Son yarım asırda ateizmin propaganda haline getirdiği söylemlerinden biri de çoğunlukla zeki insanların ateist olduğu iddiasıdır. Ateistler, kendi inançsızlıklarım makul gösterebilmek, popülaritesini artırabilmek için günümüzde müspet ilimle iştigal eden bilim adamlarının çoğunluğunun ateist olmasını dayanak göstermekte ve bu mantıksız çıkarıma meyletmektedirler. .“Bilim adamı olmak zeki olmayı gerektirdiğine göre zekâ da ateizmi gerektirir” şeklinde bir propaganda yürütmektedirler. Fakat biz meselenin bu propaganda tarafına bakmayacağız. Bizatihi ortaya konan iddianın kendi içerisinde ne kadar tutarlı olduğunu, bunun Müslüman olmakla, dinle ne kadar bağdaştırılıp bağdaştırılmayacağını inceleyeceğiz.
Şunu ifade etmemiz gerekir ki dünya genelinde, bilim noktasında ilerlemiş olan Japon toplamına baktığımızda IQ seviyelerinin yüksek olduğu ifade edilir.[483] Bunun yanı sıra Japonya’da %70 oranında ateisttik olduğunu görüyoruz. Yani ateizm Japon toplumunda, ciddi anlamda galibiyet sağlamış durumdadır. Fakat buradan hareketle “Japonların ciddi seviyede bilim yapmalarına bağlı olarak atesit oldukları” çıkarımında bulunmak son derece mantıksızdır. Zira Japon toplumunun ateist olmasının ardında yatan sebebin, zekaları mı yoksa İslama tanıyamamalarından kaynaklanan bir durum mu olduğu tarafı, somut şekilde ortaya konmadan böylesi iddiaları ortaya atmak sadece varsayım olmaktan ibaret kalacaktır.
Halbuki diğer dinler içinde de farklı dinlere ve ateizme savrulmalar görmekteyiz. Öyle ki Kur’ân-ı Kerîm’in bize aktardığı şekilde, Hristiyanların kendi kitaplarını tahrif etmeleri sebebiyle ortaya çıkan tutarsızlıklar, ortaya koydukları apokrif hikayeler vs. bugün yüksek oranda din değiştiren ve ateistleşen bir millet olmalarına sebep olmaktadır.[484] Son yıllarda Yahudilik ve Hristiyanlıktan ateizme geçişlerin de bir hayli fazla olduğu belirtilmektedir. Yani bu tür tahrif edilmiş din mensupları, dinlerinin öğretileri kendilerini aklen ve ruhen tatmin etmediği için ateizme geçişi yeğleye- bilmektedirler. Hiç şüphesiz ki bu durumun altında zamanımızın en büyük hastalığı haline gelmiş hedonist anlayışın oynadığı rol de inkâr edilemez bir hakikattir.
Tüm bunlara nispetle İslam’dan irtidat sayılarına baktığımızda bunun nadir olduğunu göreceğiz. Şayet mantıksızlık, akılsızlık veya zekâsızlık İslam’a mâl edilecek olsaydı bugün Müslümanların toplu bir vaziyette İslam’dan irtidat etmeleri -Allah muhafaza etsin- gerekecekti. Halbuki bugün dünya genelinde bilimsel anlamda çalışmalar yapan, birçok başarıya imza atan Müslüman bilim , adamları var. Bunlar neden irtidat etmiyorlar? Yani bilimselliğin doğrudan İslam’dan uzaklaşmayı gerektirdiğine yönelik ispat edilmiş hiçbir somut netice yoktur. Aksine bu nedenselliği var gibi göstermelerinin ardında yatan sebep, bilime katılan aşırı karizma üzerinden bahusus gençliği ateizme özendirmektir. Öncelikle bunu tespit etmiş olalım.
Zeki olan insanlar ateist oluyorlar şeklindeki mantığın îslam’m yetersizliğiyle herhangi bir alakası yoktur. Diğer dinler için söylenebilir. Örneğin bugün Islâm’ın Amerika’daki yayılışını ele alacak olsak ciddi bir artışın söz konusu olduğunu göreceğiz. Hatta, “Pew Araştırma şirketinin yayınladığı bir rapora göre, Amerika Birleşik Devlederi’nde Müslüman nüfusu 2040’ta Yahudileri geçecek. Rapor, mevcut gidişata göre İslam’ın 23 yıl içinde Musevilik’ten sonra ikinci en büyük din olacağım ortaya koyuyor.”[485]
Daha genel bir perspektifle Batı’ya baktığımızda milyonlarca insanın her yıl İslam’la müşerref olduğu ifade ediliyor. Hatta 50 yıl sonrası gibi zaman zarflarında Avrupa’nın çoğunluğunun Müslüman olabileceği dahi konuşulmaktadır.[486] Bu durumu mutaassıplık gibi kavramlarla izah etmeniz mümkün değildir. Aksine insanlar hakkı gördükçe, “böyle olmalıdır” diyebilecekleri bir din hüviyeti gördükçe fıtratlarında var olan temayül ile hakikate ram olarak İslam’la müşerref oluyorlar.
Bir diğer husus ise zeki insanların ateist oldukları iddiası. Bu iddianın gerçekliğini ölçmek için öncelikle “zekâ denen şeyin ne olduğu” sorusunun cevaplanması gerekir. Zira siz zekadan sadece insanlığın faydası için bilimsel noktada teknikle alakalı belli şeyleri üretmeyi anlarsanız, bugün teknik olarak çalışan çokça bilim adamının ateist olmasını delil olarak kullanabilirsiniz. Ne var ki zekânın böyle bir şey olduğunu ispatlamanız mümkün değildir. Böylesi bir zekâ tanımı, kavramlara ideolojik ve sübjektif manalar yükleme sığlığından başka bir şey değildir.
Zira ateizm bize koskoca bir hiçliği vaat etmektedir. Ateizmin hiçbir mefkûresi yok, düşünce dünyası yok, mimarisi yok, sanatı yok, sanata inancını yansıtması yok, dünyada niçin yaşadığına dair bir cevabı yok, hayatla alakalı bir anlamlandırma gayesi yok… Kısacası hiçbir şeyi yok. Tüm davasını “yokluk” üzerine kurmuş bir inançsızlık boşluğudur Ateizm. Bir diğer değişle bu dünyada sadece zevki ve sefası için yaşayabilme sefahatidir. Ateizm insana hiçbir şey va- detmemektedir.
İmdi zekâ denen şey, eğer bu hayat içerisinde belli araçları gereçleri üretmeye indirgenmişse, onlar o anlamda kendilerini zeki kabul edebilirler ama Müslümanlar için böyle bir şey söz konusu değildir. Zira bize göre zekâ bu tarz üretimlerin yanında hayatı anlamlandırabilmek, üretmeye sahici bir gaye yükleyebilmek ve tüm bunların ötesinde ucu başı mamur bir düşünce dünyasına sahip olabilmektir. Bu çerçevede tarihimize baktığımızda Ali Kuşçu gibi isimlerle karşılaşmaktayız. Astronomi ve matematikteki dehasıyla asra damgasını vuran bir bilim adamıdır. Ali Kuşçu’nun astronomi ve matematik üzerine yazmış olduğu eserleri medreselerde ders kitabı olarak da okutulmuştur. Bu hususta Kâtip Çelebi, eserinde “Meşhur âlim Ali Kuşçu tarafindan Fâtih Sultân Mehmed adına te’lîf edilen, hesaptan Muhammediye ve hey’etten Fethiye ile yine hey’etten Mahmud bin Ömer Çagminbnin el-Mülahhas adlı eseriyle, bunun Kadızâde-i Rûmî tarafından yazılmış şerhi 15. ve 16. asırlarda medreselerimizde tedris edilmiştir”487 demektedir.
Tarihimizde Cabir b. Hayyan gibi isimler varken bugün atom fiziği dendiğinde akla hemen Einstein, Hawking gibi isimlerin gelmesi, yaşadığımız çağda bilim üzerinden yürütülen deizm ve ateizm propagandalarının bir sonucudur. Atom ve kuantum fiziği söz konusu olunca bu isimlerin başka hiç kimse yokmuşçasına revaçta tutuluyor olmasının bir nedeni de budur. Bunu bazen geçmiş dönemlerde belki onların katbekat fazlası olabilecek Müslüman isimleri perdeleyebilmek için yapmaktadırlar. Biz bugün şu yazıda “zeki insanlar ateist mi oluyor” konusunu konuşuyorsak bu bir açıdan Müslümanların tarihinde bile hiçbir üretken isim olmadığı algısıyla doğrudan ilintilidir. Halbuki 1200 yıl önce atom denen maddenin en küçük parçasının da bölü- nebileceğini bulmuş olan bir isimden bahsediyoruz.
“Efsanevi bir kişilik olarak kimya çalışmalarının zirve noktasını temsil eden Câbir İbn Hayyân’ın tıp, astronomi, matematik ve felsefeyle ilgili çalışmaları da vardır. Kimya tarihindeki yerinin büyüklüğü ve önemi bilim tarihinde her zaman öne çıkarılmış ve birçok bilim tarihçisince Böyle(1627-1691), Priestley (1733-1804) ve Lavoisier (1743- 1794) gibi, modern kimyanın kurucuları ile denk olduğu dile getirilmiştir. Belirgin bir biçimde öne çıktığı bir diğer alan da deneysel yöntemi kullanmış olmasıdır. Hem yaptığı bilimsel çalışmaları hem de deneysel yöntemin önemini kavramış ve başarıyla uygulamış olması Câbir İbn Hayyân’ın bütün kimya çalışmaları üzerinde derin bir etkisinin olmasına yol açmıştır.”[488]
Bu noktada İslâm tarihinden örnek olarak sunabileceğimiz isimler bir hayli fazladır. Örneğin Biruni ve Kindi isimlerden hemen her yerde bahsedilir, zira bunlar bilim tarihi dendiğinde akla gelen ilk isimler arasındadır. Lâkin bunların yanında yüzlerce bilinmeyen önemli mucidler ve bilim insanları da vardır.
Örneğin Aydınlı Hacı Paşa desek kim tanır? Anadolu’nun meşhur tabiplerindendir ve deha seviyesine çıkmış olan bir bilim adamıdır. XIV. yüzyılda Karamanoğulları idaresinde bulunan Konya’da doğduğu ifade edilir. Kahire’de okuduğu zamanlarda ciddi bir hastalığa yakalanıyor ve bu sebeple tıbba merak salarak tıpta zirve isimlerden birisi oluyor. Hatta bugün, “Hacı Paşa’nın Şifâul Eskâm ve Devâü’l-Âlâm Adlı Eserindeki Şurup Formülleri” isimli bir çalışma dahi yapılmıştır.[489] Kendisi Celaleddin Hızır olarak da bilinir ve aynı zamanda dini ilimlerle alakalı da maharet sahibi olan müktesebat sahibi birisidir. Ekmeleddin Babertî’den okuduğu da ifade edilir.
Keza Bayranıoğlu Aliağa. Roketi bulan zat olarak ifade edilir. Diğer bir tabirle günümüzdeki roketlere benzer yeni bir ateşli silahı icat ettiği ifade edilir.490 Bu zatlar Osmanlı ecdadımızda, aynı zamanda İslâmî ilimlerde de söz sahibi büyük ulemadandır.
Hepsi bir yana, İsmail Gelenbevî gibi bir deha var ecdadımızda. Aynı zamanda bir İslam alimidir; kelamcı bir zattır. Bunun yanı sıra matematikçi ve mantıkçıdır. “Sultan III. Selim (1203-1222/1789-1807) döneminde ordu, İstanbul Kâğıthane’de Padişah’ın huzurunda bir geçit töreni yapmış. Orada birtakım savaş tatbikatları yapıldıktan sonra, belirli bir hedefe humbaralar (havan topları) atılmış. Fakat atılan mermiler hedefi ıskalayıp isabet etmemiş. Padişah humba- ranın kuvveti, hedefin uzaklığı ve humbaranın yönlendirilmesiyle ilgili hesaplamalarda yapılan bu hataya öfkelenmiş. O zaman humbaranın nasıl atılacağı ile ilgili hesaplar, bugünkü mükemmelliğine henüz ulaşmamış. Bunun üzerine Padişah’m yakınlarından biri, Gelenbevî nin ince hesaplar ve mekanik hususlardaki dehasından bahsetmiş. Gelenbevî getirilmiş, Padişah ona humbaraların konumlarını düzeltmesini emretmiş. Gelenbevî, hemen humbaranın gücünü, merminin ağırlığını ve hedefin uzaklığını hesaplamış ve buna uygun olarak humbaraların konumlarını düzeltmiş. Sonra hedefe atış yapılmasını istemiş. Binlerce seyircinin alkışları altında mermilerin hepsi peş peşe hedefe isabet etmiş. Gelenbevî’nin bu işi, Padişah’m çok memnun olmasına sebep olmuş ve zaman durdukça Gelenbevî ye ve nesline her gün on iki rıtıl pirinç tahsis edilmesini emretmiş.”[490] Son dönemin büyük âlimlerinden Muhammed Zâhid el-Kevserî, “Biz memleketten ayrılmadan hala torunları bu miktar bir pirinç almaya devam ederlerdi” demiştir.
Yine malumdur, “Gelenbevî, matematik konusundaki dehasını ve bu alanda meydana gelen yenilik ve gelişmeleri takip ettiğini, 1787 yılında İstanbul’a gelen bir Fransız mühendisinin Bâbıâli’ye sunduğu, ancak dönemin ilim adamlarınca pek anlaşılmayan bazı logaritma cetvellerinin nasıl kullanılacağı hususunda yazdığı, Logaritma Şerhi adıyla da tanınan Şerh-i Cedâvili’l-ensâb adlı Türkçe eseriyle ortaya koymuştur. Kaynakların belirttiğine göre onun bu başarısı, Fransız mühendisinin de katıldığı bir toplantıda devrin reîsülküttâbı Mehmed Râşid Efendi’nin Gelenbevî’ye bir samur divan kürkü armağan etmesiyle kutlanmıştır’’[491]
Tüm bunların yanı sıra bilim alanına giren çalışmalarda deha seviyesinde olan isimlerimiz olduğu kadar, İslâmî ilimler sahasında da zekasıyla meşhur, senet değişiklikleriyle rakamları milyonu aşan hadisleri ezberlemiş olan imamlarımız da vardır. Örneğin İmam Ahmed b. Hanbel’i, Yahya Bin Main’i, İbn Vehbleri, Yahya b. Said el-Kattan gibi isimleri inceleyen bîr isim, sahip oldukları zekânın normal bir insan seviyesini fersah fersah aştığını rahatlıkla görecektir. Sadece bu hadis imamlarının müktesebâtını ve hıfz kabiliyetini inceleyen bir kimsenin Islâm’ın zekâda bir geriliğe sebep olduğu şeklindeki kendini gülünç duruma düşüren bir iddiada bulunması mümkün olabilir mî? Bu isimlere tarih boyu adını yaşadıkları çağa ve sonraki asırlara yazdırmış olan İmam Bakıllânî, Cüveynî, Gazzâlî, Râzî, Şehristânî gibi nice isimler eklenebilir. Normal bir insan iki önermeyi bir anda düşünemezken bir anda yedi önermeyi birden düşünebildiğini söyleyebilen bir Cüveynî var bizim tarihimizde. Fatiha gibi birkaç ayet-i kerimeden oluşan bir süre-i celileden 10 bin meseleyi istinbat edebilen bir Fahruddin er- Râzî’miz var.
Tarihimizi iyiden iyiye gözden geçirdiğimizde her bir karesinde bu göz kamaştırıcılığı görebiliyoruz. Lâkin günümüzde, bilim ve teknik anlamında bir şeyler yapan batı yüceltilip duruluyor. Öyle ki Müslümanların tarihte hiçbir başarısı ve başarılı ismi yokmuşçasına… Bu durumun biraz da bizden kaynaklandığını da söylememiz gerekiyor aslında. Müslümanlara düşen, matematiğiyle, mimarisiyle, fiziğiyle, kimyasıyla, astronomisiyle, mantığıyla geniş bir yelpazede tarihini; tarihî şahsiyetlerini tanımak ve tanıtmaktır.
Müslümanların maruz kaldığı en büyük talihsizliklerden biri de bahusus bir asrı aşkın zaman önceki kökleriyle bağının koparılması hadiseleridir. Bütün bunları tasarlayanlar, Müslümanların başına gelen nice yıkıcı kasırgaları yok sayıyor ve ideolojik bir savaş sonucunda Müslümanların bugün uğratılmış olduğu bu zayıf durumu zekâsızlık olarak lanse etmeye çalışıyorlar. Bu çok büyük bir propagandadır ve yalandır. Bahsini yaptığımız bu erozyonlar ve yakın tarihte yaşanmış bu manevi yıkımlardan dolayı Müslümanlar bugün bilimsel olarak çalışma yapabilecekleri ortamlara girme imkanına sahip değiller. Zira Müslüman, böyle bir ortama girmesi durumunda dininden birçok hususla alakalı taviz vermesi gerektiğini görüyor. Şu ikilemin arasında kalıyor adeta: “Ben ahiretimi mi tercih edeyim, yoksa dünyamı tercih edip bilim adamı mı olayım?” Pek tabii Müslümanlığı gereği ahiretini tercih ediyor. Ne hazindir ki, Müslümanları bu duruma getirenler şimdi Müslümanları geri zekalı olmakla suçluyorlar.
Şu noktaya da değinip bitirelim: İslami ilimlere çalışan insanlara baktığımızda bunlar az zekâ gerektiren şeyler midir? Bu kadar Tefsir, Hadis, Fıkıh, Mantık, Kelam gibi ilimler… Tabi yine suçun büyük payesi Müslümanlardadır. Niçin? Zira zeki olan çocuklar İslami ilimlere yönlendirilmiyor ki İslami ilimlerin insana nasıl bir ufuk kattığı, nasıl mütekamil, zirve şahsiyetler yetiştirdiği ortaya çıksın. Böyle olmayınca da İslâmî ilimlerdeki tedrisat düzeyi vasat seviyede ilerliyor. Zeki olan kişiler başka yollara, başka mercilere kanalize edildiği için bugün İslâmî ilimlerin nasıl dirayetli şahıslar yetiştirdiği gerçeğini maalesef müşahede edemiyoruz.
Ezcümle, zeki insanların ateist oldukları şeklindeki iddia; zekanın bilim yapmaya, bilim yapmanın da ateist olmaya indirgenmesi ve tüm bunların da ateizm propagandası yapmaya evrilmesinden kaynaklanan bir propagandadır, manipülasyondur, çarpıtmadır. Bu tür iddiaların ne İslam tarihinde yetiştirilmiş olan mütemayiz şahsiyetlerle, bilim adamları ile, alimler ile; ne de günümüz açısından İslami ilimleri tahsil için elzem olan üstün zekâ seviyesi gerçeğiyle bağdaşabilecek bir yanı yoktur.
Ömer Faruk Korkmaz – Sorun Kalmasın c.2,syf:391-400
———————————————————–
[483] Richard Lynn and Tatu Vanhanen tarafından, Intelligence and the Wealth and Poverty ofNations isimli kitapta uluslararası IQ seviyesi sıralamasında Japonların 2. sırada yer aldığı belirtilmektedir. Bkz. https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Clkelere_g%C3%B6re_IQ
[484] Bkz. Selim özarslan, Ülkemizde Ateizme Yönelme Sebepleri, Diyanet İlmi Dergi, 55 (2019), s. 1015 vd.
[485] https://tr.euronews.com/2018/01/05/abd-de-musluman-nufusu-2040-ta-yahudileri-gecerek-jkinci-buyuk-din-olacak-
[488] Hüseyin Gazi Topdemir, “Cabir b. Hayyân”, Bilim ve Teknik, Mayıs, 2012,6.72.
[489] Hayatı ve bu çalışma için bkz: Sevgi Şar, Bilge Sözen Şahne, Miray Arslan, “Hacı Paşa’nın Şifâü’l Eskâm ve Devâü’l-Âlâm Adlı Eserindeki Şurup Formülleri”, OTAM, 35/Bahar 2014, s. 122 vd.
[490] Muhammed Zahid el-Kevserî, .Gelenbevî İsmail Efendi, Çvr: Musa Alak, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Sayı: 11, Yıl: 2005, s. 147-148.
[491] Bkz. Şerafeddin Gölcük, Metin Yurdagür, ‘‘Gelenbevî”, DİA, XHI/553,
https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/roket-kim-ne-zaman-icat-
0 Yorumlar