Velilerin Kerameti

Velilerin kerametine inanmanı kolaylaştıran ve bunu onlara fazla  görmeyeceğin bazı durumlar vardır.

Birincisi: Bilmeliyiz ki, Allah’ın bu velide keramet izhar etmesi, Allah’ın kudretinden daha üstün bir şeyin olmadığını gösterir. Biz kulun zayıflığına değil, efendisinin gücüne bakarız. Velideki kerameti inkâr, aziz ve kadir olan Allah’ın kudretini inkârdır. Allah’ın nitelendirdiği büyük müşahededen seni alıkoyan nedir?

Ikincisi: Bazen kerametin inkâr sebebi, nisbet edildiği kula fazla görünmesidir. Hâlbuki o kul, kendi üzerinde kerameti sana izhar ederek, tabi olduğunun yolunu doğruluyor. Veliye nisbeten keramettir. Ardından gelen bereketler nisbeten mucizedir. Bu yüzden demişler ki: Veli için her keramet, velinin tabi olduğu  peygamber için mucizedir. Biz uyana değil, tabi olanın kudretinin büyüklüğüne bakarız.

Üçüncüsü: Bilesin ki, Allah’ın velilerine verdiği iman ve yakîn, senin tasdik
ettiklerindendir. Oysa bunlar, garipsediğin, inkâr ettiğin gaybe muttali olmaktan,
havada uçmaktan veya suyun üzerinde yürümekten daha büyüktürler. Bu, müminin
şu durumuna benzer; kral özel adamlarından birine bir sepet dolusu değerli yakutlar verir ve sende biliyorsun ki, bu sepetin içindeki yakutlar, onbinlerce dinara denk geliyor. Ondan sonra, kralın özel adamı olan kişinin kendisi veya bir başkası: kral
ona yüz dinar vermiştir dese ve sen de bunu garipsersen anlayış ve akıl sahibi olan
inanlar, senin bu durumunu mazur görürler mi?

Allah, kullarına dünya ve ahirette ona iman ve rubûbiyetini bilme gibi ne kadar da ikramda bulunmuştur. Zira hâller ve makâmlardan dünya ve ahiret hayırlarından her bir hayır, ancak imanın birer alt dalıdır. Virdler, bütün nurlar, ilim,fetih, gaybe nüfuz, hitabın işitilmesi, kerametin cereyanı, cennetin içerdiği huriler,saraylar, nehirler, meyveler, cennet ehlinin orada sahip oldukları Allah’ın rızası ve ru’yetullah; bütün bunlar imanın neticeleri, eserlerinin vecihleri ve nurlarının uzantılarıdır.

Allah bizi ve seni özel kullarından, razı olduğu, rubûbiyetinin imanıyla inananlardan, bizi ve seni muradına teslim olanlardan eylesin.Bilesin, insanlardan kimisi, Allah’tan kendisine perişanlık yönelmiş ve velilerin kerametini kökten inkâr etmiştir. Bu mezhepten Allah’a sığınırız. O anlatılmaya layık değildir. Ancak anlatılmasının sebebi: Allah bir kulu saptırmak istediğinde, aklın ona yardım etmeyeceği ve ilmin ona fayda vermeyeceği bilinmesi içindir. “Allah kimin fitnesini dilerse, artık sen onun için Allah’tan bir şeye malik olmazsın.” (Maide, 41), “Size apaçık deliller geldikten sonra eğer kayarsanız biliniz ki, Allah azizdir, hâkimdir.” (Bakara, 209), “O her şeyi koruyup kollayandır, ancak kendisi korunup kollanmaya muhtaç değildir.” (Muminun, 88).

Hâller, sözler ve fiiller böyledir. Aşağılık mertebeleri onun tevkifine bağlıdır, nûrları gerektirmez, kabüle müstahak değiller. Sahibi de ikbalı hak etmiyor  ki Tevfik ona yardım etsin. Değeri çok büyük olduğundan Allah onu Kuranda sadece bir yerde zikretmiş: “Benim tevfikim ancak Allah iledir.” (Hud, 88). Tevfikin yanında olmak ve onun âlameti, her fiilin ve terkin öncesinde ona olan fakirliği ve muhtaçlığı gerçekleştirerek, Allah‟a sâdık bir rücû yapmaktır. Onun önünde meskenet ve zillet denizine dalmaktır. Boş olana kadar bu durumda kalmak ve daha sonrasında devamlı yapmaktır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Siz bedirde zelil iken Allah size yardım etti.” (Al-i imran, 23), “sadaka ancak fakirlere ve miskinleredir.” (Tevbe, 60).

Rezil olan ve Allah‟ın onun hakkında: “Kendi nefsine zulmetmiş olarak bahçesine girerek dedi ki, ben bunun hiçbir zaman yok olacağını zannetmem,” (Kehf, 25). dediği kişi gibi ilminin, amelinin, sana verilen nurun ve fethin bahçesine girme.

Ancak Allahın beyan edip razı olduğu şu kişi gibidir: “Bahçene girdiğinde,maşallah güç ve kuvvet ancak Allah’ındır deseydinya!” (Kehf, 39).

Hz. Peygamber (s.a.v)‟in: “La havle vela kuvvete illa billah, cennet hazinelerinden bir hazinedir.” 86 Başka bir rivâyette ise; “Arşın altındaki hazinelerden bir hazinedir” şeklinde gelmistir. Manası zahirdir. Hazine ve onda saklanan sey; güç ve kuvvetten teberrinin doğruluğu, Allah‟ın güç ve kuvvetine rücûdur. Her kim evliyânın kerametini inkâr ederse, akli ve nakli deliller onun aleyhinedir. Mezhebi böyle olanın kötü akibetinden korkulur (Sayfa 47).

Bu yazi Kadri Ogul’un İBN ATÂULLAH El-İSKENDERÎ’NİN LETÂİFÜ’L- MİNEN FÎ
MENÂKİBİ EŞ-ŞEYH EBİ’L-ABBAS EL-MURS’Î VE ŞEYHİHİ EBi’L-
HASAN ADLI ESERİN TERCÜME VE DEĞERLENDİRİLMESİ Adli Yuksek Lisans Tezinden alinmistir.

86- Nevevî, el-Ezkar, 13/44, 45, 47; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/156; Taberânî, Mucemu‟l-Kebîr, 19/421; Heysemî, Mecmeû‟z-Zevaid, 10/98; Beğavî, ġerhu‟s-Sunne, 5/68; Ġbn Cevzi, el-Ġlelu‟l-Mütenahiye, 2/349; Ukayli, ez-Zuâfa, 2/200.

 

Yazar: Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.