Bizim dünya görüşümüz neydi?

Bize gelince:

Bizim dünya görüşümüz neydi? Avrupa dünya görüşleri, sınıflı bir dünyada doğmuştu. İslâmiyet bütün insanlığa hitap eden tek dünya görüşü.

Temeli vahdet, sevgi, adalet. Bütün insanlar doğuştan müsavi. Fert İslâm’ı kabul ettikten sonra gerçek bir eşitlik olur bu. İnsanı, insan olduğu için Tanrı’nın halifesi kabul eder. Avrupa’nın hayâlini aşan bir rüyadır İslâm, bir fikir mimarîsidir. Müsavaat, kazanılmış, doğuştan edinilmiş bir haktır. Temeli adalettir. Hürriyete ihtiyaç yoktur. Nitekim hürriyet kelimesi çok geç çağlarda dilimize girer. Çünkü Türk-İslâm hürdür. Bu itibarla bizim dünya görüşümüz en az üç milletin elele vererek hazırladığı bir sistemdir. İslâm insanı değişiş halinde ele alır. Hakikatler insan zekâsı ile
büyür.Kur’an-ı Kerim’in ifşa ettiği hakikatlerin hududu yoktur.

Araplar, Türkler, İranlılar bu ezelî hakikatin şekillenmesinde fıkhıyla, sanatıyla elele vermiştir. İslâmiyet renk farkı, doğuş farkı tanımaz. Avrupa’nın toleransını İslâm gayet tabiî kabul eder, Mecusî’leri bile korumakta tereddüt göstermemiştir.

Hem dünyayı, hem ahireti kucaklayan, gerçek bir dünya görüşüdür. İslâmiyet’te sınıf farkı yoktur. Türk’ü maddede ve mânâda dünyanın efendisi yapan bu dünya görüşü, muhatabı ile beraber gelişir. Biz vakur ve fedakâr bir insan topluluğu iken, Avrupa’da sahneye çıkan burjuvazi bizi çökertmek için bütün gayretlerini harcayacaktı.

Dünyanın 2/3’ünü 1/3’ü için yakmış, yıkmış, politikadan ahlâkı tard etmiş bir tilki uygarlığıdır. Bir arslan medeniyeti, bir tilki uygarlığına yenildi. Uşakların ve kadınların zaferi. Burjuvazi bize mürebbiyeleri ile, aktrisleriyle ve elçileriyle sokuldu, yaltaklandı.Kemirdi ve yıktı. Tanzimat’tan sonra kendi kabuğuna çekilen sınıf-ı ulemâ, bu Yeçüş-Meçüş taifesinin zaferi karşısında afalladı. Ve tarih sahnesinden çekildi. Zaten tabiî müttefikleri de yoktu artık.

Devlet-i Aliyye’nin muharref Hıristiyanlık’tan alacağı hiçbir şey yoktu. Keşiş orduları habis menfaatlerle geliyorlardı. İslâm kanlarını alıp geri yolluyordu onları.

Avrupa hiçbir bâtıl’ını bize, boğazımıza sarılarak anlatamazdı. Kendi içimizden müttefikler buldu. Bir kısmımızı bir kısmımıza karşı büyüledi ve seferber etti. Intelijansya Rusya’da da Batılılaşan zümredir. Intelijansyamız Avrupa’nın yarım hakikatlerine inandı. Kendi hazinelerini hor gördü.Milton’un Hydparkta eteğinin feşafeşine âşık olduğu kadın gibi. İslâmiyet yekpâreliğini kaybetti.

İntelijansyamızın yerine gittikçe frenkleşen zümre geldi. Ama ebediyyen harabelerde yaşanmaz.Kaybettiği güneşin yerine bir kandil dikecekti. Avrupa’nın ideolojilerine dünya görüşü diye saldırdı. O zamana kadar tek kitaba inanıyordu. Halbuki
şimdi karşısında namütenahi kitaplar vardı. Doğru dürüst dilini de bilmiyordu Avrupa’nın bir concensus olmadan ne sanat, ne düşünce olur. Hepsi dünya görüşünden kaynak alırlar. Dünya görüşü olmadan tefekkür olmaz, sanat olmaz.
Intelijansya Batı’nın düşüncesini fethetmeden gözlerini kapadı. Ama düşünce kurudu, sanat yozlaştı. 1960’lara kadar Türkiye’de kendimiz olan hiçbir sanat ve düşünce yoktur. Cemiyet aynı değerlere inanmamaktadır.

Anomi 19. asırda sanayi inkılâbından sonra ortaya çıkar, anarşiden daha kucaklayıcı bir kelime.Toz halindeyiz, çamuruz. İçtimaî bir değerler manzumesi kurulamayacaksa, istikbâlimizin aydınlık olduğu iddia edilemez. Dostluğun yeşerebilmesi için cemiyetin müşterek değerlere inanması şarttır.

Bugün bütün dünya Avrupalılaşmıştır. Elbette Avrupa’yı tanıyacağız. İrfan insanlığın müşterek malıdır. Ama bilgi kendimizden başlar. Kendini tanıyan Rabbini de tanır. Kendi kıymetlerimizi bilmek, cemiyeti tek uzviyet halinde yaşatan, tarihî bir musikî haline getiren ecdadımızı bilmek gerek.

İdeolojilerle ölesiye bir kavga gerek.

Cemil Meriç – Sosyoloji Notları ve Konferanslar,syf299,301

Aldığım yer:Ali Can – Medeniyetimizin Öncülerinden 365 Fikir,syf.321-323

Yazar: Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.