Bal Arısının Sanatı,Allah’ın İlmine Delildir

Bal Arısının Sanatı,Allah’ın İlmine Delildir

Cenâb-ı Vâcib-ul-Vücûd’un ilmine ve malumlarına, insanın ilmi kâfi gelmez. Zira insanın malumatı, hepsi toplansa, bir denizden bir damla değildir. Bakınız En-Nahl sûresinin,”Size hayvanlarda, hakîkaten ibret(Allah’ın ilmine delil)ler vardır, Size onların karınlarındaki işkembe pisliğiyle kan arasından (çıkardığı­mız) hâlis süt(ü) içiriyoruz. İçenlerin boğazından afiyetle kolay ge­çer.” mealindeki 66’ncı ayetinde ne büyük îcâz ve i’câz vardır.

Bu ayet-i kerîme ne kadar mûciz ve mu’ciz’dir.. Hayvanların memelerinden alınan sütün, işkembenin içinde toplanan yem ile kan arasından husul buldu­ğunu ilim, takriben altmış sene önce keşfetmiştir. Mesela bağırsaklar içindeki karınca ayakları gibi ince tüyler, kan yapmak üzere hayvanın işkembesindeki yeminden yarayacak gıdayı kana tahvil ettikten sonra, ikinci kez, işkembede toplanmış olan yemden o hayvanın yavrusuna yahud sağılmaya yararlı gıdayı alır. Bu sütün birinci tasfiyesi.. Bu ikinci kez alınan gıda, kana karıştırılmaksızın, kan akışıyla memelere intikal eder. Bu ikinci tasfiye.. Size onların karınlarındaki işkembe pisli­ğiyle kan arasından (çıkardığımız) hâlis süt(ü) içiriyoruz” cümlesinin manası budur.

Hele bir düşünelim.. O asırda, bu işlem kimin aklına gelir?!. Bu İlmî hakikati açıklamaya kim cesaret edebilir?!. Cesaret ederse, nasıl böyle bir İlmî hakikate tesadüf eder?!.. Ey ehli ilim!.. Beraberce bu ayetin hem Allah Teâlâ’nın ilmine, hem Kur’ân’ın hakîkî ilim kitabı olduğuna, hem de Hazreti Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelen vahye kat’î bir hüccet olduğunu itiraf edelim… Yine En-Nahl sûresinin, “Ve Rabb’in bal arısına vahyetti: Dağlardan, ağaçlardan ve insan­ların yaptıkları çardaklardan kendine evler (kovanlar) edin. Sonra meyvelerin her birinden ye. Ve Rabb’inin sana kolaylaştırdığı yay­lım yollarına git. Onların karınlarından, renkleri çeşitli bir şerbet çıkar. Onda insanlar için şifalar vardır. Elbette bunda düşünen bir kavim için büyük ibretler vardir.” mealindeki 68-69’uncu ayetlerinin i’câz ve îcâzına bak.

Bir mü’minin En-Nahletu Tusebbihullâhe kitabını ve Almanlı Baf’tan nakleden Tantâvî’nin bu ayetteki tefsirini okuması lazımdır.

Allah’ın ona göndermiş olduğu ilhamla şereflenen bal arısı hakkındaki on hikmeti buraya yazalım:

1-“Evler edin” ilhamıyla şereflenen bal arısı, en üstün inşaatçı bir mühendistir. Bir İnsan, onaltı sene okur; en az dört sene ihtisas yapar; hendeseyi öğrenmiş olur.. Bal arısı altı ayda hendesenin inşaat bölümü­nü, on ince teferruatıyla öğrenir. Öyle ya, altı köşeli bina, en zor plandır.. Altı köşeli bir ev yapar. Kaç kat, kaç hane?. Saymak lazım..

2-“Sonra meyvelerin her birinden ye” emriyle şereflenen bal arı­sı, üstün bir laboratuarcı, eczacı ve kimyacı olarak her şeyden yer. O altı ay içerisinde bu ilimleri de öğrenir; kemaliyle.

3-Ve bal arısı, Allah Teâlâ’nın ona verdiği gözle, yaylım yollarını takib eder. Üç göz ve her birinde kaç mercek!.. Birinci gözle, çiçeklerin içindeki maddeleri, elli metre mesafeden keşfeder. Dürbün.. İkinci, yani aşağıya bakan gözü, laboratuar vazifesini gören cihazlar.. Kaç çeşit cihaz!.. Üçüncü gözü, yani yukarıya bakan göz, maddeleri birbirinden ayırt edici, adlarını bilmediğim cihazlar.. Fotoğraf çeker; tahlil eder; neti­cesini alır.. Ve daha çiçeğe konmamış.. Aynı zamanda bu göz, kanat­ların içindeki radarla, otuz kilometre ileriyi takib eder.

4-Reisleri olan kraliçenin gözünde, 4900; dişi işçilerde 6300; sade­ce dışarda çalışan erkeklerin gözlerinde ise, 13090 mercimekcik gibi mercekler vardır.

5-“Yollarına git” ilhamıyla şereflenen bal arısının uçuşu, ayrı bir mu’cize.. Öne doğru uçabildiği gibi, ani durumlarda arkaya doğru da uçar. Ve bu uçuşta muazzam ittifak ederler.. Bu uçuşla otuz kilometre mesafeyi bir saatte gidebilir. Aynı zamanda, bir saniye zarfında dörtyüz metre yukardan aşağıya inebilir veya aşağıdan yukarıya çıkabilir.

“Rabb’inin sana kolaylaştırdığı yaylım yolla­rına git.”

6-Yol bilir, yönleri bilir; rüzgar ve yağmurlardan korunur.

7-Kanatlarında haberleşme cihazları da vardır. Hatta kovanın için­deki beylerinin tayin ettiği yaylım hududunu aşmazlar. Kanatlarında da­ha birçok cihazlar var; ifade edemedim.

8,9-“Onların karınlarından, renkleri çeşitli bir şerbet çıkar.”.. Bal arısı balını, çiçek ve arazinin renginden çıkarır. Çünkü mer’ânın rengi ve çiçeklerin çeşitlerine göre, balda renk­ler bulunur. İkinci olarak, o memleketin mikroplarına mukavemet edebi­lecek bir şerbet çıkarır. Binaenaleyh bunda, iki İlmî hakîkat vardır: Birin­cisi, şifâlı bitkileri tesbit eder. İkincisi tesbit ettiği hangi panzehirin, hangi zehiri öldüreceğini bilir.

10-“Onda insanlar için şifalar vardır. Elbette bunda düşünen bir kavim için büyük ibretler vardır.”

Kimya ve fizyoloji olarak da, çıkarmış olduğu balda çok büyük bir ilim mahareti var. Mesela kimyevî olarak bedenin bünyesini takviye ede­cek ve koruyacak, potasyum, kibrit, kalsiyum, sodyum, fosfor, mağnezyum, demir, mağniz gibi madenleri, balın içinde toplar.

Fizyoloji olarak da, en mühim vitaminleri topluyor. Mesela içinde takriben %25 B/1, B/2, B/3, B/4, B/5 vitamini bulunur. Ayrıca mikropları öldürecek maddeler ihtiva eder.

Hele burnunda bir koku alma hassası var. Birkaç tanesi bir yem bu­lurlarsa, raksederler. O raksla kanatlarıyla arkadaşlarını haberdar edip çağırırlar.

O zerrelerden birisi de karınca… Karıncanın sanatı arıdan daha zariftir. Karınca iâşesini temin etmek için çalışması bir yana, yuvasını yer altında dört katlı, kırk haneli yapar. Soğuğun geleceği, güneşin doğa­cağı tarafı bilir; daima yuvasının kapısını güneye karşı yapar. Yavrularını beslemek için bir hayvanı av yapar; o hayvandan bal gibi tatlı bir mad­deyi çıkarıp yavrusuna yedirir. Bazen de bir karınca toplumu diğerine harb açarlar. Harb için bir yeri tayin ederler.

Harb zamanında saf saf, manga manga olurlar. Akşam olunca her bir toplum kendi tarafına gider; toplanırlar; yaralı olanları tedavi ederler; esirleri hapsederler; hatta ken­dilerine hizmetçi ederler. Bazen esirlerini güneşli havaya çıkarır ve başı­na nöbetçi dikerler. Hâsılı en az insan kadar hayât-ı ictimâiyelerinde bilgindirler. Bunlara benzer daha neler, neler… İşte karıncada da tefek­kür et…Bu iki hayvan yer küresindeki şu kadar âlemden iki ferddir.

Bu kelimeyi unutmayalım.. Bir kat apartmanı yapan, yüz ciltlik güzel kitab yazan, hesap makinasını da yapan birer ferdlerdir. Hele bir başını kaldır gök âlemine bak; fezâdaki irtibatına, kainatın nizamına… Ve hem de kendinde tefekkür et… Hâlık’ın ilmini bildiren dellallar yok mu? Yoksa; kulak yok… yoksa; göz yok…

Beraberce ikrar edelim ki Allah vardır, âlimdir, kâdirdir, O’nun bilgi­sine kimsenin akıl erişmez. İşte bu kadar kainat unsurları, demir, bakır, oksijen, azot, hidrojen, altın, gümüş, nebatlar ve sâirelerin her biri ayrı ayrı ilim, fen… ve her fende milyon mesele ve konular… Noktalardan bir noktayı çözen ve bilen kimsenin ilmini ikrar ederken, kainatın Hâlık’ını hatırla… “Onun ilmi ne kadardır; Kaç fen?..” diyebilir misin?.. Hayır, beşer ilmi, O’nun ilmine erişmez. Erişmez ise, Allah’ın kitabı Hazreti Kur’an ve yarattığı kainatın, İlmine delâlet ettiğini beraberce ikrar edelim. İşte İlmullah…

Ey insan! Bak Cenâb-ı Hakk’ın hükmüne.. O’nun sana ihtiyacı yok­tur. O, insanın kalbine ne geleceğini bilendir. İstersen inanma..

“Musa (kavmine) dedi ki: Siz de, yeryüzünde bulunanların hepsi de nankörlük edip (O’nu) inkâr edersiniz de yine şübhesiz Allah (her şeyden) ihtiyacsız ve her hamde layıktır.” [İbrahim,8]

 

İsmail Çetin – Ehl-i Sünnetin Nazarı İtikadın Ölçüsüdür

Gelen arama terimleri:

  • Ikmeti 4900

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*