Uykunun Niteliği ve Mahiyeti, Hikmeti ve Faydaları

Mesalih

Uyku İle İlgili Düzenlemeler

Uykunun Niteliği ve Mahiyeti, Hikmeti ve Faydaları

İnsan ve her canlı zorunlu olarak uykuya ihtiyaç duyar. Bu, hiçbir canlının, uyanık olduğu zamanki hareketlerinin yorgunluğundan kurtulmak, gücünü yeniden kazanmak ve bununla temel unsurlarının kalı­cılığını sağlamak için az ya da çok uykudan pay almak­sızın varlığını devam ettirememesi sebebiyledir. Aşırı bir şekilde uykusuz kalındığında, işin sonunda insanın hareketleri durur, yaşlığı kurur. Bunun delili, şiddetli bir uykusuzluk durumunda insana; organların eriyip gitmesi, cildin kuruması, gözün kayması, nefsin arzusunun tükenmesi ve bu olumsuzlukların insanda kalıcı olması, insanın onlardan kurtulamaması durumunda kendisini çabucak yok olmaya sürüklemesi gibi, bi­linen kötü belirtilerin, kötü arazların ilişmesidir. Be­denden başa doğru yükselen ve içini dolduran nemli buharın yükselmesi, organları nemlendirmesiyle uyku arız olur. Beden gevşer ve buhar insanı uyutur. Uyku­nun maddesi nemdendir. Bedeni daha nemli olan her kimsede uyku daha baskın, o kimsenin uykudan aldığı pay daha çoktur. Bundan dolayı bedenlerinde nem/ yaşlık baskın olduğu için çocuklar gençlerden daha fazla uyur. Genel anlamda kadınların bedenlerindeki fazla nemden dolayı erkeklerden daha çok uyumaları, ihtiyarların bu nedenle daha çok uyumaları da böyle­dir. Ancak ihtiyarların bedenlerindeki nem asli değil, ârizidir. Bu yüzden uykuları zayıftır. Onların uykularının büyük bir kısmı kendilerini ağırlaştıran tam bir uyku değil, uyuklama şeklindedir. Bundan dolayı aynı şekilde tabiatları kara safra özelliği gösteren ve kuru olan kimseler kendilerinde nemin baskın olduğu kimselerden daha az uyurlar. Aşırı ve güçlü bir uykusuzluk da ancak kendilerine akciğer zarı iltihabı (zatülcenp) ve benzeri kuru sıcak hastalıkların isabet ettiği kimselere arız olur.

Uyku Vakitlerinin Düzenlenmesi, Uykunun Halleri ve Çok Uyunması Durumunda Ortaya Çıkan Zararlar

Uykunun anlattığımız nitelikteki faydaları çok olsa da bunlar ancak, uyku bedenin ve sağlığın de­vamı için ihtiyaç duyulan ölçüde olduğunda elde edilebilir. Aşırı gidilerek çok uyunur ise ve yeterli miktar aşılırsa, yeterli miktarda uyunduğu zaman söz konusu olan faydalara denk büyüklükte bazı zararlar ortaya çıkar. Bunlar, bedenin gevşemesi ve ağırlaşma­sı, yüzün kırışması ve canlılığının gitmesi, duyuların yorulup zayıflaması, organların kendine ağır gelen ve hareketlerini kesen fazla nemle dolması gibi zararlardır. Belki de bu, salgıların ısınıp hastalıkların ortaya çıkmasına, ezberleme, anlayış, zekâ ve zihin gibi nef­sin üstün güçlerinin aptallaşmasına da yol açar.

Durum böyle olunca, bedenin faydasına önem veren her kimsenin uyku vakitlerinin seçiminde uykunun yöntemini, uykuda elde edilen durumları, uyunması gereken süreyi iyi ayarlaması gerekmektedir. Bunda insanların tabiatlarının farklı olmasından dolayı bilinen kesin bir ölçü yoktur. Çünkü onlar­dan kimisi bir miktarla yetinirken başkaları yetinememektedir. Ancak genel olarak şöyle denilebilir: Yaş bakımından uykunun düzenlenmesi söz konusu olduğunda, çocuklar besinlerin hazmedilmesi ve be­denlerinin büyümesinde gençlerden daha fazla uy­kuya ihtiyaç duyarlar. Bunun ardından gençler yaşlılardan daha fazla uykuya muhtaçtır. Çünkü sıcaklık ve kuruluk gençlerin bedenlerine baskın gelmiştir. Dolayısıyla onlar bedenlerini nemlendirmek ve az uyuyarak bedenlerinin kuruluğunu artırmamak için uykuya ihtiyaç duyarlar. Yaşlıların uykuya ihtiyaç­ları ise böyle değildir. Çünkü onların bedenlerinde fazladan olgunlaşmamış nem vardır. Onların bedenlerinde uyuduklarında yediklerini hazmetmelerini sağlayacak sıcaklık yoktur. Uyku onların bedenlerine ağır gelen, organlarını gevşeten bu nemliliği artırır bu yüzden çok uyumak onlar için uygun değildir.

Yılın mevsimlerine göre uykunun düzenlemesine gelince, insan kışa göre yazın daha fazla uykuya ihtiyaç duyar.

Bu, sıcaklık ve kuruluğun günlerin uzun olduğu yaz mevsiminde bedene baskın olmasındandır. Zira bu durumda insan uyanık olduğu zamandaki hareketleriyle yorulur ve uyku ile bedenini derleyip toparlamaya, rahatlatmaya ve kuruluğunu nemlendirmeye ihtiyaç duyar. Yeterli miktarda uyunduğu takdirde uyku bedenin bu mevsimdeki ilacıdır. Mevsimin mizacı açısından bakıldığında ise sonbaharda ilkbahara göre daha fazla uykuya ihtiyaç duyulur. Ancak bu çoğunlukla bedeni ağırlaştırır. Bu durumda sonbaharda fazla uyumak övülen bir şey değildir. Kışın ise günlerin kısalığından ve havanın soğuk olmasından dolayı uykuya fazla ihtiyaç duyulmaz. Vücut, gecenin bir bölümünde yeterli miktarda uykuyla yetinmeye hazırdır. İnsan tabiatı, kış gecelerinde sıcaklığın derinliklere girmesinden ve oradaki buharları hareket ettirmesinden dolayı vücudu uykuya iter, ilkbaharda tabiat uykuya daha meyilli olur. Çünkü bedenin nemi bu mevsimde dağılır. Uykuya neden olan buharlar olarak bedene girer. Böylece özellikle kendilerinde nemin baskın olduğu çocuklar ve gençler uykuyu arzular. Bu yüzden ilkbaharda uyumak lezzetli bir besine, yazın uyumak ise ilaca benzer.

Gece ve gündüz bakımından uykunun düzenlenmesine gelince, tabiat itibarıyla uyku için uygun vaktin ancak gece olduğu bilinmektedir.

Çünkü gece soğukluğu ve karanlığı tabiat ola­rak uyutucudur. Gece uyumak tabii bir şeydir. Gündüz uyumak ise farklı ve arazi bir şeydir. Çünkü Al­lah, geceyi dinginlik ve rahatlık, gündüzü ise hareket ve dönüp dolaşma için yaratmıştır. Nitekim O “Allah geceyi ve gündüzü yarattı ki geceleyin dinlenesi­niz, (gündüzün) O’nun fazlu kereminden (rızkınızı) arayasınız” (Kasas; 73), “Geceyi bir örtü yaptık, gündüzü de çalışıp kazanma zamanı kıldık” (Nebe; 10- 11) buyurmuştur. Gece ve gündüz uyku düzenine gelince, gece uyumak söz konusu olduğunda, insan uykusuz kalmaya alışmış ve bazı gecelerini sohbetle, konuşmayla ya da herhangi bir ihtiyacı ile geçirmeyi âdet edinmiş ise bunu gecenin ortasında değil ilk kıs­mında yapmalıdır. Çünkü gecenin ortası karanlığın koyulaştığı ve gerçekten gece denilen vakittir. Gece uyumak beden için bunun dışındaki vakitlerde uyumaktan daha faydalı ve bedenin beslenmesinde, güç­lenmesinde daha önemlidir. Aynı şekilde bazı gecelerde uykusuz kalan insanın da seher vaktinde fecrin doğuşundan önce uyuması gerekir. Çünkü gecenin sonu ile günün başlangıcında uykusuz kalmak beden için iyi değildir. Zira bu vakitteki uykusuzluk bedeni zayıflatır ve kurutur. Bundan dolayı bütün sağlıklı ve hasta kimselerin tabiatı bu vakitte kestirmeye ve bir parça uykuya meyleder. Bu yüzden tabiata huyunun aksine birşey yüklememek gerekir.

Gündüz uykusuna gelince, bu konuda en uygun olan gün ortası vakitlerinde uyumaktır. Bu da zeval vaktidir. Çünkü bu vakit gündüzün gücünün bittiği, insanın hareket ve yorgunluk bakımından son noktaya ulaştığı, istirahat ve derlenip toparlanmaya ihtiyaç duyduğu bir vakittir. Bu yüzden bu vakitteki uyku en iyi uykudur. Gündüzün iki tarafı yani sabah ve akşam uykusu ise övülen bir şey değildir. Çünkü günün başlangıcı Güneş’in doğuşunun, can­lıların hareketinin, güçlerin bedenlerinde hareket etmesinin, evrendeki her şeyin başlangıç vaktidir. Dolayısıyla bu vakitteki uyku tabiatların aksine bir şeydir, tabii şeylerin ters yüz edilmesidir. Zira insan bu sabah vaktinde uyumaya alıştığı zaman nefsin ve bedenin güçlerinde gevşeklik ortaya çıkar ve bedenin rengi bozulmaya yüz tutar.

Hem hükümdarlar için hem de halk için, işlere başlamak için en uygun vakit günün başlangıcıdır. Akşam ve Güneş’in batışına yakın olan zamanlar ise günün geceye bitişen son kısmıdır ve bu vakitlerde ki uyku geceleyin olan tabii uykunun vaktine olup onu bozar. Bu da bedene zarar verir.

İnsanın hallerine göre uykunun düzenlenmesinde ise, uykunun, tabiatın iyi bir hazım için güçlenme­si amacıyla yemeğin ardından olması gerekir. Daha öncesinde besinlerin gerektiği şekilde sindiriminin ancak uyku ile olacağını söylemiştik. Çünkü içgü­düsel sıcaklık uyku vaktinde bedenin derinliklerine ulaşır. Dolayısıyla uyanık olunan zamandaki hareket ve tasarrufların olmadığı bu vakitte beden, besinlerin hazmı için uygun hale gelmiş olur. Hazımdan başka bir işi de olmaz. Uykunun rahatlama ve derlenip to­parlanma için çok yürüme ile ortaya çıkan hareketin ve yorgunluğun ardından olması gerekir. Uykunun övüldüğü haller sıkıntı ve korku halleridir. Çünkü bu iki hal insanın kalbinde sıcak, tuhaf ve sıkıntı ve­rici bir harekete neden olur. Uyku bu sıcaklığı azaltır ve bu hallere kaynaklık eden şeyleri güçlendirip artı­racak düşünceleri engeller.

Gece ve gündüz uyku vaktinin miktarı ile ilgi­li olarak şöyle demiştik: İnsan tabiat ve âdetlerinin farklılığından dolayı bunun sınırlandırılması nere­deyse imkânsızdır. Ancak genel bir hükümle bütün tabiatlar için bazı şeyler belirlemek mümkün olabilir. Buna göre uyku gece ve gündüzün üçte biri kadar olmalıdır. Günün diğer üçte ikisinde ise uyanık olun­malı ve üstünlüklerin elde edilmesi, din ve dünya faydasına olan şeylerin yerine getirilme­si için tasarrufta bulunulmalıdır. Bu, beden ve nefsin fiillerinin yönetimi hakkında konuşanların hükmet­tikleri bir şeydir. Aynı zamanda aklın ve düşüncenin gerektirdiği bir şeydir. Çünkü uyanıklık hayat sahibi olmak ve hissetmektir. Uyku aklı ve hissi atıl bıra­kır. Bu durumda değerli şeylere ayrılan vakit değersiz şeylere ayrılan vakitten daha çok olmalıdır.

Uykuda dikkat edilmesi gereken en güzel tedbir­lerden biri de uyuma şekilleri ile uykudan uyanma durumudur. Çünkü her canlı türünün, uykunun şekli noktasında neredeyse kendisinden başka hiçbir şey için geçerli olmayan bir alışkanlığı vardır. Bu şe­kil ve heyetin ancak bir faydadan dolayı o canlıya verildiği bilinmektedir. Zira Allah abes bir şey yaratmamıştır. İnsan uyanıklık ve uyku durumunda organlarını açma ve kapama, öne getirme arkaya götürme gibi nasıl arzu ediyorsa o şekilde hareketi mümkün kılacak bir terkipte yaratılmıştır. Bununla, insanın fiillerini tamamlayabilmesi amaçlanmıştır. Uyku şekillerinden tercih edileni sol tarafa yatıp diz­leri karnına ve ardından göğse çekmektir. Bu uyku şekli, bağırsakların ısınması, besinlerin hazmedilmesi ve iç organların korunması bakımından daha önemlidir. Bu, çoğunlukla dört ayaklı canlı türleri­nin uyku şeklidir.

Ancak uyku için belirlenmiş şekil bu olsa da, in­sanın değiştiremeyeceği bir alışkanlık haline gelecek kadar belirli bir uyku şekline alışması doğru değildir. Belki onun bedeninde alışkın olduğu şeklin aksi bir tarzda uyumaya zorlayacak bir hastalık ortaya çıkar. Bu durumda alıştığı uyuma tarzından vazgeçmesi zor olur, yeni tarzdan rahatsız olur, ona çok dayanamaz. Sağına ya da soluna yatmak, sırt üstü uzanmak, yas­lanmak, kollarının üzerinde dinlenmek ya da boylu boyunca yatmak gibi bütün uyuma tarzlarına alışıp sonra bu şekillerden birine ihtiyaç duyduğunda o şe­kilde uyumak ona daha kolay gelir.

İnsanın uyandırılırken korkuyla kalkmaması için, bağırmakla değil de onun hissedeceği bir hareket veya sesle yumuşak ve yavaş bir şekilde kaldırılması gere­kir. Uykusundan uyandığında da yapacağı işler için acele ederek yatağından çabucak kalkmaması, aksi­ne tam olarak uyanabilmek için yatağında kalması ve bütün duyularının uyanmasını beklemesi gerekir. Zira insan nefsi dalgalıdır ve organları uykusu esna­sında gevşer. Uykudan sonra güçleri ona yavaş yavaş döner. Uyandırılırken sert davranıldığında ya da uyanmasının hemen ardından uyanıkken yaptığı fiilleri yapmak için acele ettiğinde bu hal nefis ve bedenine büyük zararlar verir. Özetle, insanın tasar­rufunda bulunan tabii fiillerinden her birinin ancak tedricen ve sıra ile aksine dönmesi gerekir. Çünkü bu, sağlığın korunması bakımından daha uygun ve daha alışkın olunan bir şeydir.

Uyku konusunda riayet edilmesi gereken yön­temlerden biri de yatılan yerin düz, yumuşak ve uykuyu mümkün kılacak rahatlıkta bir yatak olma­sıdır. Çünkü yatak düz olursa yumuşaklığından do­layı dokunma duyusu için daha haz verici olur. Eğer yatak sert olursa dokunma duyusuna sıkıntı verir ve az da olsa onu acıtır. Bu acı, ağrı cinsinden olursa kolay uyumaya engel olur. Ağrının kolay uyumaya engel olması ise gözle görülen bir şeydir. Bu yüzden düz olmayan bir yerde uyumanın bedeni zayıflattığı söylenmiştir. Çünkü bu beslenme duyusunu ve iyi uykudan alınacak payı engeller. Besinlerin kötü sin­diriminden dolayı uykuya engel olan şey zayıflamaya yardımcı olur. Gündüzleri de yerin sertliği bedene ulaşıp da dokunma duyusu bu sertlikten sıkına çek­mesin diye koltuk ve yatak gibi şeylerin düz olanlarına oturulması gerekir. Bunlar uyku düzeni konusun­da yeterli olan bilgilerdir.

Ebû Zeyd el-Belhî, Mesâlihu’l Ebdân ve’l-Enfüs, Beden ve Ruh Sağlığı, s. 261-278.

Gelen arama terimleri:

  • gündüz uykusunun mahiyeti
  • uykunun hikmeti

Yazar Hakkında: Yusuf Aslan

Tarih talebesi ve ilme pek meraklı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*