4-Şekil ve Ahlak Benzeyişinden Erkek ve Kadın Lanetlenmişlerdir

Bazı insanlar doğuşta, bazan da sonradan, erkek olduğu halde ka­dınların ahlakında bulunurlar, tıbkı kadınlar gibi konuşurlar. Bu tip erkek­lere dînen muhnis veya muhannes denilir. Hatta Asrı Saadette bile böy- leler bulunmuştur. Nitekim Peygamber zamanında Hit adlı biri vardı. Ka­dınlar ondan sakınmazlardı. Zannedilirdi ki kadınlara ihtiyacı yoktur. Bir- gün Peygamber’in evinde iken, Peygamber aleyhisselam içeriye girmiş, ne baksın ki Hit oturmuş, bir kadını tavsîf ediyor. Diyor ki: “O geldiği zaman dörtle gelir, gittiği zaman da sekizle gidiyor.” Bunun üzerine

Rasûl-u Muhterem:“Dikkat edin! görüyorum ki bu adam orada ne var olduğunu biliyor. Sakın bir daha sizin yanınıza girmesin bu.” buyurmuştur. Binaenaleyh kadın nev’inin kendini hünsa müşkülden ve kadın ahlaklı erkekten muhafaza etmesi gerekmektedir. Çünkü Peygamber aleyhisselam bu ahlaktan dolayı Hit adlı kimseyi sürgün etmiştir. Ulemâ bu hususta ittifak etmektedirler. Binaenaleyh ahlakta, giyim ve kuşamda, konuşmakta, erkekten kendini kadına yahud da kadından kendini erkeğe benzeten lanetlenmiştir;

*“Kadınlardan kendini erkeklere benzetene, erkeklerden de kendini kadınlara benzetene Allah lanet etmiştir ve rahmetinden uzaklaş­tırmıştı.” buyrulmuştur. Kadınlara ihtiyacı olsun olmasın, bir adam hiç­bir sûretle kendini onlara benzetemez. Nitekim ibnu Kelbî şöyle diyor: Hit ileriye giderek: “O kızın ağzı papatya çiçeği gibidir, oturduğu zaman iki olur, konuşursa renk saçar, bacaklarının arasındaki başağı, çevrilmiş bir kap gibidir.” diye o kadını tavsif etti. Rasûl-u Muhterem bu sözleri ondan işitti ve ona şöyle buyurdu: “Hey gidi seni, sen ona inceden inceye bakmışsın, ey Allah’ın düşmanı!” Ve sonra onu sürgün etmiştir. Ulemâ buna binaen dediler ki: Kadın meclisinde erkeği, erkek meclisinde kadını öven ve tavsîf eden, şübhesiz lanetlenir. Çünkü diğer bir hadîs-i şerîfte: *“Kadın ahlakıyla ahlaklanan veyahud (Hit gibi giyim kuşamda kendini kadınlara yahud) kadın olup kendini erkeklere benzeten = erkekleşen kadına Allah lanet etmiştir.” buyrulmuştur. Binaenaleyh iki taraftan da benzet­mek haramdır. İbnuTeymiyye de şunları söylemiştir: Eğer bir adam fıtraten kadın ahlaklı olup huyunu değiştirmeye çalışmazsa, o da bu lanet içine girer. Çünkü böylelerinin maksadları kadınlarla mübâşeret ve mua­şerettir. Bazan da maksadları kadın ve erkekleri buluşturmaktır. Onun için la’netlenirler. Binaenaleyh en azda olsa erkek kendini kadına, kadın da kendini erkeğe her türlü benzetmekten menolunmuşlardır.

Esed oğullarına mensub Ümmü Ya’kûb, Abdullah ibni Mes’ûd’un:

*“Allah dövme yapan ve yaptıran kadınlara, yüz yolan ve yolduranlara, güzellik için diş törpülettirenlere, Allah’ın yarattığı şekli de­ğiştirenlere lanet etmiştir.” diye rivayet ettiğini işitince şöyle demiştir:

“Görüyorum, sen bunları lanetlendiriyorsun.” İbnu Mesud da Ümmü Ya’kub’a: “Ben değil, Allah kitabında onları lanetlemiştir. Çünkü

*“…Habîbim size neyi emrederse onu yapın. Neyi yasak ettiyse ondan da sakının…” [El-Haşir 7] mealindeki ayet-i kerîmede Allah Pey­gamberin emr ve yasaklarına dikkat etmenizi emretmiştir.” Bununla beraber Ümmü Ya’kûb: “Öyle ise şimdi senin hanımın da bunu yapar.” demiştir. Bunun üzerine İbnu Mes’ûd: “Öyle ise git bak.” karşılığını ve­rince, Ümmü Ya’kûb gitmiş araştırmış, sonra ona gelerek: “Vallahi senin iyâlinde böyle bir şey görmedim.” demiştir. Hazreti Abdullah ona: “Ey Ümmü Ya’kûb, bana bak! Eğer karımda böyle bir şey görsem, mutlaka onu boşarım.” demiştir. İmam Aynî bu olayı naklettikten sonra diyor ki: Birçok ulemâ dediler ki, eğer bir kadın süslü püslü elbiselerle yüzüne boya sürerek dışarıda dolaşırsa boşamayı haketmiştir.

Yaratılışı, nesli değiştirmek, şehvânî kuvveti tahrik etmek isteyenler, şübhesiz cemiyeti bozmakla, şehvet ve gazab kuvvetlerini tahrik etmiş olurlar. Bunun için onları edeblendirmek lazımdır. Birçok erkekler kadın­ların bu gibi hallere girmelerinden göz kapatmaktadırlar. Hatta kendileri namazda, niyazda ve camilerin içindeki ilk saflarda bulundukları halde, hanımlarının, gelinlerinin ve kızlarının nahoş ahlaklarına teğâfül etmek­tedirler, doğrusu gaflete girmektedirler. Bunlar da lanetlenen kimseler­dir. Nitekim Rasûl-u Muhterem şöyle buyurmuştur.

*“Görmediğim cehennemlilerden iki sınıf vardır: (a)Yanlarına sığır kuyrukları gibi kamçılar alıp onlarla (haksız olarak) İnsanları döven bir kavim, (b)giyinmiş olarak çıplak, sallanarak yürümeyi öğreten, kırıtkan, başları horasan develerinin eğilmiş hörgüçleri gibi bir sü­rü kadınlardır. Bunlar cennete girmeyecekler ve kokusunu bile duymayacaklardır. Halbuki onun kokusu, şu kadar ve şu kadar uzaktan duyulur.” Bu hadîs-i şerîf, halihazırdaki lanete müstehak insan­ların hallerini bildirmektedir. Çünkü bu hadîs-i şerîf, gaybdan bahseden mucizeli bir hadistir. Ve bildirdiği gibi de olmaktadır. Birçok kadınlar “Giydikleri halde çıplaktırlar.” Erkekler de bunu görüp dururken sükut etmektedirler. Binaenaleyh kadınlar aslî hilkatini değiştirmekten, onların başını bekleyen erkekler ise sükut ve münkeri menetmemekten lanetlenmektedirler. Nitekim diğer bir rivayette de şöyle buyrulmuştur.

*“Ümmetimin sonlarında eyerlere binen (sûreten) adamlar olacaklar­dır. (Beden olarak) Onlar adamlara benzerler (amma kendileri kadın ah­laklı olduklarından tıynetleri erkek değildir), camilerin kapılarında inerler (cuma cemaate giderler). Kadınları ise giyinmiş oldukları halde çıplak­tırlar. Saçları Arab ve acem develerinden türemiş zayıf deve yavru­sunun hörgücü gibidir. Onları lanetleyin. Çünkü muhakkak onlar, Allah’ın gazabına uğramışlardır. Eğer sizden sonra bir millet olsay­dı, muhakkak o millete hizmet edeceklerdi; (şimdi) sizden evvelki milletlerin kadınları size hizmet ettikleri gibi.” Halihazırda birçok müslüman erkekler ahlak olarak kadınlar gibi, kadınlar da erkekler gibi hareket etmektedirler. Ve birçokları gayrı müslim olanlara hizmet etmek­tedirler.

Kadınlar özellikle dar endamlı kısa elbise ile dolaşır, evinin dı­şında süslü püslü, kırıla döküle yürür. Allah’ın bunca verdiği nimete yerli yerinde şükretmez, daima gayrı müslim tarafından icad edilmiş moda­ların hastasıdırlar. Erkekler de bundan göz kapatmaktadırlar. Demek su­retleri erkektir ki bunu hoş görüyorlar. İşte bu çılgın!.. Giyim ve kuşam bolluğu içerisinde nimetin şükründen, faziletinden ve şükrün sevabın­dan her iki nevi de mahrum kalmaktadırlar, işte büyük felaket bu!.. Hülâ­sa evin dışında kadınlar, yaptıkları böyle hareketlerden dolay» erkeklerin de şekâvetlerine sebeb olmaktadırlar. Bu çılgınlıktan kurtulmanın tek çaresi haysiyet ve vakarı korumaktır. Allah mü’minelere şu emri vermekte­dir:

*“Vakarla evlerinizde oturun. (Mahrem olmayanlara yüz ve elden başkası­nı gösterip) Evvelki cahiliyet kadınlarının yürüyüşü gibi yürümeyin. Namazınızı dosdoğru kılın, zekatınızı verin, (ve her hususta) Allah ve O’nun Rasûlü’ne itaat edin…” [El-Ahzâb 33] buyrulmaktadır. Hadîs-i şerîf-tede: “Size evlerinizde oturmak gerek.Çünkü o sizin hakkınızda cihaddır.” buyrulmuştur. Allah ve O’nun Rasûlü, kadınların zarûrî bir ihtiyaç olmaksızın dışarıda dolaşmamalarını, dolaşırken de vakar, hayâ ile dolaşmalarını emreder. Bu emri kırmak imanı zedelemektedir. Denilmesin ki ayet-i kerîmedeki hitab sadece Peygamber’in zevcelerine mahsustur. Çünkü emr umûmîdir.

Mü’minle- rin heva ve hevesi terk etmeleri gerekir. Aksi takdirde memleketin harab olmasına sirayet edecek ve hüsn-ü muaşereti sû-i mübâşerete çevire­cektir. Halihazırdaki moda, süs ve fena ahlak, Allah’ın ve O’nun Rasûlü’ nün, hatta Türklüğün örf ve âdetine aykırıdır. İslamın emri dışında tüm örf ve âdetler cahiliyye devrinden kalan birer örneklerdir. En güzel ifade ile, giyinmiş olarak çıplaklığı terk etmek gerekir. Ve Allah’ın vermiş olduğu İslam nimetine, mal nimetine şükretmek gerekir. Bugün insanlar birçok nimetlerle bürünmüş oldukları halde şükrü îfâ etmemekle Allah’ın rah­metinden çıplak olmaları revâ mıdır? Yoksa erkeklerde mi gayret kal­madı? Artık bu gibi felaketlere son vermek gerekir. Allah Teâlâ milleti­mize intibahlar versin. * “…Ve onlar ki, Allah’ın yarat­tığını değiştirirler…” [En-Nisâ’119] mealindeki ayet-i kerîmenin tefsirinde müfessir Hamdi Yazır’a müracaatı tavsiye ederim.

KADIN VE ERKEKLERİN GAYRI MEŞRU NAZAR VE İHTİLATLARI İNSANLIĞA ZARARDIR

Psikoloji ve ruh ilminde müsbet olduğu gibi, insanın bir manzarayı görmesinde mutlaka nefsinde buluş sezgisi hareket eder. Bu hareketten sonra insan kendini alıkoyamaz. Mesela, insan güzel bir çiftliğe rastlar; içinde güzel kokulu ve renk renk bir gül görür. Görmek esnasında güzel ve renkli gülün güzelliğini sezer, ona yaklaşmak ister. Gülün şekli de aklında sûretlenlr. İşte o anda ondan faydalanmak arzusu, kalb ve nefse akseder. Buna idrak ve sezgi denilir. Uzaktan gülü sevmiş olur, sonra yaklaşmak ister. Buna da buluş denilir. Yaklaştıktan sonra aklına gülü koparmak gelir. Bu da hareket diye tabir olunur. İşte bu üçünü bir­leştiren, amel-i nüzu’dur. Beşer kanunları hepsi, şuurun sezgi ve buluş hallerine karışmaz. Gülü görürsün, faydasını idrak edersin, onu sever­sin, iştihalanırsın. Bunların hepsinde serbestsin. Amma koparma, çünkü koparmakta serbest değilsin denilir. Gayrı müslimlerin hepsi, örf ve âdet­lerine binaen ahlak bahsinde ilk iki noktaya karışmazlar. Ancak üçüncüyü yani koparmayı yasaklarlar. Serbest bırakır, bırakır, bırakır, fakat koparmasını yasaklar. Derler ki: Bu gül senin mülkün değildir.

Bu dünya bir manzaradır, bir çiftliktir. Kadın ve erkek nevi’lerinde güzellik, gülden üstün güldür. Gayrı müslim: “Birbirinizi görebilirsiniz, birbirinize bakabilirsiniz, amma tarafeynin rızası olmaksızın temasta bu­lunamazsınız.” derler. Onların nazarında ahlaksızlık gülü koparmakmış. Amma İslam dîni böyle değil. İlk iki noktadan işe karışır. Birinci emr: Güzel bir manzarada bir gül görsen, bakma; İkincisi: Yaklaşma; üçün- cüsü: Dolayısıyla gülü de koparma, der. Beşerin ıslahı için hangisi gü­zeldir? İnsan görmekten vazgeçebilir, buluşmadan vazgeçebilir, amma sezgiyle beraber buluş da olursa, dönebilir mi acaba?! Şübhesiz aslâ dönemez! Sonra İslam kanununda, tarafeynin rızası değil, ondan evvel Allah’ın ve Rasûlü’nün rızaları söz konusudur. Şimdi, çiftlik veya çimen yerine insan, gül yerine gençlik, koku yerine sevgiyi ve şehveti koyup düşünelim, insanın üçüncü dereceden dönüşüne imkan var mıdır? El­bette yoktur denilecektir.

İslam dîninin ahlakçıları, görmenin dimağa aksedeceği ilk derece­deki sezgiden itibaren vazgeçirmek için üç büyük düsturu ortaya koy­muştur. işte beşer nizamıyla İlâhî nizam arasındaki fark bu düsturlarla bi­linmektedir. Toplumun ıslahı da bu düsturlara bağlıdır. Şöyleki:

1- İnsan cinsinden erkek ve kadının, bilhusus gençlerin sezgi kabili­yetlerini, sonradan meydana gelecek fitneden menetmek için nazarı ha­ram kılmış ve örtünmeyi emretmiştir.

2- Nazarı haram kılmak nisbetiyle, ihtilatı ve örtünmeyi emretmeye nazaran da buluşma ve tanışmayı ortadan kaldırmıştır.

3– Bu emr ve yasağa riayet etmeyene cezaları tayin etmiştir. Şöyleki, bu üç düstur da icmâlî olarak şu ayet-i kerîmelerde beyan buyrulmak- tadır:

*“Mü’min erkeklere söyle; (harama bakmaktan) gözlerini sakınsınlar ve (namus, haysiyetten ibaret) ırzlarını korusunlar. Bu kendileri için daha çok temizliktir. Şübhesiz ki Allah (kulunun gizli ve aşikârede) ne yapa­caklarından haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle; gözlerini sa­kınsınlar, ırzlarını korusunlar ve ziynet mahallerini açmasınlar. (Yüzler ve ellerden) Görünen kısmı müstesnadır. Başörtülerini yaka paçanın (tamamını kaplayacak surette göğüsleri) üstüne koysunlar…” [En -Nur 30-31]mealindeki ayet-i kerîmelerin emrini amelî tatbik insanın ıslahı için kâfidir. Çünkü nazar ve ihtilat olmazsa nefste sezmek, buluşmak ve sonu olmaz. Binaenaleyh hakka tecavüz olmaz. Bu hikmete binaendir ki Rasûl-u Muhterem Hazreti Ali’ye hitaben:*“Birincisi lehinde, İkincisi aleyhindedir.” buyurmuştur.

İnsan nev’inden biri diğerini gördüğü andan itibaren sevgi ve ondan faydalanmak arzusu nefse gelir ve nefs şöyle der: “Bu güzeldir, benim ihtiyacım da vardır.” Ve devamını da düşünür. İşte bu sezgi derecesidir. Bunun gelmemesi için harama bakmak yasaklanmıştır. Çünkü sezgiden sonra müdrikenin kav­ramış olduğu manayı yani faydayı nefs kendisine celbetmek ister. Bu is­tek dimağda bir karikatür çizer, bir plân yapar, şekillendirir. Akabinde irade hissi uyanır. O iş hangi azayla temin edilebiliyorsa, o azayı, sezip sûretlendirdiği arzuya doğru harekete geçirir, buna da irade denilir. Arzunun şiddetine vicdan (buluş), hareketine de fiil denilir. Eğer bu üç olaydan sonra irade kuvveti maksadına ulaşırsa şehvet kuvveti, ulaş­mazsa gazab kuvveti fiile geçer. Bu takdirde gazab kuvveti de arzusuna ulaşamazsa bunalım meydana gelir. İşte bakmamak ve ihtilafta bulun­mamak insanı gazabın, şehvetin ve bunalımın zararlarından temizler. Bu hikmete binaendir ki, “Bu kendileri için daha çok temizliktir.” buyrul­du. Cidden temizlik budur. Bu temizliğe muvaffak olan haliyle ıslah olmuş olur. Allah’ın Rasûlü, bir erkeğin kadına baktığını görünce: * “Gözünü çevir.” buyurmuştur. Yani göz çevrilmezse, yanaşmak arzusu ve faydalanmak arzusu iradeyi tahrik eder. Bu takdirde insan sezgi ve buluştan sonra kötülük yapmaktan kendini alıkoyamaz.

Buluş ve iradeye hâkim olabilmek için de İslam dîni gayrı meşru ihti­lafı yasaklamıştır. Dinden başka hiçbir şey ihtilafın zararını nazar-ı itibara almamıştır. Çünkü örf de âdet ve kanunlar gibi ihtilatı meşru görür. Hal­buki bütün kötülüklerin tohumu, nazardan sonra en zararlı ihtilaftır, yani genç kadın ve erkeklerin bir arada bulunmalarıdır. Ancak seksen yaşın­dan sonra ihtilat az zarar verir, yani kemiyetten keyfiyete geçmez. İhti­lafın zararını ortadan kaldırmak için ayet-i kerîmede şöyle buyrulmuştur:

*“Kendi kocalarından yahud kendi babalarından yahud kendi koca­larının babalarından yahud kendi oğullarından yahud kocalarının oğullarından yahud kendi biraderlerinden yahud kendi biraderleri­nin oğullarından yahud kızkardeşlerinin oğullarından yahud kendi kadınlarından ve ellerindeki memlûkelerinden yahud erkeklikten yana ihtiyacı olmayan (yani erkeklikten kalmış bulunan) hizmetçilerden yahud henüz kadınların gizli yerlerine muttali olmayan çocuklar­dan başkasına ziynet mahallerini göstermesinler. Gizli ziynetleri bilinsin diye ayaklarıyla yere vurmasınlar. Hepiniz Allah’a tevbe edin ey mü’minler. Tâ ki korktuklarınızdan emin ve umduklarınıza da nail olasınız.” [En-Nûr 31]

Onlarla mecburi ihtilat daimi olanlardan başka erkek ve kadının bir araya gelip buluşmaları bu ayetle yasak­lanmıştır. Şu halde halvet olmasa bile kadın ve erkeklerin ihtilaflarının yeri yoktur. Çünkü gözler ve konuşmalar sevgi anında şehveti, nefret anında da gazab kuvvetini tahrik eder. Bu iki kuvvetten biri bedeni istila ettikten sonra yap veya yapma emri boşadır. Çünkü utançtan veya örften başkası zinaya girmeyi engelleyemez. Çünkü gizli yerlerde hayâ tek başına imanı koruyamaz. Zira sezgi ve buluş hissi bedeni istila ettikten sonra, nüzu’ yani fenalıklardan çekinmek imkanı zorlaşır. Nitekim bazı psikologlar: “Nüzu’-u ameli yani bilfiil fenalıklardan çekinmek insanın iradesinin dışındadır. Eğer sezgi ve buluş üçüncü derecesine varmaz­dan evvel insan niyetini hayra çevirir ve harama bakmazsa, fenalıkları düşünmesi bile ortadan kalkıyor. Fakat bu zor bir iştir.” demişlerdir.

Burada bir zorluk yoktur, çünkü insan düşünmediği bir işi yapamaz da. Çünkü hareketler niyetlerin mahsulüdür. Binaenaleyh mü’min bak­mazsa ve ihtilat da olmazsa gayet rahatlıkla hayr işlemeye muvaffak olur ve aynı zamanda fenalıklardan da kolaylıkla sakınmış olur. Bu hikmete binaendir ki önceki ayette zinadan evvel bakmak yasaklanmıştır.

İsmail Çetin – Mufassal Medeni Ahlak,syf:420-458

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*