Teşhirin ve Gözetlemenin Biyo-Psiko-Politiği

Teşhirin ve Tesettürün Psikopolitik Anlamı

Teşhiri cesaretle ilişkilendiren bu dil, tam da bu noktada, tesettürü tehlikeli/şüpheli/şaibeli bir şey olarak kodlar. Teşhir “şeffaflıkla” pozitif anlam dünyasının en üst raflarından birine yerleştirilirken, tesettür içinde taşıdığı “gizlilikle” karanlığa ait bir davranış olarak tanımlanır. Teşhirin şeffaflığın anlam alanından aldığı bu güç teşhirciye “dürüstlük, açıklık, samimiyet” gibi ahlaki bir nosyon da kazandırır. Tesettür ise, gizlemenin anlam alanındaki negatif çağrışımların hepsinden tek tek nasiplenir: Ayıp bir şey yapmış olma, ikiyüzlülük, tehlikeli olma ve suç.

“Şeffaflık neoliberal bir aygıttır.” diyen Byung-Chul Han (2017:12) teşhirin ideolojik dinamiklerine dikkat çeker. Neoliberal kapitalist düzen kontrol/kayıt merkezli bir düzendir. Görmek, kaydetmenin önkoşuludur. Neoliberal kapitalist düzen kontrol edemediği zaman rahatsızlık duyar, şeffaf (transparan) olmayan şey bu sebeple düşmandır. “Şeffaflık mecburiyeti” der Han (2017:29), “Görünürlüğe tabi olmayan her şeyi şüpheli bulur. Şiddeti de buradadır.”

Teşhir, tam da bu noktada, psikopolitik bir anlam kazanır. Göstermek, sadece popülaritenin, sanatın, hazzın ya da ekonominin bir konusu olmaktan çıkar, yaşamın sürdürülebilirliğinin bir şartı haline getirilir.

Teşhir ve tesettür arasındaki gerilim, sadece kültürel ya da dinsel bir olgu olmaktan çıkar; kapalılığın açıklığı, karanlığın aydınlığı tehdit ettiği psikopolitik bir savaşın cepheleri olarak yeniden tanımlanır. Psikopolitik savaşın diliyle ifade edecek olursak, teşhir vatanseveriiği/yurttaşlığı/kaydedilmeyi, tesettür de kayıt dışı olmayı “sinsi düşmanı” imgeler. Debord’un (1996:16) tespiti de bu yargıyı paylaşır: “Gösteri kendini tartışılmaz ve erişilmez devasa bir olumluluk olarak sunar. Görünen şey iyldir, iyi olan şey görünür” der.

Modernliğin sürekli “ışık/aydınlık” metaforuyla anılması bu bakımdan anlamlıdır. Işık, karanlıkta kalanı, gölgede olanı, tam görünmeyeni görünür kılar. Gizemli olanın üstündeki örtüyü kaldırır ve onu incelenecek bir nesne, fiyatlandırılacak bir meta ve alkışlanacak/tüketilecek bir ürüne dönüştürür. Modernliğin aydınlattığı sahnede evrenin bütün sırları ifşa olmalıdır. Her şeyi görünür kılan bu ışığın merkezi şüphesiz Avrupa’dır. Würzburg Sarayı’nın tavanındaki, Italyan ressam Tiepolo’nun yaptığı resimde de gösterdiği gibi, Avrupa bütün dünyanın merkezindedir ve ışık bütün dünyaya oradan yayılır (Ortaylı,2008:9).

Michio Kaku’nun Zihnin Geleceği kitabında aktardığı bir gelişme, neoliberal kapitalist düzenin sadece aile gibi özel/mahrem alanları “aydınlatmayı” değil, içimizden geçenleri de görünür kılmaya çalıştığını ortaya koyuyor. Kaku’nun(2015:74-75) aktardığına göre, yeni yapılan bir makine zihnimizden geçenleri İlkel düzeyde de olsa okumayı başarabilmiş.

Dahası, gözetlemenin giderek canlılığı/üremeyi/cinsiyeti denetim alabilecek bir teknolojiyle desteklendiği bir durumla karşı karşıyayız. ABD’deki çiftliklerde genetik yapısı değiştirilmiş 3,5 trilyon bitki yetiştirildiğini söyleyen  McKibben (2006:31-37) Ingiltere’deki ve Kaliforniya’daki araştırmacıların “tasarımcı sperm” Komeli’deki bilim adamlarının ise “yapay rahim dokusu” ürettiklerini, bir kaç yıl içinde tamamen yapay bir rahim üretebileceklerini söylemektedir. Nitekim geçtiğimiz yıl ABD’den gelen bir haber kuzular için yapay rahim uygulamasının başarılı olduğunu aktarıyor. Haber, yapay rahmin 5 yıl içinde insanlarda da deneneceğini ifade ediyor.

Homo Deus (İnsan Tanrı) kitabının yazarı Harari de (2018:65) “in vitro” teknolojisiyle üç ebeveynli bir bebek “yaratmanın” mümkün olduğunu yazmaktadır. Canlı organizmaların biyolojik algoritmalar olduğunu ifade eden Harari (2018:93), bilimin geldiği noktada bu algoritmaları çözdüğünü belirtmektedir.

2018 Ocak ayında Davos Ekonomik Forumu’nda konuşan Harari, “Çünkü öyle bir noktaya ulaştık ki, sadece bilgisayarları hacklemiyoruz, insanlığı ve diğer organizmaları da hackleyeblliyoruz.” demektedir. “İnsanı hacklemek için” çok büyük hesaplama gücüne ve biyometrik veriye ihtiyaç olduğunu söyleyen Harari, “dataizm çağı”nda bulunduğumuzu ifade etmektedir. “Ne aldığımın yada nereye gittiğimin datası değil, bedenimin ve beynimin içinde neler olduğunun datası.” diyen Harari, bunun geçmişte olmayan yeni bir devrim olduğunu söylemektedir.

Harari, biyometrik sensörler aracılığıyla bedendeki ve beyinde ki biyokimyasal sinyallerin bilgisayarlarda elektronik sinyallere çevrilebileceğini belirtiyor. Harari konuşmasının devamında, bu yolla elde edilen bilginin, o kişinin kendisi hakkında bildiğinden daha fazlasının olacağını söylüyor. Harari, bu söylediklerini açıklamak İçin ilginç bir örnek veriyor: “10 ya da 20 yıl içinde herhangi bir gence, algoritmaların, bu durum ne kadar hassas olsa bile, tam olarak ne olduğunu ‘gay ya da değil’ spektrumu içinde söylediğini bir düşünün. Algoritma göz hareketlerinizi, kan basıncınızı, beyin faaliyetlerinizi takip edip size kim olduğunuzu söyler.”

“Belki de siz kişisel olarak böyle bir algoritmayı kullanmak istemeyebilirsiniz.” diyen Harari (2018), yine de bu algoritmalardan kaçınmayacağını belirtmektedir. Dahası, insanı kendisinden daha iyi bilen bu algoritmaların arzularımızı tahmin edebileceğini, duygularımızı manipüle edebileceğini ve en nihayetinde bizim adımıza kararlar alabileceğini ifade ediyor.

Lemke (2014:19) Biyopolitika kitabında bu türden bir gözetlemenin “yaşamı denetleme” gibi bir yüksek imtiyaza imkan verdiğini açıklar: “Biyoteknolojik yeniliklerin etkisi hayat sürecinin dönüştürülebilir ve giderek artan derecelerde denetim altına alınabilir olduğunu göstermiştir; bu düşünceye göre insanın dokunmadığı bakir doğa düşüncesi köhneleşmiştir”, Fukuyama da biyoteknoloji alanındaki gelişmelerin politik sonuçlarına işaret eder:”Biyoteknolojinin ve insan beyninin daha kapsamlı biçimde anlaşılması, son derece önemli politik sonuçlar vaat eder” (2003:19).

Politikanın biyolojiyle işbirliği yaptığı biyopolitik katman gözetlemeyi insan yaşamının sıfır noktasına götürmektedir: Artık insan sperm safhasında gözetlenebilir ve müdahale edilebilir bir durumdadır. X’in ve Y’nin gözetlendiği bir aşama ikisinden birinin ayıklanmasına ve cinsiyetin kontrol edilmesine im¬kan vermektedir. Bu, tam da Bauman’ın (Bauman ve Lyon, 2013:78) satırlarıyla, gözetim teknolojisinin geliştiği iki cepheyi ifade eder:”Bir cephede hapsetmek (ya da ‘çitin içine almak’), diğerinde ise dışarıda bırakmak (ya da ‘çitin dışında bırakmak’)”

Gandy’nin “panoptik sınıflandırma” dediği bu şey (Akt., Bauman ve Lyon, 2013:68) ayırmak, ayıklamak, ötekileştirmek, dışlamak gibi bir stratejik amaca hizmet eder. Teşhir yeni bir ayrımcılık ekseni oluşturur: Gözetlenebilenler ve gözetlenemeyenler. Kendini gözetime açmamış bir toplum, sadece ilkel olarak değil aynı zamanda tehlikeli olarak da damgalanır.Gözetenmeye karşı direnmek bu bağlamda psikopolitik bir olgu olarak karşımıza çıkar.

‘Açık toplum-kapalı toplum” sınıflaması gözetlenmeye karşı olan direnci negatifleyen psikopolitik bir anlam çerçevesi sunar. Açık Toplum Vakfı’nın bir raporunda da söylendiği gibi, ‘hiç bir tabu dinlemeksizin her şeyin tartışmaya açık olması” şeffaflık kavramıyla yüceltilirken, “tabular değişimin önündeki en-gel’olarak tanımlanır.[1] Görülemeyen, dokunulamayan ve dolayısıyla kamuya açılamayan kimi olguların “tabu” olarak sunulması tesadüfi değildir. Tabu, teş- hir ideolojisinin görünemeyeni düşmanlaştırırken kullandığı temel psikopoli­tik kavramlardan biridir. Örneğin, cinsellik bir toplumun “kapalılığını-açıklığını” anlamak için kullanılan önemli bir tabu testidir.

Cinselliğin kamusal alana ta­şınmadığı toplumlar, “kapalılıkla” yani tabularını yıkamamakla etiketlenir. Bu etiketleme içinde; ikiyüzlülük, bastırmadan kaynaklanan nevrotizm ve teröre yataklık eden bir gerilim hali gibi çok yönlü suçlamalar taşır. Teşhir tam da bu noktada bir toplumun siyasal duruşunu anlamak için kullanılan tefrik ölçütü olarak işlev görür.Teşhirin teşvik edilmemesi ya da legal güvence altına alınma­ması, küresel hegemonyaya karşı bir tehdit olarak algılanır. Kuşkusuz, böyle bir tehdide karşı yürütülen psikolojik savaşın kavramsal sermayesi çok güçlüdür: demokratik olmamak (diktatörlük olarak tanımlanır), çoğulcu olmamak (tek tipçi olarak tanımlanır), açık olmamak (kapalı olmak olarak tanımlanır), esnek  ve uzlaşmaya açık olmamak (dogmatik olarak tanımlanır).

Güvenlik ve şeffaflık gibi iki güçlü rasyonaliteye sahip olan gözetleme tek­nolojisi mahallemizdeki bakkalın kullandığı kameralardan, bir kavşağın ortası­na konulmuş mobeselerden ya da İHA (İnsansız Hava Aracılardan ibaret değil. Harari (2017:396) çok satan kitabı Hayvanlardan Tanrılara Sapiens’de organik ve inorganik bileşenli siborg teknolojisinin gözetleme amaçlı nasıl kullanılabi­leceğine örnekler veriyor:

“The Defiense Advanced Research Projects Agency (DARPA) [Gelişmiş Savunma Araştırmaları Projeleri Ajansı] böceklerden siborglar geliştiriyor. Burada amaç bir sineğin veya hamamböceğinin vücuduna elektronik çipler, detektörler ve işlem­ciler yerleştirerek, otomatik bir operatörün veya bir insanın böceğin hareketlerini kontrol edebilmesini, ayrıca bilgi gönderip alabilmesini sağlamak. Böyle bir sinek düşman karargahının önünde dururken en gizli konuşmaları dinleyebilir ve eğer bir örümcek tarafından yakalanmazsa bize düşmanın tam olarak ne planladığını aktarabilir’

Harari’nin sözünü ettiği dünya, artık evimizin banyosundaki hamamböceklerinden ya da sıcak yaz gecelerinde çevremizde uçuşup duran sineklerden de şüpheleneceğimiz günlerin pek de uzak olmadığını gösteriyor.

Bütün bunlara rağmen teşhir İdeolojisinin önünde önemli bir engel var. Aile.

Sosyoloji Divanı – Teşhir Toplumu(sayı.11),syf.122-125

Dr.Mücahit Gültekin/Afyon Kocatepe Üniversitesi

Kaynaklar:

Han, Byung-Chul (2017). Şeffaflık Toplumu, (2. Baskı), (Çev. Haluk Barışcan), İstanbul: Metis Yayınları

Debord, Guy (1996). Gösteri Toplumu ve Yorumlar, İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Ortaylı, İlber (2008). Avrupa ve Biz, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlar.

Kaku, Michio (2015). Zihnin Geleceği, Ankara: ODTÜ Yayıncılık.

McKibben, Bili (2006). Yeter! Genetik Mühendisliği ve İnsan Doğasının Sonu, İstanbul: Pınar Yayınları.

Harari, Yuval Noah (2018) Homo Deus Yarının Kısa Bir Tarihi, İstanbul: Kolektif Kitap.

Lemke,Thomas (2014). Biyopolitika, İstanbul: İletişim Yayınları.

Bauman, Zygmunt ve Lyon, David. (2016). Akışkan Gözetim, çev: Elçin Yılmaz, İstanbul: Aynntı Yayınları

[1] Rapor İçin bkz. http://aciktoplumvakfi.org.tr/pdf/FaaliyetRaporu.pdf (Sayfo:7). Erş. Tar. 26.042018

Yazar: Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.