Kelime Uydurukçuluğun Perde Arkası

Geçmişi topyekun inkâr planının bir parçası olarak ele alman dil meselesi sağlam bir temele oturtulmadan, kültür erozyonuna çare bulmak mümkün değildir. Bir takım şahıs ve müesseselerin keyfine tabi olarak durmadan değişen, değiştirilmeye çalışılan türkçe ile, bugünkü fikir ve san’at güdüklüğümüz meydana gelmiştir. Fikir ve san’atm vasıtası olan dil, «devrim» yapma merakı ile ve sun’l zorlamalarla dejenere edilince, ilimde ve kültürde seviyesizlik olmaması imkânsızdır. Hele bizde hâlâ yapıldığı gibi(1978) gazete ilanları ile piyasaya kelime çıkarmak; asırların potasında beliren ve şekillenen kelimelerimizi de budamak, cinayetten başka bir şey değildir.

Fotoroman ve magazin seviyesini aşamayan genç neslin vebali, uydurukçacılarımızın omuzundadır. Çünkü, tarihî tekamülü içerisinde, tabii olarak yapacağı gelişmelerin beklenmesi gerekirken, acele müdahalelerle dilimiz, en azından kısırlaştırılmıştır. Şanlı şerefli bir mazinin ve medeniyetin insanlarını, birkaç yüz kelimelik bir dile mahkûm etmek, acaba sadece gaflet midir?

Kelime başına para vererek, lisan imal etmeye çalışanların, ister İstemez sebeb oldukları neticelerden en mühimi, millî birlik ve beraberliğimizi bozmalarıdır. Öyle ki, baba ile oğulun zor anlaştığı, dede ile ise, adeta tercümana ihtiyaç duyulduğu bir vasatta; cemiyetin temel taşı olan aile sarsılmaktadır herşeyden önce…

Rus esaretinde yaşayan türklerin durumuna baktığımız zaman bu gerçeği apaçık görmekteyiz. Ruslar işgal ettikleri Türkistan’daki dil birliğini bozarak işe başlamışlardır. Dil birliği bozulunca, aynı dili konuşan kabileler zamanla anlaşamaz olmuşlardır.

Moskova’da hususi olarak yetiştiril miş mütehassıslar, şive farklarını çoğaltıp geliştirecek çalışmalar yaptılar. Böylece, her bakımdan bir ve beraber olan kabileler, dilleri farklılaştırılarak, ayrı milletler haline getirilmişlerdir«

Gramer kaidelerinin bozulup değiştirilmesi, yeni ve köksüz kelimeler uydurulması gibi faaliyetler sonunda; mevcut dil ifade gücünü yitirmekte, edebi zevke hitap edememekte ve kültür ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gel mektedir. Bu durum sağlandıktan sonra da, «bütün şivelere Rus alfabesini, Rus terimlerini ve hatta Rusçaya uygun gramer kaidelerini zorla» getirmektedirler. Böylece, Rusya’daki müslüman Tiirkler arasında, yavaş yavaş ve sinsice meydana getirilen kopukluk sayesinde onlara hakim olmaktadırlar.. Dünya hakimiyeti peşinde koşan komünist Rusya’nın, milli birliğe giden en emniyetli bir vasıtayı bozması, aslında kendi davası bakımından normal görülebilir amma, ya bizde olanlar…

İçimizdeki gafillerin ve hainlerin de desteğiyle, komünistler tarafmdan devamlı saldırıya uğrayan iki kalemiz var bugün: Dinimiz ve dilimiz…

Cemiyet fertlerini birbirine bağlıyacak ve harici tecavüzlere karşı müdafaayı ve kenetlenmeyi sağlıyacak bu iki kale, herhalde hiçbir bozguncunun işine gelmemektedir.

Bilhassa kızıl Rusya’nm bu iki manevi gücümüze karşı alâkasız kalması düşünülemez. Nitekim, din konusunda olduğu gibi, dil konusunda da boş durmamıştır.

İstanbul ve Boğazların hayaliyle asırlardır yanıp tutuşan Rusya, bu hedefine gidecek yollardan biri olarak, Tiirkçenin bozulması planlarını yıllar önce düşünmüştür. Moskova’nın emriyle hazırlanan Türkçeye suikast programı, diğer Türk illerine tatbik olunandan pek de farklı değildir. «Türkçenin sentaksına ve namusuna da aynı merkezden çıkan emirlerle el uzatılmış, aynı erkan-ı harp heyetinin kararlarıyle hücuma geçilmiştir. Bu yoldaki faaliyetlerini çok sıkı ve esası tutmuş olan Rusların hiçbir fedakârlıktan kaçmamış oldukları bugün tesbit edilmiş gerçeklerden biridir.Bilhassa Dil Kurumu’nun içine sızarak Türkçe’nin katliamını,her yıkıcı harekette olduğu gibi,bir ilericilik hamlesi olarak okumuş yazmış zümreye kabul ettirmek hünerini göstermişlerdir.

…Şurası artık tarihin dudağına mal olmuş bir hakikattir ki, Türkiye’deki (Dil Devrimi) ve An Türkçe adını taşıyan katliam, şimal komşumuzun kendi hudutları içinde bulunan Türk kavim ve kabilelerine tatbik ettiği bölme ve parçalama politikasını Türkiye Türklüğüne de İntikal ettirmiş olmasının bir neticesidir.»

Oysa ki Ruslar komünist ihtilali gerçekleştikten sonra,katiyyen birbirlerine dokunmamışlar,olduğu gibi muhafaza etmişlerdir. Be husustaki görüşünü Stalin şöyle anlatıyor :

— Rus dili, Ekim Devriminden önce nasılsa genellikle öyle kalmıştır.

…Rus dilinin temelini oluşturan ana söz dağarcığına ve dilbilgisi sistemine gelince, bunlar, …ortadan kalkmak ve yerlerini yeni bir ana söz dağarcığına ve yeni bir dilbilgisi sistemine bırakmak şöyle dursun, oldukları gibi kalmışlar ve hiç bir önemli değişikliğe uğramamışlardır; modern Rus dilinin temeli olarak kalmışlardır.»

Demek oluyor ki, komünist Rusya,kendi dili için reva görmediği bir lisan suikastini yıpratmak istediği milletler için kullanmaktadır. Ve hele de başka yollarla netice alamadığı müslüman Türkiye’de «arılaştırma» «özleştirme», perdeleri altında çalışmakta, çalışacakları içimizden bulmaktadır.

Köprü Dergisi

Yazar: Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.