Zihnî İşlerlik

Hareket bahsini incelerken genelde bedenî hareket üzerinde durduk. Ancak sağlığımız için bedenî hareket kadar önemli olan bir başka hareket türü de zihnî hareketlilik ve işlerliktir. Nasıl bedenin sağlığı için hareket ile sürekli idman hâlinde tutulması önemli ise zihni sıhhatimizin ana koruyucu ilacı da sürekli işler hâlde tutulmasıdır.

Hareketi hep görünür bir şekilde tasavvur ettiğimiz için genel­de hafızamızı sabit bir depo, zihnimizi ise talimat verdiğimizde harekete geçen statik bir kapasite olarak görürüz. “Hafızası güçlü insan” derken kastımız sanki beyindeki hafıza deposu daha geniş kapasiteye sahip insanmış gibi düşünürüz. Hâlbuki ne hafıza sa­bit bir depodur ne de zihnimiz statik bir kapasite.

İnsan zihni de ona bağlı olarak insan hafızası da aynı bedeni­miz gibi her an yeniden oluşlarla şekillenen dinamik bir kapasite­dir.[11] Genetik olarak ya da doğuştan insana bazı özel yeteneklerin verildiği doğrudur, ancak bu yeteneklerin alacağı seyir, onlara sahip olan öznenin bu yetenekleri kullanma biçimiyle doğrudan ilgilidir. Zihnî işlerlik ve hareketlilik bir anlamda bu yeteneklerin geliştirilmesini sağlarken zihnî atalet bu yeteneklerin önce körel- mesine, sonra da yok olmasına neden olur.

O zaman alınması gereken tedbir bellidir; insan zihnini sürek­li zinde tutmak. Hani güzel bir atasözümüz var ya; “İşleyen demir ışıldar”. Zihnimiz de işledikçe ışıldayan bir değerli elmas gibi­dir; kendisine özenle yaklaşılmasını ve içindeki ışıltı hâzinesinin keşfedilmesini bekler. Eğer bu yapılmazsa, önce içine kapanarak paslanır, sonra da saplantılar ve yanlış refleksler üzerinden kendi kendisini tahrip edecek bir süreç içine girer.

Özetle, zihnimizin kapasitesini geliştirebilmek için bu kapasi­teyi doğru kullanmayı öğrenmek ve doğru beslenmek gerekir. Bir çocuk görünür organları olan elini ve ayaklarını kullanmayı nasıl zamanla öğrenirse, zihnini ve beynini kullanmayı da öğrenmeli­dir. Aslında diğer organların kullanımı da beyne bağlı olduğu için belki de en öncelikli geliştirilmesi gereken yetenek beynin nasıl kullanılacağım öğrenmektir.

Peki ne yapmalı? Bu yönde kendi tecrübelerimden ve okuma­larımdan hareketle sana altı pratik tavsiyede bulunabilirim.

Öncelikle, zihnî kapasiteni tanımalısın. Aslında en baştaki ilke­miz her konuda karşımıza çıkıyor ve bizi yönlendiriyor: “Kendini tanı”. Zira bir insanın yeteneklerini geliştirebileceği alanlar hak­kında ancak onun zihnî yapısını tanıyarak fikir sahibi olabiliriz.

İkincisi, zihnî kapasitene güvenmelisin. İnsanın zihnî kapasi­tesi hassas bir tohum gibidir, gelişmesi özen ve güven gerektirir. Bilmelisin ki insan zihni bizim doğrudan idrak etmekte zorlana­cağımız muhteşem niteliklerle donanmıştır. Zihnî kapasitenin zorlandığım hissettiğin her alanda bu yetenekler devreye girer ve sana yeni yollar açar. Yeter ki sen onlara yönelmenin ve onları yö­netmenin yollarını bilesin.

Son dönemde gördüğüm mucizevî bir örnekle zihnimizin di­namik kapasitesini daha yakından tanıma imkânı buldum. 2017 LYS sınavında beş dalda birincilik kazanan Fulya Akkaya’nın ba­şarı hikâyesinin detaylarını dinlediğimde kullanmasını bilen için insan zihninin nelere muktedir olduğunu bir kez daha gördüm. Fulya kızımız doğuştan görme engelli; ancak görünüşte görme kapasitesine sahip olanların görebileceğinden çok daha ötesini, tahayyül ile görebilen bir zihnî kapasiteye sahip. Fulya kendi zihnî kapasitesine öylesine güveniyor ki zamanla annesinin yardımıyla kendi zihin alfabesini geliştiriyor ve soruları kendi geliştirdiği özel yöntemlerle çözmeye başlıyor. Görme engelliler için geliştirilmiş Braüle alfabesini de hiç kullanmadan annesi ile birlikte geliştirdi­ği tarif yöntemleri üzerinden konuları öğreniyor, sınav sorularını diğer öğrencilerle birlikte aynı süre içinde çözüyor.

Düşünün: Di­ğer öğrencilerin gözüyle gördüğü bir denklemi annesinin tarifleri üzerinden zihninde canlandırıyor, sonra onu işleme tâbi tutuyor, elbette kâğıt kalem kullanmadan aynı hızda çözebiliyor ve diğer bütün adayları geçerek birinci oluyor. Tahayyül, hafıza, analiz ve işlem aynı anda gerçekleşiyor. İşin ilginci, anne de hiçbir peda­gojik eğitim almamış ilkokul mezunu bir hanım. Anne de kendi zihnî kapasitesini son derece doğal yöntemlerle geliştirerek kızıy­la neredeyse ortak bir zihin dilini paylaşır hâle geliyor. “Zihin dili” de ilk kez kullandığımız bir tabir; ancak bu iletişimi başka türlü izah etmenin mümkün olmadığını düşünüyorum. Kendi zihin­lerine güvenen ve olmazı olur yapan iki insanın bu olağanüstü tecrübesi bize en çarpıcı hayat dersini veriyor: Zihnini doğru kul­lanmayı bilenler engel tanımaz.

Üçüncüsü, zihnini olumsuz önyargılarla şartlandırmamalısın. Kendi zihnî kapasitesini tanımayan ve ona güvenemeyenlerin en önemli ortak özelliği belli olumsuz ön kabuller ve şartlandırma­larla kendi kapasitelerini daraltmalarıdır. “Matematik bana göre değil”, “Benim zihnim sayısala yatkın değil”, “Ben bu tarihle­ri hafızamda tutamam” vb. olumsuz kanaatler ve ifadeler insan beynine öylesine olumsuz mesajlar gönderir ki kişi o işi gerçekten yapamaz hâle gelir.

Hocalık tecrübesi bana zamanla öğrencilerin zihin yetenek­lerini nasıl kullandıklarım, konuşmaya başladıkları anda anlama imkânı verdi. Kendi zihnî kapasiteleri ile ilgili olumsuz ön kabulü olan öğrenciler daha ilk cümlelerinde bunu gösterirler. Bazen de tersine zihnî işlerliğe sahip olmadıkları hâlde bunu örtebilmek için aşırı bir özgüven içinde görünmeye çalışanlar da çıkar. Bil­melisin ki zihnini “Yapamam” ön kabulü ile şartlandırdığında za­ten o işi yapamazsın, çünkü beynin o talimata göre davranmaya başlar. Aksine “Ben bu işi yaparım” diyerek başladığın her süreçte beynin bütün kapasitesini devreye sokarak onu yapılır kılar. İşte, Fulya’nın hikâyesi…

Dördüncüsü, kitap okuma başta olmak üzere zihnini sürekli işlek tutan faaliyetleri düzenli bir şekilde yapmalısın. Bu çerçe­vede öncelikle bir yanlış algılamayı düzeltme ihtiyacı hissediyorum: Çoğu zaman istirahat ve dinlenmeyi atalet ile karıştırıyoruz.

Bilmeliyiz ki insan bedeni ve zihni aralıksız çalışmak üzere ve aralıksız çalışacak şekilde yaratılmıştır. Dinlenme bu çalışmanın durması değil, çalışma yöntem ve ritminin değişmesidir. Yani, uykuda iken de kas ve eklemlerin ritmi düşer ama sindirim siste­mi çalışmaya devam eder. Benzer şekilde zihnin dinlenmesi, zih­nin durması anlamına değil, bir alandan diğer bir alana geçmesi anlamına gelir. Dolayısıyla, zihnin dinlenmesi adına zihnini âtıl tutmaya çalışma, başaramazsın. Bu yolla sadece zihninin yete­neklerinin ortaya çıkmasını ve tam kapasite ile devreye girmesini engellersin ve zihnin doğal çalışma ritmini kaybeder.

O zaman yapman gereken zihnini sürekli işlek hâlde tutarak yeteneklerini geliştirmek. Bunun en etkili yöntemi kitap okuma­yı bir hayat tarzı hâline getirmektir. Zekâ oyunları ve bulmacalar da bu konuda yardımcı olabilir, ama hiçbir şey kitap okumanın yerine geçemez. Son yapılan çalışmalar düzenli kitap okumanın yaşlanmayı geciktirdiğini ve Alzheimer benzeri hastalıkları en­gellediğini açık bir şekilde ortaya koyuyor. Kitap okumak sadece kelimeleri ve cümleleri zihne ileterek bir anlama sürecini tetik- lemez, aynı zamanda tahayyül gücümüzü artırır ve hafızamızın zinde kalmasını sağlar, çünkü okunan her yeni şey daha önceki bilgilerin tazelenmesini sağlar. Özetle şu ilke zihninin bir köşe­sine yerleşsin: Kitap okumak sadece bilgi edinmenin işlevsel bir aracı değildir; kitap okumak başlı başına bir zihnî şifadır.

Beşincisi, zihninin kapasitesini tek boyutlu olarak meşgul eden faaliyetlerden kaçmıp, zihnî işlerlik boyutlarını çeşitlendir- melisin. Bugün zihnî işlerlik konusunda karşı karşıya kaldığımız sağlık sorunları sadece zihnî atalet ile sınırlı değildir. Bir başka tehdit, zihnin tek boyutlu bir alana yoğunlaşması ve diğer alan­lardaki işlerliğini yitirmesidir. Özellikle bilgisayar teknolojisi ile gelen olağanüstü imkânlar zihnimizin meşguliyetlerini artırmak­la birlikte sağlıklı bir işlerliğin gelişmesine de engel olmaktadır. Mesela bütün gününü bilgisayar başında oyunla geçiren bir gen­cin belli alanlarda zihnî kapasitesini geliştirdiği aşikârdır. Ancak bu gelişim mesela tahayyül, şiirsellik, duygusal hafıza ve İnsanî iletişim gibi yine yoğun zihnî duyarlılık ve işlerlik gerektiren alan­lardaki kapasitenin daralmasına ve varolan hafıza gücünün azalmasına yol açabilir. O zaman yapılması gereken şey, zihnî işlerli­ğin faaliyet alanlarını genişletmek ve zihnî duyarlılığın derinliğini artırmaktır.

Altıncısı, zihin-beden ilişkisinin sağlıklı bir şekilde gelişmesi­ni sağlayabilmek için doğru beslenmelisin. Bugün artık aldığımız besinlerin sadece bedenimizi değil zihnimizi de etkilediğini bi­liyoruz. Burada alınacak tedbir çift yönlüdür. Bir taraftan başta beyin olmak üzere zihnî faaliyetlerimizi yöneten organlarımızın sağlıklı beslenmelerini sağlarken diğer taraftan bu kapasiteyi daraltıcı etki yapan alkol, sigara, uyuşturucu ve zararlı yiyecek ve içeceklerden uzak kalmak gerekmektedir. Beyinsel faaliyetler fizikî faaliyetlerden daha çok enerji gerektirir. Bu da zihnî sağlık ve işlerlik için kaliteli ve bilinçli bir beslenmenin önemini ortaya koymaktadır. Ancak gençlerimizin zihnî sağlığı için gerçek teh­likeyi alkol, sigara ve uyuşturucu alanında görüyorum.

Zihnini teskin ettiğini düşünerek alışkanlık hâline getirdiğin her dam­la alkol, her nefes sigara ve her gram uyuşturucu senin zihnini köleleştiren en büyük düşmandır. Zihnini teskin edecek en etkili ilaç gerçek anlamıyla muhabbettir. Böyle bir ihtiyaç hissettiğin­de seni köle edecek olan uyuşturucuya değil, seni muhabbetiyle kendine döndürecek olan ailene ve dostlarına sığın.

Ahmet Davudoğlu – Duruş,syf.456,460

11 Bu alana ilgi duyanlar, farklı konu ve kavramlar arasında hızlı ve etkin geçiş yapabilme yeteneğini açıklayan bilişsel esneklik (cognitive flexibility) ve beynin insan yaşamı boyunca etkin bir şekilde değişebildiğim anlatan beyin plastısitesi {neuroplasticity) kavramlarını inceleyebilir.

 

Yazar: Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.