İhsan Fazlıoğlu Okumaları

AFORİZMALAR

Önsöz Yerine,

Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu’nun “bilgi kendine kayıtsız kalan kişileri ve toplumları affetmez” nasihatini dikkate alarak, bilgiye ve bilginlerimize kayıtsız kalmama adına fazlioglu.blogspot.com adresinde samimi bir çalışma başlatılmıştır. Bu platform üzerinden Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu’nun vermiş olduğu konferanslar, seminerler, dersler, katıldığı radyo ve TV programları, gazete ve dergilerdeki röportajları ve yazıları ile hocamız hakkında basına yansıyan diğer konular hakkında bilgi paylaşımı ve değerlendirmelere yer verilmesi amaçlanmaktadır.

Bu kapsamda, Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu hocamızın sosyal medya paylaşımlarında yer alan ufuk açıcı aforizmalar/özlü sözlerden bir seçki yapılarak istifadenize sunulmuştur. Yapılan seçkide hocamızın kendi sözlerinin yanında başka isimlerden yapmış olduğı alıntılara da yer verilmiştir. Bu çalışmanın yararlı olmasını diler,hocamıza dair elinizde bulunan benzer dokümanları tarafımızla paylaşmanızı rica ederim.
Muhammet NEGİZ
mnergiz@live.com

27.07.2018

Lütfen! Şu kişiler takip etmesinler:
1. Günlük siyâsetin diliyle düşünen;
2. Mefhûma değil lafza dikkat kesilen;
3. Fikirler-ile değil, kişiler-ile uğraşan…

 Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, asgarî iletişimin şartı güvenin buharlaştığı moğolvâri ikliminde kişinin aklına mukayyet kalabilmesi için ya hakikî
anlamıyla ‘derviş’ ya da hakikî anlamıyla ‘berduş’ olması gerek… Çünkü dervişin de berduşun da ‘yatay iletişim’e ihtiyacı yoktur…

 Düşüncenin edebi, mantık; eylemin mantığı, edebtir…

 Herhangi bir olgu ve olayın nasılı ile niçini hakkında hiç emek vermediği halde yapısı ve değeri üzerinde konuşan, hiç çilesini çekmediği halde,
çoban, çoban köpeği, sürü ve otlak hakkında ahkâm kesen kişiye benzer. Bu kişi, eğitim-öğretim sürecinin zayiatı olarak görülebilir…

 Kimin ‘karşı’sında durduğun değil, kimin ‘yan’ında olduğun önemlidir;çünkü ‘karşı-durduğun’la değil, ‘birlikte yürüdüğün’le fark edilirsin…

 Bir konuda herkes konuştuğunda susmak cehâletin değil, ilmin bir ifadesidir… Kudemânın deyişiyle: Sukût ilmin bir keyfiyetidir; cehlin değil… ki, bu keyfiyet ‘hilm’ yani “kendini heyecandan korumak; nefsine hakim olmak” demektir…

 ‘Bu Ülke’de iktidar şehveti ile güç paylaşımına odaklanarak bireysel ve toplumsal aslî işlevlerini terk eden dinî ya da lâ-dinî tüm cemaat ve cemiyetler, ‘Millet’ olmamızı engelliyor…

 Aşırı övenler ile aşırı sövenlerin ortak noktası, hep saklayacak bir şeyleri olmalarıdır. Saklayan, korumak için dikkati uçlara çeker çünkü…

 Başlamak için tek bir ilke var: Yola çıkmak… İlkeler, sen ve yol… Yanlış yapmaktan korkmadan… İrfânî deyişle: Hâlis bir niyetle çıktığın yolda yaptığın yanlışlar doğruna azık olur…

 Bir kişi ancak ait olduğu kültürün şahs-i manevisi bulunan kavramlarınıkaybetmişse o kültürü aşağılar. Bu nedenle, vicdanları terbiye etmeden yalnızca idrakleri eğiten milletler, kültürler kendi mensupları tarafından aşağılanmaya hazır olmalıdırlar… Kendini Aramak/18

 Kalpleri müteferrik olanları, akıl birleştiremez. Yani; Anlam-daş olamayan bireyler vatandaş, yurttaş, hatta dildaş olsalar bile bir millet olamazlar; olsa olsa çıkar-daş olabilirler. Çünkü; Millet, aynı dili konuşan değil, aynı hâli paylaşan kişilerden oluşan insan topluluğudur.

 Kişinin söyleyecek şarkısı var ise, dinleyici aramaz… Bilir ki, söz menzile girerse, çölde dahi bir dinleyeni çıkacaktır…

 Ya “hakikati” arama ya da bulduğunda herkese “açıklama”; ilki yalnız kılar;ikincisi maskara..; sonuçta her iki hâlde de acı çekersin…

 Bir insanın sûreti, sîretinde ortaya çıkar. Bu nedenle, bir kişiyi tanımak istiyorsanız, yoluna, yoldaşına, yol alış tarzına bakınız…

 Gökten düşenin parçası bulunur;gönülden düşenin parçası bulunmaz…//Âmiş Efendi

 Aklında fikir olmayanın, dilinde küfür; kalbinde muhabbet olmayanın elinde şiddet olur…

 Ümidin kaybolduğu yerde insan ya susar ya gürültü yapar; gürültü ile inciteceğine sükût ile incinmek, kadere, dua ile mukâbele etmek gibidir…

 Bazı şeyler zamanla değil inançla olur… Çünkü inanılmayan iş, zamanın bile kaldıramayacağı kadar ağır gelir insana…

 İş tutuşun kalbî, iş yapışın aklî olsun. Birincisi seni samimi ve ihlâslı kılar,ikincisi titiz ve başarılı…

 ‘FiKiR’ ile ‘KüFüR’, büyük kök uyumu gereği aynı kökten gelir; fikir,tefekkürle gerçeğin örtüsünü açmak; küfür, taannüdle (inat ederek) gerçeğin
üstünü örtmek demektir…

 Millet olmanın asgari şartı, toplumsal ‘maslahat’ için bireysel/kişisel’menfaatten’ vazgeçebilme ‘faziletini/erdemini’ göstermektir…

 Eylemin belîğ olması, çoğu zaman,sözün belâğatından daha etkilidir…

 Hayalini değil, kendini gerçekleştir (tahkîk el-zât)…; çünkü hiç bir hayalkişinin kendinden daha değerli değildir…

 Doğru bile olsa, taassub yoluyla fikir beyan etmek, hakikati rencide eder…

 “Bilgi ihtişâmdır, sahibini muhteşem kılar…” //Kemâleddin b. Yunus (1156-1241)

 Yalnızca ‘değerler’ üzerinden düşünmek, kişileri, olgu ve olaylar karşısında tembelliğe sürükler; nihayetinde ağlarlar ama çözüm üretemezler…

 Kadîm geleneğimizde, eşyanın doğasını bilmeye ‘hikmet’; hikmet ile hükmedene de ‘hakîm’ denmiştir. /./ Kişinin kendi hevâ ve hevesini eşyaya
dayatması, /./ ‘tahakküm’ ve bu biçimde eyleyen de ‘mütehakkim’ olarak adlandırılmıştır. hikmet, ‘adalet’e el verir; tahakküm ise ‘zulm’e..

 Hiç bir kulağı varsaymadan, kişinin kendi şarkısını terennüm edebilmesi,yaşama cesâretinin zirve bir ifâdesidir…

 Varlık sahnesinde en tehlikeli (akhtar) kişi, anı-ları(khâtıra) olan kişidir…Çünkü: ‘Hatıra’ları olanlar ‘hatır’larlar… İnsanlar nezdinde de hatırladığınız
ve hatırlandığınız oranda ‘hatır’ınız yani itibârınız olur… Unutanlar,itibârsızlaşırlar…

 Çağın gerçekliğini anlamak için ilk elde sahip olmamız gereken, o gerçekliği hem kavram hem de yargı cihetinden idrak etmemizi mümkün
kılabilecek nazarî bir dildir… Çağa konuşacak dili bulunmayanın çağdaşlarına yapacak bir teklifi de olmaz, olamaz…

 Dünyanı değiştirmek istiyorsan kelimelerini, dünyayı değiştirmek istiyorsan davranışlarını (eylemlerini) değiştir…

 Yalnızlığıyla yol alan bir kişiyi hiç kimse yokluğuyla korkutamaz…

 “Vatan insanı yorar”; çünkü biz vatanımızda sadece aklımızla değil duygularımızla da yaşıyoruz… Toprak onu yorar; o da toprağı yorumlar. Yorulmak emek, yormak/yorumlamak anlamdır.
Emek ve anlam, toprağı vatan kılar.

 Çağa konuşacak dili bulunmayanın çağdaşlarına yapacak bir teklifi de olmaz, olamaz…

 Dilberinden rahm eğer olmazsa ol dil-hasteye Kimseler derdine dermân edemez imkân olup | Avnî (Fatih Sultan Mehmed)

 1.İyi işi yapmak için kalb-i selîm’e; işi iyi yapmak için deneyime/tecrübeye; 2.Doğru işi yapmak için akl-i selîm’e; işi doğru yapmak için bilgiye; 3. Güzel
işi yapmak için zevk-i selîme; işi güzel yapmak için edebe ihtiyaç vardır…Hepsini birlikte yapmak için ise irfâna…

 Her bir kişinin yaşamı, kendi hakkındaki rüyasının yorumudur…

 Bir insanın kendine ilişkin kanaati değişmeden, olgu ve olaylara ilişkinbakış-açısı değişmez; çünkü insan yenilenmeden hayat yenilenmez. İş bu
ilke tarihteki her türlü fikrî, dinî ve siyasî hareketin, insanı tanımlamakla işe başlamasının temel nedenidir…

 İlim, aklın ibâdetidir; belirli bir ibâdeti yapan her bir organın bir tahareti vardır; öyleyse aklın tahareti ahlâktır… //Taşköprülü-zâde

 İnsanlar “hayvân” gibi öldürülürken sukût edenlerin, hayvanlara “insan”gibi davranmaları, esfel-i sâfilîn makamının en büyük kanıtıdır…

 Çocuklarına tabiattan isimler veren, Fatih Cami’sinin avlusunda ve türlü yerlerde yüzyıllardır kedi, köpek, kuş besleyen bir millet nasıl oluyor da bir psikopat üzerinden bu kadar aşağılanabiliyor? Bu milleti, hayvanlara,insanlara, tabiata ve her şeye nasıl düşman gösterirsiniz?

 Bayram sözcüğünün kökeninde hem ‘neşe/mutluluk’ hem de ‘sükûn/huzur’anlamı vardır… Neşe ve mutluluk için ‘muhabbet’ ediniz; sükûn ve huzur için ‘okuyunuz…’ Bayram’da okumak hem bereketli hem de güzeldir…

 Akılda tatil olmaz, insanlığını kaybedersin; İbâdette tatil olmaz, kulluğunu kaybedersin; İlimde tatil olmaz; efendiliğini ve saadetini kaybedersin…
Başka bir deyişle, Akılda tatil, saadeti; İlimde tatil, siyâdeti; İbadette tatil ise selâmeti yok eder…

 Tenkit, ikmal etmek içindir; tahkir, ifna etmek için. Bu nedenle halkını tenkit eden, düşünür; tahkir eden, ya işgalci ya da turisttir…

 Teklîfsiz tenkît, tahrîptir. Tahrîbat ile tamîrât yapılmaz…

 Bir ebeveynin çocuğuna kazandırabileceği en güzel haslet “hikâye anlatabilme” becerisidir; özellikle kendi hikâyesini…Çünkü hikâyeler/anlatılar, anıların sürekliliğini sağlarlar… Anıların yani ataların…//Aborjin deyişi…

 “Şu deyişi hiç unutmamalıyız: ‘Bir milleti bir kez yenmek için onunla savaşın. Ancak, o milleti sürekli yenme hazzını yaşamak istiyorsanız o milleti kendi tarihi önünde küçük düşürün.’ Biz kendi tarihimiz önünde [hem de aydınlarımız tarafından] küçük düşürülmüş durumdayız…”

 “Bir düşünür, kendi milletinin kültürünü tenkîd edebilir ama tahkîr edemez./…/ Kolay değil, tenkîd bilmeyi şart koşar; tahkîr ise yalnızca bir kaçıştır;
kendinden kaçış, utancından, küçüklüğünden…” // Sözün Eşiğinde

 Günümüzde şuursuzluğun idâmesi için devreye sokulan tüm eylemleri birdeyişle özetleyebiliriz: ‘Hayatı çoğaltmak’. Hayatı çoğaltmak için ise
yapılması gereken şey: İnsanın isteğinin artırılması, beslenmesi… //Kendini Aramak

 Malumatın yanlış olduğu yerde yorumun doğruluğunu ya da yanlışlığınıtartışmak abestir… //Kendini Aramak

 Bazılarının cisimleri bir tarafta gölgeleri başka bir tarafta; tarafımız tarihimizin gölgesidir; çünkü gölgen bulunduğun tarafı gösterir…

 Toplumsal olayları tarihsel koşulları içinde incelemeyi öngörenler, hatta ilzâm edenler konu Türk tarihine gelince ya geçiştiriyorlar ya da fikr etmeyi değil, küfretmeyi tercih ediyorlar…

 Kişi için yaşamda tahammülü en zor hâl: içe doğru haykırmak; çığlığı derûnuna gömmek; muhâtabsız hüznü taşımak;muhayyel bir maşûkla konuşmaktır…

 Yalnızca beyaz giymek, insanı çamurdan korumaz; çamuru da dikkate almak zorundasın; çünkü çamur, çamurlar…

 Hiç kimseyi değiştirmeye kalkışma; kendin değiş; değişimini kendinde temessül; eylemlerinde temsîl et; yani -kısaca- sen yan ki, etrafın da aydınlansın…

 “Temsil ettiği hakikate güvenmeyen, kısaca kendine güvenmeyen; yaşamak için bir düşmana, ötekine ihtiyaç duyar…”

 Birbirimize anlattığımız nice kötülüklerin, hangi iyilikleri yok ettiğine hiç dikkat kesilebiliyor muyuz..?

 İlkeli insan, istediğini ve istenileni değil, ‘gerekeni’ yapandır; ‘gereken’,yapmamayı gerektirse bile…

 Tek marifeti içinden çıktıkları milletin anlam-değer dünyası ile tarihî tecrübesini tahkîr olan aydınlar eğitim zayiatıdır…; yazdıkları kağıt israfı…;sözde-düşüncelerini dikkate almak da zaman kaybı…

 Bir milletin askerî-siyâsî örgütünü düşmanları; tarihini ise o milletin aydınları yener…

 “Adı konmamış bir uykunun aymazı aydın benim ülkemde suyu bulandırmaya yarar…”

 Bilmek, Anlamak ve Anlamlandırmak… İnsan, kendini, dünyayı, kendine-içkin ve kendini-aşkın olanı nasıl anlar ve anlamlandırır? Her şeyi kendinin
bir parçası kılarak mı; yoksa kendini her şeyin bir parçası yaparak mı? /…/

 Dostluğunun bedelini ödemekten kaçınanın düşmanlığını önemseme; ama düşmanlığının bedelini ödemeye hazır olanın dostluğunu ciddiye al…

 Elin kirini sabun-ile su; kalbin kirini dost-ile sohbet temizler… //Ehl-i irfân

 Hem birlikte yürümeyi ve hem de yalnızlığını paylaşmayı göze alamadığın kişi-ile dost olma..! //Ehl-i irfân

 Bizâtihi insanın var-oluşu, varlık’ın hiçlenmeye karşı bir direnişi olarak yorumlanabilir… Bu direnişin en önemli göstergesi varlık’ın insan üzerinden
kendini bilgi’ye dönüştürmesidir. Çünkü bilgi, mahsûsu ma’kûle çevirerek,fiziği meta-fiziğe taşır…

 Kulluk, bilincin eşlik ettiği bir eylemdir. Bu nedenle bilincin eşlik etmediği eyleme ibâdet/kulluk değil, âdet/alışkanlık denir..Nitekim kadim geleneğimizde Abdulkâdir Geylânî’ye nispet edilen bir kelâm-i kibâr’da”kulluk, âdetleri terk etmektir” denmiştir…

 Hissî ve aklî gerçeklik bir vehim, dolayısıyla manasız ve gâyesiz ise insana ilişkin her bir beşerî tanım da anlamsız ve amaçsız kalmaya mahkûmdur.Kısaca insan tesâdüfî bir sürecin ürünü ise, bu ürün üzerine her konuşma da tesâdüfî boş bir gevezeliktir; bir o kadar da trajik…

 ÖNCÜ OLMAK ÖRNEK OLMAKTIR… Genç arkadaşlarımıza başarılar diliyor; nice Öncülere, öncü olmalarını temenni ediyoruz…

 Bir insanın sûreti, sîretinde ortaya çıkar. Bu nedenle, bir kişiyi tanımak istiyorsanız, yoluna, yoldaşına, yol alış tarzına bakınız…

 İş tuttuğun, desteklediğin insanın kalitesi senin de kaliteni gösterir. Hiçbir aslan, fareyle iş tutmaz…

 Yaşamak, ölüme değer… Öyleyse ölmeye değer bir şekilde yaşa… ki, ölüm yaşadığına değsin…

 İnsanların kendi değerini takdir etmediği hissine kapılıp üzülen, ‘kendi’ üzerine yeteri kadar tefekkür etmemiş demektir… //Taşköprülü-zâde

 “Söz”ünde dosta benzeyen, “iş”inde düşman gibi eyleyen kişiden uzak dur…
//Âşık Paşa

 “İnsan vardır hüznünü merhem diye yarasına sürer; özlemiyle sargılar; ümidinin derinliğine kıvrılıp anılarıyla uyur; yenilenir, yola koyulur…”

 “Söyledikleri ve ettikleri, mensubiyetlerine içkin bir istikamet taşımıyorsa kişilerin ne eleştirileri, ne hakaretleri, ne yüceltmeleri, ne de aşağılamaları
bir kıymet-i harbiye (temiz/mert bir değer) taşır…” //Kendini Aramak

 “Tek tek insanları sevemeyenler, insanlık (hümanizm) kavramını icat etmişlerdir.

“Oruç: Bu-‘ara’-da kendini ‘ara’-mak””Ku­de­ma­nın de­yi­şiy­le dı­şa­rı’da, baş­ka bir ad­lan­dır­may­la söz-de­ni­zin­de bo­ğul­ma­mak için in­sa­nın ken­di­si­ne de­mir at­ma­sı ge­re­kir.”

Kendine ait masalları, efsâneleri, hikâyeleri başkalarının hakikatine tercih etme cesaretini gösterdiğin gün, adımların yürüdüğün toprağı sana ait bir yola dönüştürmeye başlamış demektir…

 Sahîh bir yaşam, ‘Asl’ın/Usûl’un verdiği istikâmet Aklın tahsîl ettiği marifet ve Elin kesb ettiği mehâret ile mümkündür… //Ehl-i irfân

 İnsan ‘ilim’ ile, ‘Kun’ emrinin ifâdesi ‘Kâinât’ı ‘Âlem’e dönüştürür. Nitekim Kâinât’a kendisiyle Tanrı bilindiği için, ‘Âlem’ denmiştir. Çünkü, kulluk için
öncelikle Tanrı’yı bilmek gerekir. Tanrı’yı bilmek ise mahlûkâtına ve masnuâtına ilişkin ‘ilimler’e bağlıdır. //Ehl-i Kelâm

 Şükür: Nimete hem inanç-ile hem söz-ile hem de eylem-ile karşılık vermektir/mukâbelede bulunmaktır… //İbn Kâvân, Şerh el-Akâid el Adudiyye

 Şükür: En genel anlamıyla kişinin kendini, tüm organlarını, iç ve dış tüm bedenî güçlerini ne-için yaratılmışlar ise o iş için istihdâm etmesidir.
//Şemseddin İsfehânî – Metâli el-Enzâr-

 “La-yecûzu el-tecessus (fî el-akîde)” “(العقيدة في )سس ّالتج يجوز ال “”Akide’de/İnanç’ta tecessüs(kendini ilgilendirmeyen şeyi merak etme, gizlice araştırma ve soruşturma) câiz değildir…” //Adududdin Îcî – el-Akâid
el-Adudiyye

 “el-Dîn, muâmeletun…” “معاملة الدين” “Din, karşılıklı davranış, ilişki, iş tutma ve bir tutumdur…”

 “el-Hukmu ale’ş-şey’i ferʿun an tasavvurihi…” “وره ّتص عن فرع الشيء على الحكم “”Bir şey üzerine yargıda bulunmak, o şeyin tasavvurunun/kavramının/
mefhumunun bir uzantısıdır…”

 “Tek Tanrı’ya inanamayan her şeyi tanrılaştırır…” ve Karl Marx’ın dediği gibi de: “Para (da) insanın tüm tanrılarını alçaltır – ve onları emtiaya dönüştürür…” // @Kaan_H_Okten ‘den alıntı

 Kilis ve Gaziantep programından kalan en anlamlı ve çarpıcı cümle: “Usûl abdesti, güsul abdestinden daha önemlidir…” // Sanatkâr – Yazar Kadir Polat

 “Tarihî tecrübeyi nasıl yorumlamalıyız?: Tebdîl, tadîl ve tebrîd arasında yeni bir tahkîk için aklî ilimlerde arayışlar”

 ÖNEMİNE BİNÂEN… “Ne olduğunuzu temsîl edemezseniz, ne olmadığınızı anlatmak zorunda kalırsınız…”

 Neye açsanız onun tokluğu için çalışırsınız, bu böyledir… Derdi olan insan işiyle; boş insan kişiyle uğraşır…

 Uyuyan bir adamı uyandırmak kolaydır; ama uyuma numarası yapan bir adam çok zor uyandırılır. Derdi olmayan insanlar ise hiç uyandırılamazlar;
çünkü onlar zaten ölüdürler; ama defnedilebilirler. Tembellere gelince;tembel, defnedilemeyen bir ölüdür…

 Ayık Olan Dik Durur, Dik Duran Yürür, Yürüyen Yol Alır

 Kâinat mektebinde her mevcud bir kitap her hâdise bir derstir… Okuyup ibret seyredip hikmet devşirmek, hayreti ve gayreti olan ile görecek göz ve
anlayacak akıl sahibi kişiler için mümkündür… Nedir ki, ibret almayan hikmet tahsil edemez… //Ehl-i irfân

 ÖNEMİNE BİNÂEN… Sıfır, değerini yanında durduğu sayıdan alır. Bazı insanlar da böyledir; değerleri kendilerinden değil; yanında durduklarından kaynaklanır…

 Bizi birbirimizden farklı kılan “inandığımız” değerler değil “eylediğimiz”değerlerdir…

 Kimde kim ilm ü amel oldı tamâm Cümle halk gönli ana oldı makâm İlmini şol işidenler söz-ile Fi’lini hem göreler bu göz-ile Kavl ü fi’li çün münâsib
bulına Cân vireler cümle anun yolına //Âşık Paşa

 “Nerede türkü söyleyen birini görürsen, korkma, yanına otur; çünkü kötü insanların türküleri yoktur…” //Neşet Ertaş

 “Türküler, bir milletin metafiziğidir.” “Huma Kuşu”nu sesinden dinlemeyi sevdiğim değerli sanatçı Mükerrem Kemertaş sırlanmış… Nur içinde
yatsın… Ne demişti merhûm Nevzat Kösoğlu “Sâlih ameller, âhireti anlamlandırır; sahîh türküler, dünyayı…”

 “Bilmek” ile “Kanmak”. Kadîm geleneğimizde “araştırma” anlamındaki”bahs” kelimesi “içinde bir şeyi bulmayı umarak toprağı kazmak” demektir.
Öyleyse, “bilmek” istiyorsan gördüğünün, duyduğunun “ötesi”ne geç,”kanmak” istiyorsan gördüğünün, duyduğunun “berisi”nde kalabilirsin…

 Bir insanın sükûtundan bir şey anlamayan; kelâmından da bir şey anlamaz…
//Amiş Efendi

 Tebliğ: İyiyi, doğruyu ve güzeli insanların idrâkine nezâket ile sunup edeb ile geri çekilmedir… //Turgut Cansever

 Bir yerde bulunmanın, kendine hâs bir işe kalkışmanın, hatta kendine ait bircümle kurmanın asgarî meşrû zemini, bir “teklif sahibi” olmaktır. Teklifiniz ve “temsiliniz” yok ise siz de yoksunuz; en azından varlığınız meşrû değildir…

 Kendi yaşamına ilişkin sorunlarına dair gündemini ‘öteki’ dediği çevrelerin belirlediği ‘kişi’ ya da ‘muhit’ mazûrdur; çünkü âkil-bâliğ olmamış;dolayısıyla kendilik bilincine ermemiş bir çocuk gibidir. Böyle bir zihin akl-i teklîfîye bile muhatap değildir; nerede kaldı istidlâl?

 Tasdîk’in delâlet ettiği ‘tespit’i değil de bu tespiti örnekleyen ‘misâli/örneği’öne çıkartan bir kişi ile, kâbiliyet sorunu yok ise, istidlâlî bir müzâkerede
bulunmak mümkün değildir; çünkü o kişinin sorunu bir niyet, akıl ve ahlak sorunudur; bilgi değil…

 Yaşamları boyu hep “birilerinin adamı” olarak var-olanlar; “adam olmayı”bilemez ve anlayamazlar. Çünkü kişi kavramına sahip olmadığı bir olguyu
bilemez; tecrübesine sahip olmadığı bir olayı da anlayamaz…

..

 “’Bir fikre sahip olmak’ ile ‘bir fikri savunmak’ ayrı durumlardır. Birincisi bizleştiren bir yürüyüş; ikincisi ötekileştiren bir kavgadır.”

 “Geçmişini bilmeyenler, şimdilerinde çırpınır, geleceklerinde boğulurlar.

Çünkü ihtibârsız/deneyimsiz ihtiyar/seçim ne sâdık ne de sahih olur.”

 “Ulemâ ve Urefâ şu noktada müttefiktir: Tefekkür vâciptir; ister sûretten ma’naya (istidlâlî) ister zâhirden bâtına (keşfî) olsun. “A.A.Konuk

 “ Her kâl bir makama muvâfık, her makam bir hâle mutâbıktır. Kâl ile hâl arasındaki ihtilâf, insâniyette zevâle, ittihâd ise kemâle isâl eder.”

 “Çocuğun babasının kemâline inanarak ona benzemeye çalışması gibi,mağlûblar da kemâline inanarak gâlibleri örnek alırlar.” Mukaddime I/242-
43

 “Mağlûb, gâlibin başarısını gücüne değil âdetlerinin kemâline bağlar; bu nedenle gâlibi taklid eder; ona benzemeye çalışır.” Mukaddime I, 242.

 “Güç ve eğitim kaynaklı yasalar insan direncini bozar çünkü yaptırımı haricîdir. Dinî yasalar bozmaz çünkü yaptırımı zatîdir.” Mukaddime I, 204.

 “İnsan, gelenek-göreneklerinin ve alışkanlıklarının ürünüdür; doğasının ve mizacının değil.” İbn Haldun, Mukaddime, c. I, s. 201.

 “İnsanlar uyanıkken, tek bir dünyada yaşarlar; uykuda kendi dünyalarında uyurlar. Tarihte ise, uykuda bile aynı rüyayı görenler, yol alırlar.”

 “Tarih: Bir kültürün geçmişini, kendi gelecek ufkuna göre idrâk ve inşâ etmesidir.”

 “Doğa’ya ilişkin bilgi, 1. algılanabilir; 2. denetlendiğinde doğrulanabilir; 3.ve faydalı olmalıdır.” İbn Kuteybe (ö. 889), Kitab el-envâ.

 “Her bilginin bir menzili vardır; o menzile varmadan, o bilgi nâzil olmaz; çünkü nuzûl, menzile tabidir.” Taşköprülü-zade…

 “İlim, aklın ibadetidir; belirli bir ibadeti yapan her bir organın bir tahareti vardır; öyleyse aklın tahareti ahlaktır.” Taşköprülü-zade

 “Merhum önderimiz Aliya İzzetbegoviç’in deyişiyle bitirelim: Bilime evet!Ama sanatın kurduğu bir dünyada… Allahu a’lemu bi’s-sevab…”

 “Yine önderimiz Aliya ile bitirelim: Medenî insan, hatıraları olan insandır;uğruna dövüşebileceği, kendini tehlikeye atabileceği hatıraları.”

 “Tanrı’ya rağmen insanlara tasallut ve tahakküm, en hafif deyişle,tekebbürdür… Haddini bilmemezliktir.”

 “ Tebliğ: İyiyi, doğruyu ve güzeli insanların idrakine sunup edeble geri çekilmedir… “

 “İlim talebinde kemal-i ciddiyet ilmi artırır; çünkü amel/uygulama bilginin kaynaklarından biridir.”

 “Birbirimizi/İnsanları değil, teori ve yorumlarımızı eleştirebilir/öldürebiliriz.Hiç bir bilgi insanı rencide etmeye değmez. “

 “Bilgide doğruluk (el-Sıdk fi’l-hak); eylemde iyilik (el-Hayr fi’l-amel);yaşayışta istikamet (el-istikame fi’l-ahval)… “

 “Duyu(mahsus) ve zihni(mevhum) idrakinde sorun bulunan kişinin akli(makul) bilgisinde de eksiklik olacağından kemali noksan olur.”

 “Hiç bir M-Teori/Grand Teori insan bilgisi/idraki için son değil yalnızca biraşamadır.”

 “Munkız okumalarından bazı ilkeler: 1. Tabiata ilişkin bilgi insan/gözlem/teori-bağımlı; hayata ilişkin bilgi insan/yorum-bağımlıdır.”

 “İyi bilmek, söylediğiniz şeylere inanılmasını gerektirmez. Çünkü bilgi öğrenim gerektirir ve birşey öğretilemeyecek kişiler de vardır” Aristoteles.

Notların tamamı için bkn:http://www.edebifikir.com/deneme/ihsan-fazlioglu-aforizmalar.html

Yazar: Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.