Aklî Hazların Duyu Hazlarından Daha Değerli ve Daha Üstün Oluşunun Açıklanması

Yirmi İkinci Fasıl

 

Fahreddin Râzî (ö. 1210)

[1] Bilmelisin ki, avamdan kimselerin yapısında baskın olan anlayış, yeme ve cinsel ilişkiden alınan hazzın en güçlü haz ve en üstün mutluluk olduğu yönündedir. Bu yüzden çoğunlukla halk, âhirette yalnız lezzetli yiyeceklere kavuşmak ve orada [hurilerle] çok cazip evlilikler yapmak ümidiyle yüce Allah’a ibadet eder. Bu, bilge ve sûfîler gibi hakikat araştı­rıcıları nezdinde iğrenç bir anlayıştır. Bunun rezilce bir anlayış olduğu birçok açıdan ortaya konabilir.

[2] Birinci delil: insan mutluluğunun şehvet duygusunu ve öfke gücü­nü tatminle ilişkisi bulunsaydı, bu konuda insandan daha güçlü olan hayvanın daha değerli olması gerekirdi. Çünkü deve insandan daha çok yer, kurt daha çok zarar verir ve serçe insandan daha fazla çiftleşir. Öyley­se bunların insandan daha değerli olması gerekirdi. Hâlbuki, ikinci öner­menin geçersiz olduğu kesin olarak bilindiğine göre, insanın mutluluğu­nun kesinlikle bu gibi şeylerle ilişkisi yoktur.

[3] İkinci delil: Mutluluk ve yetkinliğin gerçekleşmesi için her şey bir sebep olabilir. O şey ne kadar çok gerçekleşirse mutluluk ve yetkinlik de o nisbette gerçekleşir. Buna göre yeme ve cinsel arzu insanın mutluluğu ve yetkinliği için bir sebepse, yemekle ve cinsel ilişkiyle daha çok meşgul olan insanı en üstün derecede faziletli saymak gerekir. Fakat ikinci öner­me geçersizdir, çünkü ömrünü yeme, içme ve çiftleşmeye vakfeden insan, hayvanlardan sayılır ve onun âdî ve bayağı olduğuna hükmedilir. Bütün bunlar gösteriyor ki, bu iki arzu gücünü tatminle meşgul olmanın mutluluk ve yetkinlikle bir ilişkisi yoktur; aksine bunlar ihtiyaç ve sıkıntı­ları giderme kabilindendir.

[4] Üçüncü delil: İnsan, yeme içmeden aldığı haz konusunda bayağı bütün hayvanlarla ortaktır. Mesela insan şeker yemekten zevk aldığı gibi bokböceği de pislik yemekten zevk alır. Şayet bu bedenî hazlar insan için en büyük mutluluk olsaydı, insanın bayağı hayvanlar karşısında hiçbir fazileti olmazdı. Daha da ileri giderek deriz ki: Eğer insanın mutluluğu bu gibi bayağı hazlarla ilişkili olsaydı, insanın en bayağı hayvan olması gere­kirdi. Burada ikinci önerme geçersiz olduğu için birincisi de geçersizdir.

[5] Aradaki ilişkinin açıklanması: Bayağı sayılan bedenî hazlar konu­sunda hayvanla insan ortaktır. Şu var ki, insan, aklı sebebiyle o tür istek­lerini gerçekleştirmede geri kalır. Çünkü akla “akıl” denmesinin nedeni, insan için bir bağ ve içinden gelen birçok isteğini gerçekleştirmesine engel oluşudur. Şayet tam mutluluğun yalnız bayağı hazlarla gerçekleşe­ceği varsayılırsa, biz şunu açıklamıştık: İnsan canlıların en bayağısı değil­ken, bayağı hazlardan tam ve mükemmel derecede nasibini alan hayvan­lar ve yırtıcılardır. Bu görüşün yanlışlığı açıkça bilindiğine göre gerçek şudur: Duyu hazları mutluluk ve sevinci gerekli kılmamaktadır.

[6] Dördüncü delil: Bu duyu hazları araştırılacak olsa, gerçekte bunla­rın haz olmadığı, aksine acı ve ızdırabı gidermekten ibaret olduğu anlaşı­lır. Bunun delili şudur: İnsan ne kadar çok acıkırsa yemekten aldığı haz o kadar mükemmel olur. Açlığı az olunca yemekten aldığı lezzet de az olmaktadır. Aynı şekilde cinsel ilişkinin arası uzayınca meni torbasında meni toplanıp çoğalır ve şiddetle sıkışıp ağırlaştıkça sıkıntı da artar. Bu durumda meninin boşalması büyük bir zevk verir. Bu yüzden uzun ara­lıklarla cinsel ilişkide bulunanların aldığı zevk, kısa aralıklarla ilişkide bulunanlardan daha mükemmeldir. O halde bütün bunlar gösteriyor ki, cismânî lezzet sanılan haller gerçekte yalnızca acı ve ızdırabı gidermek­ten ibarettir.

Giyilen elbisenin sebep olduğu hazla ilgili söylenecek söz de böyledir, zira o haz, soğuk ve sıcağın verdiği acıdan kurtuluşun hazzıdır. Netice itiba­riyle bu hazların acılan bertaraf etmekten ibaret olduğu sabit bulunduğu­na göre, bunlarda mutluluğun bulunmadığını söyleyebiliyoruz. Zira öncesi acıya dayanmaktadır, hâlihazırda ise acının yok oluşu sözkonusudur. Bu yok oluş hali ise aslî yokluktan meydana gelmektedir. Öyleyse bu gibi hallerde asla mutluluk ve yetkinlik yoktur.

[7] Beşinci delil: Yiyen, içen, cinsel ilişkide bulunan ve acı duyan var­lık olması hasebiyle insan öteki hayvanlara ortaktır; ancak insanlıkla onlardan ayırt edilir. İnsanlık onun diğer halleri tamamlamasına engel teşkil eder ve o hallerin az ve eksik olmasını gerektirir. Eğer o haller bizzat mutluluk olsaydı, insan olması bakımından insanın eksik, bahtsız ve bayağı bir varlık olması gerekirdi. İkinci öncülün yanlışlığına açıkça hükmedildiğine göre birinci öncülün de yanlışlığı sabit olmuştur.

[8] Altıncı delil: Zorunlu olarak bilinir ki, meleklerin sevinç ve mutlu­luğu, eşeğin ve diğer börtü böcek kabilinden haşeratın sevinç ve mutlulu­ğundan daha değerli ve mükemmeldir. Meleklerde yeme, içme ve cinsel ilişki olmadığı konusunda tartışma yoktur. Oysa zikredilen bayağı hay­vanlarda bu tür hazlar vardır. Eğer en yüksek mutluluk yalnız bu hazlarla gerçekleşecek olsaydı, bayağı hayvanların durumunun Allah’a yakın meleklerin derecesinden daha mükemmel olması gerekirdi. Bu durumda ikinci öncül geçersiz olduğuna göre birincisi de geçersizdir. Hatta burada anlattığımızdan daha yüce ve daha güçlü bir husus vardır; şöyle ki, şânı yüce olan zorunlu varlığın kemâlinin başka varlıkların durumuyla hiçbir münasebeti yoktur. Bununla birlikte Allah hakkında bu bayağı hazlar imkânsızdır. O halde değer ve yetkinlik, bu bayağı hazların dışındaki hal­lerle sağlanmaktadır.

[9] Sözkonusu yetkinliğin tanrılık için geçerli olup yaratıklar hakkında imkânsız olduğu söylenirse, deriz ki, tanrılık için sözkonusu olan [sıfatla­rın] yaratıklar hakkında imkânsız olduğu tartışma götürmez. Ancak Hz. Peygamber (s.a.s.) “Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanın”(1) buyurmuştur.

“Felsefe, insanın gücü nisbetinde Allah’a benzemesidir“(2) demişlerdir. O halde burada “ahlâklanma” ve “benzeme” kavramlarının yorumunu bil­memiz gerekiyor. Malumdur ki, bu iki kavramın anlamı, şehevî hazları çoğaltmakla değil, ihtiyaçları aza indirmekle, iyilik ve güzellikleri yay­makla gerçekleşir.

[10] Yedinci delil: İnsanın mutluluğunun yalnız bu bedenî hazların elde edilmesiyle ve bedenin huzurunun sağlanmasıyla olacağına karar veren o kimseler, bu hazlardan yüz çevirip oruca devam eden ve topra­ğın kendisine sunduğuyla yetinen bir kişiyi gördüklerinde ona büyük saygı duyarlar, hatta onun insan değil meleklerden olduğunu sanırlar ve onun karşısında kendilerini bahtsız ve rezil sayarlar. Bütün düşüncesi yeme, içme ve cinsel ilişki, çabası ise bu hazları elde etmenin gayretine yönelik, ilime, ibadete ve perhizkârlığa arkasını dönmüş birini görünce de onu rezillikle, hayvanca yaşamakla ve ibretlik biri olmakla suçlarlar. Zira bu tür bedenî hazları elde etmek için gösterilen çabanın bir eksiklik ve alçaklık olduğu, bunlara değer vermemenin yetkinlik ve mutluluk olduğu onların aklına iyice yer etmiştir. Aksi halde durum, anlattığımız gibi olmaz, hazlara arkasını dönenleri rezillik ve ibretlik biri olarak suç­lamamaları, hazlara dalıp gidenleri de mutluluk ve yetkinlikle niteleme­leri gerekirdi. Burada ikinci öncülün yanlışlığı, birincisinin de yanlış olduğunu göstermektedir.

[11] Sekizinci delil: Her şey kendinde bir yetkinlik ve mutluluk barın­dırır. O halde bunu dışa vurmaktan utanmamak ve yapmaktan ötürü de iftihar etmek gerekir. Biz, aklı başında bir kimsenin çok yemekle, çok cin­sel ilişkide bulunmakla ve bütün vaktini bunlara harcamakla övünmedi­ğini kesin olarak biliyoruz. Aynı şekilde şunu da biliyoruz ki, insanlar cinsel ilişkiye sadece tenhada girerler, insanların huzurunda asla! Aklı başında birinin bunu alenî yapmaya vicdanı razı olmaz. Bu da gösteriyor ki, bunun çirkin ve iğrenç bir fiil olduğu, gözlerden saklanması gerektiği halkın zihninde iyice yer etmiştir.

Ayrıca aşağılık kimseler birbirine hakaret ederken sin kâf ile söverler. Bu da cinsel ilişkinin son derece çirkin ve bayağı bir şey olduğunu göster­mektedir. Aynı şekilde aşağılık birisi büyük bir topluluk huzurunda, falan adanı karısıyla ilişkide bulunuyor diye anlatmaya kalksa, o adam bu söz­den utanır ve anlatandan incinir. Bütün bunlar bu fiilin yetkinlik ve mut­luluk sayılmadığını göstermektedir. Aksine bu bâtıl ve çirkin bir iştir.

[12] Dokuzuncu delil: Yeme, içmeye düşkün ve huysuz olan at veya eşeğin eğitilmesi zor, değeri ise ucuzdur. Az yiyen, içen her hayvanın eği­tilmesi kolay, değeri ise yüksektir. Görmez misin, eğitilen yarış atı yüksek fiyatla alıcı bulur. Eğitimi kabul etmeyenin ise sırtına semer vurulur ve eşek seviyesinde kabul edildiğinden ancak ucuz fiyatla alıcı bulur. Demek oluyor ki. hayvanların değeri de yeme, içme ve çiftleşmekle ortaya çıkmaz, aksine bu fiillerin az olması ve eğitilip sahibine iyi hizmet etmesiyle belli olur. Hayvan böyleyse, peki ya akıllı hayvan (insan) hakkında ne dersin?

[13] Onuncu delil: Yeryüzü sakinlerinin akıl, bilgi ve ahlâkça gelişme­den önce gayet âdi ve bayağı olduklarında kuşku yoktur. Görmez misin, birinci iklim kuşağında yaşayan zenciler ve yedinci iklim kuşağında yaşayan Slavlar, üâhı bilgiden, hakikatten ve ahlâkî faziletten nasip ala­madıkları için akıllıların zihninde derece ve mertebelerinin düşük ve bayağı olduğu yer etmiştir. Orta kuşakta yaşayanlar ise hakikî bilgilere ve ahlâkî fazilete sahip oldukları için herkes onların insan topluluklarının en değerli ve en mükemmeli olduklarını kabul etmiştir. Bu da gösteriyor ki, insanın fazileti ve kemali ancak hakikî ilimlerle ve ahlâkî faziletle orta­ya çıkar.

Dipnotlar:

(1)-Filozoflar da Tasavvuf ve ahlâk kitaplarında sıkça kullanılan bu söze hadis kaynaklarında rast­lanmamıştır.

(2)-Eflatun’a nispet edilen bu tarif, ilk İslâm filozofu olarak bilinen Kindî (ö. 252/ 866) tarafından, Risale fi hudûdi’l-eşyâ ve rusûmihâ adlı eserinde, altı geleneksel felsefe tanımından birisi olarak zikredilmektedir; bkz. Mahmut Kaya, Kindi: Fel­sefi Risaleler, Klasik, İstanbul 2002, s. 191-192.

Kaynak:Felsefe ve Ölüm Ötesi,Klasik yay.Derleyici:Mahmut Kaya,syf:120-124

 

 

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*