Öfke/Hilm/Kayıtsızlık

İnsanı diğer varlıklardan ayıran ve insani iradeyi hayvani dür­tülerin üzerinde egemen kılan bir erdeme geldik: hilm. Sabır, cesaret, tevazu ve cömertlik gibi erdemlerin aksine genel kültür­de üzerinde az düşünülmüş, günlük hayatta da kendisine daha az atıfta bulunulan bir erdem. Ama bana sorarsan, birçok ahlak felsefecisinin de katıldığı bir görüşle, sema derim ki hilm kadim ahlakımızın diğer erdemleri de bünyesinde barındıran ve aynı zamanda onları da etkileyen en kuşatıcı ilkelerden birisi. Hatta şunu diyebilirim ki hilm her erdeme katıldığında hem ahlaki tez­yinatın estetiğini daha da güzelleştiren bir renk özü hem de diğer renklerin berraklaşmasını sağlayan bir cila.

Bazı kelimelerin sesleri dahi anlamları ile uyum gösterir. Bu aynı zamanda Kur’an-ı Kerimin mucizelerinden birisidir. Mese­la senin de çok iyi bildiğin Nas suresinin sonunda vesveseci ve sinsinin şerrinden Allah’a sığınma duasında kelimeler dilden dö­külürken nasıl fısıltılı bir vesvese sesini kulaklara yansıtırsa bu­nun gibi gazap (öfke) ve hilm derken de bu hâllerin psikolojileri kelimelerin ritmine yansır. Gazap sert ve keskin çerçeveli, hilm kulağa ve gönüle sakinlik veren bir ses yumuşaklığı ve esnekliği.

İstersen önce hilmin bir erdem olarak bizatihi taşıdığı öne­mi anlayalım. Hilm erdeminin beni derinden etkilemesinin en önemli sebebi, bu erdemin ancak ve ancak kendisiyle barışık olanlarda görülen bir hâlin kaynağı olmasıdır. Hilm, insanın ken­di eyleminin öznesi olabilmesini ve dışsal etkilere karşı kendi iç huzurundan gelen doğal bir hâl ile cevap verebilmesini sağlayan bir güç kaynağıdır. Daha önce vurguladığımız “En güçlü insan, kendisi ile barışık olandır” ilkesi hilm sahipleri için geçerlidir.

Hilm sahibi olmanın doğal sonucu olan bir kavramı daha zik­redelim ki bu erdemin sadece öfkenin zıddı olan tepkisel bir tavır değil ahlaki tezyinatın her unsuruna nüfuz edebilen bir öz olduğu ortaya çıksın; sekinet Sekinet insanın kendisi ile barışık olmasın­dan gelen kalp huzurudur; dürtülerden kaynaklanan hareketlili­ğin hikmet ve iradeyle sükûn bulması ve dinginliğe kavuşmasıdır. Sekinet, hilm erdemine sahip olan bir öznenin iç dünyasının den­geye kavuşmasıdır. Denge ve dinginlik ise duruş sahibi olmanın alametleridir. Hilm öfkeden kaçmak değil, öfkeye hâkim olmak­tır; sekinet duyarsız bir durgunluk değil, iradi ama melekeleşmiş bir dinginliktir, duruş sahibi olmak ise pasif bir tavır sergilemek değil aktif bir ahlak öznesi olmaktır.

Hatırlarsan daha önce durmak ile anlamak arasında dilsel bir irtibat kurmuş ve “Anlamak için öncelikle durmak ve duruş sahi­bi olmak gerekir” demiştik. Şimdi bir adım daha atalım: Gerçek anlamda ahlaki özne olabilmek için hilm sekinet ve duruş sahi­bi olmak arasındaki idrak köprüsünü sağlam kurmak gerekir. Bu idrak köprüsünü kurduğunuzda gelişen olaylar karşısında tavrı­nızı dışsal faktörlere göre değil, sizi sekinete, yani iç huzurun din­ginliğine götüren bir hilm ile belirlersiniz. Olaylar sizi değil, siz olayları yönetmeye başlarsınız. Dengenizi kaybetmeden duruşu­nuzu korumanız dahi bir anlam ifade etmeye başlar. Bağırmanız gerekmez, hilm ile susmanız dahi en yüksek sesle konuşma etkisi uyandırır.

Bu anlamıyla hilm ahlaki duruşun doğallaşmasını sağlar. Gazzâlî bu doğallaşmayı şu şekilde tanımlar:

Hilim, öfkeyi yenmekten daha üstündür, çünkü öfkeyi yenmek zoraki anlamda hilim özelliğini edinmekten ibarettir.Öfkeyi yenmeye, ancak öfkesi kabaran kimse ihtiyaç duyar ve bunun için çok çabalaması gerekir. Fakat bunu bir süre huy edinirse, onun için alışkanlık haline gelir ve bir daha öfkesi kabarmaz, öfkesi kabarsa da onu yenmede zorluk çekmez. İşte bu tabii hilimdir ve akim yetkinliğine ve hâkimiyetine işaret etmektedir.38

İsmail Müfid İstanbuli ise Ahlâk-ı Adudiyye şerhinde “Hilm, Öfke kapladığı andaki iç huzurudur’’ der.39

Özetle, hilm aklı ve hikmeti insan davranışlarına hâkim kı­larak kişiyi tepkisel bir edingenlikten uzaklaştırır ve onun kendi ahlaki müktesebatıyla hareket etmesini sağlar. Gazzâlî îhyâ’da bunu güzel bir örnekle şöyle anlatır:

Meryem’in oğlu Mesih (s.a.s.) bir gün bir grup Yahudinin yanına uğradı. Yahudiler ona karşı kötü sözler söylediler, o ise onlara iyi şeyler söyledi. Mesih’e “Onlar sana kötü sözler söylerken sen onlara iyi şeyler diyorsun” denilince o şöyle cevap verdi: “Herkes sahip olduğu şeyden infak eder.40

Kendisi bizatihi ahlaki duruşun kaynağı olan hilm erdemi, aynı zamanda diğer erdemleri de etkileyerek onların güzellikleri­ni daha da görünür kılar. Mesela izzeti incelerken üzerinde dur­duğumuz vakar, izzet ile hilmin buluşmasının ürünüdür. Sabır, hilm ile etken bir tavra dönüşür; cesaretin hikemî nitelik kazan­ması da ancak hilm ile olur. Bunun içindir ki Mâverdî “Hilim sa­hibi olmak, ahlâkın en şereflisidir” der ve ekler: “Akıl sahiplerine en yakışan şey hilim sahibi olmaktır.”41 Âşık Paşa ise ilmin yani bilginin gerçek değerini ancak hilm erdemi ile bulacağım şiirsel bir dille ne güzel ifade ediyor:

Kimsede kim ‘ilm ola hilm olmaya

Ol hilimsüz hilmi kimse almaya

Zîra kim bu ‘ilm çün bî-hilm ola

Ol ilimden çok kişiye zulm ola

Bir kimsede ilim olur da yumuşaklık bulunmazsa;

hilim ve yumuşaklık olmadığı için sözünü dinletemez.

Çünkü ilim olur da yumuşaklık bulunmazsa,

o ilimden pek çok kimse zulüm görür,[42]

Bizatihi ahlaki bir öz barındıran ve bu yönüyle diğer ahlaki erdemleri de etkileyen hilm aynı zamanda öfke ile kayıtsızlık ara­sında altın oranlı bir duruşu da temsil eder. Şeyh Sâdî-i Şîrâzî bu altın oranı çok güzel tanımlar:

Haddinden fazla hiddet, nefret uyandırır. Yerinde olmayan yumuşaklık da heybeti izale eder. Ne etrafındakileri usandıracak derecede sert ol ne de karşındakine cesaret verecek kadar müla­yim. Sertlik ile yumuşaklık birlikte olursa hoş olur. Kan alıcı gibi ki hem daman yaralar hem de merhem koyar.[43]

Sevgili genç dostum,

Bu vesileyle öfke konusunda da seninle biraz sohbet etmek­te fayda görürüm. Öfke ve hiddet, doğandaki gazap gücünün, kontrolsüz bir şekilde harekete geçmesi ve seni akıl ve hikmetten kopararak esir alması ile ortaya çıkar, bir enerji boşalması olarak gücün tükenmesine sebep olur.

İstanbuli’nin Sokrates’e atıfla öfkeyi anlattığı şu satırlar aslın­da öfke anında iradeden kopuşu çok güzel izah ediyor.

(Öfkenin) tedavisi en zor işlerdendir. Sokrates’ten aktarıldığına göre şöyle demiştir: “Ben azgın derin denizde, dağ gibi dalgalar arasındaki birinin güvenliğinden emin olurum ama öfkelinin güvenliğinden emin olamam. (…)” Bu yüzden bunun tedavisi zorunlu sonucuna değil iradî başlangıcına göredir. Tedavisi sebeplerini gidermeyledir.[44]

Sevgili genç dostum,

Bu iradi başlangıç aslında Gazzâlî’nin deyişiyle tabii, bir baş­ka ifadeyle melekeleşmiş hilimdir. Hilmini güçlendir ki öfkeni yönetebilesin ve delikanlılıktan gelen enerjiyi doğru yerlerde, doğru şekilde ve doğru amaçlar için kullanabilesin.

Bunun için de gençlik enerjini öfkeye ve hiddete değil basirete ve hikmete dayalı erdemli davranışlar için tasarruf et. Hilm er­demi bu yönde senin rehberin olmalı. Şu hadis-i şerif zihninden hiç çıkmasın: “Güçlü kimse, insanları güreşte yenen değil, bila­kis öfke anında kendisine hâkim olandır.[45]’ Öfkelendiğinde bir salâtüselâm getir ve bu hadisi hatırlayarak davranışlarının irade­nin dışına çıkmasına asla izin verme!

Savaşta düşmanını öldürmek üzere iken onun yüzüne tükür­mesi üzerine öfkeye kapılmayıp onu serbest bırakan Hz. Ali’nin şu sözleri de Mevlânâ’nın şiirsel diliyle hep zihninde yer etsin ki öfke anında nasıl davranacağım ve hilm erdemini nasıl koruya­cağını bilesin:

Ben kılıcı Hakk’ın rızası için vururum. Hakk’ın bendesiyim (köle- siyim), nefsimin bendesi değil. Hakk’ın aslanıyım; heva ve heve­sin aslanı değil. İşlerim dinime şahittir. Muharebede ‘attığın zaman sen atmadın, Allah attı’ (Enfal, [8/117) sırrına mazharım, ben kılıcın kendisiyim, kılıcı vuran ise (ilahi) güneştir. (…) Hışım ve gazap (öfke) hükümdarların bile hükümdandır, benim için ise esirdir; ben hiddete (öfkeye) bile gem vurmuşumdur. (…) Gazada dövüşürken bir (nefsani) hâl zuhur eder olunca, kılıcı kınına koy­mayı münasip gördüm. Ta ki ismim Allah için seven ve dileğim Allah için buğzeden olsun.46

Erdemlerin anası olan hilmi bu kadar güzel gösteren bir örnek olabilir mi? Hilm, Hz. Ali’nin ahlakıdır; o ahlakla ahlaki an.

Öfke insanı hem ahlaki kemalden uzaklaştırır hem de dünyevî olarak zarar görmesine sebebiyet verir. Ne demiş atalar. “Öfkeyle kalkan zararla oturur.”

Şeyhoğlu Mustafa bak bunu şiirsel olarak ne güzel ifade ediyor:

Çü öyken duta zinhar öykeni yud

Bugün az öyke yarın çok ider od

öfkelendiğin zaman öfkeni yut

Bugünkü az öfke yarın çok ateş eder[47]

öfkeye öfkeyle, kine kinle, kötülüğe kötülükle mukabele eden kişi hiçbir meseleyi çözemeyeceği gibi, öfke ateşinin mis­liyle yayılmasına yol açar. Bak kadim hikmetin sözcüsü Lokman Hekim kan davalarına kadar giden öfke ve kin patlamasını nasıl tasvir ediyor ve oğluna bu konuda ne hikmetli bir tavsiyede bu­lunuyor:

Sevgili oğlum! “Şerr ancak şerle söndürülür, kan ancak kanla yuyulur” diyen kişi yalan söylemiştir. Eğer doğru söylüyorsa, o zaman bir ateşin yanına bir ateş daha yaksın ve bu ateşleri söndü­rüp söndürmediğine baksın. Lâkin ateşi su söndürdüğü gibi şerri de ancak hayır söndürür.[48]

İşte genç dostum; öfke ve kin ateşse, hilm sudur. Sen sen ol, kan ve kin davasının değil, hak ve hilm davasının peşinden koş. Ateşe ateşle mukabelede bulunma! Arada sen de hem dünyada ve ahirette nârına yanarsın; ateşe su ile mukabelede bulun ki hem dünyada hem ahirette su gibi aziz olasın.

İstersen bahsimizi adil halifelerin sonuncusu kabul edilen Ömer b. Abdülaziz’in bir sözüyle bağlayalım:

Hilmin ilimle, affın kudretle birleşmesi sonucunda ulaşılan faziletten daha üstün bir fazilet yoktur.49

 

Ahmet Davudoğlu – Duruş,syf.347,352

38 Gazzali,İhya,3,1948

39 İstanbuli,Ahlak-ı Adudiyye Şerhi.s.68

40-Gazzali,İhya,3,1953-1954

41 Maverdi,Edebü’d Dünya ve’d din,s.355

42 Aşık Paşa,Garibname,s.485

43 Sadi,Güistan,s.161

44 İstanbuli,Ahlak-ı Adudiyye Şerhi.s.110

45 Müslim,Birr 107

46 Şerhli Mesnevi Şerif,s.670,671

47 Şeyhoğlu , KenzülKübera ve Mehekkül-Ulema,s.279,116

48 Şemsüddîn eş-Şehrezûrî,Nüzhetü’lErvâh s.590

49 Çağrıcı,Hilim,s.35

 

Yazar: Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.