Küçük Burjuva Zevkleri

Ev’i Terk Eden Kültür

Kültür biraz da etnik, mezhep fay hatlarının hareketlendirilmesi olarak görülebilir. Cari kültür endüstrisinin kent ışıkları altında küçük burjuva zevklerine dönüşmesini bu hayat tarzının sonucu olarak okuyabiliriz. Küçük burjuva zevkleri bulaşıcı Özelliğiyle gençlere değil sadece kamusal alanda bulunan her kesime hitap edebilmektedir. Öyle ki kamu zaten son yıllarda çok genişledi; “ev” merkezli etkinlikler bile dışarıya yani kamuya taşınır oldu.

Kültür endüstrisi insanları faaliyet alanı olarak evden uzaklaştırırken evde oldukları zamanda da bu tavrını destekleyecek ürünlerle meşgul kılar. Toplanma, yeme içme, konuşma,sohbet hatta okuyup yazma bile evin dışına taşabilmektedir. Rahatlıkla zincir kahvecilerden söz edebiliriz. Bilgisayarını, kitabını, defterini açmış çalışan bireyler yadırganmayacak kadar normalleşmiştir; buna kütüphanelerde çalışmak yerine çok daha ucuza mal olan kafelerde sınavlara hazırlanan talebeleri de eklemek gerekir.

Kafe kültürü, kahveci kavramı yerleşti artık; lümpenlerden orta-üst sınıfa kadar kent sakinleri buluşma, sosyalleşme, konuşma mekânı olarak buraları dolduruyor. Eve misafir getirmeme, evde buluşmama belki küçük burjuva için kısmen doğru olabilir ama ev hanımlarının günlerini, umre arkadaşlıkları buluşmalarını kafe-lokantaya taşıyarak evi ikametten, sosyalleşme sahasından konaklamaya kadar indirgedi. “Ev hali” katlanılmaz bir düşüklük görüldüğü, her daim kusursuz, dağınık olmayan ev imajı çizmek insanlarla buluşmaktan önemli oldu. Buna her kesimden ailenin hafta sonu yemek yemeye çıkmalarını da eklemekte beis yok; bilhassa brunch kültürü aile bağlarını güçlendirici etkisinin yanında konformist kültür formasyonlarını beslemektedir.

“Kahve içelim mi” bir teklif olarak yerini aldı, buluşmanın, görüşmenin, oturmanın başlangıcı kahvede birleşti.

Mekân farklılıkları olabilir, semtlerde de elbette bir statü-sınıf ayrımı görmek mümkün ama kabul etmek gerekir ki lümpenlerden üst sınıfa kadar kafe kültürü toparlanmanın anlamına oturdu. Kitapçı-kafeler, localı-kafeler, eğlence, kültür ortalamasının farklı boyutları olarak yerini aldı. Sınıf farklılığını göstermek için fiyatlara bakmak gerek, en basit çayı fahiş fiyatla satmak ticaretten değil mekânı “seçkinler”e ayırmaktan kaynaklanır. Bu açıdan sadece muhafazakârlara, zengin dindarlara münhasır mekânlar, oradaki kültürel doku bir başka küçük burjuva davranışı olarak kendini gösteriyor.

Dindarların seküler kesim kadar kendini zenginlik başlığı altında ayırması rafine kültürlerinden, zevklerinden kaynaklanmıyor, mekânlarının nezihliği de söz konusu değil, sadece aynı kahvenin Hayatındaki uçurum önemli olmanın, ayrıcalığın sınıfsal ayrımın göstergesi olarak belirmektedir.

Küçük burjuva zevk ve sıkıntılarının boyutları geçmişteki erken dönem Amerikan hayat tarzı tartışmalarının yapıldığı yıllardan çok da farklı değil esasında. Kariyer ve paranın odağa yerleştiği yeni kültür ortamında iktidarı eleştirmeyle iktidar tarafında yer alma arasında içeriksiz sohbetlerin iç dökmeye dönüşmesi… çay ocaklarındaki idealizmden kafelere uzanan konformizm, gerçekliği kabul etme, dünyevileşmeyi dünyasallıkla izah etme yeni burjuva mazeretlerini ifade eder. Parasızlığın getirdiği idealizm peşinden iktidar eleştirisine otururken nargile dumanları koyulaştıkça “kazanımların kaybedilmemesi”ne oturur. Orta-alt kesimin, lümpenlerin mekânlarından iç çekişlere dayalı hayat algıları, sık sık dostlukların, arkadaşlıkların tükenmesi, ihanetler, satışlar üzerine odaklanır.

Ortalama küçük burjuva sohbetlerinin temel konusu kimsenin kimseye güvenmemesi üzerinedir.

Zengin mekânlarındaki farklı zevkleri tecrübe etme sosyalliği muhafazakârlarda bunun fıkhi meşruiyetine kayar. Dolayısıyla mekân üzerinden bir siyasallık tartışmaktan çok kültür akşının yönüne bakılabilir.

Ercan Yıldırım – Türkiye’nin Yeni Kültürü,syf.110,112

Yazar: Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.