Yeni Birey,Yeni Dindarlık-1

Maddi zenginlik, yeni dindarlığın belirleyicisi olarak imkânların artmasını sağlarken, orta sınıf kültürüne yaklaşma­yı beraberinde getirir. Girişimci, bireyci, eğitimli, tüketimci, yeni iktisada uyumlu, İktisadî şartlarla İslâmî ilkeler arasında bağdaştırmalar yapabilen bireylerle, neoliberal kültür içinde doğmuş, aidiyetlerini buna göre belirlemiş, önceki dönemlerle bağını kesmiş gençler teşekkül ettirir yeni dindarlığı.

Geçiş dönemini idare eden, neoliberal kültüre İslâmcıları ve Müslümanları getiren neslin kabul ettiği dindarlık kriter­leriyle, bu kültür içinde yetişmiş gençlerin eğilimleri arasında belirgin farklar gözükmektedir.

Yeme, içme, giyinme, gezme gibi temel konularda “çeşitli­lik” ihtimali olmayan, tüketim kültürünü bilmeyen, az ile idare etmeyi öğrenen nesillere karşı neoliberal kültürde yine temel yeme, içme, giyinme ve gezme gibi konularda alternatiflere sa­hip, israf kelimesini bilmeyen, sürekli yeni olanı hedefleyen, kullanmak için değil, göstermek, görünmek için yaşayan bir kültüre tabi dindarlık, kısa ömürlü, göstermeye dayalı, toplu olarak yapılabilen, popülere endeksli, değişken, okumaya öğrenmeye değil dinlemeye, izlemeye odaklanmış, epistemolojik, metafizik ve ibadet yönü zayıf, kalitesi düşük daha çok “özel günler dindarlığı” biçiminde gelişmektedir.

Siyasal olanın etkisiyle şok, reflektif, rövanşist kimlikle “öç” almaya dayalı kamu dindarlığı her iki nesil için toparlayı­cı olarak yürütülmektedir. Kazanmaları koruma, Tek Parti ve 28 Şubat merkezli korku eşikleri arasında var olanı savunmaya dayalı bu yeni dindarlık iktisatla siyaseti, ritüellerle epistemo­lojiyi» görüntüyle mesajı aynı anda vermeyi amaçlar. İntikam duygusuyla dindarlık bir arada yürür.

Türkiye’nin genelinde dindarlar hem siyasi hem İktisadî hem de kültürel imkânlardan önemli ölçüde uzaklaştırılmışlardı. Bunun sınırları olacak elbette. Günün birinde bu insanlar gasp edilmiş ‘haklarını’ geri alacaklardı. Bu süreç bu iktidarla başlamış bir şey değil. Zaman zaman kesintiye uğrasa da son 50 -60 yılın hikâyesi budur (Özel, 2011).

“Mesaj dindarlığı” kamunun varlığı izah edebilir karakter­dedir: bu mesaj gerektiğinde bürokratik elite, tek parti zihni­yetine, devletin kılcallarına, yaşam tarzı tartışması açanlara kadar birçok kesime yöneliktir. İddialı giyim, sürekli tatiller, tüketim nesneleri, sokak iftarları, kandil ve özel günlerde yapı­lan kutlamalar dindarlık üzerinden sisteme “ben de varım” an­lamına gelirken, dindarlık üzerinden yürütülen siyasallık aslın­da “pasif meydan okuma” kaygısı da taşır. Dindarlığın zaman zaman televizyon yayınlarıyla devletin de ilgi alanına girmesi, uzun yıllar süren dindarlık karşıtlığının aslında devlet nezdin- de sona erdirildiğinin de göstergesidir. Devlet belirli sınırlar dâhilinde dindarlığı kabul ettiği gibi bunu yaygınlaştırmayı da uhdesine almıştır.

İslamcılığın Ekseninde Kültür Hareketi Olarak Dindarlık

İslâmcılığın, dindarlığın ya da muhafazakârlığın Cumhuriyet boyunca kazandığı anlamlar, yüklendiği işlevler değiştikçe, devlet ile Müslümanlar arasındaki ilişkiler ve siyasal boyutlar yeniden tanımlanmaktadır. İslâm’ın modernleşme süzgecin­den geçmesinden sonra, toplumsal bir hareket halini alabilme potansiyeli kültüreliiği öne çeker. Dindarlık aslında siyasalla­şan, devlete karşı iddiasını artıran İslâmcılığın kültürel vasfını ortaya koyar. Dini hareketin halkın nezdinde yaşayan İslâmîlik ile bütünleşmesi, ona yön vermesi, oradan bir takım metodo­lojik etkilenmelere girmesi yeni dindarlığın yönünü belirler.

Neoliberal dönemin Türkiye’de ilk izlerinin görüldüğü 80’ler boyunca aynı zamanda Afgan cihadı, İran Devrimi bir model olarak tesirini hissettirse de milletin benliğinde yaşayan ve ak­tarılan İslâm ile dini hareket manasındaki siyasallık bütünleş­meye, kültürel bir yönelime girmeye, özgürleşmenin getirdiği sahayı kaplamaya başlamıştır.

İslamcılığın ve belki de diğer dini hareketlerin kültürel boyuta geçmeye başlaması, taban bulması yeni “aktörlerin, kurumların, kamusal mekânların” oluşmasını (Göle, 2000,34) sağlamıştır. Bu süreç aynı zamanda siyasallık ile kültürel akıntının aynı nehirde buluşması, aynı havzada gelişmesi ma­nasına da gelir. İslâmcılığın, dini hareketlerin devlette karşılık bulması bu kültürellikle dolayısıyla 2000’lerde ayan beyan iz­lenen dindarlıkla mümkün olabilmiştir. Kemalizmin laiklikle ilintili olarak özel-kamusal alan ayrımını din için kullanması, dinin daha çok özel alanda, yani evin içine münhasır kılınması buradaki rövanşist, öç alma mantığını kültürellikle bağlantılı olarak tashih etmiş olur.

Kültürel alan aslında dinin kamuya çıkışını sağlamış, si­yasal manada dini hareketliliğin ve İslâmcılığın elini güçlen­dirmiştir. Yeni dindarlık bu manada yeni bir laiklik yorumu olarak şekillenir. İslâmî kıstasların dindarlık başlığı altında yaşanması, İslâmcılığın iktidardaki varlığını kuvvetlendirmiş, rahatlatmış dahası bu ayrıştırmanın getirdiği özgürlüğü sonu­na kadar kullandığı için talep etmiştir. Kültürel dindarlığın, 11 Eylül sonrasındaki İslâmcılık özelinde siyasal alanda da ortak olduğu temel anlaşmalardan bir tanesi İslâmî talepliliğin sade­ce “dindarlık” başlığı altında ve silik, kimliksiz, ehliyetsiz, flu biçimde ele alınması üzerinedir.

Dindarlığın boyutlarının simgesel, özel günlere has, göster­meye dayalı ve dönemlik olması, tatminin bu “yoğunlaştırılmış görsellik”le sağlanması, İslâmî bir dönüşümü, İslâmî bir hayat yaşama talebini tam manasıyla karşılamaz. Geçmişteki “İslâmî hayat” kaygısı ve talebi (Şişman-Barbarosoğlu, 2000, 120), bu­günkü görünür dindarlıkla aynı zemine oturur mu?

90’lı yıllarda kadınların başörtüleriyle kamuda gözükmesi, hak mücadelesini modern bir direniş hareketine oturtmaları, televizyonlardaki dini programlar, İslâmî hassasiyetle yoğrul­muş kültürel ve siyasal programlarla başlayan dindarlaşma de- jenarasyonu getirdiği eleştirilerine de muhatap olmuş; kadın­ların örtülerindeki değişim, televizyon kanallarındaki moda ve tüketim programlarıyla başlamıştır. (Şişman- Barbarosoğlu, 2000, 52) Dolayısıyla televizyon bir yanıyla dindarlığı yaygın­laştırırken öbür yanıyla deforme olmuş dini anlayışı da meşrulaştırmıştır. Buradaki kıstas tesettür, başörtüsü, türban gibi kavramların eşliğinde örtünmenin, İslâmî gerekliliklerin yeri­ne getirilmesinin ölçüsü, amacıdır. Takva, sadece örtünmenin değil (Barbarosoğlu, 2006, 104) belki tüm dinin merkezinde yer alması gereken kavram iken yeni dindarlıkta en son aranan nitelik haline gelmiştir.

Yeni dindarlık çok çeşitli siyasal ve kültürel gelişmelerin neticesinde ortaya çıkmıştır. Dindarlık kavramı bile kendi ba­şına bir mesele oluşturabilir. İslâmî yaşama ile dindarlık başlığı altındaki yaşayış biçimi arasındaki irtibatların her zaman çok sağlam olmayabileceği sadece modern dönemde değil, gele­neksel hayatta da kabul edilmiştir. Neoliberal dönemin “piyasa dindarlığı” “kamu dindarlığı”, “kent dindarlığı”, “görünür din­darlık”, “mesaj dindarlığı”, “zafer dindarlığı”, “organize dindar­lık”, “konfor dindarlığı”, “tüketici dindarlık”, bireysel değil “kitle dindarlığı”, “imkânlar dindarlığı”, “cemaat dindarlığı”, “aktivist- eylem dindarlığı” kategorileri bir bakıma aynı yere çıksa da aynı kültürün farklı versiyonları olarak şekillenir.

Kermeslerin yanında zekât, sadaka, kurban bağışları, yar­dım kampanyaları içinde “Allah rızası” barındırdığı oranda dindarlık alameti sayıldığı gerçeği bugüne özgü değil elbette. 27 Mayıs sonrasında keskinleşen cemaat-tarikat ayrışmaları İktisadî kaynak oluşturmak için bu tür etkinlikler düzenlerken, hedefi “cihat” olarak göstermişti. Aynı gelenek bugün İslâmî kimliği öne çıkarılmadan, insani, dindarane vasfıyla gerçekleştirilmektedir. Bu bakımdan organize olarak, cemaat ve kitle mantığı içinde gerçekleştirilen faaliyetler zaman zaman eylem ve aktivizmle farklı mecralara da kayar. Filistin protestosuna katılmak bu bağlamda günümüzde rahatlıkla bir dindarlık gös­tergesi olarak kabul edilip, sunulabilir.

Dini yayınları izlemek bir kitle işi haline gelip organize dindarlığın sonucuyken “Çanakkale gezisi” gibi dini içeriği tartışmalı etkinlikler neredeyse “ibadet saiki”yle yerine getiri­lebilmekte, “gösteremeye ve piyasaya” dayalı özelliği nedeniyle yeni dindarlığın en önemli öğeleri arasına yerleşebilmektedir. Kuşkusuz bütün bu organize, toplu dindarlıklar, geziler belirli bir ekonomiyi gerektirir. Dolayısıyla yeni dindarlık ekonomiye, gelir durumunun iyi olmasına bağlıdır.

Bize Özgü, Geleneksel Dindarlık

Geleneksel dindarlık “gizli-saklı” olana münhasırken, yeni din­darlık aleni olana aittir. Geleneksel dindarlığın ibadet, takva, züht eksenli niteliği neoliberalizmle gelişen görece ekonomik düzey karşısında önemsizleşmiş yeni dindarlık bu kavramları boşa çıkarmıştır. Çünkü “görünürlük” “dışarıda” yaşanan dini hayat, “ekranlara bağlanan, belirli bir ekonomik düzeyi gerek­tiren dindarlığın züht, takva içermesi mümkün değildir. Gele­neksel dindarlığın “mecburiyeti”, imkânsızlıklardan kaynakla­nan zorunluluğun sonucudur.

Kabul etmek gerekir ki Türkiye’de dini hayat, İslâmî algılar, İslâmî yaşam biçimi ve dindarlık çok farklı, çok renkli, kendi­ne özgü nitelikler taşır. Dinin hayata uygulanması konusun­da herkesin başvurduğu temel argüman “kalbin temizliğedir. Türkiye’de herkesin kalbi temizdir. Kalbi temiz olduğu için dinin “şablonik” kısmına takılan olmaz. Kalbi temiz tutmak (ihlas değil ama!), dine karşı, dinini yaşayanlara karşı hoşgörü göstermek, özel günlerde dini ibadetlere yer vermek ve insan­lara karşı “kötü fiillerde bulunmamak” Müslümanlığın yeter şartlarındandır. İhlas ve takvadan tamamen farklı “kalp temiz­liği” eksenindeki dini yaşama anlayışı “şiddetine” göre katego­rilere ayrılabilir.

Dindarlığı Unver Günay’ın ayrımına bağlı olarak beş şekil­de yapmak mümkündür. Buna göre: 1. Dinin emir ve yasakları­na sıkıca bağlı olup dinî gereklere sarılmış olan sofu, softa gibi “ateşli dindarlar. 2. Dini inanç ve gerekliliklere saygılı ve içten bağlı olmakla birlikte dini pratikleri gerçekleştirmede düzen­siz olanlar. 3. dini inançlara karşı az çok saygılı olmakla birlikte dini pratikleri sadece kolektif dindarlıkta gösteren “mevsimine göre dindarlar”. 4. dinî inançlara belli düzeyde saygılı davra­nırken dini pratikleri bazı durumlarda yerine getiren “oportü­nist dindarlar” 5. Son olarak ilgisiz dindarlık denebilecek, dinî inançlara karşı saygılı olmakla birlikte dinî uygulamaları ha­yatında hiç göstermeyen zümre bulunmaktadır. (Subaşı, 2004, 103 – 105)

Buradaki kategorilere bakıldığında Türk milletinin dini alandaki yerini tespit etmek tabi ki mümkün değil. Fakat yeni dindarlık esasında biraz da İslamcılıkla bağlantılı olarak bir “iddiayı kamuya taşımayla ilgilidir. Yaşanan İslâm ile dindar­lık arasındaki irtibat noktaları ne kadar sıkıysa yeni dindarlık ile İslâmcılık arasındaki bağlantılar da o kadar fazladır. Fakat hiçbir zaman İslâmcılık dindarlık değildir. Cemaat ve tarikat mensubu olmak dindar olmayı gerektirmez.

Hiçbir cemaat, tarikat ya da kliğe bağlı olmayan siyasal yönelimleri seçimden seçime gösteren geniş bir kesim pekâlâ geleneksel dindarlığı hali hazır yaşamaktadır. Cemaat ve tari­katların mensuplarını geceleri ibadete kaldırmaya yönlendir­meleri, siyasi iddia sahibi Müslümanların toplu sabah namazı kılmaları birbirine çok uygun düşer, takva ve züht boyutu örtüşürken; bütün bunlardan habersiz kendi halinde bir Müslümanın köyünde, kasabasında işrak namazından gönderme orucuna kadar yaşadığı dindarlık birbirinden hayli farklıdır. Yine teheccüt namazlarını aksatmayıp üç ayları tutan, yoğun bir siyasal yönelime sahip olan “yaşını başım almış” ev ha­nımları da bu gruplar arasındaki kesişimlerdendir, Türkiye’de dindarlığın siyasal boyuta taşınması, İslâm’ın kapladığı yerin genişletilip daraltılmasına bağlı olarak gelişebilmektedir. Gele- neksel dindar hayatı yaşayan, maddi durumu kısıtlı kesimlerin yeni dindarlığa tevessül etmesi mümkün değilken, aynı siyasal anlayışı, aktivizmi, psikolojik ve fikri düzlemi paylaştıkları da bir gerçektir. AK Parti iktidarının, İslâmcılığın iktidar deneyi­minin arkasında büyük oranda bu geleneksel dini hayatı yaşa­yan, züht, takva, ibadet eksenli dindarlığı barındıran kesimler bulunmaktadır.

Yeni dindarlığın bu aktif-pasif tarzın yanında farklı din­darlık kategorilerine bağlı açılımları vardır. Son yıllarda Müs­lüman okuryazarlar arasında dillendirilen “kimin daha fazla İslamcı” olduğu tartışmaları ya da “İslamcılıktan tekfir”in öl­çüsü ibadet değil; siyasallığa bağlı, “İslâmcı dil”dir.

Hele “namaz kılmayan İslâmcı”ların varlığının normalleş­mesi, İslamcılığın vaka-i âdiyesinden olmuştur. Bu bakımdan İslamcılığın Türkiye’nin kültür gündemine oturması, bir siya­sal hareket olarak kurucu ruh taşıyabilmesi evvela İslâmla olan bağlantısına bağlıdır.

Klasik dindarlık kategorileri sıralanırken kullanılan itikat, ibadet, ahlak ölçütlerine yeni dönemde aktivizm, protesto, tin­sellik ve siyasallık gibi eklemeler yapılırken yeni dindarlarda tüm kıstaslar birbirinden kopuk ve bağlantısızdır. Kaldı ki yeni dindarlığın bu bütünlükten yoksun bulunması, dindarlığın en düz tammındaki gündelik hayatın organizasyonu, zamanın bölümlenmesi, tercihlerin ve önceliklerin belirlenmesi konula­rında yavan kalmasına neden olmaktadır. Yeni dindarlık, siya­sal tepkinin ötesine geçebilmek için en azından gündelik hayat ve zaman organizasyonu konusunda tez sahibi olmalıdır. Fa­kat “beş vakit namaz kılanın” dindar kabul edilmesi İslâmcılık içinde bile normalleşmişken, İslâmcılığın “hayatı dizayn edebi­lecek” soluğu, kuvveti, membaı ufukta görünmemektedir.

Yeni Nesil Rasyonel Dindarlık, Özel Günler Dindarlığı

Yeni dindarlığın siyasal, İktisadî yönü bir tarafa itikadi bazı problemleri mevcut. Fakat burada mühim olan mesele dindarlığın iç ile ilgili mi yoksa dış ile ilgili mi olduğu sorusu. Dindar­lığın, imandan ayrı olarak Müslüman kavramı gibi “dışa” dö­nük bir yanı vardır. Dindarlık sadece içte değil dıştadır. Çünkü nıevlid gibi kültürel dindarlık alameti, içe değil dışa dönüktür. Bu yüzden dindarlığın dışa dönük kısmı çoğunlukla kültürel boyutuyla ilgiliyken genel planda dindarlık iç meseledir. (Be- şer, 2013a)

Dindar dini benimseyip, buna göre yaşayan kimseyi anlatır. Takva, ateşten korunmak için yapılan ibadettir. Ateşten ko­runmak ibadetin yanında İslâmî yaşamın, dilini bağlamadan harama sürükleyecek dünyevilikten imtina etmek manasına da gelir.

Dindarlığın derecesi, skalası yoktur. Dindar tarifi klasik manada Müslüman tanımına yakındır. Korku ile ümit arasında olmak dindarın değil Müslümanın tavrıdır aslında. Oysa moderniteyle bu birliktelik ayrışmaya uğramıştır. (Beşer, 2013) Müslüman kavramı siyasal veya dini bir ayrışmaya gitmeden tüm itikat, ibadet, ahlak kaidelerini üzerinde toplamış olma­sına rağmen modernleşmeyle gelişen siyasallık, yöntem fark­lılıkları bu ayrışmayı beraberinde getirmiştir. Dindarlık, iba­detler umumi manada sadece bireye özgü değil toplumu da ilgilendiren, diğer Müslümanlarla birlikte yapılması da gere­ken fiiller iken zamanla sekülerleşmeye bağlı olarak özel alana has kılınmaya çalışılmıştır.

İbadetlerin hatta İslâm’ın “Allah ile kul” arasına sıkışan, görünmez, gösterilmez, kamuya aktarılmaz, toplumla birlik­te yaşanmaz vasfı Türkiye’de tüm Cumhuriyet tarihi boyunca egemen fikir olarak yerini almıştır. Yeni dindarlık bu kanaatin “dinin vicdanlara sıkıştırılmaması” kaygısının sonucu olarak dini “dışarıda” yaşamaya şevketmiş, İslâm’ı dışarı taşırken, yeni bir dil, gösterge sistemi ve görünürlük kazandırmıştır. Bu siya­sileşmiş itikadi anlayış aşırılığı beraberinde getirirken Allah ile kul arasındaki bağ, toplum ile Allah arasına taşınmıştır.

Bu bakımdan yeni dindarlık İslâm’ın da öngördüğü “Allah ile kul arası’nı aşarak kuldan kula, yani yaşam tarzı tartışmalarının da işaret ettiği gibi Cumhuriyet tarihi boyunca İslâm’ı vicdanlara sıkıştırmak isteyen elitin, İslâmla mesafeli halk katmanlarının arasına taşımıştır. Böylece yeni dindarlık, ibadetlerin ruhuna dokunan bir dejenerasyonu, bidat sınırını da aşmıştır.

Dinin maneviyatla içselliği görüşünü aşmak dinin şeklî, şablonik ve dışa dönük yönünü öne çekmiştir. Gecenin bir ya­rısı kalkarak Rabbini anıp, namaz kılıp, gözyaşları içinde dua etmekten çok televizyon ekranları karşısında dini şovlarda, şiir, ilahi, mensur şiir, hadis ve olay aktarımı yoluyla, tüm iz­leyicilerle birlikte ağlamak yeğlenir. Bu kamusallıkta yaşanan dini atmosfer özel hayata yani televizyon ekranlarından çıkılıp gündelik hayata geçildiğinde kaybolmaktadır. Tatmin, doyum kalabalıklarla sağlanırken, kısa süreli bu vecd hali kitle din­darlığının özel günler dindarlığıyla birlikte yaşanmasını sağ­lamaktadır.

Yeni dindarlık iki tip “özel günler dindarlığı” içerir: Ramazanda, kandillerde “dışarıda iftar yapma”. Eşle, aile fertle­riyle bir cami, bir sokak, türbe ziyareti yapıldıktan sonra pahalı iftarla oruç açılır. Akşam namazından sonra bilhassa sanat fa­aliyetleri, ilahi fasılları, gösteriler izlenir, “huzurlu-hoş bir gün geçirildikten sonra” sahura ancak yetişilir.

Bir başka özel gün etkinliği ise özellikle kandil günlerinde yaşanan dindarlıktır. Kandil simidi ve oruç bir tarafa, günde­lik hayatında İslâmî yaşamaya dikkat etmeyen birçok kişinin o gece “sabahladığı” yaygın bir portredir. Vakit namazlarım eda etmediği halde o gün kaza namazı kılan, Kadir gecesinde oldu­ğu gibi sabaha kadar ibadet ettiği için yorgunluktan farz olan oruca kalkamayan insanların sayısı azımsanmayacak derecede çoktur. Bu “seramonik dindarlık” tüm sınıfları eşitleyecek de­recede baskın bir kültür olarak belirmiştir. Bilhassa lüks tü­ketime bağlı olarak dindarlık ölçütleri değişebilir. Semtlerden, tatillere kadar birçok alanda “dindar kesim”de de ayrışma ya­şanır. Kaygılar, ritüeller, görünürlük hatta gösteriş aynı kalmak kaydıyla sitelere, villalara, güvenlik görevlisi bulunan konut­lara yerleşen dindarların tatil mekânlarından restoranlara ka­dar birçok konuda ayrıştığı gözlenir. Dindarlık bu bakımdan bir statü üretmeye de başlamış, kendine farklı tabanlar, alanlar açmaktadır.

Gençliğin dindarlığı ilç ileri yaşlardaki isimlerin dindar­lıkları kuşak farklılığının Ötesine geçerek, kültür ve hassasiyet farklılığına kadar gitmektedir. Bu yeni gençlik yine dergiler, kitaplar, gazeteler takip edip siyasete yönelik bireysel irade or­taya koymaya çabalarken etkinlikler, aktivist gayretler, sinema ve edebiyat günleri gibi faaliyetler düzenleyerek mensubiyet zemini ararlar. Dolayısıyla yeni dindarlığın sınırlarına giriş ya­parlar.

Dindarlığın tanımı konusunda yeni dindar-İslâmcı genç­liğin kendine özgü izahları bulunmasına karşın, “rasyonel bir tavra sahip olma’yı da dindarlığın göstergesi saymaları yeni dindarlığın aktığı vadiyi netleştirin (Avcı, 2012)

Son yıllarda yapılan dindarlık araştırmalarında çıkan so­nuçlar yeni dindarlığın niteliklerini çok daha belirginleştirir. Dindarlığın kıstasları arasında namaz kılmak kadar dini top­lantılara katılmak, cemaat faaliyetlerini yerine getirmek önem­li bir dindarlık göstergesidir. “Dinin sadece tin olmadığı” yar­gısı belki de yeni dindarlığın görünmek, göstermek merkezli yapısının bir kanıtıdır. Her ne kadar yeni dindarlık daha dün­yevi, rasyonel olsa da türbe, kutsal nesneler, nazar boncuğu, fal gibi konularda geleneksel tüm inançları da taşıyabilmektedir. (Çarkoğlu-Kalaycıoğlu, 2009)

Yeni dindarlık yeni siyasal söylemlerin, İslâmcılık hareke­tinin bir unsuru olarak Neoliberal dönemde ortaya çıkmış yö­nelimdir. Halk İslâmî ya da geleneksel İslâm adı verilen “dip akıntı” hâlâ Türkiye’deki en etkin, en sarsılmaz İslâmî anlayış olarak yerini muhafaza eder.

Devamı için bkn:

http://ilimcephesi.com/yeni-bireyyeni-dindarlik-2/

 

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*