Hz.Peygamberin Dünyevi Konulardaki Otoritesi

Batılılaşmış bazı çevreler tarafından sık sık dile getirilen diğer bir bakış açısına göre de Hz. Peygamberin otoritesi hiç şüphesiz Kur an-ı Kerim tarafından bütün nesiller için ve bütün zamanlara şamil olacak şekilde tespit edilmiştir. Fakat bu otoritenin sahası sadece dokrinel konular ve ibadete ilişkin meselelerle sınırlıdır. Bir peygamberin fonksiyonu, onlara göre, ümmetin doktrin seviyesinde inançlarını tashih etme ve onlara Allah’a nasıl ibadet edeceklerini öğretmeye münhasırdır.

Dünya işlerine gelince bunlar, nebevi otorite tarafından düzenlenmez. Bu dünya işleri onların bakış açısına göre, ilgili zamanın gereklerine göre şekillenecek olan bütün ekonomik, sosyal ve politik meseleleri içine alır ve nebevi otoritenin bunlarla herhangi bir alakası yoktur. Hatta Hz. Peygamber bu alanlara ilişkin bazı direktifler vermiş olsa bile O bunu bir peygamber olarak değil, kendi şahsi inisiyatifiyle yapmış olur. Şu halde ümmet için bu tür direktiflere uymak zorunlu değildir.Bu önermeyi ispat etmek için bağlamı dışında olmasına rağmen(9) Hz. Peygamber in (s.a.) özellikle sahabilerine söylemiş olduğu bir hadisi sık sık dile getirilir:

“Siz dünya işlerinizi daha iyi bilirsiniz.”Bu hadisi tam bağlamında kaydetmeden önce, bu önermenin dayandığı düşüncenin tetkike ihtiyacı bulunmaktadır.Gerçekte bu bakış İslâmî sistemin bütün yapısı hakkında bir dizi yanlış anlamaya dayanmaktadır.Bu yanlış anlama, İslâm’ın diğer bazı dinler gibi sadece bazı doktrin ve ritüellere hasredilmesidir.

Buna göre onun insan hayatının günlük işleriyle herhangi bir alakası yoktur. Belirli doktrin ve ritüelleri yerine getirdikten sonra herkes hayatını istediği gibi yaşamakta serbest olup hiçbir şekilde ilahi emirlerle sınırlanmış değildir. Bu sebeple bu bakış açısının savunucuları nebevi otoriteyi sadece bazı doktrin ve ritüellere hapsederler.Fakat bu yanlış anlama, moda haline gelmiş olsa bile yine yanlıştır.

Şu sabit bir gerçektir ki İslâm, seküler hayat anlayışıyla uyumlu ve beraber yaşayabilen diğer bazı dinler gibi sadece bir doktrinler ve ritüeller manzumesi değildir. O teolojik konularla olduğu kadar politik, ekonomik ve sosyal problemlerle de ilgilenen komple bir hayat tarzıdır. Kur’an-ı Kerim şöyle diyor:“Ey iman edenler, sizi, size hayat verecek şeye çağırdıkları zaman Allah’a ve Rasulune icabet edin.” (Enfal 8:24).

Bunun anlamı şudur: Allah ve Rasulü insanları hayata çağırmaktadır. Şu halde hayata ilişkin işlerin tamamen Allah ve Rasulu nün salahiyeti dışında olduğu nasıl düşünülebilir? Kur’an-ı Kerim’i inceleyen hiç kimse onun öğretilerinin ibadet ve ritüellerle sınırlı olduğunu iddia edemez. Kur’an-ı Kerim’de satış, ödünç alma, rehin, ortaklık, ceza hukuku, miras, evlilik münasebetleri, politik konular, savaş ve barışa ilişkin problemler ve uluslararası ilişkilerin diğer yönleriyle ilgili hususi talimatlar vardır. Eğer İslâmî öğretiler doktrin ve ritüele ilişkin konularla sınırlı olsaydı, o zaman Kur’an-ı Kerim’de bu gibi talimatların zikredilmesinin bir anlamı olmazdı.

Aynı şekilde Hz. Peygamber m (s.a.) sünneA de ekonomik, sosyal, politik ve hukuki problemlerle ilgili olup ayrıntıları bu gibi konuları toplamak için yazılmış hacimli eserlerde mevcuttur. O halde Hz. Peygamberin (s.a.) herhangi bir otorite veya yetkiye sahip olmadan bu kadar detaylı bir şekilde bu alana girdiği nasıl öngörülebilir?.

Kur’an-ı Kerim ve sünnetin bu alana dair talimatları o kadar kesin, zorunlu ve zaruri bir yapıdadır ki bunlar herhangi bir meşru güçten mahrum şahsi tavsiyeler olarak düşünülemez.Kur’an-ı Kerim’den müminlere Allah ve Rasul’e itaat etmelerini emreden bir hayli ayet zikretmiş bulunuyoruz. Bu ‘itaat’ hiçbir yerde belli bir alanla sınırlandırılmış değildir. Bu, mü’minlerden topyekün teslimiyet isteyen ve herhangi bir istisna içermeyen kapsamlı bir itaattir.Islâm hukukunda ‘muamelat’ olarak isimlendirilen bu alana ilişkin Kur’an-ı Kerim ve sünnetin genellikle bir takım esnek prensipler vaz ettiği ve birçok detayı, değişen ihtiyaçlara göre, fakat Kur an ve sünnet tarafından ortaya konmuş prensiplerle tam bir uyum içinde düzenlenmeye açık bıraktığı doğrudur.

Bu bakımdan Kuran ve sünnet tarafından işgal edilmeyen alan [Kuran ve sünnetin açık bıraktığı alan], günün gereklerinin rol oynayabileceği daha geniş bir alandır. Fakat bu, Kur’an ve sünnetin insanlık tarihinde daima temel huzursuzluk sebebi olmuş ve çoğu zaman birbiriyle çatışan sözüm ona akli bakış açıları’nın dünyayı felakete sürükleyen şeytani arzulara daima kurban gittiği bu insan hayatının hayati alanıyla herhangi bir alakası bulunmadığı anlamına gelmez.

Her halükarda İslâm hakkında, hayatın bütün pratik yönlerini onun sınırları dışına çıkaran, daha doğru ifadeyle onları İslâm’ın rehberliğinden mahrum bırakan böylesine dar bir bakış açısının yanlışlığı, onu bütünüyle ortadan kaldıran ezici argümanlar karşısında tutunamaz.

HURMA AĞAÇLARININ AŞILANMASI OLAYI

Şimdi gelin, sık sık bu yanlış bakış açısını desteklemek için getirilen hadise bakalım. Hadisin ayrıntıları şu şekildedir:

Medineli müslüman Araplar, daha fazla meyva vermesini sağlamak için hurma ağaçlarını aşılarlardı. Bu operasyon tabir olarak isimlendirilirdi.E. W. Lane tarafından şöyle açıklanır:“Kişi bir hurma ağacını, erkek hurma salkım koçanını ezip ufalayarak dişi hurmanın salkım koçanı üzerine serpelemek suretiyle aşılar, ya da erkek ağacın polenlerini dişi ağacın salkım koçanı üzerine silkeledikten sonra erkek ağacın çiçek demetinden bir sapı dişi ağacın yeni içine sokarak aşılar.”(10)

Bunu gözönünde tutarak şimdi İmam Müslim (ö. 261/874) tarafından Sahîh’inde zikredilen(11) şu hadisi okuyunuz:“Musa b. Talha’nın (ö. 104/722) babasından naklettiğine göre kutlu sahabi Talha (ö. 36/656) şöyle anlatıyor: Ben Hz. Peygamberle (s.a.) birlikte hurma ağaçlarının tepesinde bulunan bir grup insanın yanından geçtim. Hz. Peygamber (s.a.) sordu: Ne yapıyor bunlar? Dediler ki: Onlar ağaç aşılıyorlar. Erkek ağacı dişi ağaca sokuyorlar, böylece ağaç aşılanmış oluyor. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.) şöyle dedi: Bunun herhangi bir faydası olacağını sanmıyorum.

Talha diyor ki: Ağaçları aşılayanlara Hz. Peygamber’in (s.a.) sözü haber verildi. Bunun üzerine onlar bu işlemi durdurdular. Sonra Hz. Peygambere (s.a.) onların aşılama işini terkettikleri haber verildi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurdu: Bu onlar için gerçekten faydalı ise, yapsınlar. Çünkü ben sadece bir tahminde bulundum. Dolayısıyla bu tahminimde bana uymayın(12). Ancak size Allah adına bir şey söylersem, ona sımsıkı sarılın, çünkü ben asla Allah adına yalan söz söylemem.”Kutlu sahabi Enes’e (93/712) göre Hz. Peygamber (s.a.) bu olayda ayrıca “Siz dünya işlerinizi daha iyi bilirsiniz” sözünü de söylemiştir.

 

Tam bağlamı içinde bakıldığında bu hadisin ifadeleri açık bir şekilde şunu ortaya koymaktadır ki, Hz. Peygamber (s.a.) sözko- nusu olayda hurma ağaçlarının aşılanması aleyhinde kesin bir yasaklama getirmiş değildi. Ortada bunun hukuki ya da gayri hukuki olduğuna dair herhangi bir problem yoktu.

Hz. Peygamber’in (s.a.) yaptığı ne bir emir vermek, ne yasal (legal) veya dini bir yasak getirmek, ne de ahlaki bir müeyyide uygulamaktı. Hatta o ciddi bir mütalaa bile değildi. O sadece ve sadece, kendisinin de daha sonra Bunun herhangi bir faydası olacağını sanmıyorum” sözüyle belirttiği gibi, birden gelişen genel bir tahmin şeklinde dile getirilen bir mülahazadan ibaretti. Hiç kimse bu cümleyi hukuki (legal) veya dini bir mütalaa olarak alamaz. Bundan dolayı Hz. Peygamber (s.a.) ne bu konuyla ilgili olarak bu işleme dalmış kişilere hitab etmiş, ne de mesajının onlaıa ulaştırılmasını emretmiştir.

Onlar sadece diğer insanlar vasıtasıyla Hz. Peygamber in (s.a.) mülahazasından haberdar olmuşlardır.Her ne kadar bu mülahaza bir emir şeklinde değildiyse de, Hz. Peygamber in (s.a.) kutlu sahabileri ona sadece hukuki veya dini otoritesi temelinde değil, aynı zamanda ona duydukları son derece derin sevgileri çerçevesinde her konuda itaat ve ittiba ediyorlardı. Onlar bu sebeple bu işlemi büsbütün terkettiler. Hz. Peygamber (s.a.) onların, kendi mülahazasına bağlı olarak işlemden vazgeçtiklerini öğrenince, herhangi bir yanlış anlamaya meydan vermemek için durumu netleştirdi.Onun bu tavzihinin özü şudur:

Hz. Peygamber’in (s.a.) sadece kesin ifadeleri bağlayıcıdır, çünkü bunlar bir peygamber sıfatıyla Allah Teala adına ifade edilmiş sözlerdir. Onun tarafından kesin bir ifade olarak değil, şahsi bir tahmin olarak söylenen bir söz, hürmete layık olabilir ama Şeriatın bir parçası olarak alınmamalıdır.Daha önce zikrettiğim gibi, insanların ihtiyaç ve menfaatlerine uygun olarak ve de bilgi ve deneyimleri temelinde yürümesine izin verdikleri rutin dünyevi konularda şeriat tarafından işgal edilmeyen geniş bir alan bulunmaktadır. Çorak bir araziyi münbit hale getirmek için ne gibi araçlar kullanılmalıdır? Bitkiler nasıl yetişti rilmelidir? Savunma amacını gerçekleştirmede hangi silahlar daha faydalıdır? Ne tip atlar binmeye daha elverişlidir? Belli bir hastalık için hangi ilaç faydalıdır?

Bu tip sorular şeriatın özel bir cevap vermediği alana aittir. Bütün bu ve benzeri meseleler insanın, gayretleriyle bu problemleri çözebileceği tecessüsüne bırakılmıştır.Işte Hz. Peygamber’in (s.a.) “Dünya işlerinizi en iyi siz bilirsiniz”(13) mütalaasıyla işaret ettiği serbest bırakılmış mübahat alanı da budur.Fakat bu, Kuran veya Sünnet’in spesifik kurallar ortaya koyduğu veya müspet talimatlar verdiği dünya işlerini kapsamaz. Bundan dolayı Hz. Peygamber (s.a.), hurma ağaçlarının aşılanması meselesinin serbest alanla ilgili olduğunu beyan ederken, aynı anda Fakat size Allah adına birşey söylersem ona sımsıkı sarılın” buyurmuştur.

Yukarıdaki tartışmanın sonucu şudur ki, Hz. Peygamber in (s.a.) sünneti İslâm Hukuku nun ikinci kaynağıdır. Hz. Peygamber (s.a.), peygamber sıfatıyla her ne söyler veya yaparsa o ümmet için bağlayıcıdır. Sünnetin bu otoritesi O nun Allahtan aldığı vahye dayanmaktadır. Dolayısıyla Hz. Peygambere (s.a.) itaat, Allah a itaatin diğer bir şeklidir. Çok miktarda Kur’an ayetiyle tesis edilen bu nebevi otorite, ne onun yetkisini sınırlandırmakla, ne de dünyevi işleri onun faaliyet alanından çıkarmakla kısıtlanamaz.

Muhammed Takî el- Osmânî – Sünnetin Değeri ve Bağlayıcılığı,syf.64-69

Dipnotlar:

10 Lane, E. W., Arabic-English Lexicon.

11 Müslim, Fezail, 139 (hadis no: 2361).

12 Yazar tarafından yukarıdaki şekilde tercüme edilen “Velâ tuâhizûnî biz-zan ibaresi “Bu zandan dolayı beni muaheze etmeyin” şeklinde de çevrilebilir (ç. n.).

13 İfade (entüm a’lemu bi umûri dünyaküm), biraz yukarıda yazarın da tercüme ettiği gibi “Siz dünya işlerinizi daha iyi bilirsiniz şeklinde de çevirilebilir (ç. n.).

 

 

Yazar: Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.