Eğlence Kültürünün İslam Toplumunu Dönüştürmesi

Yazar: Prof. Dr. Mustafa TEKİN
İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

İnsanoğlu çok boyutlu bir varlıktır. Gündelik hayatında birçok faliyet alanlarına değer. Böylece hem tek boyutluluktan kurtulur, hem de insan olmanın gereklerini göstermiş olur. Öte yandan çok boyutluluk, “Tevhid’in yansıması kesrettedir.” yargısının insan üzerindeki en önemli yansımasıdır. İnsanoğlu bütünlüklü bir varlık, onun farklı boyutları da o bütünlüğü besleyen ögelerdir.

Eğlence de insanın bu boyutlarından birisidir. Varoluş, dünyada bulunuş, hesap vb. kavramlar eşliğinde insana ve hayata bakıldığında, sanki eğlence çok önemli değilmiş gibi görünmektedir. Öte yandan Kur’an-ı Kerim’in “Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibarettir.” (Ankebut, 29/64) şeklindeki yargısı da, bilinçlere eğlence konusunda bir negatifleme yapmaktadır. Bu negatifleme müslüman toplumlarda eğlencenin içeriklerini belirleme ve eğlenceyi bile belirli bir ağırlık içinde yapma bağlamında etkili olmuştur. Bununla birlikte eğlence, insanoğlunun bir ihtiyacı olarak hayattaki yerini hep korumuştur.

Eğlenceler insan hayatında farklı formlarda kendisini gösterir. Söz gelimi; çocuk oyunları birer eğlencedir. Akşamları büyüklerin oyunları, düğünler, AVM’lerde eğlence mekânlarındaki oyunlar, televizyon izleme, yarışmalar, festivaller, şenlikler, bilgisayar oyunları vb. eğlencenin bazı çeşitlerine örnektir. Eğlenceler, kendilerine yüklenen anlam ve bu bağlamda değişen içerik ve formlarıyla ciddi bir araştırmanın konusudur. Konuyla ilgili kapsamlı analiz yapabilmek açısından kısa bir tarihsel arkaplan resmi çizmek anlamlı olacaktır.

Eğlence: Tarihsel Arkaplan

Doğrusu bütüncül anlamda tüm insanlığı kapsamına alacak tarihsel bir arkaplan verme imkânımız yok. Ancak dünya ile bağlantılarını kurarak bir Türkiye tarihsel arkaplanı vermek mümkündür. Her şeyden önce böyle bir tarihsel arkaplanda iki kırılma noktasının hemen altını çizmeliyiz. Birincisi, iletişim teknolojisinin devreye girmesiyle birlikte eğlencenin bir sektör haline gelmesi, endüstrileşmesi ve içerik değiştirmesidir. İkincisi de, eğlencenin müslüman toplumlarda ve özellikle Türkiye’de algılanış biçiminin değişmesidir.

İletişim araçları, özellikle televizyon ve internet yokken, eğlenceler temel mantaliteleriyle evrensel, ancak yapılış biçimleri itibarıyla yerel nitelikleriyle öne çıkmaktadır. Söz gelimi; geleneksel düzende akşamlar olabildiğince uzundur (bugün bunun kısalmasını yine kitle iletişim araçları sağlamaktadır) ve uzun akşamların temel aktiviteleri masal ve hikâye anlatmak ile bir takım oyunlardır. Birkaç ailenin toplandığı bir evde ya da köy odası gibi mekânlarda akşamleyin “anlatıcı”nın eşliğinde masal ve hikâyeler dinlenir. Kültürle son derece yakından bağlantıları olan bu masal ve hikâyelerin, insanların kognitif dünyalarını inşâ etmede son derece işlevsel olduklarını belirtmeliyiz. Söz gelimi; bizim tasavvur etmemizi sağlar, iyilerin nihayetinde bu masal ve hikâyelerde kazanması ve kötülerin kaybetmesi gündelik pratiklere de yansır. Üstelik bu eğlencelerin ikinci önemli işlevi de kişilerin sosyalleşmelerini sağlamasıdır. Belirli zamanlarda bir araya gelen bu insanlar, birbirinden haberdar olur, yardımlaşır ve sosyalleşirler. Bu tür eğlenceler Türkiye’de de son 30-40 yıla gelinceye kadar vardı.

İletişim araçları ve teknolojileri ile eğlence, gerçekten bir mahiyet değişimine uğramıştır. 1968 yılında Türkiye’de ilk televizyon kanalının açılmasının ardından, insanlarda yeni kültürün nüveleri bir müddet eskisiyle birlikte devam etmiş; daha sonra  giderek eğlence bireyselleş(tir)en, endüstrileşen bir sektöre dönüşmüştür. 1970, 80 ve hatta 90’ların ilk yarısında ev ziyaretleri ve eski eğlence biçimleri göreli olarak devam etmiştir. 1989’da ilk özel televizyon kanalının açılması, daha sonra bunu diğer kanalların takip etmesiyle başka bir evreye geçilmiştir. Söz gelimi; 1990’lardan itibaren özel kanallarda ağırlıklı magazin, aile gazinoları ve klipli müzik programları yayımlanmaya başlamıştır. Dolayısıyla 1980’lerin başında Dallas dizisini “ahlâksız” bulan toplum yargısı, bugün 2020’li yıllara evrilirken farklı bir düzlemde durmaktadır. Bu, belki değişimin boyutlarını göstermesi açısından önemlidir.

Özellikle 2000’li yıllardan itibaren internetin yaygınlaşması, kişiyi televizyon izleyicisi gibi sadece pasif bir figür olmaktan çıkarmış ve “katılımını” sağlamıştır. Böylece dönüşüm daha da yoğunlaşarak hızlanmıştır. Facebook’tan internet oyunlarına ve kumar sitelerine kadar geniş bir tayf içerisinde eğlence dünyasının salınım gösterdiğini görebiliriz. Hatta televizyon ve internet birlikte ele alındığında, onların “soft” niteliklerinin belirleyici bir karakterle her şeyi bir eğlenceye dönüştürdüğünü söylemek bile mümkündür.

Öte yandan iletişim teknolojilerinin gelişimine ek olarak eğlence ve toplumsal dönüşüm noktasında, Türkiye’de iç göç ve şehirleşme faktörüne de değinmek gerekmektedir. Türkiye bilhassa 1950’li yıllardan itibaren daha yoğun bir şekilde iç göç olgusuyla karşılaşmıştır. Bunun birinci sonucu; toplumsal kontrol ve kültürün belirleyici olduğu kırsal kesimden farklı olarak şehirler, hem eğlencede farklılaşmayı getirmiş, hem de sosyal kontroller zayıflamıştır. Ayrıca göçler sonucu önce şehrin periferisine yerleşen alt ve orta sınıfların yükselme talepleri “arzu”larıyla birleşince dönüşüm hızlanmıştır.

İkinci önemli kırılma noktası, eğlence anlayışındaki değişimlerdir. Bunu öncelikle gelenekle modernlik arasındaki gerilimde anlamlandırabiliriz. Nitekim 1980 sonrasında dışa daha açık modernleşme politikaları ile geleneğe yönelik eleştiriler arttı. Hatta birçok negatif toplumsal pratiğin dinden değil, gelenekten kaynaklandığı söylemi kuvvet kazanmaya başladı. Modern anlayışın yükseldiği böyle bir ortamda, eğlence biçimleri ilk önce ciddi bir direnç de göstermiştir. Nitekim o dönemde düğünler “mevlütlü” ve “çalgılı” şeklinde birbirinden farklılaşarak uygulama alanı bulmuştur. Tabii bu durum ilerleyen süreçte değişmiş; “ilahili” ve daha sonra “müzikli” düğünlere doğru evrilmiştir.

Bugün gelinen noktada, dünyada hâlâ etkisini göstermeye devam eden kültür endüstrisi, eğlenceyi de sektör haline getirmiş; eğlence de popüler kültürden etkilenmiş; böylece dünya ölçeğinde eğlenceler de birbirine benzemeye başlamıştır. Bunu daha çok küreselleşmenin önemli aparatları olan televizyon ve internet sağlamıştır. Bununla bağlantılı olarak AVM’lerdeki eğlence mekânlarının artması, insanların gündelik televizyon seyretme ve internette kalma süresinin arttığı oranda, eğlence endüstrisinde varolan tarzlara geçiş de giderek kolaylaşmıştır.

Bu tarihsel arkaplanın ardından, eğlence tarzlarının toplumu nasıl ve hangi noktalarda dönüştürdüğüne dair kısa analizler yapabiliriz. Ancak belki yazının sınırları açısından sadece birkaç faktörü ele almakla yetineceğiz.

1- Bireyselleşme: Birey, kendisini herhangi bir değerler silsilesine bağlı hissetmeme, cemaatten kopuş (bunu sadece dînî cemaat olarak algılamayalım), yalnızlaşma ve kendi kendini belirleme gibi niteliklere sahiptir. Son 40-50 yılda meydana gelen değişmeleri bile göz önüne aldığımızda, toplumda kolektiflikten uzaklaşarak yalnızlaşma, “ben”in merkeze alınması gibi olgusal durumlardan hareketle bir bireyselleşmenin olduğunu söyleyebiliriz.

Hiç şüphesiz bireyselleşmeyi oluşturan yegâne faktörün “eğlence” olduğunu iddia edemeyiz. Ancak yeni eğlence biçimlerinin bireyselleşmiş bir hayata uygun olduğunu söyleyebiliriz. Söz gelimi; giderek eğlence kültürünün bir parçası haline gelen ve magazin, eğlence boyutu ağır basan televizyon, insanları toplumdan (kolektiviteden) özel hücrelere yani kendi kapalı dünyalarına doğru yalıtmaktadır. Hatta evlerde artık 2. ve 3. televizyonların oluşu, bireyselleşmenin bir başka açıdan göstergesidir. İnternet ise, bireyselleşmeyi doruk noktasına çıkarmıştır. Bu, bir boyutuyla evdeki kolektiviteyi zayıflatmakta, diğer boyutuyla yalnızlaşmayı getirmektedir. Diğer yandan, bu durumun bir bakıma gelenekle modernlik arasındaki gerilime işaret eden ebeveyn ile çocuklar arasındaki mesafeyi artırdığı da söylenebilir. Artık aile ziyaretleri yapılmamakta, insanlar evde yalnız başlarına televizyon izlemekte ve interneti tercih etmekte, hatta misafirlerin yanına çocuklar “hoş geldin” demek için bile çıkmamaktadırlar. Bu, geçmişteki eğlence biçimlerine göre sosyalleşmenin de zayıfladığının bir işaretidir.

2- Sekülerleşme: Sekülerleşmenin farklı tanımları arasında belki burada öne çıkaracağımız niteliği; artık insanın yaptığı işte temel referansının dünya haline gelmesidir. Bu anlamda eğlence endüstrisinin oluşturduğu kültürün anahtar kavramları “para”, “dünya”, “kazanç”, “benlik” vb.dir.

Yukarıda televizyon programlarının büyük oranda eğlence formatına dönüştüğünü belirtmiştik. Söz gelimi; “Yemekteyiz” ve “Ne Giymeli?” türünden programların para kazanmak için katılımcılar arasında oluşturduğu kıyasıya rekabet ve kariyer üzerinde durulmalıdır. Birçok yarışma programlarında rakibi etkisizleştirme ve hatta itibarsızlaştırmaya dayanan içerik ve format belirleyicidir. Neticede salt maddî kazancın öne çıkarıldığı ve kıyasıya rekabet gibi kapitalizmin kurallarının işletildiği bir eğlence türüyle de karşı karşıya bulunmaktayız. Kafelerde geçirilen serbest zamanlar da birer “geyik muhabbeti”ne dönerek, insanları vakit bilincinden ve verimlilikten uzaklaştırmaktadır.

Buradaki temel sorun; yarışmalardan düğünlere, sinemadan gündelik eğlencelere kadar, dünyevîliğin öne çıkarılması, ulvî hedef ve gayelerin ıskalanmasıdır. Böylece eğlence, bütüncül bir hayatın içine “değer” olarak eklemlenememektedir.

3- Değersizleş(tir)me: Yukarıda geçmiş dönemdeki eğlencelerin, aynı zamanda kişinin zihin dünyasını da inşâ ettiğini belirtmiştik. Endüstrileşen ve böylece kapitalizmin belirleyiciliği altında işlemeye başlayan eğlence ise, bu değerler dünyası ve hiyerarşisini de alt üst etmektedir. Zaten geleneksel kültür ile modern kültür arasında bir gerilim ve bocalama yaşayan müslüman toplumlar, bu şekilde dönüşümlerini daha da hızlandırmaktadırlar. Eğlence ise bu içeriklerine hiç dikkat edilmeden alındığından, “zaten zararsız” gözüyle bakıldığından toplumları dönüştürme işlevi daha etkin olabilmektedir. “Zaten zararsız” mantığı, dönüşüm için de iyi başlangıç noktası ve zemindir denilebilir.

Bir eğlence aracı olarak sinema bu bağlamda tipik örneklerdendir. Öncelikle son 40-50 yıl içerisinde Hollywood yapımı filmlerin ekranlardaki görünürlüğü artmıştır. Üstelik toplumumuzdaki insanların beğenilerinde üst sırayı oluşturmaktadır. Bu, aynı zamanda üretilen yeni filmlerin de standardını belirler duruma gelmiştir. Bu filmler, Batı toplumlarına ait değerler ölçüsüne göre yapılmışlardır. Böylece Amerikan tarzı bir beğeni, hayat ve kültürün toplumda yaygınlaşması sonucunu doğurmaktadır. Bu kültür, bilhassa gençlerde topluma, dünyaya sorumlu bir varlık olarak ilgi duymayı azaltan hazcı ve nihilist tavırlar üretmektedir. Ayrıca aksiyon, hız ve şiddet gibi niteliklerin daha yoğun yer aldığı bu filmlerde istihlâk kültürü belirgindir. Diğer yandan filmlerde, “demon” zaferlerle donanabilmektedir. Böylece kişinin zihin dünyası bir başka biçimde inşâ olunmaktadır.

İnternet oyunları da yine “yok etme” ve “şiddet” üretimine çocukluktan itibaren insanları teşvik etmektedir. Televizyon eğlenceleri, şölenler, AVM eğlenceleri, insanın en önemli değerlerinden olan mahremiyet duygularını zayıflatabilmektedir. Ayrıca düğünlerin değişen içeriği de, bir sosyalleşmeyi sağlamak yerine “gösteriş”e doğru dönüşmektedir.

4- Kültürden Kopuş: Toplumları birbirinden ayırt eden unsur kültürdür. Kültür sayesinde müslüman, Batı ve Asya toplumları kendi karakteristiklerini muhafaza ederler. Ancak küreselleşme bu kültürlerin birbirine benzeşmesini sağladığı oranda kültürel kopuşlar da hızlanmaktadır.

Gündelik hayatta eğlence programlarının da etkisiyle biraz vulgerleşme söz konusudur. Televizyonda eğlence ve yarışma programlarına baktığınız zaman, rahat davranmak adına, samimiyet adına estetik davranışların kaybedildiği, bir vulgerleşmenin yaygınlaştığı görülmektedir. Öte yandan internet oyunları, farklı eğlence programları ve gündelik hayattaki eğlence biçimlerinin diğer toplumlara ve özellikle Batı’ya benzediği oranda, insanların bakış açılarının, sorun halletme biçimlerinin de giderek farklılaştığı söylenebilir. Kanaatimizce, kültürden kopuş diğerlerine göre kapsayıcı bir niteliğe de sahip olduğundan, diğer olumsuzlukları da tetiklemektedir.

Oldukça yoğun, kısa ve birkaç faktör üzerinden analiz etmeye çalıştığımız eğlence kültürü ve onun toplumda oluşturduğu dönüşümlere dair kurduğumuz cümlelerin her birinin daha da geniş açıklanması gerekmektedir. Bu dönüşümler bir boyutuyla batılılaşma serüveni, bir boyutuyla küreselleşme bir boyutuyla da toplumdaki insanların zihniyet dünyaları ve duruşlarıyla ilintilidir. Dolayısıyla bu konular üzerine yoğunlaşmak, bir farkındalık yaratma bağlamında anlamlı olacaktır. Fakat eğlence unsurlarının içeriğine dikkat edilmeden “zaten eğlence” mantığıyla alınması, bu farkındalığın yaratılmasını daha da geciktirecektir. Aslında eğlence en ciddi işlerden birisidir.

Kaynak: Din ve Hayat Dergisi 

Yazar: Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.