Yasa Koyucunun Şeriatı Vazetmedeki Amacı

 

eş-Şâtıbî

Endülüs’ün yetiştirdiği son alimlerden Ebû İshak İbrahim b. Musa eş-Şâtıbî (ö. 790/1388) dil, fıkıh ve usûl alanında birçok eser telif etmiştir. Bunların arasında fıkıh usûlüne dair el-Muvâfakât adlı eseri en meşhur ve özgün olanıdır. Bu eserinde Şâtıbî fıkıh usûlünü yeniden kurmaya çalışmış ve bu çalışmasında “makasıdü’ş-şeria”yı (şeriatın amaçlarını) temel norm olarak tespit etmiştir. İslam şeriatının din, hayat, nesil, akıl ve maldan oluşan beş ana değeri korumayı hedeflediğini belirten Şâtıbî her türlü hüküm, uygulama ve ictihadın, bu değerleri koruduğu düzeye göre değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Aşağıda onun bu mealdeki görüşleri tercüme edilmiştir:

————

Şeriatın getirdiği yükümlülükler, onun insanlarla ilgili amaçlarını gerçekleştirmek içindir. Bu amaçlar üç kısımdır:

1. Zarurî amaçlar

2. İhtiyaç derecesindeki (hâcî) amaçlar

3. Tamamlayıcı (tahsînî) amaçlar

Zarurî amaçların anlamı bu amaçların din ve dünya menfaatlerinin gerçekleşmesi için vazgeçilmez olmasıdır. Öyle ki bu amaçlar kaybedilirse dünyada işler düzgün bir şekilde yürümemekle kalmaz; düzensizlik, kavga ve ölümler meydana gelir; ahirette ise kurtuluş ve (ebedi) nimet elde edilemez ve oraya açık bir kayıpla dönülür.

Bu amaçların gerçekleşmesi iki tür şeyle olur:

1. Bu amaçların ana unsurlarını ayakta tutan ve temellerini sağlamlaştıran yükümlülükler. Bunlar bu amaçları var etmek için konulmuştur.

2. Bu amaçlarda meydana gelen veya gelmesi muhtemel olan zayıflıkları ortadan kaldıran yükümlülükler. Bunlar bu amaçları yok olmaktan korumak için konulmuştur.

İman, kelime-i şehadeti söylemek, namaz, zekât, oruç, hac ve benzeri temel ibadetler dini var ederek koruma amacına yöneliktir. Yiyecek, içecek, giyecek, mesken ve benzeri âdetlerin yerine getirilmesi hayatı ve aklı var ederek koruma amacına yöneliktir. Muamelât nesli ve malı var ederek koruma amacına yöneliktir… İyiliği emretme ve kötülüğü yasaklama ilkesinin kapsadığı cezalar bütün temel faydaları yok olmaktan korumaya yöneliktir…

Muamelâtla ilgili hükümler insanların birbirlerinden faydalanmasını düzenlemeye yöneliktir; mesela mal, menfaat veya cinsel yönden faydalanma üzerine yapılan sözleşmeler aracılığıyla hakların bedelsiz veya bedel karşılığında el değiştirmesi gibi.

Suçlar söz konusu temel faydaları yok eden şeylerdir; bu sebeple onların bu yok ediciliğini gideren ve o faydaları telafi eden cezalar konulmuştur; mesela hayatı korumak için kısas ve diyet, akıl ve nesli korumak için belirli had cezaları, malı korumak için el kesme ve tazminat ödeme gibi cezalar vazedilmiştir.

Zarurî amaçların toplamı beştir. Bunlar din, hayat, nesil, mal ve aklın korunmasıdır. Bu amaçların bütün dinlerde gözetildiği söylenmiştir.

İhtiyaç derecesindeki amaçların anlamı şudur: İstenilen şeylerin elde edilememesi sebebiyle ortaya çıkan zorluk ve sıkıntıya çoğunlukla yol açan darlığın genişletilmesi ve kolaylığın sağlanması yönünden bu amaçların korunmasına ihtiyaç vardır. Bu amaçlar gözetilmediği zaman insanların çoğu bundan dolayı zorluk ve sıkıntı çeker; ama bu sıkıntı genel (zarurî) faydaların kaybıyla oluşması âdet üzere beklenen bozukluğun seviyesine ulaşmaz.

Bu amaçlar da (zarurî amaçlar gibi) ibadet, adet, muamelât ve cezalarda gözetilmiştir. İbadetlerde bunun örneği hastalık ve yolculuk sebebiyle ortaya çıkan zorluğu hafifletici ruhsatlardır. Âdetlerde bunun örneği av, yiyecek, içecek, giyecek, mesken, binek ve benzeri helâl olan güzel şeylerden faydalanmanın mubah/serbest kılınmasıdır. Muamelâtta bunun örneği emek-sermaye ortaklığı (mudârebe), ziraat ortaklığı (müsakat) ve selem sözleşmesinin meşru kılınmasıdır… Cezalarda bunun örneği karinelerin belli şartlarda delil kabul edilmesi, diyetin âkıleye ödetilmesi, zanaatkârların (üzerinde çalıştıkları mala) verdikleri zararın tazmin ettirilmesidir.

Tamamlayıcı (tahsînî) amaçların anlamı şudur: Güzel alışkanlıkları kabul etmek ve akl-ı selim sahiplerinin kendilerine yakıştıramadığı kötü alışkanlıklardan uzak durmak; “güzel ahlak” ifadesi bunları kapsar.

Tamamlayıcı amaçlar da önceki iki grup amacın gözetildiği konularda gözetilmiştir. İbadetlerde bunun örneği necasetlerin/pisliklerin temizlenmesi, genel olarak temizlikle ilgili bütün hükümler, avretin örtülmesi, güzel giyinme, nafile sadaka ve ibadetlerle Allah’a yaklaşma ve benzeri hükümlerdir. Âdetlerde bunun örneği yeme ve içme adabı, necis ve zararlı yiyecek ve içeceklerden, israf ve cimrilikten uzak durmaktır. Muamelâtta bunun örneği necis/pis şeylerle ihtiyaç fazlası su ve ot satımının yasaklanması, köleleri hürriyetine kavuşturma ve buna yol açan kitabet sözleşmesi, köleyi azad etme vasiyeti ve benzeri hükümlerdir… Cezalarda bunun örneği savaşta kadın, çocuk ve rahiplerin öldürülmesinin yasaklanmasıdır… Az sayıda verilen bu örneklerden onlarla aynı anlamda olan diğerleri hakkında fikir edinilebilir. Bu örnekler zarurî ve ihtiyaç derecesinde olan temel faydalara eklenen güzellikleri gerçekleştirmeye yöneliktir; çünkü bunların olmaması zarurî veya ihtiyaç derecesinde olan bir şeye zarar vermez; bunlar daha iyiyi ve daha güzeli gerçekleştirmeye yönelik hükümlerdir…

Tamamlayıcı olması sebebiyle, bu mahiyette olan her amacın bir şartı vardır: Asıl amacı ortadan kaldırmaya yol açmaması…

Bu husus şöyle açıklanabilir: Hayatın korunması genel ve önemli bir amaçtır; edep ve görgü kurallarına uymak ise tamamlayıcı mahiyettedir. Necasetten/pislikten uzak durmak edep ve görgü kuralları çerçevesinde, güzel alışkanlıkları yaymak için gözetilen bir amaçtır; ancak zaruret durumunda hayatın kurtarılması necis/pis bir şeyi yemekle mümkün oluyorsa bu şeyi yemek ölüme tercih edilir.

Bunun gibi satım sözleşmesinin kendisi zaruridir; (satılan nesneyle ilgili) belirsizlik ve bilgisizliğin giderilmesi ise tamamlayıcı mahiyettedir. Eğer belirsizliğin tamamen ortadan kaldırılması şart koşulsaydı alışveriş kapısı kapanırdı. Bunun gibi kira sözleşmesi de zarurî ya da ihtiyaç derecesinde bir muameledir; bedellerin karşılıklı değişimine konu olan (ıvazlı) akitlerde bedellerin sözleşme anında hazır bulundurulması tamamlayıcı mahiyette bir faydadır. Aynî malların satımında bu şart kolayca yerine getirilebildiği için selem sözleşmesi dışında, sözleşme anında var olmayan bir malın satılması yasaklanmıştır. Ancak kira sözleşmesinde bu mümkün değildir. Bu sözleşmede (kiralanan nesneden elde edilecek olan) menfaatin (meselâ kiralanan evde oturmanın) sözleşme anında var ve hazır olmasının şart kılınması bu muamelenin ortadan kalkmasına yol açar. Halbuki kira sözleşmesine ihtiyaç vardır. Bu sebeple, bedel sözleşme anında var veya hazır değilse de kira sözleşmesi yapmak caiz kılınmıştır. Aynı anlayış (yani caiz olmayan bir şeyin daha önemli bir amaç için caiz kılınması) bir hastalığın tedavisi için cinsel uzuvlara bakmanın caiz olmasında da geçerlidir…

Bunun gibi, zalim yöneticilerle birlikte cihad etmek alimler tarafından caiz görülmüştür. Mâlik b. Enes: ’Bunun bırakılması Müslümanlara zarar verir’ demiştir. Cihad zaruridir; onun bir yönetici tarafından yapılması da zaruridir; ama yöneticinin adaletli olması zaruri olanı tamamlayıcı mahiyettedir. Tamamlayıcı olan asli olanı ortadan kaldırıyorsa ona itibar edilmez. Bu sebeple Hz. Peygamber’den zalim yöneticilerle beraber cihad etmeyi emreden hadisler rivayet edilmiştir. Kötü yöneticilerin arkasında namaz kılma emriyle ilgili rivayet de böyledir. Çünkü bunun bırakılması cemaatle namaz kılma sünnetinin bırakılmasına yol açar. Cemaatle namaz kılma ise dinin emrettiği şiar/alamet niteliğinde ibadetlerden biridir. Yöneticinin adaletli olması ise bu emri tamamlayan bir husustur. Tamamlayıcı (bir unsurun bulunmaması) sebebiyle asıl ortadan kalkmaz.

Bunun gibi, namazın rükünlerinin tam olarak yerine getirilmesi zaruri bir amaç olan namazın aslını tamamlayan hususlardır. Bu rükünlerin tam olarak yerine getirilmesi namazın kılınmasını imkânsız hale getiriyorsa tamamlayıcı hususlar düşer; mesela hasta ve aciz olan kimsenin halinde olduğu gibi. Ya da bu rükünlerin tam olarak yerine getirilmesi önemli ölçüde zorluğa yol açıyorsa, bunu yapamayandan zorluk kaldırılır ve bu kişi ruhsatın izin verdiği ölçülere göre namazını kılar. Avret yerlerinin örtülmesi namazı tamamlayan/güzelleştiren hususlardandır. Ancak bu emir her hal ve şartta geçerli olursa avret yerlerini örtecek elbise bulamayan kişinin namaz kılması imkansızlaşır. Bunun gibi, şeriatta hepsi aynı esasa bağlı sayısız örnek vardır.

Şâtıbî 1417/1997. el-Muvâfakât, (nşr. Meşhur b. Hasan), Huber, Dar İbn Affan, II, s. 17-30.
Çeviren: Mehmet Boynukalın

Bize Yön Veren Metinler,Cilt.2

Derleyen:Alev Alatlı

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*