Samiha Ayverdi – Yusufcuk ”Alıntılar”

  “Rûhum, bir kalıbın esîri olmadan evvel, elimi bir el tuttu ve bana güneşleri, seyyâreleri, semâvâtın acâibini gezdirip seyrettirdi. Nihâyet bir âleme getirerek: -İşte misâfir olacağın yer.. burası dünyâdır, dedi. Şaşkın şaşkın etrâfıma bakınırken de devam etti: -Burada herkes kendi istidâdına göre bir tohum eker ve mahsûl devşirir. Para, kadın, evlât, mevki, rütbe, şan ve […]

Daha fazla oku
Samiha Ayverdi – Ateş Ağacı ”Notlarım”

Ben seni aramak için, senden başlayan, sende nihayetlenen bir yola girdim; girdiğim yol, insan ayağı ile fetholacak bir ülke değil.. Onun için ben de başı ayağı bıraktım, senden ibaret bir vücutla yollara düştüm, seferdeyim. * ——————————————————- Ben şimdi bu hayret baskını altında büsbütün masumlaşan, çocuklaşan şu kızı, hemen ilk defa alıcı gözü ile seyrediyordum: Ufak […]

Daha fazla oku
Samiha Ayverdi – İnsan ve Şeytan -Alıntılar

” Biz insanlar, her şeyi bildiğimizi zan ve iddiâ ettigimiz için hiçbir şey bilemiyorduk. Amcamın mensup olduğu aydınlar sınıfı: İki doktorası olan adamın başka bilgilere ne ihtiyacı olur? diyordu. Ben ise: Hayır, asıl icâzet, sen bu kâğıtla istediğin mevkie çıkabilirsin… diye verilen diploma değil, sen bu arınmış gönülle ulu kişilerden oldun… diye rûha verilen mânevi […]

Daha fazla oku
Samiha Ayverdi – Dile Gelen Taş -Notlarım

Bâzen üşenip de yazmak istemediğim zamanlar, avucuma noktalar koyarım. İnkişâf etmemiş” tohumlar gibi, elimin harâretiyle, o küçücük zeminde, filizlenip boy atacak bir çekirdekten hâsıl olan” dallı budaklı ağaç gibi, sanki cihâna kol atacak gibi gelir. ———————————————- Ben derim ki: Ağlayan da haklı, gülen de. Veren de haklı, alan da. Şu garip kadını seven de haklı, […]

Daha fazla oku
Samiha Ayverdi – İstanbul Geceleri -Alıntılar

Ah bu köşkler… bu yıpranmış eski zaman harâbeleri Çamlıca’da ne de çoktur. Bize çiçekten dilleri, rüzgârdan feryadları, güneşten tufanları, rengi, kokusu, şekli, duruşu, kibarlığı ve asâleti ile masallar, hikâyeler, efsâneleşmiş hakikatler fısıldayan Çamlıca, hiç değilse bâzı bâzı Hâmidin: Sâmi Paşa konağı mâzi mesiresi Bir yanda duruyor Selâmi haziresi.. Mısraı ile bir geçmiş zaman yelpâzesinin serinletici […]

Daha fazla oku
Osmanlı Ailesi

Burhan Bozgeyik: Husûsiyetleri ve zaman içerisinde kazandıkları yapı itibariyle Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi ailesinin değerlendirmesini yapar mısınız? Sâmiha Ayverdi Hanımefendi: Osmanlı devrinde her müessese bir kapalı sınıf karakteri taşıdığı gibi aile de aynı şartları hâizdi. Binaenaleyh kapalı sınıf demek; kendi bünyesi içinde ve bünyesinin hayat şartları ve bu bünyeyi besleyici unsurlardan gıda alarak harice örtülü olduğundan […]

Daha fazla oku
Müslüman-Türk İnanç ve Terbiyesi

Saf olduğu kadar,hayırhah,dürüst ve hayatı ibadet ve iyi işlere koşmakla geçen bir kimse vardı. Batı­da olsa, düşünmeden gün be gün adetleri artırılan azizler zincirinin halkasına yerleştirilerek isminin başına bir saint sıfatı ilâve ediliverirdi. Halbuki bizim saf delikanlı, Müslüman-Türk inanç ve terbiyesinin gereğince, kendisinden üst olduğunun şuûrunda bulu­narak babasının karşısında el pençe duracak bir saygı hatta […]

Daha fazla oku
Osmanlı’nın Feth Ettiği Topraklarda Hak ve Adalet Getirmesi

Osmanlı istilâ ve fütûhâtını sevk ve idâre eden tevhit rûhu, dededen babaya, babadan oğula, askere, serdara, halktan idâreciye, vezirinden pâdişâha ka­dar hâkim olan bir hak ve adâlet şuuru idi. Müslüman-Türk, yediden yetmişe maya tutmuş bu anlayışın istilâ ve fetheylediği ülkelere getirdiği hak ve adâlet terâzisi ile daha batı, insan haklarına saygı diye bir anlayışı henüz […]

Daha fazla oku
Türk’lerin İmar ve İhyâ Ettiği Şehirlerden Bir Şehir Olan ‘Belgrat’

Türk, aklının ve gönlünün takılıp kaldığı ülkele­rin hasretini çekerken nasıl olur da onları unutabilir? İşte gene İstanbul’un yanı başındaki Belgrat Orman­ları… Şehri kucaklayan bu ormanı, isim bulamamış gi­bi, Belgrat adı ile çağırmak ne kadar mânîdar… Belgrat… Bir zamanlar tuğların dikildiği, ordula­rın hareket noktası olarak kaynayan Dârülcihat adlı şehir… Türklerin bir sevgiliye hayran olur gibi gönül […]

Daha fazla oku
Osmanlı Devleti’nin İman ve Vatan Aşkı

1878’de cereyan eden Türk-Rus Muharebesinde memleketin her bir köşesinden Silistre’ye de bir grup gönüllü gelmişti. Kumandan paşa, bu gönüllülere hoş-âmedî eder­ken, aralarında yedi sekiz yaşlarında olan bir çocuğa gözü ilişti ve merak ederek, “Bu çocuk kimin?’ diye sordu. Gönüllüler arasındaki yaşlıca bir adam, Mûsâ Paşa’ya: “Ben kulunuzundur efendim. Sefer açıldığınu duyunca bir türlü arkamdan ayrılmadı’’ […]

Daha fazla oku