Kıbleyi Gösteren Kredi Kartı

Dünyada kapitalizm karşıtı tek din İslâm’dır, İslâm getirdiği ilkelerle, insanoğlunun ontolojisinde var olan maddi ve mane­vi zayıflıkların sistemleşmesini engellemiş, bilhassa ekonomi sahasında tedbirler alarak sağlam, fakiri kollayan, zenginleş­meyi engelleyen, paranın birkaç kişide birikmesine set vuran, tekelciliğe, tröstlere müdahale eden genel ilkeler getirmiştir. İslâm iktisat üzerinde yoğunlaşır; çünkü iktisat sadece malla­rın değişimi, para üzerinden alışveriş değil aynı zamanda si­yaseti, toplumsal ilişkileri, bireyler arasındaki münasebetleri, devletlerin yapılarını da belirleyen; değerleri, normları, hassa­siyetleri kırılganlaştıran en önemli dönüşüm aracıdır. İktisat, siyasal kültürün en belirgin ustasıdır. İslâm modern kapitaliz­min de onun geçmişteki yapısının da tam karşısında iktisadi anlayış getirmiş, yerleştirmiştir.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bilhassa dünya sisteminin Amerikan yaşam tarzına uygun dizayn edilmesiyle ortaya çı­kan tüketim algısı genel manada kapitalizmin yeni boyutunu yüceltti. Esasında burada kasıtlı bir çarpık algı yüceltmesi söz konusu.

Kapitalizm tüketimi değil biriktirmeyi, yığmayı, sermaye temerküzünü savunur.

Tüketim bilhassa kapitalist olmayan çevre ülkelerin kaynaklarının, paralarının devşirilmesi için, üretimin sürekli yeni ihtiyaçlar gösterilerek artırılması, “versiyon değişiklikleri” ne­ticesinde daha az maliyetle daha yüksek kârların elde edilmesi için uygulanan yöntemler arasındadır. Bu bakımdan kapitalist­ler son derece tutumlu, biriktirmeyi seven, tasarruflu kimse­lerdir.

Kapitalist ahlak tüketici ahlakını sevmez; tüketicileri çok tutar. Tutumlu olmayan tüketici ahlakından, arzularının pe­şinden koşan, harcamayı tutku haline getiren, “vizyona giren” her yönelimi yücelten kitlelerden, yığınlardan onların manevi iştahlarından, kontrolü kaybetmiş ruhlarından, kişiliklerinden soyutlanan ahlaklarından nefret eder. Fakat tüketicilerin, kapi­talizmin işleyen çarkı haline gelmesi için her türlü yeni meto­du uygulamaktan da çekinmez.

Kapitalizm Hiçlik Gibidir; Doymak Bilmez

Kapitalizm hiçlik gibidir; her zaman vardır, esas olandır, ontolojinin merkezinde yer alır. Kapitalizm hiçlik gibi, boşluk ve sonsuzluk gibidir; büyüdükçe büyümek, yuttukça yutmak ister. Kara delik gibi temas ettiği her noktayı, sahayı yutan, kendisine benzeten kapitalizm, ne kadar içerse içsin, ne kadar yerse yesin doymak bilmez. Kapitalizmi biriken sermayeler, yükselen satışlar, devleşen bütçeler kandırmaya, doyurmaya yetmez.

1970li yıllardan sonra dünya sistemi gelişkinliğini yücelt­mek için yeni vadilerde, yeni vahalar keşfetmenin arayışı içine girdi. 70li yıllara kadar süregelen Keynesyen dünya sistemi, refah devleti, sosyal devlet uygulamaları dünya sisteminin ve şirketlerin kazancını istedikleri boyuta getiremedi. Kapita­lizm kara delik gibi, hiçlik gibi yutucu özelliklerini aksatmaya, yavaşlatmaya başladı. Bu aşamadan sonra ortaya çıkan yeni doktrin yani neoliberalizm, kapitalizmin hiçlik kadar, kara delik gibi yutan, tüketen, içselleştiren niteliğini iyice büyüttü,besledi. Neoliberalizm, kapitalizmi yeni bir evreye taşırken, küreselleşme doktrini bağlamında yeni kapitalistler, yeni öykünmeci kapitalist namzetleri ortaya çıkardı.

Türkiye dünyadaki neoliberal dalgaya en erken yakalanan ülkelerden biri oldu. 70’lerin sonlarında ABD ve İngiltere’deki neoliberal demokratik darbeler, siyasi dönüşümlerin benzeri Türkiye’de 12 Eylül ile sağlandı. Neoliberal iktisadi kültür si­yasal dönüşüm neticesinde ortaya çıktı. Neoliberalizmin adına ister küreselleşme ister piyasa ve pazar ekonomisinin öncülü­ğü densin, klasik dünya sisteminden ayrılan en belirgin özelliği merkez-çevre modelinin rehabilite edilerek, sert, katı uygu­lamalara son verilmesi oldu. ABD, Batı Avrupa ve az da olsa Japonya’dan oluşan merkez ülkelerin kapitalizmi besleyecek motivasyondan, üretimden geri düşmeye başlaması, bilhassa Batı Avrupa’nın artık “emekliler kıtası”na dönmesi, kapitaliz­min iyiden iyiye “şirket kapitalizmine evrilmesine rağmen ulus devletlerin bu anlayış lehine işleyememesi, şirketlerin ge­lirlerindeki yükselme ivmesinin zayıflığı küresel boyutta yeni ve talepkâr kesimlerin, ülkelerin, halkların devşirılmesi anla­yışını getirdi.

Kapitalizm artık çevreyi doğrudan sömürmek yerine onları da işleyen çarkların bir dişlisi yaparak, kapitalist üretimin bir unsuru kılarak “kapitalizmi sahiplenmelerini sağladı. Kapi­talizm büyüse de küçülse de çevredekiler hep aynı kalıyordu,* fakirliklerinin düzeyi hiç değişmiyordu ama merkez ülkeler ve kapitalist işletmeler, sistemin kendisi zayıf düşüyordu. Ne­oliberalizmin çevredekilere de sorumluluk vermesiyle kârın azamisini yine merkez ülkeler alırken bu sefer krizlerden do­ğan zararlar çevre ülkelerle bölüşülmüş oldu. “Kriz buhranı” ile yaşamaya başlayan çevre ülkeler, kapitalizm krize girmesin diye her gün borsayı, döviz kurlarını, kredi oranlarını takip etmeye, zihnen kapitalist işgalini kanıksadıkları gibi fiilen de tüm gayretlerini bu sahaya hasretmeye başladı. Neoliberalizm merkez ülkelere akışı farklı coğrafi sahalarda yayılmış şirketler üzerinden sağlarken, çevre ülkeler şirket kapitalizminin göre­ce imkânlarını, tüketim toplumu ideolojisi üzerinden gelişme görerek benimsedi. Neoliberalizm, çevredeki taliplileri, mer­keze girmek için can atan kesimleri devşirmenin karşılığı ola­rak kapitalizmi yeni bir evreye, sistemi müthiş bir yenilemeye tabi tuttular.

Kapitalizmi Büyütenler

Kapitalizm, neoliberalizmle antikapitalistlerin elinde yük­selmeye başladı.

1980 sonrasında 12 Eylül rejiminin ardından Turgut Özal küreselleşmeye, neoliberal siyasi kültüre uygun olarak dört eğilimi birleştirip iktidara geldi. Özalın neoliberal iktisada uy­gun olarak finans, ulaşım ve iletişim alanlarındaki yatırımları İslâmî kesimde de yankı buldu.

İslâmî finans kuruluşları, faizsiz bankacılık anlayışı üzerin­den Müslümanlar sisteme yavaş yavaş eklemlenmeye başladı. Yıllarca Kemalist elitlerin idare ettiği “kamu” artık neolibe­ral siyasallıkla Müslümanlara açılmaya başladı. Sivil toplum kuruluşları, bankacılık vasıtasıyla tarikat ve cemaat çevreleri zenginleşti. İslâmî Finans üzerinden Müslümanların; hiçbir biçimde kapitalist iktisada girmeyen, kendine alternatif İslâmî yaşam biçimi arayan kesimlerin “pazar ve piyasa”ya girme­si sağlandı. Piyasa, yeni trendin adı olduğu gibi kamusallığın belirlendiği sahayı oluşturdu. Piyasaya girmeyen hiçbir mal ve hizmetin geçerliliği yoktu; piyasanın dışında alternatif ekono­mik düzen ihdas edilmesi imkânsız hale getirildi. İslâmî finans üzerinden Müslümanlar yavaş yavaş sisteme eklemlendi.

Neoliberal siyasi kültürün üzerinde en fazla titrediği ke­simlerin başında Müslümanlar ve İslâmcılar gelir. İslâmcılık 90ların başından itibaren Türk siyasetinde postmodern ve bir arada yaşama, çoğulculuk, çokkültürlülük, Medine Vesikası merkezli tezleriyle etkili olmaya başladı. 2000lerden sonra ise uzun iktidar dönemiyle beraber İslâmcılık neoliberalizmi yeni bir boyutta Türkiye’ye uyumlu hale getirirken kamunun İslâmî kesime açılmasını sağladı.

İslâmî finans kuruluşlarından birinin verdiği “kıbleyi göste­ren kredi kartı” neoliberal İslâmcılığın en önemli simgelerin den biri olurken, kapitalizmin yeni boyutunun Müslümanlar tarafından içselleştirildiğini, İslâmcılığın artık kapitalist değer­lere karşı hiçbir marjının kalmadığının göstergesidir.

İradenin Devredilmesi

Kültürel göstergelere, insanların gündelik hayatında kul­landığı nesnelere, araçlara karşı genel manada bir tepki, aşırı yorum ya da kutsallaştırma yapılabilir. Bu bağlamda kolanın, fast foodların küresel kültürün her türlü zincir mağazalarının, giyim kuşam tarzının karşısında olan bir kitle var. İslâmi ke­simde misal İsrail-Filistin savaşında, İsrail’in katliamlarından sonra kolanın sahibi olarak Yahudiler üzerinden bir İsrail kar­şıtlığı zuhur eder. Bu tepkisellik zaman zaman “yerli malı” kul­lanımına kadar geçer. Temizlik malzemeleri üzerinden kendi­lerine misyon biçip İsrail ve Yahudi karşıtlığı kurmaya çalışan kadınların, hemen tüm kaliteli ev ürünlerinin Yahudi menşeili olduğunu öğrendiğinde duyduğu “hiçlik” duygusu, neoliberal iktisadi kültürü tam manasıyla anlatabilir.

Hayatın her anında, her biriminde kapitalist üretim ilişkile­rinin varlığı, Müslümanların da bugün kamudaki etkinliğinin neoliberal siyasallık sayesinde gerçekleştiği görüşü belirgin bir teslimiyeti sağlıyor. Giyim ve kuşamın modalaşması, gündelik kültürdeki kapitalist nesnelerin, boğaz köprülerinin, hızlı tren­lerin, cep telefonu ve lüks eşyaların artışının, ciplere binilmesi­nin “normal” bir gelişim süreci olduğu yönündeki “ilerlemeci” anlayış yeri geldiğinde kıbleyi gösteren kredi kartını sadece ”sapma” olarak tanımlar.

Kültürel göstergelerdeki zenginlik esasında zihniyette- [ki ilerlemeyle de bağlantılıdır. Neoliberal üretimi “insanlığın [gelişimi ve tarihin ilerlemesi” biçiminde gören İslâmî anlayış,siyasal bağlamda sert, katı, radikal bir temelleme yapabiliyor, Hâlbuki kredi kartını kıbleyi gösteren biçiminde tanıtmak ne bir reklamcılık dehası ne insanlığın ilerlemesidir.

Kıble üzerinden meşruiyet algısı oluşturmak, 80 sonrası İslâmcı kültürdeki “her şeyi İslâmileştirme” çabasının bir so­nucu olarak da görülemez. Kıbleyi kullanmak, krediler üze­rindeki lslâmîliği, ehven-i şeri ya da cevazı göstermez; bilakis kapitalist işleyişin artık kanıksanmış bir normalleşmeyle İslâmcıların nezdinde etkili bir yöntem haline geldiğini kanıtlar. Haramın, faizin, faiz üzerinden sömürgeleştirmenin, zekâtı dışlayan yardım mantığının İslâmcılar açısından tartışılabilir niteliği büyük oranda kalkmıştır. Buna göre yeri geldiğinde İslâmî umdeler üzerinden, sırf kamuda var kalabilmek için “değer tanımaksızın” var olma çabası 90lardan sonra bir me­tot olarak doğmuş 2015 itibariyle zirveye çıkmıştı; bu saatten sonra iktisadi ilkeler bazında ya da piyasa şartlarının işleyişi anlamında bir rezervin Müslümanlar açısından gündeme gel­meyeceği görülüyor.

Siyaset, iktidar belli manada varlığını koruyabilmek için neoliberal iktisadi siyasallığı meşru görebilir; buradaki sorun Müslümanların en yüksek kültürden en düşüğüne kadar he­men her kesiminin “kazanımlar”ı korumak, “imkân siyaseti­ni kollamak adına İslâmîliği devre dışı bıraktığını göstermesindedir. “Piyasa”nın içinde bankalara, sigortalara, senetlere, çeklere, borsaya, dövize “mecbur” kalan Müslümanların, bir bakıma “zihnen ve vicdanen” yerleşik kapitalist kültürü “reddedemediği”ni ispatlar. Artık bu dünyadan, kapitalist üretim ilişkilerinden çıkış yok mudur?

İslâm düşüncesinde ümitsizlik küfr alametidir.

Müslümanların Allah’tan ümitlerini kestikleri vaki olamaz; ama Müslümanın Müslümandan ümidini kesmesi imkân dâ- hilindedir. Fakat Allah’ın insanlardan, Müslümanlardan ümi­dini kesmesi de söz konusu değildir. Yeryüzünde Allah’ı anan, İslâm’ı yaşatan, fesat çıkaranlara karşı çıkan bir cemaat her dönemde varlığını sürdürmüştür Bu bakımdan kapitalizmi top­tan kabul edebilecek bir insanlık zümresinden bahsedemeyiz; aynı şekilde kapitalist her ürünü “insanlığın gelişimi” dünya medeniyetinin gelişim süreci olarak gören İslâmî akımlar el­bette, sistemin aksamadan yürümesinde etkili rol oynar.

Kıbleyi gösteren kredi kartı sadece bir sapma, pazarlama unsuru, moda veya kaba İslâmileştirme değil aynı zamanda Müslümanlara arzularını kabartan imkânlar silsilesinin katmerlenmiş biçimidir

Neoliberal doktrin çevredekilerin, Müslümanların “talepârlığını”, arzularını tutkuya dönüştürmekte başarı sağladı. Bu tutkunun başında “kamuya girme” hatta kamuyu sahiplen­me arzusunun kaçınılmaz ve akılları hatta vicdanları kilitleyen bir arzuya dönüşmesi gelir. Sahip olma fikri, merkezin elindeki her değere, teknolojiye, imkâna hatta siyasallığa ulaşma arzu­su yerini ihtirasa bıraktı. Müslümanlar ele geçirmeyi, yıkma, önceki deneyimleri yok etme biçiminde gösterdikleri için ge­rekirse küfrün elindekileri devşirerek, İslâmîleştirerek günaha batma pahasına elde etme fikrine götürdü. Günah, küfr, mek­ruh kavramlarının karşılığı sadece ibadetlere hasredildiği için var olan sistemin işleyiş nizamını taklit, öğrenme, kullanma bir sorumluluk hatta İslâmî vecibe olarak sunuldu.

Mümkünler Dünyasında Bekleyen İslam

İslâmcılık düşüncesi yerleştirdiği siyasallıkla, Müslüman­ların toplumsal dönüşümlerinin gerçekleşmesinde, Freudyen anlayış ile “Büyük öteki” arasında bir psikolojik atmosferi ege­men kıldı. Kapitalizm değil ama neoliberalizm; neoliberalliğin çevre ülkelere, marjinal kesimlere, sistem dışı unsurlara açtığı imkânlar, Müslümanların İslâmcıların baştan çıkmasına vesile oldu. Baştan çıkan İslâmcılık, zaten medeniyete teşne karak­terini “tüketim ideolojisinin nesneleriyle örtüştürünce ortaya kıbleyi gösteren kredi kartı gibi istihza edilerek bakılacak, yaramaz ve cin fikirli bir reklamcılıkla buluşturulup meşrulaştırılan nesnelere bıraktı. Bu, Islâmcılara göre önemsenecek,üzerinde durulacak ve genele teşmil edilemeyecek marjinal bir örnektir. Mesele Müslümanların ilerlemesi olduğuna göre, bu tür “heretik“ tutumlar, Müslümanların arasına girmeye çalışan çıkmalar eninde sonunda dışlanacaktır.

Islamcılık kabaca temel savunmasını, arzuların hareketlen­dirdiği duyguların ve istekliliğin irade vasfına ulaşarak kapi­talizm yani sistem içinde Büyük öteki’ne karşı kendilik inşası biçiminde yapar.

Islâmcılar kapitalistlerin yaşam biçimlerinden etkin piyasa yapısından “sızarak” kıbleyi gösteren kredi kartı gibi modellemelerle çıkabilecekleri gibi kendi öz bilinçlerini, hakikat bilgi­lerini tatmin edecek gerekçeler üretir. Yanlışla, hatalı olanla, küfr ile cennetin yolunu bulabileceğini; kötünün vasıta haline gelebileceği görüşü neoliberal siyasal kültürün etkili tek yön­temi oldu.İslâmcılar kıbleyi gösterdiği müddetçe tüm vasıtaların araçsallıktan hakikat seviyesine çıkabileceği düşüncesini inşa etmeyi sürdürüyor.

Kapitalizmin varlığı Müslüman düşünce ve iradenin yok­luğundan kaynaklanıyor. Kapitalizmin etkili işleyişi, gündelik hayatı bile işgal eden nesneler, yaşayış biçimi üretmesi, İslâmî alternatif yaşama talep eden fikriyatın yokluğundandır.

Allah karanlığı halk etmiş midir? Evet, karanlık yokluk âleminden varlık âlemine geçmiştir. Fakat karanlığı dağıtacak aydınlık da hem mümkünler âleminde hem varlık âleminde vardır. Işık yokluğu karanlık varlığı demektir. Işık yandığında varlığını gösterdiğinde karanlık hiçliğe sürüklenir.

Kapitalizm varlık âlemine İslâm’ın yokluğu vesileyle çıkar. Kapitalizmi Türkler dört yüz yıl yerinden çıkmasın diye alter­natif bir ekonomi, dünya sistemi inşa etmişti. Kapitalizmi, sı­nırsız eşitliği yücelten bu düzeni Türk varlığının hiçliğe sürük­lenmesi, İslâmî yaşama fikrinin zihinlerden, varlık âleminden sadece mümkünler âlemine itmesi sağlar. Kapitalizmi geriletecek, imkânlar, mümkünler âlemindeki İslâm varlığında, Türk deneyiminde mevcut. Kıbleyi gösteren kredi kartına yapılacak her türlü sempatik bakış, kat’i reddi taşımayan istihzalı tema­şa, kapitalist sistemin varlık âlemindeki yenilmezliğini katla­yacaktır.

İslâmi hissiyatını tatmin eden “kıble” kelimesi, yeni dindar­lık biçimleri Müslümanların reel dünyadaki varlığını tüm ikti­dar ve güce karşın sağlayamaz; sadece mümkünler âlemindeki çakılı kalmasına katkı sağlar.

(İtibar12015, sayı: 51)

Ercan Yıldırım – Türkiyenin Yeni Kültürü,syf.135,143

Yazar: Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.