Hindli Müslümanların Milli Mücadelede Yardımları

Hind müslümanlarının Türkiye’de yürütülen Milli Mücadele yardımları ve bu yardımların kullanılış şekli tartışmalara yol açmıştır. Hind müslümanları, bu yardımları açıkça Osmanlı Hilafet’inin ve hatta Saltanatı’nın kurtarılması için yapmışlardır. Mustafa Kemal de Millî Mücadele boyunca bundan başka bir şey söylememiştir. Hind müslümanları büyük bir samimiyet ve ümitle müslüman olmayan kesimleri de etkileyerek mitingler düzenlemişler, boykotlar yürütmüşler. Böylece Ankara yönetimine politik destekte bulundukları gibi, çok ciddi miktarda para yardımı da yapmışlardır.

Ahmet İzzet Paşa’ya göre,
“Büyük bölümü senet ve resmi muamelelere bağlanmadan güvene dayalı olarak, kanılarınca bu din ve millet fedaisine (!) teslim edilen çok miktardaki akçenin bir bölümü ülke için harcanmış olsa bile, asıl önemli bölümü Paşa’nın elinde kalmış ve arzu ve ihtiraslarını uygulamak ve bu yüzden ortaya çıkması kaçınılmaz olan muhaliflerini kırmak için muhtaç olduğu bendeler çevresini oluşturmak için kullanılmıştır. ”

A. İzzet Paşa, “Kuvvetle rivayet olunduğuna göre İş Bankası bu para ile kurulmuş ve sırdaşlar, önemlerine göre, bankanın hisse senetleriyle taltif edilmişlerdir.” diyor ki, İş Bankası’nın kurulmasında Hind müslümanlarının gönderdiği paranın kullanıldığı bugün artık bilinmektedir.

“Daha sonra Hilafet ve diyanetin kaldırılması ve zayıflatılması bu çevremin eseri olduğuna göre, müslümanların gönlünden kopmuş olan bu cömertce yardımların tamamen amaçlarına aykırı yerlere harcandığı görülür. Sonradan inanılır bir kaynaktan aldığım bilgiye göre, bu yardımların İstanbul Kızılayı aracılığı ile gönderilen bölümü Ankara ‘daki Maliye Vekaleti’ne resmen intikal etmişse de, doğrudan kendisine gönderilen bölümü kahramanımızın elinde kalmıştır. Hintli İslâm Cemaati lideri Mevlana Muhammed Ali merhum -ki para yardımı onun aracılığıyla yapılmaktaydı- cemaata hesabını vermek üzere, Ankara ’ya giderek gönderdiği paraların makbuzunu isteyince, ver-mekten kaçınılmış ve Millî hareketin başarısı için tasavvurun üstünde çaba gösteren bu biçare namuslu adam da, bu darbenin etkisiyle az zaman sonra vefat etmiştir. ”

Hilafetin kaldırılması, Mısır kamuoyunu da şiddetle etkiledi. Hem modemleşmeciler hem de gelenekçi kesimler Ankara’nın bu kararına karşı hoşnutsuzluklarını ifade ettiler. Saltanatın ilgası kararını destekle-yen Ezher âlimleri, hilafetin kaldırılmasına karşı çıktılar.

“…Cezayirliler yalnızca işgalciye karşı direnişin sürecini akıllarında tutmuşlar, Kemalist tedbirlerin içeriğini unutmak istemişlerdir. Fransız III. Cumhuriyeti ’nin izlerini taşıyan bir anayasaya sahip cumhuriyetin ilânı, din adamlarının etkisini ve rolünü camilerin içine iten devletin laikliğinin ilânı, kadınların çarşaf, erkeklerin şalvar giymelerini yasaklayan kararnameler… ve özellikle Hilafetin kaldırıl-ması. Bunun içindir ki, Türk zaferi sağlanır sağlanmaz Türk referansı Messsali ’nin Anılarındaki merkezi yerini yitirir. ”

İttihatçıların hükümeti bırakıp ülkeyi terk etmesinden sonra Mustafa Kemal Paşa’nın teklifi ile sadrazamlığa gelen Ahmet İzzet Paşa da hatı-ralarında Hilafet’in ilgasının sonuçlan konusunda şöyle söylemektedir:

“Hilafetin memleketten çıkarılıp sürülmesi, dinin hükümetten ayrı-larak tahkiri gibi akılsızca birtakım gereksiz muameleler yapılmasa, ihtimal Hind ve Mısır’ın yardımıyla (Yunanistan ’dan mübadele sonu-cu gelen) müslüman göçmenler bu sefalete uğramayacak -makul ve namuslu bir idare oluşması şartıyla- memlekette iskân edilerek bugün sefalete ve ölüme mahkum olan her aile, devlet için sadık bir servet ve kuvvet kaynağı olacaktı! Fakat halifenin ülkeden çıkarıldığı öğrenilir öğrenilmez Hindliler yardım toplamak için memleketlerine gitmiş olan heyetimizi kovdular. Mısırlılar kapı ve keselerini kapadı lar, bütün islam alemi bize karşı ayağa kalktılar. Türkiye islamı bırakmak ve dinsizlikle ve dinden çıkmakla suçlandı ve mahkum edildi.Bır yıl önce üç yüz milyon müslüman tarafından sevilirken şimdi lanetlenir olduk. Buna karşı hıristiyanlık ve medeniyet dünyasıyla ilişkilerimiz de malum! Şu halde bütün dünyadan tamamen soyutlanmış ve yalnız bulunuyoruz. ”

“Yazık, bin kere yazık ki, altı buçuk yüzyıllık bir devlet hiçbir sebep yokken bir harisin keyfine kurban oldu. Dünya Savaşında ve muta reke esnasında İslam dünyası bir uyanış içine girmiş, benliğini anlamış, Hilafet makamında kendine bir manevi bağ ve bir toplanma merkezi aramakta bulunmuşken ne yazık ki, Türkiye ‘de iş başında bulunan kimselerin vefasızlığı yüzünden bir hayal kırıklığına düşmüş. Anadoludaki Türk halkı da maddi, manevi her türlü destekten yoksun kalmıştır. Fakat zavallı millet hâlâ aldatılıyor. Bu hakikatleri. bu sonuçları anlamış olması gereken bir takım yazarlar da kan kırmızısını gül pembesi göstermekle uyanıklık örneği vermekte! Fakat kim ne derse desin, kim ne yazarsa yazsın, bu adamların din aleyhdarlığı vatana ilişkin maddi, milli ve siyasi bir yarar düşüncesinden kaynaklanmamıştır. Bunun ilk sebebi her türlü ahlaki rezaletlerle bulaşıp kirlenmiş olan reisle çevresindeki dalkavukların yaratılışlarındaki erdem düşmanlığıdır. Ayrıca bu girişimde, aşağıdaki açıklamalardan çıkarılacak özel bir kasıt vardır. Lozan Antlaşması imzalanarak işgal kuvvetleri ülkeden çekilince kemalistlerin, özellikle Reisin yakın çevresinin ülkeyi istilaları, adeta bir haydut çetesinin bir kervana, bir kurt alayanının koyun sürüsüne saldırması, kızgın kedilerin önlerine gelen hemcinslerine hücumu ve onları kullanmaları gibi oldu ‘(FERYADIM,2.,148)

Uluslararası ilişkiler Profesörü Ömer Kürkçüoğlu’na göre, Türkiye’nin İslâm’dan uzaklaşması, İngiltere için rahatlatıcı bir tesir uyandırmıştır. Bu gelişme, Ingiltere’nin hayatî çıkarları sözkonusu olan bölgelerin İngiltere yönünden güvenliğini artırmıştır. Büyükelçi Sır Ronald Lindsday, Londra’ya gönderdiği raporda, Hilafet’in kaldırılmasıyla ‘Türkiye’nin, Müslümanları, İngiliz İmparatorluğu için bir tehlike olmaktan çıkardığı’m yazar ve böylece Türkiyey’le yakın ilişkilerin İngiltere’nin işine yarayacağını vurgular.

20. Yüzyılda dünyanın gidişatını etkileyen en önemli olayın, hatta 1917 Bolşevik ihtilali değil, Osmanlı Devleti’nin yıkılışı olduğunu bugün rahatlıkla ,söyleyebiliriz. 1917 Bolşevik devriminin meydana getirdiği etkiler alımda Kapitalist-Komünist kutuplaşması arasında Osmanlı /Türkiye öncülüğünde bir Islâm bloku ortaya çıkabilirdi. Bunun için vasat hazırdı. Lozan, bunu önleyen bir belge olarak da olumsuz bir metindir. Çünkü, 20. yüzyılın başında bu andlaşmanın açık ve gizli hükümleriyle bütün Islamın dünyası umutsuzluğa düşürülmüş, zulüm ve sömürge altında kalmaya mahkûm edilmiştir. Ondan sonra, İslâm dünyası sömürgeciler için hiç bir şeyin değişmemesi, Batı sömürüsünün her halükârda devamı için büyük değişikliklere sürüklenmiştir.

Mehmed Doğan – Türkiye Cumhuriyeti Tarihine Giriş

Yazar: Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.