Yasin Pişgin Hoca’dan, Mehmet Okuyan’a Reddiye…

Yasin Pişgin Hoca'dan, Mehmet Okuyan'a Reddiye...

Şimdi diyor ki;

“Kur’an’da kabir azabını ima eden bir ayet yok…”

Haydi sünnetteki meşhur pek çok rivayeti bir kenara bırakalım da tam da onun dediği gibi Kur’an penceresinden kabir azabına bakalım…

Öncelikle ifade etmem gerekir; “kabir hayatı” (ya da kabir azabı ve mükâfatı) simge bir kavramdır. bu kavram; bir kabri olsun olmasın, kabrinde çürümüş bulunsun ya da bulunmasın insanın ölümünden, kıyamet için dirileceği zamana kadarki metafizik hayatını ifade eder. yani öldün mü geriye dönemezsin. dünya yaşamı ile senin ruhun arasında artık aşılması imkânsız bir perde var demektir. bu perdenin adı “berzah”tır. bu perdenin ardındaki hayat ise kıyametle başlayacak ahiret hayatından başka bir şey olup “berzah âlemi” diye isimlendirilir. ayetle sabit inanmazsan/inanırsan bak…

“Nihayet onlardan birine ölüm gelince, “Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım” der. Hayır! Bu, sadece onun söylediği (boş) bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar (devam edecek, dönmelerine engel) bir perde (berzah) vardır.”

Diyor ki; “berzah hayatı diye bir şey yok.”
ama ayet “var” diyor. üstelik ayet; Allah’ın, berzahta bulunan ve dünyaya geri dönmek isteyen bir insanla konuştuğunu bize haber veriyor.yani adam ölmüş, ama şuuru, muhasebesi, temennileri halen dipdiri. Allah’a yalvarıyor; “ne olur Allah’ım beni geri döndür” diye.

Hadisleri şimdilik bir kenara bırakalım desem de bir hadise atıf yapmadan geçemeyeceğim. bu bahsettiğim berzah hayatı ya cennet bahçelerinden bir bahçedir; ya da cehennem çukurlarından bir çukur. böyle buyuruyor efendimiz…

Her ne kadar biz hissedemesek de şehitler diridirler ve Allah’ın katında rızıklandırılırlar (Âl-i İmrân, 3/129). yani sen bir şehide “ölü” dediğin an, yani şu an o, diri ve nimetlendiriliyor… işte cennet bahçelerinden bir bahçe…

Allah buyuruyor ki; Firavunu ve ailesini çok kötü bir azap kuşattı (Mü’min, 40/46). nedir bu kötü azap???

şimdi Allah’a kulak ver: “(O azap öyle bir) ateş ki, onlar sabah akşam ona sunulurlar. Kıyametin kopacağı günde de, “Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun” denilecektir” (Mü’min, 40/47). işte cehennem çukurlarından bir çukur…

Şimdi azizim!

ayette iki azaptan bahsediliyor: birincisi; kıyametin kopuşundan önce firavun ve avanesinin sabah akşam maruz kaldıkları azap… işte bu bildiğimiz ve itikat ettiğimiz kabir azabı…
ayetin ikinci cümlesi ise ayette ” اَشَدَّ الْعَذَابِ” “en şiddetli azap” olarak ifade edilen cehennem azabı. o, zaten malum…
şimdi elini vicdanına koy da karar ver…

Kur’an’a göre kabirde bir sevap, bir azap ve bir hayat nasıl oluyor da olmuyor???

el-insaf…

Şimdi mesele “basit bir kabir azabı inkarı” meselesi değil. mesele bir çırpıda; Kur’an, sünnet ve sebîlu’l-mü’minîn potasında vücut bulan on dört asırlık birikimi alaşağı edip yok saymak. mesele yeni bir din restorasyonu…

Acı olan ise konuyla ilgili ayetlere eklektik, parçacı, samimiyetsiz ve bütünsellikten uzak bir şekilde yaklaşmak ve milletin gözünün içine baka baka asırların akidesini inkar etmek…

Vâkıa suresinin son sayfasında Aziz ve Celil olan Allah; can gelip de boğaza dayandığı zaman, ölünün yakınlarının bakıp kalacağını, o an kendisinin (ve ruh kabzeden meleklerin) ölüye, dostlarından daha yakın olacağını ifade ediyor (Vâkıa, 56/83-88) ve üç ölüm şeklinden bahsediyor:

bunların ilki; فَأَمَّا إِنْ كَانَ مِنَ الْمُقَرَّبِينَ فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ “Eğer (ölen kişi) Allah’a yakın kılınmışlardan ise, ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır” (Vâkıa 56/88-89). Ayetin metninde ilginç olan husus, ölümden sonra başlayan rahatlık ve nimet sürecinin “hemen meydana gelmek”i anlamını içeren “tâkibiye fâsı” ile gelmesidir. buradaki rahatlık ruh kabzının kolaylığına; güzel rızık olarak meallendirilen “reyhan” ise cennete girmeden mazhar olunan nimete delalet ediyor. cennet ise “takibiye vav”ı ile üçüncü sırada zikrediliyor.

ikincisi; وَأَمَّا إِنْ كَانَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ فَسَلَامٌ لَكَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ “Eğer (ölen kişi) Ahiret mutluluğuna ermiş kişilerden ise, kendisine, “Selâm sana Ahiret mutluluğuna ermişlerden!” denir” (Vâkıa, 56/90-91). bu ölü ortalama bir mümin ki; selamete erdi. bunun için; ilkinde kullanılan övgü ve nimetler zikredilmedi ama bu da selamete erdi.

üçüncüsü ise; وَأَمَّا إِنْ كَانَ مِنَ الْمُكَذِّبِينَ الضَّالِّينَ فَنُزُلٌ مِنْ حَمِيمٍ وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ “Ama haktan sapan yalancılardan ise, işte ona da kaynar sudan bir ziyafet; bir de cehenneme atılma vardır” (Vâkıa, 56/92-94). bu ölü için “takibiye fâsı” ile zikredilen “kaynar sudan ziyafet”; cehennemin dışında gerçekleşen bir cezadır. cehenneme girmek “tasliyetü cahîm” ifadesiyle geliyor. yani cehenneme girmek kaynar sudan sonra; kaynar su ise cehennemden önce…

Şimdi zikredeceğim iki ayet Vâkıa 92-94’ün adeta tefsiridir: وَلَوْ تَرٰى اِذْ يَتَوَفَّى الَّذٖينَ كَفَرُوا الْمَلٰئِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَاَدْبَارَهُمْ وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَرٖيقِ “Melekler, kâfirlerin yüzlerine ve artlarına vura vura ve “haydi tadın yangın azabını” diyerek canlarını alırken bir görseydin” (Enfâl, 8/50; Bkz. Muhammed, 47/27). lütfen meleklerin; “haydi tadın yangın azabını” ifadesindeki azaba ve bu sözün ölüm esnasında söylendiğine dikkat edelim. yani azap ölümle birlikte başlıyor…bir tutam arapça bilgisi, bir parça insafı olan herkes ayetlerin açık bir şekilde cennet ve cehennemden önce ödül ve cezanın olduğunu anlamakta zorlanmaz.

Önceki yazımızda şehitlere “ölü” denmemesi gerektiğini, onların diri bir şekilde Allah’ın katında rızıklandırıldıklarını ifade eden ayetlerden bahsetmiştik. “onların diriliği ve nimetlendirmeleri kıyamet koptuktan sonradır” diye yorumlar yapılmış.

azizim! kıyamet “ba’s” ile (yani ölümden sonra dirilişle) başlıyor. o zaman herkes diri, yalnız şehitler değil. o zaman pek çok mümin rızıklandırılıyor, yalnız şehitler değil… “onlara ölüler demeyin” hitabı bize dünyada yöneltiliyor, ahirette değil. hasılı biz burada; onlar da orada diriler… ya da biz burada ölüyüz; onlar orada diriler…

Allah yolunda can veren kişinin böyle mükâfatı olur da; onun canını alan zalim (ve her türlü zulmü icra eden), ruhlar âleminde mışıl mışıl uyur mu???

el-Cevap: اِذِ الظَّالِمُونَ فٖى غَمَرَاتِ الْمَوْتِ وَالْمَلٰئِكَةُ بَاسِطُوا اَيْدٖيهِمْ اَخْرِجُوا اَنْفُسَكُمْ اَلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ “Zalimlerin şiddetli ölüm sancıları içinde çırpındığı; meleklerin, ellerini uzatmış, “Haydi canlarınızı çıkarın! Bugün aşağılayıcı azap ile cezalandırılacaksınız” diyecekleri zaman hâllerini bir görsen!” (En’âm, 6/93). daha azap ölüm anında başlıyor ve melekler “bugün” derken ölüm ile başlayan zaman dilimini zikrediyorlar. “aşağılayıcı bir azapla cezalandırılacaksınız” derken de acaba hangi azabı kastediyorlar?

Şimdi soralım; nasıl oluyor da Kur’an’da kabir azabı olmuyor???

Bir de dedi ki;
“Öyle kabrin başında telkinmiş, Kur’an okumakmış…
bunlar boş şeyler…”
Ölüler bunları duymazmış…

O halde niçin Hz. Peygamber Bakî’ kabristanlığına her girdiğinde; السَّلَامُ عَلَيْكُمْ دَارَ قَوْمٍ مُؤْمِنِينَ، وَإِنَّا إِنْ شَاءَ اللهُ بِكُمْ لَاحِقُونَ “Ey mü’minler topluluğunun yurdu! Allah’ın selamı üzerinize olsun. (yakında) biz de size katılacağız” (Müslim, Nesâî, İbn Mâce, İmam Mâlik) diye onlarla muhatap sigasıyla selamlaştı.

Ya da Bedir savaşından sonra müşriklerin cesetlerini bir çukurun içine doldurup da onlara; فَإِنَّا قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا، فَهَلْ وَجَدْتُمْ مَا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّا “Biz Rabbimizin bize vaadettiğini (zaferi) hak olarak bulduk; siz de Rabbinizin size vaadettiğini (azabı) hak olarak buldunuz mu?” diye sordu. Hz. Ömer مَا تُكَلِّمُ مِنْ أَجْسَادٍ لاَ أَرْوَاحَ لَهَا؟ “ruhu olmayan cesetlerle ne konuşuyorsun” dediğinde, Allah Rasulü; وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ، مَا أَنْتُمْ بِأَسْمَعَ لِمَا أَقُولُ مِنْهُمْ “Muhammed’in canını elinde bulunduran Allah’a yemin olsun ki; onlar sizden daha iyi duyarlar (siz onlardan daha iyi duyamazsınız) (Buhârî, İbn Mâce)” buyurmadı mı?…

İstifini bozmadı; hadisleri duymadı
Besbelli paradigmasına uymadı…

Doç. Dr. Yasin PİŞGİN Hoca

Gelen arama terimleri:

  • yasin pişgin
  • yasin pişgin kimdir
  • yasin pişkin kimdir
  • yasin pişgin yazıları
  • mehmet okuyan sapıklıkları
  • yasin pişgin twitter
  • yasin pişkin
  • yasin pişgin makaleleri
  • pisgin
  • yasin pişgin kim

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Yasin Pişgin Hoca’dan, Mehmet Okuyan’a Reddiye…” için 4 yorum

  • Orhan

    (21 Ekim 2016 - 00:50)

    Allah ilminizi daha kuvvetli eylesin inşallah. Hurmetlerimle

  • İpek

    (01 Şubat 2017 - 01:14)

    Allah sizlerden ve sizin gibilerden razı olsun ( amin)Ne kadar da güzel bir şekilde açıklıyorsunuz Hakk’ı ve hakikatleri.Allahin selamı üzerinize olsun.

  • Fahrettin kaldırım

    (01 Şubat 2017 - 01:56)

    Arkadaşlar vakia suresini baştan sona bütün olarak okuyun anlarsınızki Allah kıyamet kopup insanların yeniden yaratıldığı günü üstüne basa basa tekrar tekrar anlatıyor ve bunun kabir azabıyla hiç alakası yok istediğiniz meallere bakın kendiniz görün ap açık yasin hoca hatalı görürsünüz…

  • serife sogut

    (02 Şubat 2017 - 15:17)

    Mü’min Suresi ilk Ayet 40/45 .ikinci ayet 40/46 olmalı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*