Resulullah’tan (a.s) Tevatür Yoluyla Geldiği Bilinen Şer’i İlkelerden Birini İnkar Eden Kimseler Hakkında
Beşinci mertebede, açıkça yalanlamayı bırakan ancak Resûlullah’tan (s.a.s.) tevâtür yoluyla geldiği bilinen şer’î ilkelerden birini inkâr eden kimseler bulunur. Bu kişi, “Beş vakit namaz vâcip değildir” diyen kişi gibi, “Bu ilkelerin Resûlullah’tan geldiğini bilmiyorum” diyebilir. Bu kimseye Kur’ân âyetleri ve hadisler okunduğunda da “Ben bunların Resûlullah’tan geldiğini bilmiyorum, belki bunlar yanlıştır ve değiştirilmiştir” diye cevap verir. “Ben haccın vâcip olduğunu kabul ediyorum, ancak Mekke ve Kabe nerede bilmiyorum. İnsanların yöneldiği ve hac yaptıkları yerin Resûlullah’ın (s.a.s.) hac yaptığı ve Kur’ân’ın anlattığı yer olup olmadığını da bilmiyorum” diyen kimse de böyledir. Aynı şekilde bunu söyleyen kimsenin de kâfir olduğuna hükmetmek gerekir. Çünkü o [dini hususları} yalanlamakta, ancak bunu açık bir dille ortaya koymaktan çekinmektedir. Oysa ki halk tabakası (avam) ile seçkinler zümresi (havâss) mütevâtir haberleri aynı şekilde anlarlar. Ancak onun sözlerinin geçersizliği Mutezile mezhebininki gibi değildir. Çünkü bu mezhebi anlamak, araştırmacılardan hakikati görme yeteneğine sahip olanlara özgü bir durumdur. Ancak bu şahıs yeni Müslüman olmuştur ya da bu meseleler ona henüz tevâtür yoluyla ulaşmamıştır.
Dolayısıyla bu meseleler ulaşıncaya kadar süre verilir. Biz bu kimseyi tekfir edemeyiz, çünkü o tevatürle bilinmesi mümkün olan bir hususu inkâr etmiştir. Şayet o Resûlullah’ın (s.a.s.) mütevâtir olarak nakledilen gazvelerinden birini, Hafsa b. Ömer ile evlenmesini ya da Hz. Ebûbekir’i (r.a.) ve hilafetini inkâr etseydi tekfir edilmesi gerekmezdi. Çünkü bunların hiçbiri hac, namaz ve Islâm’ın temel esaslarının tersine olan dinin temel ilkelerinden birini yalanlamak değildir. Biz onu Müslümanların icmaına uymadığı için de tekfir etmiyoruz. Şüphesiz icmaın aslını inkâr eden Nazzâm’ın tekfiri konusu da bize göre tartışmalıdır. İcmaın kesin delil olması konusunda birçok şüphe vardır. Çünkü icma nazarî bir görüş üzerinde mutâbakata varmaktan ibarettir.
Bizim üzerinde durduğumuz konu ise duyularla algılanan (mahsûs) haberler üzerindeki mutâbakattır. Tevâtür yoluyla duyular aracılığıyla elde edilen çok sayıdaki haberin mutâbakatı ise zorunlu bilgiyi gerektirir. Yetki sahiplerinin ( ehlu’l-hallu akd) nazarî bir görüş etrafında uyuşmaları ise ancak şeriat cihetinden bir bügiyi gerektirir. Bu nedenle âlemin yaratılmışlığına hükmeden araştırmacılardan gelen haberlerin tevâtür noktasına ulaşması ile âlemin yaratılmışlığını ispat etmek mümkün değildir. Çünkü duyularla elde edilen bilgiler dışında tevâtür yoktur.
İmam el Gazzali – İtikadda Orta Yol