Bedenin Teşhiri:Dile Gelen Bedenden Duyuma Gelen Bedene

Postmodern Kimliğin Mütemmim Cüzü: Bedensel İmaj

Günümüzde insanlar kimliklerini ve ne olduklarını hararetli bir şekilde gösterme girişiminde bulunmaktadırlar. Bu çabalar giyimden saç stillerine, aksesu­arlardan tenin ve kasların görünüş biçimlerine kadar çeşitli bedensel imajlarla yapılmaktadır. İnsan bedeninin, kendine olduğu kadar diğerlerine de çekici görünmesi düşüncesi; bedenin cinsel ve erotik cazibesi; onun bir kimlik duy­gusu ifade etmek için kullanılması gün geçtikçe daha fazla yaygınlaşmaktadır. Bedenin cinsel ve erotik bir nesne olarak teşhir edilmesi kadın bedeniyle sınırlı olmayıp erkek bedeni için de geçerlidir.

Günümüze göre erken sayılabilecek bir tarih olan 1950’Ii yıllarda erkek dergilerindeki fotoğraf ve reklamlar, erkek bedeninin gerçekleşmesi imkânsız biçimde cinselleştirilmesine katkı sağladı (Bocock, 2014:107). 1990’ların başında bu durum televizyon reklamlarına sıç­rayarak daha geniş bir zemin buldu. Günümüzde ise özellikle televizyon dizileri ve çeşitli görsel yollarla oldukça yaygınlaştı ve adeta olması gereken halini aldı. Dolayısıyla artık kullanılan erkek görüntüleri erotik ve hatta narsistik bir şekle büründü. Bir başka ifadeyle maço erkek görüntülerinin yerini günümüzde artık erotik ve narsistik erkek görüntüleri almış bulunuyor.

Çağdaş toplumsal hayatın en dikkat çeken yönü düşünümsellik (reflexi- vity) çerçevesinde sürekli yeniden kurulmasıdır. Bu anlamda yüksek bir düşünümselliğe sahip olan günümüz toplumlarının temel görünümleri, öz kimliğin ‘açıklık” niteliği ve bedenin düşünümsel bir yapı çerçevesinde yeniden kurgu­lanmasıdır (Giddens, 2014a: 37). Bir başka ifadeyle bedenin günümüzde bu denli öne çıkmasının asıl nedeni öz kimliğin görünür bir taşıyıcısı durumunda ve gittikçe artan bir biçimde bireyin verdiği kararlarla bütünleşmekte olmasıdır.

Beden, postmodern dönemde artık “benlik” ve’bireysel kimlik’ gibi kav­ramlarla yakından ilgili olarak görülmektedir. Bir başka ifadeyle beden, rahat­sızlıklar ve gerilimler alanıdır. Dolayısıyla beden, sadece sahip olduğumuz fi­ziksel bir varlık olmanın yanı sıra bir eylem sistemi, bir praxis tarzıdır. Sonuçta beden, gündelik hayatın etkileşimleri içinde pratik olarak yer almakla tutarlı bir bireysel kimlik duygusunu sürdürmenin temel unsurlarından biridir (Giddens, 2014b: 132). Bu anlamda bedenin benlikle ve bireysel kimlikle özel ilişki içinde olduğu bazı temel yönleri bulunmaktadır.

Bedensel dış görünüş: Bu tamamen bedenin yüzeyinin özellikleriyle ilgili­dir ve bu özellikler bireyi ve diğer failleri görünür kılan ve genellikle eylemleri yorumlamak için ipuçları olarak kullanılan giyim ve süsleme biçimlerini kap­sar. Davranış tarzları ise dış görünüşün birey tarafından genel gündelik etkinlik ortamında nasıl kullanılacağını belirler ve böylece bedenin gündelik hayatın rutinleri içinde nasıl davranacağını gösterir. Bedenin duyusallığı da doğal eği­limlere, “haz’a ve ‘acı’ya yönelik yönleri ifade eder. Son olarak bedenlerimizin tabi olduğu rejimlere sahibiz (Giddens, 2014b: 132).

Dolayısıyla bedensel dış görüş biçimlerinin, davranış tarzlarının ve beden­lerin tabi tutulduğu rejimlerin özellikle modernıtenin bir sonucu olarak ortaya çıktığını söylemek mümkündür. Çünkü modern öncesine ait çoğu sosyo-kültürel ortamda dış görünüş büyük ölçüde geleneksel kriterlere göre standartlaşmıştır. Örneğin makyaj, süslenme ve giyinme tarzları her zaman bir ölçüde bireyselleşmeye işaret etse de bunun mümkün olma ve arzu edilme derecesi kısıtlanmıştır. Bu bakımdan dış görünüş aslında bireysel kimlikten ziyade top­lumsal kimliğin göstergesi olmuştur. Oysa modem ve üst modem çağda ne dış görünüş ne de uygun davranış tarzları önceden belirlenmemiştir. Bedensel rejimler de modern toplumsal hayatın kurumsal refleksivitesinin (düşünümselliğinin) bedenin terbiyesine odaklanmasının temel aygıtı olarak kullanılmak­tadır (Giddens, 2014b: 132-134). Sonuç olarak moderniteyle birlikte bedene yönelik bakış açısı değişmiş ve bu en somut biçimde bedende kendini göster­miştir. Dolayısıyla bedene yaklaşımdaki bu değişimi “bedenin yerinden çıkarılması” biçiminde ifade etmek mümkündür (Tekin, 2016:1162).

Tüm sosyo-kültürel oluşumlarda giyinme bir bedensel korunma aracından çok daha fazlasına işaret eder. Açıkça, sembolik bir kendini sergileme aracı ve bireysel kimlik anlatılarına bir dış biçim kazandırma yoludur (Giddens, 2014b: 86-87). Bu anlamda beden hem bir benlik sunumu hem de beğeni ve görsel iletişimsel bir aygıt olarak dikkat çekmektedir.

Modern öncesi çağa ait çoğu sosyo-kültürel yapıda hem kimlik hem de dış görünüş büyük ölçüde dini ve geleneksel ölçülere göre belirlenerek sabit- lenmiştir. Oysa modern çağda insanlar çok sayıda alternatifle karşılaşmışlardır. Buna bağlı olarak bireyler hem kimliklerini hem de dış görünüşlerini karşılaş­tıkları yaşam tarzlarının çeşitliliği ve beğeniler çerçevesinde yeniden inşa et­mektedirler (Tekin, 2016:1162). Bugün tüketim kültürünün yeni kahramanla­rı bir hayat tarzını, üzerinde düşünmeksizin gelenek ya da alışkanlık yoluyla benimsemekten ziyade, hayat tarzını bir hayat projesi haline getirir; bir hayat tarzı çerçevesinde bir araya getirdikleri ürünlerin, giysilerin, pratiklerin, tecrü­belerin, görünüşlerin ve bedensel özeliklerin tikelliğinde kendi bireyselliklerini ve üslup anlayışlarını teşhir ederler (Featherstone, 2013:154-155). Bu da bize bedenin, kimlik, yaşam tarzı ve teşhir arasındaki ilişkinin geldiği düzeyi imle­mesi açısından önemli bir gösterge olduğunu ifade etmektedir.

İnsanlar basit anlamda bir bedene sahip değiller, aksine onlar hayat dön­gülerine bağlı olarak bedenleriyle sürekli ilgilenmek zorundadırlar. Bu anlamda statik bir beden anlayışından ziyade süreçsel bir”bedenleşme”den söz edilebi-lir (Türner, 2011:271). Genel anlamda modernleşme ve sekülerleşme sürecinde ve özellikle de günümüzde bu durumla çok daha fazla karşılaşmak mümkün­dür. Beden artık verili değil, inşa edilmesi gereken bir varlık olarak görülmekte, kurgulanmakta ve bir proje haline gelmektedir. Bu anlayış en açık biçimde ken­dini hem söylemde hem de uygulamalarda göstermektedir, örneğin “bedeni­niz kaderiniz değildir” ve “beni baştan yarat” gibi söylemler tam da buna işaret etmektedir. Dolayısıyla bu söylem çeşitli estetik ya da plastik cerrahi yollarla olduğu gibi giyim-kuşamla ve çeşitli imajlarla bedenin daima yeniden inşa edilebileceğine işaret etmektedir.

Bunun yanı sıra ileri modern(lik) ya da postmodern dönemde bireysel özgürlükle beden arasında doğrudan bir ilişki kurulmaktadır. Bu en somut biçimi­ni feministlerin baş tacı ettikleri “bedenimiz bizimdir” sloganında bulmaktadır. Söz konusu slogana göre her insan bedeni üzerinde nihai olarak söz hakkına sahiptir. Bu hak postmodern söylemde “tercih” ve “hayat tarzı” gibi kavramlarla ifade edilmektedir (Şişman, 2013:39). Böylece beden üzerinde istenildiği gibi tasarrufta bulunabileceği düşüncesi, postmodernliğin temel söylemi olan “görececilik”le temellendirilerek meşrulaştırılmaktadır. Dolayısıyla beden üzerinde [ tasarrufta bulunma “tercih” ve “hayat tarzı”gibi postmodern çağın büyülü hale getirilmiş olan kavramlarıyla teorize edilmektedir. Bu anlamda mevcut sosyo-kültürel anlayışta bedenin bir meta-gösterge niteliğine büründüğü ifade edilebilir.

Byung Chul Han’ın vurguladığı gibi olumluluk toplumu’nda şeyler sergi değeri kazanmak uğruna kült[2] değerlerini yitirirler (2017: 25). Bu bağlamda olumluluk ya da sergi toplumunda bedenlerin de tıpkı nesneler gibi var olabil­mek için sergilenmeleri gerektiğine inanılıyor. Günümüzde kendi içinde kalan, kendinde oyalanan şeylerin değeri yoktur artık. Nesneler ancak görüldüklerin­de bir değere sahip oluyorlar. Sergi değerinin, doruğuna ulaşmış kapitalizmin ifadesi olduğunu belirten Chul Han onun, kullanım değeri ile değişim değeri arasındaki Marksist çelişkiden türetilemeyeceğini ileri sürer. Zira kullanım ala­nından çıkmış olduğu için kullanım değeri, hiçbir emek gücü yansıtmadığı için de değişim değeri taşımaz. Dolayısıyla varlığını sadece ilgi üretmeye borçlu olduğu için sergi değeri taşır. Bu anlamda tanık olunan şey ticaretin iktisadi kurallarının ötesinde reklamlar, medya ve görüntüler aracılığıyla her şeyin bir gösterge sanayisine dönüşmüş olması ve böylece en müstehcen şeyin bile es­tetikleştirilip kültürleştiriliyor olmasıdır (Baudrillard, 2004; 22).

“Sergilenme, teşhir edilme mecburiyeti bizzat bedenin yabancılaşmasına yol açar. Beden, optimize edilmesi gereken bir sergi nesnesi biçiminde şeyle-şir. Bu bedenin içinde ikamet etmek mümkün değildir. Onu sergilemek böylece de sömürmek gerekir. Sergileme sömürmedir. Sergileme mecburiyeti bizzat ikamet etmeyi ortadan kaldırır. Heideggerci anlamda ikamet etmek “huzurlu olmak, huzura kavuşmak” demektir. Dolayısıyla bedeni sürekli teşhir etme ve performans göstermeye zorlamak bu huzuru tehdit eder (Chul Han, 2017:28). Bir başka ifadeyle başkalarının gözünde var olmak kendinde var olmanın ye­rine geçerek kişinin kendisine yabancılaşmasına neden olur. Böylece kendine yabancılaşmak huzuru kaybetmek olur.

Sosyoloji Divanı – Teşhir Toplumu(sayı.11),syf.139-142

Doç.Dr.Ferhat Tekin/Necmettin Erbakan Üniversitesi

Kaynakça

Agamben, Giorgio (2017). Çıplaklıklar, (Çev. S. Kılıç), İstanbul: AlefYayınevi.

Baudrmard, Jean (2004a). Tüketim Toplumu, (Çev. H. DeliceçayIı-F. Keskin), (2. Baskı), IStanbul Ayrıntı Yayınları.

Baudrillard, Jean (2004b). Kötülüğün Şeffaflığı, (Çev. 1. Ergüden), (3.Baskı), Istanbul: Aynnu Yayınları.

Baudriliard, Jean (2005). Baştan Çıkarma Üzerine, (Çev. A. Sönmezay), (Z.Baskı), lmnbuk Ayrıntı Yayınla rı.

Bauman, Zıygmunt (2014). Parçalanmış Hayat, (Çev. |. Türkmen), (2. Baskı), lstanbul: Ayrıntı yay.

Bocock. Robert (2014). Tüketim, (Çev. l. Kutluk), (4.Baskı), Ankara: Dost Kitabevi Yayınları,

Canatan, Kadir (2011). ”Medeniyet Değişimi: ”Nefis Terbiyesi”nden “Beden Terbiyesi’ne’; Beden Sosyolojisi (iç) (Ed: K. Canatan), Istanbul: Açılım Kitap.

Chul Han, Byung (2017). ŞeffaflıkTopIumu, (Çev. H. Barışcan), lstanbul: Metis Yayınları.

Courtine, Jean-Jacques (2013). “Giriş’: Bedenin Tarihi 3: Bakıştaki Değişim: 20. Yüzyıl, (Ed: A, Corbin, J. J. Courtine, G. Vigarello), (Çev. S. Özen), lstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 9-12.

Foucault, Michel (2007). Cinselliğin Tarihi, (Çev. H. U. Tanrıöver) (2. Baskı), lstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Featherstone, Mike (2013). Postmodernizm ve Tüketim Kültürü, (3. Basım), (Çeviren: M Küçük), lstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Giddens, Anthony (2014a). Mahremiyetin Dönüşümü: Modern Toplumlarda Cinsellik, Aşk ve Erotizm, (Çev. İ. Şahin), (3. Basım), İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Giddens, Anthony (2014b). Modernite ve Bireysel Kimlik, (Çev. Ü. Tatlıcan), (2. Baskı), İstanbul: Say Yayınları.

Merquiar, J. G. (1986). Foucault (Çev. N. Elhüseyni), İstanbul: Afa Yayınları.

Sennett, Richard (2010). Kamusal İnsanın Çöküşü, (Çev. S. Durak-A. Yılmaz), (3. Basım). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Sohn, Anne-Marie (2013). ‘Cinsiyetli Beden’: Bedenin Tarihi 3: Bakıştaki Değişim: 20. YüzyıL (Ed: A Corbin, J. J. Courtine, G. Wgarello), (Çev. S. Özen), lstanbul: Yapı Kredi Yayıma”. 75-103. ~

Smokin, Pitirim A (2008). Bir Bunalım Çağında Toplum Felsefeleri, (Çev. M. Tunçay), lstanbul:

Salyangoz Yayınları. Şişman, Nazife (2013). Emanetten mike. Kadın, Beden, Siyaset, (S.Baskı), Istanbut Iz Yayıncılık.

Tekin. Ferhat (2016). “Geleneksel Dönemden Post-Modem Döneme Beden Anlayışı” Değışımi”. Turkish Studies. 11 (2): 1153-1172. _ Zemer, Hemi (2011). “Sanatçıların Bakışı”, Bedenin Tarihi 2: Fransız Devriminden Büyük Savaşa, (Ed: A. Corbin, J. J. Courtine. & Vıgareuo), (Çev. O. Türkay). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 67-90. .

Yazar: Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.