktur. Ayakkabı giymeye sağ ayakla başlayıp çıka­rırken de sağ ayağı sonraya bırakmak, sağ ayağın ayrıcalıklanndandır.

Benzer bir gerekçeyle tavafa Kabe’nin ön cephesinden başlanır. Zira Ka­be’nin en üstün duvarı orasıdır. Tavafa bu cephede bulunan hacer-i esvedle başlanır ki burası Kabe’nin sağ tarafı ve en üstün parçasıdır. Böylece tavaf yapan Kabe’nin ön cephesinden ve sağ tarafından başlamış olur. Yine-Mek­ke’ye Seniyyeti Kuda mahallinden girilir. Böylece kişi Kabe’nin ön cephesi­ne doğru gelmiş olur. Mescid-i Harama da Beni Şeybe kapısından girilir. Çünkü bu kapı Kabe’nin ön cephesinin tam karşısında dır. Kişinin Mescid-i harama girerken Kabe’yi arka, sağ-veya sol tarafına değil tam önüne alarak girmesi de saygı ifadesidir.

Kabe’nin ön cephesinin üstün olması hasebiyle iki rekat tavaf namazını bu cepheye doğru kılmakla emrolunduk. Rabbini yüceltmek veya ziyaret kastıyla Kabe’ye gelen herkes bunu bilir ve Kabe’ye kapısının bulunduğu ön cephe tarafından gelir. Oraya yönelenler bu durumun farkındadırlar. Nite­kim insanlar evlerinin giriş kapısının bulunduğu ön cephelerini süsler. Her­hangi bir eve kapının bulunduğu ön cephe tarafından gelen isabet etmiş olur.

Yemen şehri Kabe’nin yemininde (sağında) bulunduğu için Yemen diye, Şam şehri Kabe’nin şammesinde (solunda) bulunduğu için Şam diye, Debur şehri Kabenin deburunda (arkasında) bulunduğu için Debur diye isimlendi­rilmiştir. Kabe’nin kapısı doğuya doğrudur.

Karşımızda bulunan bir şeyin sağ tarafımızın hizasında olan kısmının onun sol tarafı, sol tarafımızın hizasında olan kısmı onun sağ tarafı olması Kabe’nin sağ ve sol tarafıyla ilgili bu söylediğimizi doğrular. Kabe’yi karşı­mıza aldığımızda sol tarafımızın hizasındaki duvar onun sağ tarafıdır. Bun­dan dolayı iki cephesine rükn-i yemânî denir. Sağ tarafımızın hizasındaki duvar ise onun sol tarafıdır. Bu taraftaki her iki duvara da rükn-i şâmî denir.

Abdestte daha üstün olan uzuvlar diğerlerine önceliklidir. Diğer uzuvlar­dan üstün olması ve duyu organlarıyla aklın merkezi olması hasebiyle ab­deste yüzden başlanır. Allah’a itaat olan bir çok amelin ve sair işlerin yapıl­masında insanın en çok kullandığı organ olması hasebiyle ikinci sırada kol­lar yıkanır. Ayaklardan daha üstün olması ve zihnî kuvvetlerle organları ha­reket ettiren kuvvetleri barındırması hasebiyle başa ayaklardan önce meshe-dilir. Tüm bunlardan ötürü ayaklar en sona bırakılır, imam Şafii abdestin bu şekilde sıraya göre alınmasını vacip görmüştür. Ancak alimlerin çoğunluğu bunun vacip olmadığı kanaatindedir. Çoğunluğa sadece bir kısım ulema karşı çıkmıştır.

Aynı şekilde ağzın menfaatlerinin burnun menfaatlerinden üstün olması hasebiyle abdestte önce ağza su verilir. Ağız hayatın devamını sağlayan yiyecek ve içeceklerin vücuda girdiği yer olduğu gibi vacip ve mendup olan zikirler, iyiliği emredip kötülükten nehyetme gibi ameller ağızla yapılır.

Abdestlere nasıl olur da avret mahallerinin yıkanmasıyla başlanır sorusu­na şöyle cevap veririz: Çünkü onların yıkanması sonraya bırakıldığında ora­lara dokunmakla abdest bozulacağından, önce avret mahalleri temizlenir. Yani henüz ibadet etmeden abdestin bozulmaması için avret mahalleri önce yıkanır.

Üstünlüğünden ötürü sağ tarafın önceliğiyle ilgili söylediklerimizin bir istisnası başın traş edilmesinde her iki tarafın da bir olmasıdır. Zira sağ şaka­ğın üstündeki saçlarla sol şakağın üstündeki saçlar arasında üstünlük bakımından fark yoktur. Bunun gibi iki gözden birine sürme çekme bıyıkların iki tarafından birini kesme gibi nadir durumlarda üstünlük ve fayda açısından fark bulunmadığı için sağ tarafa öncelik verilmez.

El tırnaklarının kesilmesinde üstünlük ve faydaya bakıldığında baş ve şaret parmağından başlamak lazımdır. Gazali bu parmaklarla başlamanın aslı olmayan bir şey olduğunu söylemiştir. Halbuki birbirine denk bu iki sağ uarmak ile başlamakla bereket ve güzellik umulur. Resulullah (sav), bir şeyi layra yormayı sever, kötüye yormayı kerih görürdü.[109] Çünkü bir şeyi hayra yormak, Allah hakkında hüsnü zan beslemek, kötüye yormak ise suizan bes-emek anlamına gelir. Allah (cc) şöyle buyurmuştur: “Ben kulumun zanru üzereyim. Şu halde benim hakkımda dilediği zanda bulunsun.”[110]

İyimserlik, hayra delalet eden şeyleri görüp işitme ve hayır umup hayrı alep etmektir ki bu Allah hakkında hüsnü zandır. Kötümserlik, şerre dela-et eden şeyleri görüp işitme ve serden korkup ondan sakınmaktır. Bu, kişi­yi yapmayı düşündüğü şeyi yapmaktan alıkoyar. Aynı zamanda Allah hak­anda suizan anlamına gelir.

Burada şöyle bir soru sorulabilir: Ölüm anında hüsnü zan yani ahirette iyi  sonuçla karşılaşma ümidi müstehap görülüp korkunun terki niye istenmiştir?

Buna şöyle cevap veririz: Korku, Allah’a isyandan alıkoyduğu için dinin stediği bir şeydir. Ölüm geldiğinde korkunun mani olduğu Allah’a isyan ar­tık söz konusu olmayacağı için korkuya da gerek kalmaz. Ama hüsnü zan böyle değildir.

Parmak uçları: Bunların abdestte kulakların içine sokulması, çekilmesi emredilen teşbih ve tekbirlerin parmak uçlarıyla sayılması, yazılması emredilen ve benzeri ancak parmak uçlarıyla yapılmaları mümkün olan fiillere dair hükümler parmak uçlanyla ilgilidir.

îhramda olmayanların tırnaklarını kesmesinin müstehap olması, ihramda olanların kesmesinin ise haram olması, kurban kesen kimselerin Zilhicce ayı­nın onuncu günü tırnaklarını kesmemeleri yine ilgili hükümlerdendir.

Cinsel Uzuvlar: Bunları açıp başkasına göstermenin haram oluşu, bu­nun ancak kadın veya erkeğin sünnet olması gibi dinî bir özürle caiz olma­sı bu uzuvlara dair hükümlerdendir. Cinsel uzuvlara dokunmakla abdes­tin bozulması, bu uzuvlardan idrar, meni veya hayız kanının gelmesiyle abdestin bozulması, Allah’ın izin vermediği kimseyle cinsel ilişkiye girme ve boşalmanın haram olması ilgili hükümlerdendir. Yine nikah kıyılan bir kadın ya da sahip olunan cariyeyle meşru çerçevede girilen ilişkilerin men­dup oluşu, bu hususta hanım ve cariyeler arasında denkliği sağlama ilgili hükümlerdendir. Bazı durumlarda cinsel ilişkiye girmenin vacip olması ih­tilaflı bir konudur.

Cinsel ilişkiyle ilgili birçok hüküm vardır. Bunlar altmışa yakındır. Bun­ları inşaallah sebeplere dair hükümleri ve bunların aynı oldukları durumla­rı sayarken zikredeceğiz.

Ayrıca namaz kılarken tahiyyatta ve sair oturuşlarda kalça ve sol ayak .üzerine oturma, kalçaya dair hüküm olarak zikredilebilir.

İzzeddin Ibn Abdüsselam – Islami Hükümlerin Hikmet ve Esasları,syf.292-299

[108] Taberani, 9/237

[109] Ahmed b. Hanbel 1 /257

[110] Buhari, Tevhid, 13/384

Ilimdunyasi.com

Yazar: Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*