Batı bilinçaltındaki ‘korku’nun esiri olarak saldırır Dünya’ya. Tüm amacı güç devşirmek, güçlü olmaktır. Bilimi doğaya; teknolojiyi insanlığa hakim olmak için üretir… F. Bacon’un İngiliz-Yahudi siyasetine çizdiği bilimle güç devşirme zihniyeti, K. Marx’ın işaret ettiği gibi, bilgiye emperyal bir form kazandırmıştı. B. Russell’in “Tüm modern bilimsel düşünce aslında kudret düşüncesidir; yani bilimsel düşünceyi harekete geçiren his kudret aşkıdır” derken kendi insanın bilinçaltındaki hakikat işaret ediyor gibidir. Bu zihniyette sevgi, saygı, merhamet, kısaca insanı insan kılan tüm değerler ‘manipülatif’dir; kendi başlarına değil, kullanım değerleri itibariyle dikkate alınırlar. Angloamerikan-yahudi zihniyetinde tecessüm eden, daha doğru bir deyişle, bu zihniyeti temsil eden ‘üst-insan’ın ana özelliği ne olabilir?
Russell bu soruya içten bir cevap veriyor: “Bilimin bir teknik olarak verdiği kudret İblis’e ibadet gibi bir fedakarlıkla, yani aşktan vazgeçmekle sağlanabilecektir”. Bundan dolayıdır ki Angloamerikan-yahudi medeniyeti yıkıcı, yokedici, insanı aşağılayıcı kısaca Eflatun’un [Platon’un] uğramadığı, aşktan yani hikmetten/irfandan yoksun bir İblis Medeniyeti’dir. Yakın tarihimizdeki olaylar, yukarıda çizilen çerçevenin ne kadar şaşırtıcı, İblisvarî bir şekilde uygulandığına tanıklık ediyor. İslam dünyası, bahusus Türkiye bir aşağılama konusudur batılı aydının kafasında. Top korkusunun muharrik gücü solukbenizlinin eline istediği, peşinde olduğu yıkıcı imkanları, techno-science’i vermiştir. Artık Tanrı’ya yakarmasına gerek duymadan, Tanrı’yı da fazla dikkate almadan, kin ve nefretini kusabilir: Saraybosnayı yıkabilir, Kabil’i bombalayabilir, Çeçenistanı yerlebir edebilir, Kudüs-i Şerif’i çiğneyebilir, Bağdad’ı aşağılayabilir… Ancak soru şudur: İblis’in asıl hedefi neresidir? Yanıt oldukça basit: Batı’nın hedefi korkusunun ana kaynağını yok-etmektir. Bunu yapamadığı müddetçe korkusunu yenemeyecektir. Batılı güçler I. Dünya savaşı sonunda buna kalkışmış, ancak Kurtuluş Savaşı’yla pılını-pırtını toplayıp ‘geldikleri gibi gitmişlerdi’. Fakat korku, korkanı korktuğu nesneyi nihai olarak ortadan kaldırmaya iter, sürükler. Korku neresidir: Korku, İstanbul’dur.
Öyle olmasaydı Fethin 550. Yıldönümünde ABD’nin Ohio eyaletindeki Grove City kentinde toplanan 43 bin Evangelistin ana konusu Fatih Sultan Mehmed ve İstanbul’un fethi olur muydu? Yukarıda denildiği gibi, Batılı adam korkularını yanına alarak gitmiştir yeni-dünyaya. Kendisine göre oldukça zayıf yerli ahaliyi, içindeki aşağılık duygularını bastırmak için doğramış, yok etmiştir. Güç biriktirdikten sonra artık hesabı kapatmaya, bilinçaltındaki korkularının kaynağını yoketmeye hazırlanmaktadır. Nitekim Kuzey Carolina’daki Wake Forest Üniversitesi öğretim üyesi Charles Kimball bu durumu açıkça ifade ediyor: “İslam, Hıristiyanlığı tehdit eden tek din. Bu bizim bilnçaltımıza işlemiş; kültürümüze kazınmış”. Fatih’e dil uzatıp Fethi karalamaya çalışan Evnagelistlerin bu tavrı ile Alman soyluları ve M. Luther’in tavrı arasında benzerlikler var: Alman soyluları ve Luther ‘dua’ için biraraya gelmişlerdi; Evangelistler ise ‘bed-dua’ için… Şöyle de denebilir: Alman soyluları ile Luther dil-duası için toplanmışlardı; Evangelistler el-duası yani savaş için… Çünkü savaş, el-duasıdır, elin-duasıdır; ama ‘bad-dua’dır.
Gavur’a kızmak doğru değil; çünkü onlar gavurluklarını yapıyorlar; bu onların doğası: Korkularını yenmek için tarihî hesaplaşmaya hazırlanıyorlar. El-duasına kalkışacaklar; ama bugün ama yarın… Asıl sorun: Fethin 550. Yıldönümünde içimizdeki Angloamerikan-yahudi devşirmelerinin anlamdaşlarıyla bir olup, hem de İstanbul’da Fatih’e dil uzatıp, Fethi karalamaya çalışmaları… Ne denir bilmem? Ama Marlowe’nin, “Yendiğini öldürmeden yaşatarak aşağılama konusu kılmak” ilkesinin herhalde anlamı bu olsa gerek…. Bu ilkeye şu da eklenebilir: Bir milleti bir kere değil, sürekli yenme hazzını tatmak için o milleti tarihine lanet etmeye alıştırmak yeterlidir.
İhsan Fazlıoğlu,Akıllı Türk Makul Tarih
Necmeddin-i Dâye [*****] çev. Halil Baltacı Necmeddin-i Dâye (ö. 654/1256) tasavvufun bir din yorumu…
Gazzâlî [*] çev. Osman Demir Gazzâlî (ö. 505/111) Allah’ı bilmenin imkânı ve yöntemi konusunda…
Gazzâlî [*] çev. Mahmut Kaya Te’vilin şartlarını tespit etmeyi ve iman ile küfür arasındaki…
Kilise babalarının en ziyade iltifat ettiği, teolojik ağırlıklı bir anlatıma sahip Yuhanna Incil’inin l’inci Bab’ının…
İçinde yaşadığımız dönemin hakim zihniyetini karak- terize eden en önemli hususlardan biri de, hiç şüphesiz,…
İçinde yaşadığımız dünya, bedensel varlığımız ve duygularımız zamanın eliyle şekillenir. Sabretmeyi, şükretme- yi, iyiliğin ve…