İki Hadisle Öğretilen


SATHÎ BIR NAZAR, HER BIRI birçok hakikati barındıran bazı hadislerde,zâhirine bakarak, çelişkiler görür. Kendi dar aklını ve sınırlı görüşünü me’haz edinerek, hele enaniyeti de kuvvetli ise, işi sözkonusu hadislerden birini veya öbürünü red veya inkâra kadar götürür.

Zahiren birbiriyle çelişir gözüken, o yüzden sathî nazarların bilhassa birine iliştikleri iki hadise örnek olarak, “Evleniniz, çoğalınız! Ben Mahşerde ümmetimin çokluğu ile övüneceğim”[Beyhaki] hadisi ile, “[Ahir zamanda] ümmetimin en hayırlıları, az çocuklu olanlarıdır”[45] hadisi gösterilebilir.

Değişik ortamlarda tecrübe edebildiğim kadarıyla, bu hadislerden özellikle ikincisi itiraza medar olmakta; bu hadisten aldıkları dersi dile getiren insanlara, “İyi de, şöyle bir hadis var ama” denilerek, itirazın mesnedi olarak diğer hadis sunulmaktadır.

Halbuki, sathî nazarların zahiren birbiriyle çelişir durumda gördüğü bu iki hadis, hakikat-ı halde birbirini takviye edip tamamlamaktadır. İkinci hadisin mesajı, en iyi biçimde, diğer hadis de nazarda tutularak anlaşılmaktadır. Dikkat edilirse, bu hadislerden ilki, belli bir zamanı sözkonusu etmeksizin genel bir hükmü ve umumî bir teşviki ifade etmekte; ikinci hadis ise bu umumî teşvike bir istisna getirmektedir. Herkesin kolayca görebildiği gibi, iki hadis de ‘çoğalma’yı teşvik etmekte; ancak, ikinci hadis meselâ ahir zamandaki ümmete çok çocukla değil, az çocukla ‘çoğalma’yı tavsiye etmektedir.

Bu kayıt ve istisnanın bir çelişkiyi değil, ilgili zamanın mahiyetine dair bir nebevî ikazı dile getirdiği ise, her iki hadiste de mevcut bir ifadeden anlaşılabilir. Bu ifade ‘ümmet,’ daha doğrusu ‘benim ümmetim’ ifadesidir. Resûl-i Ekrem aleyhissalâtu vesselam ümmetini evlenip çoğalmaya, böylece ‘ümmetinin çokluğu’nu temine teşvik ederken, ikinci asırdan sonra ‘ümmetinin en hayırlıları’nın ‘az çocuklular’ olacağını bildirmektedir. Demek ki, ahir zamana doğru, evliliğinin meyvesi olan çocuklarını ‘ümmet-i Muhammed’ olabilecek bir şekilde yetiştirme imkânı mü’minler için daralmakta ve zorlaşmaktadır. Böyle bir zamanda bir mü’minin çok çocuklu olması illâ ki onun ‘ümmet-i Muhammed’i çoğalttığı anlamına gelmemektedir.

Böylece Resûl-i Ekrem mucizevî bir şekilde zaman ilerledikçe ‘ümmet-i Muhammed’ tarifine dahil olabilecek çocuk yetiştirmenin zorlaşacağını bize haber vermektedir. Önceki devirlerde, hele Asr-ı Saadet ve onu takip eden asırlarda, mü’minler rahatlıkla çok çocuk sahibi olabilmiş, ve onların her biri ‘ümmet-i Muhammed’ tarifine dahil olabilmiştir. Zira, o dönemde umumî ortam bozulmuş değildir. Meselâ sokak, çocuğun bozulduğu yer değil, gelişip terakki ettiği yer hükmündedir. Çocuğun insanî ve manevî gelişimi için, anne babanın özel bir gayreti şart değildir; sokak da dahil, her ortam bu gelişim için bir imkân sunmaktadır.

Örnek olarak Asr-ı Saadeti düşünürsek, bir sahabinin on, onbeş, hatta yirmi çocuk sahibi olması anlaşılabilir birşeydir. Zira, anne babanın çocukla teke tek, çok yoğun bir ilişki içinde olması gerekmemektedir. Çocuk sokağa çıktığında, oyun arkadaşı sahabi çocukları, yolda beride gördüğü büyükler ise hepsi de Hz. Peygamber’in ifadesiyle ‘yıldız misali’ insanlar, yani sahabilerdir. Yalan, fısk, kumar, hırsızlık, iftira, sövüp sayma, müstehcenlik… bu çirkin hal ve fiillerin ise esamesi okunmamaktadır. Umumî ortam kirlenmiş olmadığı, bilakis nuranî olduğu için, sokak dahi çocuğun ‘ümmet-i Muhammed’e dahil olmasına vesilelik edebilmektedir. Sözün kısası, bir mü’minin her bir çocuğu için çok fazla zaman ayırması gerekmemektedir. Sonraki çağlarda, hele ahir zamanda tek bir çocuğun insanî ve imanî terbiyesi için anne babanın harcadığı zaman,İslam’ın bu ilk asırlarında üç, beş, on, onbeş çocuğun terbiyesi için pekâlâ kâfi gelmektedir.

Sözün özü, iki hadise de beraberce bakıldığında alınacak ders, zaman ilerledikçe, çocuğun insanî ve imanî terbiyesinin kendilerine emanet edileceği ortamların ve insanların giderek azalacağı; bu işin, giderek artan oranda, anne babaya kalacağıdır. Bu yeni zamanın çocukları, önceki asırlarda belki on çocuğa ayrılan zamanı birine yahut ikisine ayırabildiğimiz takdirde ‘ümmet-i Muhammed’ olabilecek bir imanî terbiyeye kavuşmaktadır.

Velhasıl, iki hadisin beraberce verdiği ders uyumludur ve anlamlıdır. İki hadis de, Hz. Peygamber’in ona ümmet olacak çocuklar yetiştirmeyi bizden istediğini bildirmekte; ve ikincisi, ahir zamana doğru yaklaşıldıkça bu iş zorlaşacağı için çok çocuğa az bir zaman ayırmanın yetmeyeceğini, az çocuğa çok zaman gerekeceğini ihsas etmektedir.

Ve şimdi, zaman ahir zamandır. Ahir zamanda çocuklarımızın ‘ümmet-i Muhammed’den’ olması ise, bizim onlar için ayıracağımız zamana ve göstereceğimiz çabaya bakmaktadır. Resûl-i Ekrem aleyhissalâtu vesselamın Hesap Günü ‘ümmetinin çokluğuyla övünmesi’nde bir payımız olsun istiyorsak, çocuklarımız için ciddi bir zaman ayırmamız vazgeçilmez bir şarttır.

Metin Karabaşoğlu – İlim Şehri,syf.52,53

Yazar: Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.